Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
  H *
ANASAYFA ARŞİV GİRİŞ KAYIT

imamhatip.com > İslâm > Hadis-Sünnet > Buhari ve Fihristi (Moderatörler: pozitif, MuH@CiR) > 88- KİTABU'D-DİYAT
Sayfa: [1]   Aşağı git
« önceki sonraki »
Favorilerime EkleYazdır
Gönderen Konu: 88- KİTABU'D-DİYAT  (Okunma Sayısı 332 defa)
maesselame 88- KİTABU'D-DİYAT : 07 Şubat 2007, 21:24:39
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
Diyetler Kitabı

Ve Yüce Allah'ın şu kavli: "Kim bir mü'mini kasden öldürürse cezası, içinde ebedî
kalıcı olmak üzere cehennemd ir. Allah ona gadab
etmiştir, ona la 'net etmiştir ve ona çok büyük bir azâb
hazırlamıştır" (en-Nisâ: 93) 2
1  ed-Diyât, "ed-Diyet"m cem'İdir. ed-Diye, dâl'in kesri ve yâ'nin lahfîfiyle öldürülen kimse için verilen kan bahâsına denir ki, kanı bahâsıdır. Sarihin beyânına göre aslında masdardır. "el-Vedyu ve'd-Diyetu", "İde" vezninde maktul için vârisine kan bahâsı vermek ma'nâsmadır... (Kaamûs Ter.).
2  el-Buhârî'nin bu âyeti, bu kitabın başında zikretme sebebi, âyet haksız olarak bir mü'mini öldüren kimse için iki şiddetli ceza ihtiva etmekte olup bu cinayeti işleyen şahıs, maktulün veresiyle mal mukaabili nde sulh olursa, bu sulhun diyeti şâmil olmasıdır. Kasden insan öldürmenin hükümleri bundan önceki 92. âyette geçmiştir. Kasden insan öldürmenin dünyevî hükmü: "Ey îmân edenler, maktuller hakkında size kısas yazıldı... "(el-Bakara: 178) âyetinde beyân olunmuş idi, bunun uhrevî hükmü de bu âyette bildirilm iştir.
Âlimlerin cumhuruna göre, cehennemd e ebedî kalmak cezası, kaatilin tev-be etmemesin e âiddir, tevbesi kabul olunmaz demek değildir. Cumhura göre tevbe eden kaatilin tevbesini n kabul edilip edilmemes i, Allah'ın irâdesine bağlıdır. Cumhur bu hususta Ubâde ibn Sâmit'in Akabe bey'atindeki "Günahkâr kişinin işi Allah 'in İrâdesine bağlıdır, Allah dilerse affeder" maddesi ile "Şiibhesiz ki, ben

1-.......Amr ibn Şurahbîl şöyle demiştir: Abdullah ibn Mes'ûd
(R) şöyle dedi: Bir adam:
— Yâ RasûlAllah! Allah katında hangi günâh en büyüktür? diye sordu.
Rasûlullah (S):
—  "Allah seni yarattığı hâlde Allah'a bir benzer çağırmandır" buyurdu.
O adam:
—  Sonra hangi (günâh büyüktür)? diye sordu. Rasûlullah:
—  "Sonra beraberin de yemek yemesinde n korktuğun için çocuğunu öldürmendir" buyurdu.
O zât:
—  Bundan sonra hangisi (büyüktür)? dedi. Rasûlullah:
tevbe ve îmân edenleri, iyi amelde bulunanla rı, sonra da doğru yolda sebat gösterenleri elbette çok mağfiret ediciyim" (Tâhâ: 82) âyetine ve benzeri delillere tutunmuştur. Şu hâlde cumhurun, âyetteki şiddetli cezayı katli halâl i'tikaad edenlere tahsîs etmiş olmaları kabul olunur. Bu ihtimâli âyetin nuzûl sebebi de te'-yîd eder: Bunun nuzûl sebebi Mikyes ibn Dabâbe adındaki mürteddir. Şöyle ki: Mikyes İbn Dabâbe, kardeşi Hişâm ile beraber müslümân olmuşlardı. Bir gün Dabâbe, kardeşi Hİşâm'ı Neccâr oğulları yurdunda vurulmuş hâlde buldu. Gelip Rasûlullah'a şikâyet etti. Rasûlullah da onunla beraber Bedir sahâbîle-rinden Zubeyr ibn Iyâd el-Fıhrî'yi Neccâr oğulları'na gönderdi, kaatili biliyorla rsa kısas etmesi için Mikyes'e teslîm etmelerin i ve eğer biliniyor larsa diyeti ödemelerini emrediyor du. "Allah'ın Rasûlü'nü işittik, itaat ettik. Kaatili bilmiyoru z, lâkin diyeti veririz" dediler. Ve yüz deve getirdile r, onlar da aldılar ve Medine'ye döndüler. Yolda gelirken şeytân Mikyes'e şöyle bir vesvese verdi: ' 'Kardeşinin diyetini kabul edeceksin de kendine baş kakmcağı yapacaksın öyle mi? Yanmdakin i öldür, cana can olsun; diyeti de kâr kalsın" dedi. Bu vesvese ile Fıhrî'nin bir gafletini gözetip kaya ile başım parçaladı, sonra develerin birine binip gerisini sürerek ve küfrederek Mekke'ye döndü gitti... Rasûhıllah'ın Mekke fethi günü.emân vermediği şahıslardan biri bu idi. Bu kaatil ve mürtedd o gün Ka'be'nin örtüsüne yapışmış olduğu hâlde öldürüldü {HakkDînİ, II, 1425).
— "Sonra komşunun eşiyle zina edişmendir" buyurdu.
Azîz ve Celîl olan Allah, bunların tasdîki olmak üzere şu âyetleri indirdi: ('Onlar ki, A ilah 'in yanına başka bir tanrı daha (katıp) tapmazlar . Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar, zina etmezler. Kim bunları yaparsa cezaya çarpar. Kıyamet günü de azabı katmerleşir ve o azabın içinde hor ve hakîr ebedî bırakılır" (ei-
Furkaan: 68-69) 3.

