Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
H
ANASAYFA
ARŞİV
GİRİŞ
KAYIT
imamhatip.com
>
İslâm
>
Hadis-Sünnet
>
Buhari ve Fihristi
(Moderatörler:
pozitif
,
MuH@CiR
) >
86- KİTABU'L-HUDUD
Sayfa: [
1
]
Aşağı git
« önceki
sonraki »
Favorilerime Ekle
Yazdır
Gönderen
Konu: 86- KİTABU'L-HUDUD (Okunma Sayısı 473 defa)
maesselame
86- KİTABU'L-HUDUD
: 08 Mart 2007, 16:56:09
Prof. Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 1642
Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik
Sert Cezalar Kitabı
1- SAKINILAC AK SINIRLAR BABI 2
1 Hudûd, Hadd'in cem'idir. Hadd, men' etmek, sınır koymak ma'nâlanna gelir. Başkalarını içeriye girmekten men' ettiği için Arablar kapıcıya "Haddâd" derler. Tarlaları birbirind en ayıran sınırlarla devletler arasındaki sınırlara "Hudûd" denilmesi bundandır. Kitâblarda görülen ta'rîfler, efradını cami' ağyarını mâni', yânı birşeyin bütün ma'nâlarını toplayıp başka ma'nâların o ta'rîfe girmesine mâni' oldukları için, onlara da mantıkta "Hadd" denilir. Şerîat örfünde ise "Hadd", Allah için bir hakk olarak ta'yîn olunan ceza ve ukubettir . Bu haddin zina, iftira, şarâb içme, hırsızlık ve kati gibi cürümlere âid olan nevi'leri vardır. Şu âyetlerdeki Hudûd, cürüm ve ma'siyet ma'nâsinadır:
".„ Bu hükümler, Allah 'in sınırlarıdır. Sakın onlarq yaklaşmayın... " (el-Bakara: 187); "... Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Onları geçmeyin. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, işte onlar zâlimlerin tâ kendileri dir" (el-Bakara: 229); "... Kim Allah'ın hududunu aşarsa, muhakkak ki kendisine yazık etmiş olur... " (et-Talâk:
0-
2 Bâzı nüshalarda "Kitâbu'I-hudûd ve mâ yuhzeru mine'l-hudûd" şeklinde gelmiştir ki, "Hudûd hükümleri ve sakınılacak sınırlar kitabı" demek olur. Buhâ-rî bu bâbda hadîs zikretmed i. . ..
2- BÂB: HAMR (YÂNI ŞARÂB) İÇİLMEZ
İbn Abbâs da:
Zina sırasında zina eden kimseden îmân nuru çekilip çıkarılır, demiştir 3.
1-.......Bize el-Leys, Ukayl'den; o da İbn Şihâb'dan; o da Ebû
Bekr ibn Ab dir rahman'dan; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti. Ra-sûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Zina eden kişi zina ettiği sırada mii'-min olduğu hâlde zina edemez. İçki içen de içki içtiği sırada mü'min olarak içemez. Hırsız da hırsızlık yaptığı sırada mü'min olduğu hâlde hırsızlık edemez. Yağmacılık yapan kimse de insanlar gözlerini ona doğru yükseltip bakarlark en (yânî insanların gözleri önünde) yağmacılık ettiği zaman mü 'min olarak yağmacılık ve çapulculuk edemez"*.
Ve İbn Şihâb'dan; o da Saîd ibnu'l-Müseyyeb'den ve Ebû Sele-me'den; onlar da Ebû Hureyre'den; o da Peygamber(S)'den '"Çapulculuk" fıkrası müstesna, bundan önceki hadîsin benzerini rivayet etmişlerdir.
3 el-Müstemlî'nin rivayetin de bu başlık, "Bâbu'z-zinâ ve'l-hamr = Zinâ ve şarâb içmenin hükmü babı" şeklindedir. İbn Abbâs'ın bu sözünü Ebû Bekr İbn Ebî Şeybe îmân Kitâbı'nda rivayet etmiştir.
4 Bunun bir rivayeti Eşribe'de de geçmişti. Müslim de bunu Eşrİbe'de rivayet etti. Orada da bildirild iği üzere şârih İbn Battal şöyle demiştir: İçki İçmek hakkında gelen haberler içinde en şiddetlisi, bu Ebû Hureyre hadîsidir. Çünkü hacete zikredile n dört günâhı işleyenlerden bunları işledikleri sırada îmân şuurunun kendileri nden gittiği haber verilmiştir ki, zahire göre bu çok ağırdır...
Haricîler, tebliğin zahirine tutunup büyük günâhları haram olduklarını bilerek işleyenleri tekfir etmişlerdir. Sünnet ehli âlimleri ise buradaki îmânı kemâle hamledip "Büyük günâhları işleyenlerin îmânı tam ve kâmil olmaz" suretinde tefsir etmişlerdir. Şârih Hattâbî de: "İçki içmeyi ve diğer günâhları halâl sayarak işleyenler mü'min olmaz" diye te'vîl etmiştir.
3- İÇKİ İÇENİN DÖVÜLMESİ HAKKINDA GELEN ŞEY BABI
2-.......(Buradaki iki yoldan) bize Katâde,'Enes ibn MâIik(R)'ten
tahdîs etti ki, Peygamber (S) şarâb içme suçunda, yapraklan soyulmuş hurma deyneği ve na'llerle (yânı ayakkabılarla) dövme cezası uygulamıştır. Sonra Ebû Bekr de içki içer kimseye kırk deynek vurmuştur 5.
4- HADDİN EVDE VURULMASI NI EMREDEN KİMSE BABI
3-.......Ukbe ibnu'I-Hâris (R) şöyle demiştir: en-Nuaymân yâ-
hud en-Nuaymân'ın oğlu içki içmiş olarak getirildi . Peygamber (S) evde bulunan kimselere onu dövmelerini emretti.
Ukbe dedi ki: Bu emir üzerine onu dövdüler, ben de onu na'llerle dövenler içinde bulundum 6.
5 Bu hadîs alkollü içki içene şer'î ceza olmak üzere deynekie dövme uygulandığına açık bir delildir. Müslim Hudûd'da bunun birkaç rivayetin i getirmiştir.
6 Bu hadîs hadd'in bazen evlerde de yapılabileceğine delâlet etmiştir. Bunun bir rivayeti Vekâlet'te de geçmişti.
5- (İÇME SUÇUNDA) YAPRAKLARI SOYULMUŞ HURMA DEYNEKLERİ İLE VE NA'LLERLE DÖVME BABI
4-.......Bize Vuheyb ibn Hâlid, Eyyüb'dan; o da Abdullah ibn
Ebî Muleyke'den; o da Ukbe ibnu'l-Hâris(R)'ten şöyle tahdîs etti: Pey-gamber(S)'in huzuruna Nuaymân yâhud Nuaymân oğlu sarhoş olarak getirildi . Bu kendisine çok ağır geldi de evde bulunan kimselere onu dövmelerini emretti. Oradakile r onu hurma deynekler i ve na'llerle dövdüler. Ben de onu dövenler arasında idim 7.
5-.......Bize Katâde tahdîs etti ki, Enes ibn Mâlik (R): Peygamber (S) şarâb içmede hurma dallan ve na'llerle dövme cezası uyguladı, Ebû Bekr de kırk deynek vurdu, demiştir 8.
7 Bu da aynı hadîsin başka yoldan gelen bir rivayetid ir.
8 Buhârî bu hadîsle içme suçunda hurma deynekler i ve na'llerle dövmekle yetinmeni n cevazına işaret etmiştir. Nevevî de: Âlimler hurma deyneği ve na'llerle ve elbise uçlanyla dövmekle yetinmek üzerinde ittifak ettiler, demiş; sonra da: En sahîh olan kamçı İle dövülmesinin cevazıdır, demiştir (Aynî).
6-.......Ebû Hureyre (R) şöyle dedi: Peygamber(S)'in huzuruna şarâb içmiş bir kimse getirildi . Peygamber (orada bulunanla ra):
— "Bunu dövünüz!" buyurdu.
Ebû Hureyre dedi ki: Artık bizden eliyle döven, ayakkabısı ile döven, ihramı ile döven kimseler vardı. Dövme işi bitince toplulukt an bâzı kimseler bu adama:
— Allah seni hor ve zelîl kılsın! dediler. Peygamber:
— "(Hayır) böyle söylemeyiniz! Bu adamın aleyhine şeytâna yardım etmeyiniz!" buyurdu 9.
7-.......Bize Ebû Husayn tahdîs edip şöyle dedi: Ben Umer ibn
Saîd en-Nahaî'den işittim, şöyle dedi: Ben Alî ibn Ebî Tâlib(R)'den işittim, şöyle dedi: Ben herhangib ir kimseye hadd vurup da onun ölmesiyle nefsimde üzüntü duymuş değilimdir. Ancak böyle bir üzüntüyü içki içen kimse hakkında duymuşumdur. Şayet içki içen kimse hadden dolayı ölseydi, muhakkak ben onun diyetini verirdim. Bunun da sebebi şudur: Çünkü Rasûlullah (S) içki içenin haddi hakkında bize sabit bir aded kaanûnlaştırmamıştır 10.
9 Hadîste o sarhoşun dövülmesi emredildiği hâlde, dayak mikdân bildirilm emiştir. Şarâbın harâmhğı Kur'ân ile sabit olduğu için, şarâbın azı da cezayı gerektiri r. Diğer içkilerde ceza haddi sarhoşluk derecesin e göredir. Hadîsin sonunda Peygamber'in horlamayı nehyetmes i, mü'minin horlanmasına şeytân sevindiği içindir.
10 Hadîsin sonundaki "Lem yesünnehû" cümlesinin ma'nâsı. Rasûlullah bu konuda sabit bir sayı ta'yîn ve takdir etmedi demektir. İbn Mâce'nin Sünen'ınde şu ziyâde vardır: Alî: Muayyen bir sayı ile vurduğumuz hadd bizim kendi icti-hâdımızdır, dedi. Bu hadîsle bu ziyâde sarhoşa sabit olan cezanın gayrı muayyen olarak bir mikdâr dövmekten ibaret olduğunu göstermektedir. İmâm Şafiî: "Eğer şarâb içen kişi el ile, libâs ile dövülerek ta'zîr edilir de ölürse, imâma bir mes'ûliyet sabit olmaz. Eğer kırbaçla döğmüş ise diyetini öder" demiştir.
8-.......es-Sâib ibn Yezîd (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) zamanında, Ebû Bekr'in emirliğinde ve Umer'in halifeliğinin baş tarafında bize şarâb içmiş olan sarhoş getirilir di de, bizler ona doğru kalkar, ellerimiz le, ayakkabılarımızla ve ridâlarımızla döverdik. Umer'in emirliğinin sonunda, Umer sarhoşa kırk deynek vurdu. Nihayet insanlar içki içmek ve fesâd çıkarmakta ileri gittikler i zaman, Umer sarhoşlara seksen deynek vurdurdu n.
6- ŞARÂB İÇENE LA'NET ETMENİN MEKRUH OLMASI BABI
Çünkü o kimse içki içmekle İslâm Dîni'nden dışarı çıkıcı değildir 12.