2-.......İbn Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S): "Mü'min
kişi, kendisine haram bir kan bulaşmadıkça dâima dîninden (mülhem olduğu) bir genişlik içindedir" buyurdu 4.

3-.......Bize îshâk tahdîs etti: Ben babam Saîd ibn Amr'dan işittim, şöyle tahdîs ediyordu: Abdullah ibn Umer (R): Nefsini içine atan kimseler için hiçbir çıkış ve kurtuluş olmayan işlerin helak edicileri nden biri, kan dökmeye halâl kılıcı bir hakk olmaksızın haram kan dökmektir, demiştir.
3  Hadîsdeki el-Furkaan âyetiyle başlık arasındaki uygunluk meydandadır.
4 Mü'minin dîninden mülhem olduğu hakîkat Yüce Allah'ın tevbe eden kullarının tevbeleri nt kabul buyurup büyük, küçük günâhlarının mağfiret olunması-dır. Ancak şirkten sonra en büyük günâh olan insan öldürmek müstesna. Kanı hürmet edilecek bir mü'minin kanı diğer mü'mine bulaşırsa, artık dînî hayâtı o kimseyi sıkar, ilâhî aftan ümîdsiz yaşar demektir. Fakat cumhurun mezhebine göre şirkten başka bütün ma'siyetler, Allah'ın irâdesine tâbi' olduğundan, baştaki en-Nİsâ âyeti gibi, bu hadîs de sakındırmaya hamlolunm uştur.

4- Bize Ubeydulla h ibn Mûsâ, el-A'meş'ten; o da Ebû Vâil'den tahdîs etti ki, Abdullah (ibn Mes'ûd-R): Peygamber (S):
— "(Kıyamet gününde) insanlar arasında verilecek ilk hüküm, kan da'vâları hakkındadır" buyurdu, demiştir 5.

5-.......Bize Atâ ibn Yezîd tahdîs etti. Ona da Ubeydulla h ibn
Adiyy tahdîs etti. Ona da Zuhre oğulları'nın yeminli dostu olan el-Mıkdâd ibn Amr el-Kindî tahdîs etmiştir. Bu zât, Bedir'de Peygamber (S) ile beraber hazır bulunmuştu; o şöyle demiştir: Bir kerresind e RasûluIlah(S)'a:
— Yâ RasûlAllah! Ben bir kâfirle karşılaşsam, onunla vuruşsak da o benim elimi kılıcı ile vurup koparsa, sonra benden kaçıp bir ağaca sığınsa da "Ben Allah için müslümân oldum ("Lâ ilahe ilte'Hâh")" dese, onu bu tevhîd kelimesin i söyledikten sonra öldürebilir miyim? dedim.
Rasûlullah:
—  "Hayır sen onu öldürme!" buyurdu.
— Yâ RasûlAllah! O benim iki elimden birisini kesti kopardı da,

5 Bu hadîsten hukukî da'vâ ve hükümlerin en mühimmi kan da'vâsı olduğu anlaşılır. Bu hadîs, "Kulun ilk hesaba çekileceği şey namazdır" hadîsine muhalif değildir. Çünkü konumuz olan hadîs sırf kul hakkı hususunda görülecek da'vâ-yı göstermektedir {Müslim Ter., V, 264).
tevhîd kelimesin i elimi kopardıktan sonra söyledi, ben onu öldürebilir miyim? dedim. Rasûlullah:
—  "Sakın onu öldürme! Eğer öldürürsen o senin onu öldürmezden evvelki vaziyelin dedir! (Çünkü müslümân olmuş kanı ma'sûm-dur.) Sen de onun söylediği tevhîd kelimesin i söylemezden evvelki vaziyetin desin (çünkü kanın kısas ile mübâh olmuştur)" buyurdu6.
Ve Habîb ibn Ebî Amrete, Saîd ibn Cubeyr'den söyledi ki, İbn Abbâs (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) Mıkdâd'a:
— "Ey Mıkdâd!Mü'min bir kişi, kâfirlerden meydana gelen kavminin beraberin de îmânını gizlese de (selâmete erişince) îmânını açığa çıkarsa, bunun üzerine sen de onun (îmânına i'timâd etmeyerek) öldürsen (bu doğru olmaz). Nitekim sen de hicretten önce Mekke'de îmânını böyle gizliyord un!" buyurdu 7.