11 Bunun ma'nâsı şudur: Umer zamanı Irak ve Şâm fethedili nce insanlar bu sulak, münbit, yaşayışı rahat, üzümleri ve meyveleri bol yerlerde yaşamağa başladı. Böyle refah artınca da şarâb içenler çoğaldı. Bu sebebden dolayı Umer içenlere ağır basmak ve onları bu fiilden men' etmek maksadıyle içme cezasını artırdı.
12 Bulıân bu başlığı, içene la'net etmeyi nehyeden hadîsle "İnsan içerken mü'mİn olduğu hâlde içmez" hadîsi arasını uyuşturmak maksadıyle getirmişe benziyor. ..
9-.......Bize el-Leys tahdîs edip şöyle dedi: Bana Halîd ibn Ye-
zîd, Saîd ibn Ebî Hilâl'den; o da Zeyd ibn Eslem'den; o da babası (Umer'in hizmetçisi olan) Eşlem el-Habeşî'den; o da Umer ibnu'l-Hattâb(R)'dan şöyle tahdîs etti: Peygamber (S) zamanında Abdullah isminde bir adam vardı. İnsanlar tarafından "Hımâr ( = Eşek)" lakabı ile lakablandınurdı. Bu zât Rasûlullah'ı arasıra güldürürdü. Peygamber bu adama, şarâb içtiği için deyneklem e cezası uygulamıştı. Bir gün bu Abdullah yine huzura getirildi, Peygamber deyneklen me-sini emretti, o da deyneklen di. Toplulukt an birisi:
— Yâ Allah, şu adama la'net et, içki yüzünden ne kadar da çok huzura getiriliy or! dedi.
Bunun üzerine Peygamber:
— "Ona la'net etmeyiniz! VAllahi kesin olarak bilmişimdir ki bu zât muhakkak Allah'ı ve Rasûlü'nü sevmekted ir" buyurdu 13.
10-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Peygamber(S)'e sar-
13 Bu Abdullah şen, şakacı ve horlamala ra aldırmaz bir kimse olup, kendisine "Eşek" denilmesi nden de hiç kızmazdı. Abdullah'ın bâzı hâl ve hareketle rine Rasûlullah gülerdi. Şârih Kirmânî onun garîb hareketle rinden birini şöyle bildirir: Abdullah bir gün veresiye bir tulum yağ, bîr tulum da bal satın alıp bunları Peygamber'e getirerek hediye etmiş. Bir müddet sonra yağ ve bal sahibi gelip bunların bedelini isteyince, Abdullah adamı yanma alıp Peygamber'e getirmiş ve: Yâ RasûlAllah.bu adama yağ ve balın parasını ver! demiş. Rasûlullah da bu hâle gülmüş ve mal sahibinin isteğinin verilmesi ni emretmiştir. Peygamber'İn şehâdeti veçhile vicdanı Allah ve Rasûlullah sevgisiyl e dolu olan Abdullah'ın bu rind-meşreb hâli ve vak'alan hep böyle latîf idi. Peygamber onun bu işlerine tebessüm edip gülerdi, islâm ahlâkçıları bu hadîse tutunarak âlimler ve emirler huzurunda kıymetli fıkralar söyleyerek onları güldürüp eğlendirmenin caiz olduğunu istidlal etmişlerdir.
hoş bir adam getirildi . Peygamber onun dövülmesini emretti. Artık bizden kimimiz onu eliyle dövüyor, kimimiz ayakkabısıyle dövüyor, kimimiz de elbisesiy le dövüyordu. Dövme işi bitince içimizden bir
adam:
— Buna ne oluyor! Allah bunu zelîl kılsın! dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah:
__"Kardeşinizin aleyhinde şeytânın yardımcıları olmayınız1"buyurdu 14.
7- ÇALARKEN HIRSIZIN HÂLİ (NASIL OLUR) BABI
11-....... Bize Fudayl ibn Gazvân, İkrime'den; o da İbn Ab-
bâs(R)'tan tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Zina edici kişi zina ettiği sırada mü'min olduğu hâlde zina edemez. Hırsız kişi de hırsızlık ettiği sırada mü'min olduğu hâlde hırsızlık yapmaz!"15.
8- İSMİ AÇIKÇA SÖYLENMEDİĞİ ZAMAN HIRSIZ KİŞİYE LA'NET ETMEK BABI 16
14 Bu hadîsin bir rivayeti yakında geçti.
15 Hadîs, başlıktaki kısaltılmış ifâdeyi açıklamaktadır.
16 Buhârî bu başlıkla, muayyen içkiciyi la'net etmekten nehy ile burada getireceği hadîs arasını uyuşturma cihetine işaret etmiş gibidir.
12-.......Bize (Süleyman ibn Mihrân) el-A'meş tahdîs edip şöyle
dedi: Ben Ebû Salih'ten işittim; o da Ebû Hureyre(R)'den ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Allah şu hırsız kişiye la'net etsin ki, o bir miğfer çalar da o sebeble eli kesilir, bir ip çalar da o yüzden eli kesilir!"
el-A'meş: Ebû Hureyre'nin bu hadîsini rivayet edenler, hadîsteki "Beyda" lafzının harbde başa giyilen demir miğfer olduğunu, ipin de en az kıymeti birkaç dirheme müsâvî olan nevi'den değerli birşey olduğu görüşünde bulunurla rdı, demiştir 17.