1- YÜCE Allah'IN ŞU KAVLİ BABI:
'(Kim bir canı, bir can mukaabili nde veya yeryüzünde bir fesâd çıkarmaktan dolayı olmayarak öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur.) Kim de onu kurtarırsa, bütün insanları diriltmiş gibi olur.,, "
(el-Mâide: 32).
ibn Abbâs, son fıkranın tefsiri hakkında: Kısas nev'inden bir hakk müstesna, öldürülmesi haram kılınan bir kimseyi öldürülmekten kurtaran, sanki
6  Hadîsin zikredile n âyete uygunluğu, içinde müslimân olmuş bir nefsi öldürmekten büyük bir nehy bulunması bakımındandır. Bunun bir rivayeti Mağâzî'de Bedir gazvesi'nde geçmişti.
7  Bezzâr, Dârakutnî ve Taberânî'nin rivayetle rinde bunun evveli şöyledir: Rasûlullah, Mtkdâd'ın içinde bulunduğu bir kıt'ayı sefere göndermişti. Bunlar vazî-feli oldukları düşman üzerine vardıklarında düşmanı dağılmış bir hâlde buldular. Yalnız zengin birisini malının başında buldular. Bu adam müslümânları görünce "Lâ ilahe İlle 'ilâh'1 demişti. Fakat Mıkdâd, onun şehâdet kelimesin e ehemmiyet vermeyip öldürdü.  Seferden döndüğünde bu, Peygamber'e söylendi. Peygamber: "Yâ Mıkdâd! ıLâ ilahe ille'llâh " diyen bir kişiyi öldürdün mü?" diye tekdir buyurdu. Bunun üzerine "Ey îmân edenler! Allah yolunda harbe çıktığınız zaman meseleler in tam açıklanmasını bekleyin. Size selâm verene, dünyâ hayâtının geçici menfâatini arayarak: Sen mü 'min değilsin! demeyin.. . " (en-Nisâ: 94) âyeti indi. Sonra Rasûlullah: "Ey Mıkdâd!..." buyurdu.
bütün insanları kurtarmış gibi olur, demiştir 8.

6-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne, el-A'meş'ten; o da Abdullah
ibn Murre'den; o da Mesrûk'tan; o da Abdullah ibn Mes'ûd(R)'dan tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Haksızca öldürülen her nefsin öldürülme günâhından muhakkak bir pay ilk Âdem oğlu üzerine de olur'' buyurmuştur 9.

7-....... Bize Şu'be tahdîs etti: Bana Vâkıd ibn Abdillah haber
verip, babası Muhammed ibn Zeyd'den söyledi, o da Abdullah ibn Umer(R)'den işitmiştir ki, Peygamber (S) -Veda Haccı'nda Akabe
8 İbn Abbâs'ın bu sözünü el-Bezzâr ile Taberânî el-Kebîr'dc senediyle rivayet etmiştir.
Çünkü haksız olarak birini öldüren kaatil, umumiyet üzere hayât hakkını tanımamış, kanların hürmetini, nefisleri n ismetini parçalamış, nefis öldürmeye yol açmış, başkalarına da cür'et vermiş olur. Bu sebeble bir kimseyi öldüren, herkesi öldürmüş gibi Allah'ın gazabına ve büyük azabına hakk kazanır da hayât hakkı kalmaz, kanı heder ve öldürülmesi vâcib olur... Her kim de bir nefsi diriltir, yânî affetmek veya öldürülmesine mâni' olmak veya herhan-gibir helak sebebinde n kurtarmak suretiyle hayâtının bekaasına sebeb olursa, sanki insanların hepsini diriltmiş, birine yaptığım hepsine yapmış gibi olur... Her iki fıkradaki teşbihlerden maksad, nefs öldürmenin zararı, nefs kurtarmanın da menfâati âmm olduğunu açıkça anlatmak ve bunun için katle karşı kısâsen ve yeryüzünde fesâd cürmüne karşı kati ve îdâmın meşrûiyyetini tesbît ve öldürmeye taarruzda n korkutmak ve hayâtı muhafazay a rağbetlendirme-dir... {Hakk Dîni, II, 1657-1658) )   Bunun bir rivayeti Âdem'in yaratılması bâbı'nda geçmişti.
Her öldürme cinayeti günâhından ilk Âdem oğlu'na pay olması, öldürme âdetini ilk başlatan kimse olmasındandır.
Âdem'in oğlu Kaabil'in, kardeşi Hâbil'i öldürmesi kıssası el-Mâide: 27-31. âyetlerinde anlatılmaktadır.
cemresi yanında insanların toplanması sırasında-:
— "Benden sonra bir birlerini zin boyunlarını vuran kâfirlere dön-meyiniz!" buyurmuştur 10.

8-.......Cerîr ibn Abdillah (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) Veda
Haccı'nda bana "İnsanları sustur!" diye emretti de, yaptığı hutbede: "Benden sonra kâfirlerin âdetine dönüp birbirler inizin boyunlarını vurmayınız!" buyurdu.
Bu hadîsi Ebû Bekre ile İbn Abbâs da Peygamber'den rivayet ettiler u.

9-.......Bize Şu'be, Firâs'tan; o daeş-Şa'bî'den; o da Abdullah
ibn Amr(R)'dan tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Büyük günâhlar Allah 'a ortak tanımak, ana-babaya isyan etmek -yâhud: Gamûs yemini yapmak-" buyurdu. Râvî Şu'be böyle şekkli söyledi.
Muâz ibn Muâz el-Anberî şöyle dedi: Bize Şu'be tahdîs edip şöyle dedi: "Büyük günâhlar, Allah 'a ortak tanımak, gamûs yemini etmek, ana-babaya âsî olmak -yâhud: İnsan öldürmektir-" buyurdu 12.

10    Yânî bunu halâl kılıcılar olmayın yâhud fiillerin iz müslümânlann boyunlarm-vurmakta kâfirlerin fiillerin e benzer olmasın. Bunun bir rivayeti Ilim'de geçti, InşâAllah Fitneler'de de gelecekti r.

11    Ebû Bekre ile İbn Abbâs'ın bu rivayetle ri Hacc'da geçti.

12    Bunun bir rivayeti Eymân ve'n-Nuzûr'da geçti; buradaki başlığa uygunluğu "İnsan öldürmek" fıkrasındadır. Gamûs yemîni, orada da açıklandığı üzere, sahibini günâha yâhud ateşe daldıran yemîn demektir.

10-....... Bize Ubeydulla h ibn Ebî Bekr tahdîs etti ki, kendisi
Enes ibn Mâlik(R)'ten işitmiştir. Peygamber (S): "Büyük günâhlar..." buyurdu.
Ve yine bize Amr (ibn Merzûk) tahdîs etti: Bize Şu'be, İbnu Ebî Bekr'den; o da Enes ibn Mâlik(R)'ten tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Büyük günâhların en büyüğü Allah 'a şirk koşmak, nefis öldürmek, ana-babaya ezâ etmek ve yalan söz söylemek -yâhud: Yalan şâhidliği yapmaktır-" buyurdu 13.

11-....... Bize Ebû Zabyân tahdîs edip şöyle dedi: Ben Usâme
ibn Zeyd ibn Hârise(R)'den işittim, o tahdîs ederek şöyle dedi: Rasû-lullah (S) bizi Cuheyne kabilesin den el-Huraka boyu üzerine cihâda göndermişti. Bizler sabah vakti o kavme baskın yaptık ve onları bozguna uğrattık. Ben, Ensâr'dan bir adamla beraber onlardan bir kimseye kavuştuk. Biz onu kuşatıp yakalayınca "Lâ ilahe ille'llâh "dedi. Bu tevhîd sözü üzerine Ensârî arkadaşım ondan kendini çekti. Fakat

13   Hadîsin birer rivayeti Şehâdetler, Mağâzî, Edeb... Kitâbları'nda geçmişti.
ben mızrağımı ona sapladım ve onu öldürdüm. Medine'ye geldiğimizde bu hâdise Peygamber'e ulaştı da bana:
—  "Yâ Usâme! Sen o adamı 'Lâ ilahe ille'llâhu' demesinin ardından niçin öldürdün?" buyurdu.
Ben:
— Yâ RasûlAllah! O bu sözü ancak ölümden sığımcı olarak söylemiştir, dedim.
Rasûlullah:
—  "Sen onu *Lâ ilahe iüe'Üâh' demesinin ardından niçin öldürdün?" buyurdu ve bu soruyu bana karşı devamlı tekrar ediyordu.
Nihayet ben:
— Keski bu günden önce müslümân olmayaydım! diye temem-nî ettim 14.                               ■    -

12-....... Bize Yezîd ibn Ebî Habîb el-Mısrî, Ebû'l-Hayr'dan;
o da es-Sunabihî'den tahdîs etti ki, Ubâde ibnu's-Sâmit (R) şöyle demiştir: Ben Akabe gecesinde Rasûlullah (S) ile bey'at etmiş olan na-kîblerden birisiyim . Biz o gece Rasûlullah'a şu şartlar üzerine bey'at ettik: Allah'a hiçbirşeyi ortak kılmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, Allah'ın haram kıldığı canı öldürmemek, iftira etmemek, âsî olmamak, bunlara sâdık kaldığımız takdirde cennetle müjdelenmek, bu günâhlardan birini işlersek bunun hükmünün Allah'a âid olduğu (üzerine)15.

14  Bu, Mekke fethiden önce Gâlib ibn Abdillah komutasında gönderdiği yüzotuz mevcûdlu bir seriyyedi r, Usâme'nin, Rasûlullah'ın bu soruyu tekrar tekrar sorması ve azarlamasından çok sıkıldığım, sonundaki temennisi belâgatle ifâde etmektedi r.

15  Bunun bir rivayeti îmân'da ve daha sonraki kitâblarda geçti.

13-.......   Bize   Cuveyriye,   Nâfi'den;   o   da  Abdullah   ibn
Umer(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Her kim biz müslümân-lara silâh çekip kıtal ederse artık o kimse biz müslümânlardan değildir" buyurmuştur.
Bu hadîsi Ebû Mûsâ el-Eş'arî de Peygamber(S)'den rivayet etmiştir I6.

14-.......Bize Eyyûb ve Yûnus, el-Hasenu'l-Basrî'den tahdîs ettiler ki, el-Ahnef ibnu Kays şöyle demiştir: Ben (Alî ile Muâviye arasındaki Sıffîn harbi sırasında) şu adama (Alî ibn Ebî Tâlib'e) yardım etmek için gidiyordu m. Bana Ebû Bekre kavuştu da:
— Nereye gitmek istiyorsu n? diye sordu. Ben:
—  Şu adama yardım edeceğim! dedim. O bana şöyle dedi:
—  Haydi geri dön! Çünkü ben Rasûlullah(S)'tan işittim: "İki müslümân kılıçlanyle karşılaştıkları zaman ölen de, öldüren de ateştedir" Duyuruyor du. Ben: Yâ RasûlAllah, öldüren böyledir amma ölene ne oluyor? diye sordum. Rasûlullah: "Ölen de arkadaşını
öldürmeye hırslı idi" buyurdu 17.