9- BÂB: HADDLER BİR KEFFÂRETTİR
13-.......Ubâdeibnu's-Sâmit(R) şöyle demiştir: Bizler bir mecliste Peygamber(S)'in yanında idik. Bizlere şöyle buyurdu: "Benimle şu şartlar üzere bey'at ediniz: Allah'a (ibâdette) hiçbirşeyi ortak
17 Süleyman el-A'meş: Hadîsteki "Eeyda" lafzı "Tavuk yumurtası" ma'nâsma da gelir, fakat burada kasdoiuna n o ma'nâ değildir. O, muhârib askerleri n başlarına giydikler i demirden yapılmış miğferdir. Hadîsteki ip de âdî bir İp değil, kıymetli bir iptir. Çünkü hırsızlık haddi icra edilmek için çalınan malın en az birkaç dirhem değerinde olması îcâb eder demek istemiştir.
kılmamak, hırsızlık etmemek, zina eylememek ..." diye sayıp el-Mümtehıne: 13. âyetinin hepsini okudu. "İçinizden bu and ve sözünde duranın ecri Allah'a âiddir. Bu dedikleri mden birini yapıp da ondan dolayı dünyâda ikaaba uğratılırsa, bu ikaab ona keffârettir. Bunlardan bir suçu yapıp da yaptığı fiili Allah Taâlâ örterse (onun işi de Allah'a âiddir), Allah dilerse onu mağfiret eder, dilerse onu azâblan-dırır" I8.
Logged
Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
Reklam
86- KİTABU'L-HUDUD
«
:
08 Mart 2007, 16:56:09 »
Logged
maesselame
86- KİTABU'L-HUDUD
: 09 Mart 2007, 15:44:15
Prof. Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 1642
Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik
10- BÂB: MİT MİNİN SIRTI EZÂ ETMEKTEN KORUNMUŞTUR ANCAK ÜZERİNE VÂCİB OLMUŞ BİR HADD'DE YÂHUD KUL HAKKINDA KORUNMAZ
14-.......Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S)
Veda Haccı'nda (Minâ'da Nahr günü yaptığı hutbesind e):
18 Başlığa uygunluğu "Dünyâda ikaaba uğratılırsa bu ikaab ona keffârettir" sözünden alınır.
Ubâde ibnu's-Sâmit, Birinci Akabe gecesinde bey'at eden oniki nakîbden biridir. Bu ilk Akabe gecesinde olan bey'attir ki, ona el-Mümtehme: 10. âyetin-deki bey'at şartlarının aynı ile vâki' olduğundan "Bey'atu'n-Nisâ" denilmiştir. Bu şartlarla mükellef olmakta erkekler ve kadınlar müsâvîdir. İkinci Akabe'de ise Ensâr, evlâd ve ıyâllerini nasıl müdâfaa ve himaye ederlerse Rasûlullah'ı da öylece müdâfaa ve himaye eylemek üzere bey'at etmişler ve ahidlerin i hakkıyle îfâ ederek kendileri nden sonra tâ kıyamete kadar islâm'a girmiş ve girecek olanlara veliyy-i ni'met (yânî en büyük ni'metin sahihleri) olmuşlardır. Allah onlardan razı olsun!
— "Dikkat edin! Hürmetçe en büyük bilmekte olduğunuz ay hangisidi r?" buyurdu.
Sahâbîler:
— Bu hacc ayımız değil mi? dediler. Rasûlullah:
— "Hürmetçe en büyük bilmekte olduğunuz belde hangisidi r?" buyurdu.
Sahâbîler:
— Bu Mekke beldemiz değil mi? dediler. Rasûlullah:
— "Hürmetçe en büyük bilmekte olduğunuz gün hangisidi r?" buyurdu.
Sahâbîler:
— Bu hacc günlerimiz değil mi? dediler. (Bu mukaddime den sonra) Rasûlullah:
— "Şübhesiz ki Allah Tebâreke ve Taâlâ sizlere bu ayınızda, bu beldenizd e, bu gününüzün haram olduğu gibi (birbirini ze) kanlarınızı, mallarınızı, namuslarınızı haram kılmıştır (bunlar her türlü tecâvüzden korunmuştur). Ancak bir hakk karşılığında olmak müstesnadır. Dikkat edin! Bunları sizlere tebliğ ettim mi?" buyurdu.
Bu soruyu Rasûlullah üç kerre sordu. Sahâbîler her defasında O'na:
— Evet, tebliğ ettin! diye cevâb veriyorla rdı. Sonra Rasûlullah:
— "Sizlere yazık -yâhud: Sizlere veyl olur-; sakın benden sonra birbirler inizin boyunlarına vuracak surette birbirler inizi küfre nisbet edip de kıtali halâl saymaya dönmeyin -yâhud: Fiillerin iz birbirler inin boyunlarına vuran kâfirlerin fiillerin e benzemesi n-!" buyurdu 19.
19 Başlığa uygunluğu "Şübhesiz Allah Taâlâ sizlere kanlarınızı, mallarınızı, namuslarınızı birbirini ze haram
kılmıştır "sözünden alınır. Bunun beyânı şudur: Mü'minin kanı, malı, ırzı diğer mü'min için korunmuştur, hiçbir kimseye onu mübâh saymaya kalkışması halâl olmaz. Ancak bir hakk karşılığı olmak müstesna.
"Birbirini zin boyunlarına vuracak kâfirlere dönmeyiniz" sözünün ma'nâ-sı hakkında yedi görüş vardır:
* Bu, haksız olarak onu halâî sayan hakkında bir küfürdür.
* Murâd ni'mete ve İslâm hakkına nankörlüktür.
* Bu kişiyi küfre yaklaştırır ve onu küfre götürür.
* Bu, kâfirlerin fiilleri gibi bir fiildir.
* Murâd hakîkî küfürdür, bunun ma'nâsı da: Kâfirler olmayınız, fakat müs-Iümânlar olarak devam ediniz, demektir.