"Hitamuhu misk" (et-Tatfîf: 26) olması niyâzıyle Ondördüncü Cildin Sonu
16    Bu şiddetli tehdîd, bu adam İslâm camiasından çıkar ve teybe ederse, tevbesi kabul olunmaz, cehenneml ik olur ma'nâsına değil, bu büyük günâhtan sakındırmak içindir.
17    Bunun da bâzı rivayetle ri îmân'da ve daha başka yerlerde geçti. Bütün bu hadîsler ve benzeri rivayetle r İslâm Dîni'nin beşer hayâtına ne derece kıymet verdiğinin demleridi rler.

"Ey îmân edenler, maktuller hakkında size kısas yazıldı.Hürr, hürr ile; köle, köle ile; dişi, dişi ile (kısas
olunur). Fakat kimin lehinde maktulün kardeşitarafından cüzf birşey affolunur sa (hemen kısas düşer).
Artık Örfe uymak, onu güzellikle ödemek (lâzımdır).Bu, Rabb 'inizden bir hafifletm e ve rahmettir . O hâlde
kim bundan sonra tecâvüzde bulunursa, onun için pekaCltlC l bir azâb Vardir" (el-Bakara: 178) 18.
Logged



Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
Reklam

reklam
88- KİTABU'D-DİYAT
« : 07 Şubat 2007, 21:24:39 »

 Logged
maesselame 88- KİTABU'D-DİYAT : 10 Şubat 2007, 16:15:25
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
3- HÂKİMİN, KATL SUÇUYLA İTTİHÂM EDİLEN KİŞİYİ SORGUYA ÇEKMESİ, NİHAYET SUÇUNU İKRAR EDERSE HADD UYGULAMASI VE HADDLERDE İKÂR BABI

18 Bu âyet, kısasın vücûbunu, ve bu vücûbun ancak ehlinden afv ile düşebileceğini ve bu affın efdâliyet ve evleviyet ini, bununla beraber afv sırasında mal üzerine sulh olmanın da cevazını tesbît etmektedi r. Kısas, lügatte misliyle mukaabele etmektir, herhangib ir hakkı misliyle takas etmek demektir.
Dişinin erkek, erkeğin dişi mukaabili nde kısasen kati olunacağında imamlar arasında ittifak edilmiştir. Bunu te'yîd ve tefsir edici olmak üzere el-En'âm Sûresi'ndeki 45. kısas âyetinde "Nefis nefisle" buyurulmuş ve bununla kısas-

15-.......Bize Hemmâm ibn Yahya, Katâde'den; o da Enes ibn
Mâlik(R)'ten şöyle tahdîs etti: Bir Yahûdî, (Ensâj-'dan) bir cariyenin başını iki taş arasında ezmişti (ve zînetlerini almıştı). (O câriye ölmek üzere iken Peygamber'in huzurunda:)
— Sana bu cinayeti kim işledi? Fulân mı, fulân mı? diye sorulup, nihayet Yahudi'nin adı anılınca, câriye başı ile "Evet" işareti yaptı.
Bunun üzerine Yahûdî yakalanıp getirildi . Bu fiili devamlı soruldu, nihayet bu cinayeti ikrar edince, onun da başı taşla ezildil9.

4- BÂB: BİR ŞAHIS DİĞER BİR ŞAHSI TAŞLA YÂHUD DEYNEKLE ÖLDÜRDÜĞÜ ZAMAN (ÖLDÜRDÜĞÜ ŞEYLE Mİ, YOKSA KILIÇLA   ' MI KISAS YAPILIR)? 20
ta aranan mUmâselet ve müsavat, nefs ve can mümâseleti olduğu gösterilmiştir ve hayât hakkı herkes için müsâvîdir ve kısas bu müsavata dayanır. Maktul kim olursa olsun, onun kaatili veya muhtelif kaatiller i, o maktulden fazla hayât hakkında mâlik değillerdir... (Hakk Dîni, I, 602).    .

19   Hadîs bundan sonraki bâbda daha geniş gelmekted ir. Bunun bir rivayeti Hu-sûmetler'de de geçmişti.

20   Buhârî, âdeti üzere, ihtilaflı konularda hadîste gelecek cevâbla yetinip başlığı .,.,,   soru  hâlinde  bırakmıştır.   Hadîse göre bunun cevâbı  "Öldürdüğü şeyle
öldürülür" olacaktır.