* Bunu Hattâbî ve diğerleri nakletti: Murâd silâh ile kâfir olmaya, kâfirler olmaya çalişmayınız'dır. el-Ezherî: Silâh kuşanan kimseye kâfir denilir, demiştir.
* Bunun ma'nâsı: Birbirini zi küfre nisbet edip de birbirini zle kıtal yapmayı
11- Allah'IN TA'YÎN ETMİŞ OLDUĞU HADDLERİ UYGULAYIP YERİNE GETİRMEK VE Allah'IN HARAMLARI NA SAYGISIZL IK EDENLERDE N İNTİKAAM ALMAK BABI
15-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) dünyâ işlerinde iki iş arasında muhayyer kılındığında, o iş günâh olmadığı müddetçe, muhakkak onların en kolay olanım tercîh ederdi. Eğer o işler günâh nev'inden olurlarsa, Peygamber onların ikisinden de insanların en uzak bulunanı olurdu. Allah'a yemîn ederim ki, O, kendisine getirilen hicbirşeyde kendi nefsi için asla intikaam almazdı. O ancak Allah'ın haramlarının parçalanıp hürmetsizlik edilmesin de Allah için (öfkelenir) intikaam alırdı 20.
12- HADDLERİN (İÇTİMAÎ MEVKİİ YÜKSEK OLAN) ŞERÎFE DE (İÇTİMAÎ MEVKİİ AŞAĞI OLAN) HAKİRE DE MÜŞÂVI OLARAK UYGULANIP YERİNE GETİRİLMESİ BABI
halâl saymaya kalkmayın demektir.
Bu görüşlerin en zahir olanı dördüncü görüştür. Bunu en-Nevevî söyledi. Kaadı Iyâd da bunu tercîh eyledi... (Aynî). 20 Hadîsin bir rivayeti "Peygamber'in sıfatı bâbı"nda da geçti.
16-.......Bize el-Leys, İbn Şihâb'dan; o da Urve'den; o da Âi-
şe(R)'den şöyle tahdîs etti: Usâme, Kureyş'in Mahzum soyuna men-sûb olup hırsızlık yapmış bir kadın hakkında (şefkat için) Peygam-ber(S)'le konuşmuştu. Bunun üzerine Peygamber: "Sizden evvelki ümmetler ancak şundan helak olmuşlardır: onlar haddi (yânî cezayı) hakir kimseye uygular idiler de şerefli olan kimseyi terkederl erdi. Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer (Muhammed'in kızı) Fâîıma bu işi yapmış olaydı, muhakkak onun elini de keserdim" buyurdu 2I.
13- DEVLET BAŞKANINA (Y&HUD ONUN VEKİLİ OLAN HÂKİME) YÜKSELTİLDİĞİ ZAMAN, ŞER'Î BİR CEZA HAKKINDA ŞEFAAT ETMENİN ÇİRKİNLİĞİ BABI
17-.......Bize el-Leys, İbn Şihâb'dan; o da Urve'den; o da Âi-
şe(R)'den şöyle tahdîs etti (Âişe şöyle demiştir): Kureyş'in Mahzûm soyundan olup da hırsızlık etmiş bulunan bir kadının durumu, Ku-reyş'e haylî üzüntü vermişti. Onlar:
— Bu kadını cezadan afv hususunda Rasûlullah ile kim konuşabilir? Bu hususta kelâm etmeye Rasûlullah'ın sevgilisi olan Usâme'-den başka kim cesaret edebilir ki? dediler.
Nihayet Usâme, bu hususta Rasûlullah ile konuştu. Bunun üzerine Rasûlullah (S):
21 Hadîsin birer rivayeti Isrâîl oğulları ve Menâkıb'da da geçmişti. Müslim de bunu Hudûd'da getirdi.
— "Allah'ın ta'yîn ettiği cezalarda n bir ceza hususunda şefaat mi ediyorsun?" buyurdu.
Sonra ayağa kalkıp bir hitabe yaparak şöyle dedi:
— "Ey insanlar! Sizden evvelki (ümmet)ler ancak şu sebebden sapmışlardır: Onlar aralarında şerefli bir kimse çaldığı zaman onu bırakırlardı da zayıf olan çaldığı zaman ona ceza uygularla rdı. Allah 'a yemîn ediyorum ki, eğer Muhammed'in kızı Fâtıma çalmış olaydı, muhakkak onun elini de keserdim!"11.
14- YÜCE Allah'IN ŞU KAVLİ BABI:
'Erkek hırsızla kadın hırsızın -o işlediklerine bir karşılık ve ceza ve Allah'tan (insanlara) ibret verici bir ukubet olmak üzere- ellerini kesin!... "(ei-Mâide: 38)23.
22 Usâme, Peygamber'in yüksek sevgisine güvenerek hırsızlık cezasının affı için hiç kimsenin cesaret edemediği
bir şefaatte bulunmuştu. Bu kadın, Fâtıma bintu Esved idi ki, Mekke'nin fethi günü yüksek içtimaî mevkiine güvenerek ganimet malından kıymetli mücevherler çalmıştı. Bu hırsızlık yayılıp duyulunca, Kureyş bunun şer'î cezadan affı çârelerini aramaya başlamış ve şefaat için Usâme'yi bulmuştu. Peygamber hiçbir te'sîr altında kalmayara k, milletler in bekaa esâslarından olan ilâhî ve hukukî adaleti en kesin şekilde yerine getirmiştir. Bu suretle de bütün insanlığa en yüksek bir adalet örneği vermiştir. Allah'ın salât ve selâmı O'na olsun!
23 Âyetin devamı: "Allah mutlak gâlibdir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir . Fakat yaptığı o hırsızlık hareketin den sonra tevbe eder, kendim düzeltirse, şübhe-siz ki, Allah onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allah çok mağfiret edici, çok merhamet eyleyicid ir" (el-Mâide: 38-39).
"Hırsızlık fiilinin ceza ve nekâl olan haddi îcâb edecek bir cürüm olması için, mübâhlık şübhesi, haklılık şübhesi ve zaruret şübhesi bulunmama lıdır....
Hırsıza bir özür şübhesi bırakmamak için herhalde bir nisâbm da şart olduğu kat'îdir. Ancak bu nisâbm mikdân ictihâd sahasıdır. Fakîhler sünnete nazaran bunun dörtte bir dînâr ile bir dinar veya on dirhem arasında devam ettiğinde ittifak etmişlerdir. Şafiî gibi kimisi asgarîyi, İmâm A'zâm gibi kimisi de a'za-mîyi tercih etmişlerdir, ki şübheden tamamen salim olan da budur. Acaba on dirhemden ziyâde bir mikdâr kabulüne imkân yok mudur? Biz buna vardır cevâbını vermek istiyoruz ve nisâb mikdânnın bu iki sınır arasında cereyanı üzerinde ittifak edilmiş olduğuna kaail bulunuyor uz. Madem ki, nisabın aslı mes'elesi ictihâd sahasıdır ve madem ki bu bâbda şübhe mes'elesinin büyük bir ehemmi-
Ve ne kadar malda el kesilir? Alî (R), hırsızın elini avuçtan (yâhud bilekten)
kesmiştir 24.
Katâde, hırsızlık yapmış bir kadında onun yalnız sol eli kesildi, onda başka bir kesme olmadı, demiştir 25.
18-.......Bize İbrâhîm ibn Sa'd, İbn Şihâb'dan; o da Urve'den
tahdîs etti ki, Âişe (R): Peygamber (S) "Hırsızın eli, dörtte bir dînâr ve daha fazla kıymette mal çaldığı zaman kesilir" buyurdu, demiştir.
Bu hadîsi ez-Zuhrî'den rivayet etmekte Abdurrahmân ibn Hâ-
yeti vardır, o hâlde bunun ictihâdî mâhiyetini muhafaza eden bir zaman mes'e-leşi olduğunu kabul etmek lâzım gelir. Eğer böyle olmasa idi, müctehidlere a'zamî ve asgari fikirleri ni veren misâller ve haberler sabit olmazdı. Bir dînâr, bir mis-kâl altın demektir ki, o zaman ondört kırat olan sebi' vezni dirhem ile on dirhem gümüş kıymetçe buna denk idi. Oniki dirhem sayıldığı dahî varsa da, bu daha küçük bir dirhem mikyasıdır. Buna nazaran dörtte bir dînâr, üç dirhem olur... Demek ki, o zamanlar altın, gümüş farkı ortalama olarak bire on; şimdi ise bu fark beş-altı misli artmıştır. Bir mıskal altın, sekiz on dirhem değil, kırk-elli dirhem gümüş muâdiline çıkmıştır. Altın-gümüş farkı böyle olduğu gibi, eşya ile nakid paralar arasında da bu farklar görülmektedir. Bir zaman bir miskâl altına denk olup zaruret şübhesini kesen on dirhem gümüş, bugün için o zamanın üç dirhem gümüşünden daha az bir kıymette bulunduğunda şübhe olmadığı gibi, bugünün bir miskâl altım da böyledir. Binâenaleyh nisâb mikdârı, zaruret şübhesini def noktasından zamanın değişmesi ile değişmektedir. Bu misâllerden istifâde ederek zamanına göre şübheye yer bırakmayacak şekilde bir mik-dâr ta'yîni caiz, hattâ lâzımdır. Zîrâ: "Kim son derece açlık hâlinde çaresiz kalırsa, günâha meyi maksadı olmaksızın (haram olan etlerden yiyebilir). Çünkü Allah gafurdur, rahimdir" (el-Mâide: 3) hükmünün cezalarda dahî mu'teber olduğunda söz olmadığı gibi, bunun şübhesinin de mu'teber olduğunda şübhe yoktur. Ve işte nisâb mikdârı o günahı ve ona karşı ceza istihkakı ta'yîn edecek olan bir miyardır" (Hakk Dîni, II, 1673-1674)
24 Alî'nin bu hükmünü Dârakutnî rivayet etmiştir. Şâfıî de Kitâbu '1-fhrüâfta: Alî'nin hırsızın elini bilhassa küçük parmak, yüzük parmağı ve orta parmaktan keser de: Ben onu amelsiz bırakmaktan dolayı Allah'tan utanırım, der olduğunu rivayet etmiştir (Kastallâm).
25 Katâde'nin sözünü de Ahmed, Târîh'inde rivayet etmiştir.
lid, ez-Zuhrî'nin erkek kardeşinin oğlu ve Ma'mer ibn Râşid üçlüsü de İbrâhîm ibn Sa'd'a mutâbaat etmişlerdir
19-.......Bu seneddeki râvîlerdeÂişe(R)'den, Peygamber(S)'in
"Hırsızın eli dörtte bir dinarda kesilir" buyurduğunu nakletmişîerdir.
20-.......Âişe (R) buradaki râvîlere, Peygamber(S)'in: "Dinar'ın
dörtte biri kıymetindeki hırsızlıkta el kesilir" buyurduğunu tahdîs etmiştir.
21-.......Bize Abde, Hişâm'dan tahdîs etti ki babası Urve şöyle
demiştir: Bana Âişe (R): Peygamber (S) zamanında hırsızın eli ancak hacefe denilen kalkan veya turs denilen kalkan kıymetinde bir mal çaldığında kesilirdi, diye haber verdi.