16-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Medîne'de bir câriye kadın üzerinde gümüş zînet eşyaları olduğu hâlde dışarı çıkmıştı.
Enes dedi ki: Bir Yahûdî o kadına bir taş atmış.
Enes dedi ki: Yaralı kadın ölmek üzere iken Peygamber'in yanına getirildi . Peygamber (S) ona:
—  "Seni fulân kimse mi öldürdü?" diye sordu.
Kadın ("Hayır" ma'nâsına) başını yukarı kaldırdı. Peygamber soruyu tekrar etti ve:
—  "Seni fulân kimse mi öldürdü?" buyurdu.
Kadın yine ("Hayır" yerine) başını kaldırdı. Peygamber üçüncü defasında:
—  "Seni fulân kimse mi öldürdü?" diye sordu.
Bu sefer kadın "Evet" ma'nâsına başını aşağıya indirdi. Bunun üzerine Rasûlullah o Yahudi'yi çağırttı (da soruşturma yapıp suçunu i'tirâf edince) onu da iki taş arasında öldürdü 2I.

5- YÜCE Allah'IN ŞU KAVLİ BABI:
onda (Tevrat'ta) onların üzerine (şunu) yazdık:
Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe
diş karşılıktır; yaralar birbirine kısastır. Fakat kim bunu
sadaka olarak bağışlarsa o, kendisine keffârettir* Kim
Allah hn indirdiği hükümlerle hükmetmezse, onlar
zâlimlerin tâ kendileri dirler" (ei-Mâide: 45)22.

21    Başlığa uygunluğu meydandadır. Fakat bu konuda imamlar arasında görüş ayrılığı vardır. Yânı öldürdüğü âletle mi, yoksa kılıçla mı kısas edileceğinde ayrı görüşler ileri sürmüşlerdir. Tafsilâtı geniş şerhlerde ve fıkıh kitâblanndadır.

22   Demek ki, kısas, şâri'in nazarında icrası istenmiş olduğu İçin değil, "Ey salim akıl sahihleri, kısasta sizin için (umûmî) bir hayât vardır, tâ ki sokmasınız" (el-Bakara: 179) medlulü üzere, hayât hakkına saldırı ve tecâvüz vahşetlerinden, cinayetle rinden beşer hayâtım korumak için meşru' kılınmıştır. Gerçi kısas dahî bîr telef etmeyi içine almaktadır ve bir zarara zarar ile mukaabele gibi düşünülebilir. Fakat bu telef etme, hayât hakkını kaldıran bir cinayet ve vahşeti telef etmedir. Bu ise hayât hakkının yaşaması demektir. Bunun için dünyâda adalet ve müsavata kısastan daha büyük bir misâl gösterilemez ve zâten kısasın ma1-nâsı eşitlik ve tam dengeleme demektir. Hayât hakkını yok eden bir cânînin yaşama hakkı olmadığını gözü ile görmesi ne büyük bir adalet manzarasi dır. Sonra hakk ve adlin bu hâkimiyet manzarası altında hayât hakkının kendi kes-

17-.......Bize el-A'meş, Abdullah ibn Murre'den; odaMesrûk'-
tan tahdîs etti ki, Abdullah ibn Mes'ûd (R) şöyle demiştir: Rasûlul-lah (S) şöyle buyurdu: "Allah'tan başka (ibâdete lâyık) tanrı bulunmadığına ve benim A ilah 'in Rasûlü olduğuma şehâdet etmekte olan müs-lümân bir kimsenin kanı halâl olmaz, ancak şu üç şeyden biri ile halâl olur: Maktulün hayâtı karşılığında öldürülmesi, zina edenin evli olması, İslâm Dînî'nden çıkıp müslümân cemâatini terketmes i!"23.

6- TAŞLA KISAS YAPAN KİMSE BABI

18-.......Bize Şu'be, Hişâmibn Zeyd'den; o daEnes(R)'ten şöyle
tahdîs etti: Bir Yahûdî, üzerindeki gümüş zînet eşyalarım almak için bir cariyeyi taş ile öldürdü. Ölmeye yüz tutmuş olduğu hâlde bu câri-
biyle silinmesi ni gören bir kimseyi affedip de kendisine yeniden bir hayât hakkı bahşetmekte de Öyle yüksek, öyle kudsî bir ihsan manzarası vardır ki, beşeriyet âleminde bundan daha güzel, daha yüksek bir ihsan misâli gösterilemez {Hakk Dîni, II, 1693).

23 Hadîsle âyet arasındaki uygunluk "Ne/s nefse mukaabildîr" sözündedir. Bu hadîste kısas sebebleri öldürme, zina ve dînden dönme suçlarına hasrolunm uştur. Bâzı âlimler öldürme sebebleri ni on sayısına kadar çıkarmışlarsa da bir bakımdan bütün bunlar hadîsin üçüncü fıkrası olan "İslâm camiasından çıkan, dîninden dönen mürtedd ve kâfir" fıkrasında toplanırlar.
ye Peygamber(S)'in yanına getirildi . Peygamber ona: — "Seni fulan kimse mi Öldürdü?" diye sordu. Kadın başıyle "Hayır" diye işaret etti.
Peygamber ikinci defa bir ismi zikredere k sordu. Kadın yine başıyle "Hayır" diye işaret etti. Üçüncü sorusunda ise kadın başıyle "Evet!" diye olumlu bir işaret verdi. Bunun üzerine Peygamber o Yahudi'yi iki taş ile öldürdü
24.

7- BÂB:
"Her kimin bir kimsesi öldürülürse, iki şeyden hangisi kendisi hakkında hayırlı ise onu isteyebil ir (yânı iki şey ;,   arasında muhayyerd ir; ya kendisine diyet verilir, ya -,                    maktulün ehli kısas ettirir)"

24 Hadîsin bir iki rivayeti yakında geçti, orada "İki taş arasında ezerek öldürdü" şeklinde idi. Hadîsin başlığa uygunluğu meydandadır.