26 Bunun birkaç rivayetin i Müslim de Hudûd'da getirmiştir.
22- Bize Usmân ibn Ebî Şeybe tahdîs etti. Bize Humeyd ibn Ab-dirrahmân tahdîs etti. Bize Hişâm, babası Urve'den; o da Âişe'den bunun benzeri hadîsi tahdîs etti.
23-.......Bize Hişâm ibn Urve, babasından haber verdi ki Âişe
(R):
— Hırsızın eli hacefeden yâhud tursten daha aşağıda bir mal için kesilmezd i. Bunların herbiri kıymetli şeylerdi, demiştir.
Bu hadîsi Vekî' ile İbn İdrîs de Hişâm'dan; o da babasından mür-sel olarak rivayet etmiştir.
24-.......Âişe (R): Peygamber (S) zamanında hiçbir hırsızın eli
mıcenn denilen yâhud hacefe denilen bir kalkan bedelinde n daha aşağıda bir mal için kesîlmemiştir. Hâlbuki bu kalkanlar dan herbiri kıymetli şeylerdi, demiştir 27.
27 Bu hadîs metinlerd eki "Mıcenn", "Hacefe", "Turs" kelimeler inin delâlet ettiği ma'nâlar Tavzih sahibinin beyânına göre birdir. Kalkan demektir. Ancak yapılış tarzlarına göre aralarında fark bulunmakt adır. Bunların kıymetlerinin ne kadar olduğu bildirilm iştir. Üç dirhem olmak ihtimâli de vardır, on dirhem olmak ihtimâli de vardır. Bundan sonra gelen İbn Umer hadîsinde üç dirhem sözü açıkça söylenmiştir.
25-.......Bana Mâlik ibn Enes, Abdullah ibn Umer'in himayesin de bulunan Nâfi'den; o da Abdullah ibn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) değeri üç dirhem olan bir kalkan hırsızlığında hırsızın elini kestirmiştir.
Ve ona Nâfi'den rivayette Muhammed ibn İshâk mutâbaat etmiştir.
el-Leys de: Bana Nâfi' "Semenehu" yerine "Kıymetehu" şeklinde tahdîs etti, demiştir.
26-.......Bize Cuveyriye, Nâfi'den tahdîs etti ki, İbn Umer (R):
Peygamber (S) üç dirhem değerinde olan bir kalkan hırsızlığında hırsızın elini kestirdi, demiştir.
27-....... Ubeydulla h şöyle demiştir: Bana Nâfi' tahdîs etti ki,
Abdullah ibn Umer (R): Peygamber (S) semeni üç dirhem olan bir kalkan hırsızlığında hırsızın elini kestirdi, demiştir.
. 28"....... Bize Mûsâ ibn Ukbe, Nâfi'den tahdîs etti ki, Abdul-
ah ibn Umer (R): Peygamber (S) semeni üç dirhem olan bir mıcenn kalkanı hırsızlığında hırsızın elini kestirdi, demiştir
29-.......Bize el-A'meş tahdîs edip şöyle dedi: Ben Ebû Salih'ten işittim, şöyle dedi: Ben Ebû Hureyre(R)'den işittim, şöyle dedi: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Allah şu hırsıza la'net etsin ki, o bir miğfer çalar da eli kesilir, bir ip çalar da (o küçük şey sebebiyle) eti kesilir!"2*.
15- HIRSIZIN TEVBE ETMESİ BABI 29
30-.......Bana İbnu Vehb, Yûnus'tan; o da Urve'den; o da Âi-
şe(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) hırsızlık eden bir kadının elini kestirmiştir. Âişe:
28 Bunun bir rivayeti 12 rakamıyle geçmişti.
Yüce Allah hırsız aleyhine el kesmeyi vâcib kılmak suretiyle mallan korumuştur. Hâlbuki hırsızlığın dışında olan mal kapmak, baskın ve talanla malı ga-nîmet olarak kapışmak, bir kimseden haksız oiarak zorla ve zulümle mal almak hususlarında ise bu cezayı koymamıştır. Çünkü bu nevi' suçlar, hırsızlığa nis-betle az vâki' olur. Bu nevi' vak'alarda selâhiyetli merci'ler nezdinde istid'â etmek suretiyle malların geri alınması mümkün ve bir de hırsızların aksine bunun üzerine beyyine getirmek de kolay olur. Zîrâ hırsızlık üzerine beyyine getirmek nadiren kaabil olur. İşte bu sebeblerd en ötürü hırsızlık işi büyük ve bundan men' hususunda daha te'sîrli olsun diye cezası da şiddetli olmuştur. Müslümanlar kesme cezasının furûâtında ihtilâf etmişlerse de umûmî olarak hırsızın elinin kesilmesi nde ittifak etmişlerdir {Müslim Ter., V, 277, 2. haşiye).
29 Yânî hırsız hadden sonra tevbe ettiği zaman bu tevbesi ona fayda verir.
— Artık bundan sonra o kadın bana gelir, ben de onun hacetini Peygamber'e yükseltir, arzederdi m. Kendisi bu hâdiseden sonra tevbe etti ve tevbesi de güzel oldu, demiştir 30.