19-.......Bize Ebû Hureyre (R) şöyle tahdîs etti: Huzâahlar, Câ-
hiliyet günlerinde öldürülmüş bir Huzâalı adama karşılık Leys oğullarından bir kimseyi Mekke fethi yılında öldürmüşlerdi. Rasûiul-lah(S)'a haber verilince, hemen ayağa kalktı, yaptığı hutbesind e şunları söyledi:
—  "Şübhesiz Allahfîlin ordusunu Mekke'ye girmekten habset-miştir, Allah Mekkelile r üzerine kendi rasûlü ile mü'minleri saldırt-mıştır. Haberiniz olsun: Mekke benden evvel hiçbir kimse için halâl olmadığı gibi, benden sonra da hiçbir kimse için halâl olmayacak tır. Biliniz ki, o ancak bana da yalnız bir gündüzün bir saatinde halâl kılınmıştır. Bilmiş olunuz ki, işte bu saatimde Mekke benim için de haramdır. Mekke'nin dikeni bile koparılmaz, ağacı kesilmez, yitiğini kimse elini uzatıp alamaz, ancak sahibini aramak için arayıp i'lân edici kimse alabilir. O hâlde her kimin bir kimsesi öldürülürse, iki şeyden hangisi kendisi hakkında hayırlı ise, onu isteyebil ir (yânî iki şey arasında muhayyerd ir: Ya kendisine diyet verilir, yâhud maktulün ehli kısas ettirir)/"
Bu hutbe üzerine Yemen ahâlîsinden olup Ebû Şâh denilen bir adam ayağa kalktı da:
—  Yâ RasûlAllah! Şu söylediklerini benim için yaz! dedi Rasûlullah da:                                                                 
—  "Bunları Ebû Şâh için yazın!" emrini verdi. ıb Sonra Kureyş'ten bir zât ayağa kalktı, o da:
— Yâ RasûlAllah! Izhır otu müstesna olsun! Çünkü biz onu ey^ lerimizin inşâsında ve kabirleri mizde kullanıyoruz! dedi
Rasûlullah:
—  "Izhır müstesna olsun!" buyurdu.
Ubeydulla h, Şeybân'dan fîl lafzı hususunda Harb ibn Şeddâd'a mutâbaat etti. Bâzı kimse de (yânî şeyh Muhammed ibn Yahya ez-Zuhlî) Ebû Nuaym'dan "Allah Mekke'de katli haram kılmıştır" şeklinde söyledi. Ubeydulla h da: "Yâhud da maktulün ehli kısas yaptırır" şeklinde söylemiştir 25.

25 Hadîsin başlığa uygunluğu, başlığın hadîsin lafzından olması yönündendir. Bu-hârî burada hadîsi iki yoldan getirmiştir. Biri Ebû Nuaym FadI ibn Dukeyn'-den; o da Şeybân ibn Abdirrahmân'dan; o da Yahya İbn Ebî Kesîr'den; o da Ebû Seleme'den; o da Ebû Hureyre'den. Bu yoldan gelen hadîs, İlim Kitabı, "İlmin yazılması bâbı"nda geçti...
İkinci yol, Abdullah ibn Recâ el-Müsennâ el-Basrî yoludur ki, bu, ta'lîk

20-.......îbn Abbâs (R) şöyle demiştir: İsrâîl oğullan'nda kısas
vardı, fakat onlarda diyet yoktu. Yüce Allah, Kitâb'mda bu ümmete hitaben: "Ey îmân edenler, maktuller hakkında size kısas yazıldı. Hürr, hürr ile; köle köle ile; dişi dişi ile (kısas olunur). Fakat kimin lehinde maktulün kardeşi tarafından cüz T birşey affolunur sa, artık örfe uymak, onu güzellikle ödemek lâzımdır... " {d-Bakara: 178) buyurdu.

İbn Abbâs "Fe men ufiye" kavlini tefsir ederek, şöyle dedi: Afv, amden öldürmede maktulün velîsinin kaatilden diyet kabul etmesidir (ve kanı terketmes idir).
Yine İbn Abbâs: "FeHtibâun bVl-ma'rûf" da maktulün velîsinin kaatilden ma'rûf veçhile diyeti istemesi ve kaatilin de o diyeti güzellikle ödemesidir, dedi26.
sûretindedir...
Buhârî getirdiği mutâbaalarda da bâzı lafız farklarını tesbît etmektedi r.

26 Başlığa uygunluğu, maktulün velîsinin kısası terkedip diyete razı olması, diyet almada ve kısasta tercih hakkının, maktulün velîsine âid bulunması ve bunda kaatilin rızâsının şart olmaması yönündendir. Buhârî'nin bu başlıktan maksadı da bu idi (Aynî).

İsrâîl oğulları şerîatinde mümâselet ma'nâsında kısas vardı, fakat diyet yoktu. îsâ Peygamber'in şerîatinde ise yalnız diyet vardı, kısas yoktu. Bu sabit olunca tslâm şerîati bunların ikisini birleştirmek, ifrat ve tefrît olmaksızın tam orta ve denk bir adalet kurmakla seçkin olmuştur (Kastallânî).