31-....... Bize Ma'mer ibn Râşid, ez-Zuhrî'den; o da Ebû İd-
rîs'ten haber verdi ki, Ubâdetu'bnu's-Sâmit (R) şöyle demiştir: Ben bir topluluk içinde Rasûlullah (S) ile bey'atlaştım da bey'atte şöyle buyurdu: "Ben sizlerle şu şartlar üzerine bey'atlaşıyorum: Allah'a (ibâdette) hiçbir şeyi ortak kılmamanız, hırsızlık yapmamanız, çocuklarınızı öldürmemeniz, elleriniz le ayaklarınız arasından bir iftira düzüp getirmeme niz (yânî kendiliğinizden kimseye hiçbir iftira düzüp atmamanız), hiçbir ma'rüf işte bana isyan etmemeniz . Sizden her kim bu sözünde durursa, onun ecri Allah'ın (fazilet ve kerem) zimmetind edir. Bu dedikleri mden birini yapıp da ondan dolayı dünyâda yakalanırsa, bu onun için bir keffârettir ve bir temizlikt ir. Bunlardan birini yapıp da yaptığı fiili Allah örterse, onun bu işi de Allah 'a kalır. Allah isterse onu azâblandırır, isterse onu affeder."
Ebû Abdillah el-Buhârî: Hırsız, elinin kesilmesi nden sonra tevbe ettiği zaman şâhidliği kabul edilir. Her hadd vurulan da böyledir, tevbe ettiği zaman şâhidliği kabul edilir, dedi31.
30 Bunun bir rivayeti Şehâdetler'de uzun bir metinle geçmişti. Müslim'in bir rivayetin de bu fıkra Mekke fethinde hırsızlık yapan yüksek mevki'li kadındır. Pey-gamber'in o zaman yaptığı hutbenin sonunda ayrı bir fıkra olarak Yûnus'tan getirilmiştir. Müslim Ter., V, 281-282 "1688".
31 Bunun bir rivayeti 9. bâbda, 13 rakamıyle de geçmişti.
Buhârî'nin hadîsin sonundaki sözü, el-Kuşmeyhenî nüshasında sabittir, diğerlerinde yoktur.
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle
Logged
Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
Sayfa: [
1
]
Yukarı git
Favorilerime Ekle
Yazdır
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:
Gitmek istediğiniz yer:
-----------------------------
Duyuru ve Bildiriler
-----------------------------
=> Davetiyeler, Duyurular
=> Ayın Üyesi
-----------------------------
İmamhatip.com Forum Genel
-----------------------------
=> Güncellik
===> Haberler
===> Genel Güncel - Alıntı
===> Yazarlar
=====> Ahmet Hakan COŞKUN
=====> Ali BULAÇ
=====> Ali EREN
=====> Fahri GÜVEN
=====> Fehmi KORU
=====> Hakan ALBAYRAK
=====> Hasan KARAKAYA
=====> İbrahim KARAGÜL
=====> İbrahim TENEKECİ
=====> Mehmed Şevket EYGİ
=====> Mine Alpay Gün
=====> Nihat GENÇ
=====> Nurettin Durman
=====> Nurettin ŞİRİN
=====> Yusuf Genç
===> Sizin Makaleleriniz
=> Eğitim
===> Yurt dışı eğitim
===> Dersâneler ve ÖSS
===> Lisans Eğitimi
===> Lisansüstü Eğitim
===> Üniversiteler
===> Dil Kursu
=====> Almanca
=====> Ingilizce
=====> Arapça
=====> Fransızca
=> Serbest Mekân
===> Deneme Tahtası
===> Kopyala/Yapıştır
===> Serbest Kürsü
=> İnsan ve Toplum
===> Kim kimdir?
=====> İslâm Önderleri
===> Aile
===> Sağlık
===> Spor
=> İslâm Beldeleri
===> Afrika
===> Asya
===> Avrupa
===> Balkanlar
===> Ortadoğu
=> Evveliyat
===> Menkıbeler - Hikayeler
===> Unutulmayan Tarih
=> Deli Zenciler
-----------------------------
İslâm
-----------------------------
=> Kur'ân-ı Kerîm
===> Tefsîr
=> Hadis-Sünnet
===> Buhari ve Fihristi
===> Hadis Fihristi
===> Uydurma Hadisler
===> Siyer-i Nebî
=> İbâdet
===> Duâ
===> Sorulara Cevaplar
=====> Ramazan Ayı
=====> Projeler.
=====> Kurban
===> Namaz
=> İslâmî Konular
===> Akâid
===> Dergi Yazıları
===> Dinler Tarihi.
===> Fıkıh
===> Hayâtus-sahâbe
===> Kelâm
===> Lûgatçe
=> Nasihat
=> Tesettür
-----------------------------
Kültürel ve Sanatsal Aktiviteler
-----------------------------
=> Edebiyat
===> Edebi Dergi Yazıları
===> Kitap Notları
===> Nesir
===> Serbest Yazılar
===> Şiir defteri
=> Medyatik
=> Tanıtım
-----------------------------
İmam-Hatip-Lisesi
-----------------------------
=> Imam Hatip Liseleri
===> Bakırköy
===> Bursa
===> Eyüp
===> İstanbul
===> İzmir
===> Kadıköy
===> Kâğıthane
===> Kartal
===> Samsun
===> Sarıyer
===> Pendik
===> Üsküdar
===> Zeytinburnu
===> Ankara
-----------------------------
Teknoloji ve Bilim
-----------------------------
=> Webmaster Destek Web Tasarım
===> Content Management Systems
=====> Joomla
=====> Wordpress
=====> oScommerce e-Ticaret
=> Bilgisayar ve Web Gezgini
===> Bilgisayar ve İnternet
===> PHP Dersleri
===> Web Sitesi Tanıtımları
===> Linux hakkında herşey
=> Bilim ve Teknoloji
===> Resimler ve Animasyonlar
===> Bilgisayar Programları
===> Video - Klipler
===> E-Kitap
-----------------------------
Çöplük
-----------------------------
=> Çöp Kutusu
Yükleniyor...