İslâm Peygamber i'nden evvel insan öldürmeye karşı Nasârâ yalnız affın vü-cûbuna kaail oluyorlar dı. Yahûdîler'in hükümlerinde de afv yok, yalnız öldürmek vardı. Maamâfîh Buhârî ve Nesâî'nin rivayetle ri veçhile İsrâîl oğullan diyeti öldürmekten önde tutuyorla r, lâkin bu iki hükümden herbirind e aşırılık yapıyorlardı... Diyete gelince onda da zulmederl er ve ekseriya eşraftan olanların diyetini diğerlerinin birkaç katı yaparlardı... İşbu âyet İndi. Kısasın vücûbunu ve bu vücûbun ancak ehlinden afv ile düşebileceğini, bu affın efdaliyet ve evlevi-yetini, bununla beraber afv sırasında mal üzerine sulh olmanın da cevazını tesbît ederek Yahûdîler'in affın meşru' olmadığına ve diyetin kısastan önde bulunduğuna dâir olan hükümlerini ve kısâsen katlin asla meşru' olmadığına kaail olan Nasârâ hükümlerini ve insanlık eşitliğine riâyet etmeyip şeref da'vâsiyleteaddî ve tecâvüze giden Arab âdetleri ve hükümlerini kaldırdı ve hayât hakkın-'tıhal da eşitliği te'sîs ve i'lân etti (Hakk Dîni, I, 600-601).

8- HAKSIZ OLARAK BİR ADAMIN KANINI İSTEYEN KİMSE(NİN HÜKMÜNÜ BEYÂN) BABI

21-....... Bize Nâfi' ibn Cubeyr, Ibn Abbâs(R)'tan tahdîs etti
ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Allah'a insanların en sevimsiz olanı üç sınıftır: a. Harem içinde zulüm ve haksızlık eden; b. İslâm camiası içinde Câhiliyet âdetini araştırıp, onu bulup yaşatmak isteyen (mürteci'), c. Haksız yere dökmek için ma'sûm bir kişinin kanım külfetle araştıran''21.

9- HATÂ İLE ÖLDÜRMEDE MAKTULÜN VELÎSİNİN KAATİLDEN AFFI, MAKTULÜN ÖLMESİNDEN SONRADIR BABI

27 Haremden maksad Mekke Haremi'dir. Mescidi Haram, Ka'be'yi çevreler. Mescidi Harâm'ı da her taraftan kuşatan sahaya "Harem" ve "Mekke Haremi" ta'bîr olunur. Bu sahanın ağacı kesilmeme k, hayvanları avlanmama k, haksızlık yapılmamak gibi buraya mahsûs şer'î hükümler vardır. Tafsilât Hacc Kitabı'ndadır.

22-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Uhud günü harb sırasında İb-
lîs insanların içinde:
— Ey Allah'ın kulları, arka tarafınızdan sakınınız! diye bağırdı.
Bu ses ile mücâhidlerin önde bulunanla rı, arka taraftaki ler üzerine döndüler, (onları düşman sanarak hücum ettiler). Nihayet Hu-zeyfe'nin babası el-Yemân'ı öldürdüler.
Huzeyfe:
— (Ne yapıyorsunuz?) O babamdır, o babamdır! (Onu öldürmeyin!) diye bağırdı (Fakat onu işitmediler) ve yanlışlıkla Yemân'ı öldürdüler.
Huzeyfe yanlışlıkla olan bu öldürmeye karşı:
—  Allah sizleri mağfiret eylesin! demekle yetindi.
Râvî: Uhud günü müşrikler bozulmuş, hattâ onlardan bir topluluk Taife kadar kaçıp onlara katılmışlardı, demiştir

10- YÜCE Allah'IN ŞU KAVLİ BABI:
"Bir müzminin diğer bir mü'mini, yanlışlık eseri
olmayarak öldürmesi yakışmaz. Kim bir mü 'mini
yanlışlıkla öldürürse, mü ymin bir köleyi azâd etmesi ve
ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi lâzımdır.
Meğer ki, onlar o diyeti sadaka olarak bağışlamış olsunlar. Eğer öldürülen mü'min olmakla beraber size düşman bir kavimden ise, o zaman öldürenin bir köle

28 Başlığa uygunluğu "Allah sizleri mağfiret etsin" sözünden alınır. Çünkü bunun ma'nâsı: "Ben sizi affettim"dir. Zîrâ müslümânlar, Huzeyfe'nin babası Yemân'ı yanlışlıkla öldürmüşlerdi. Huzeyfe, Peygamber tarafından verilen diyetide müslümânlara sadaka etmiştir. Bu hadîsin bir rivayeti Bed'u'l-Halk'ta "Ib-lîs'in sıfatı bâbı"nda da geçmişti. el-Yemân'm bu öldürülme kıssası Tecrîd Ter., II, 382 "316" rakamlı hadîsin haşiyesinde genişçe olarak verilmiştir.azâd etmesi lâzımdır. Şayet kendileri yle aranızdaandlaşma olan bir kavimden ise, o vakit mirasçılarına birdiyet vermek ve bir de mü 9min bir köle azâd etmekgere kir. Kim bunları bulamazsa Allah 'tan tevbesini nkabulü için birbiri ardınca iki ay oruç tutması îcâb eder.Alla h herşeyi bilendir, gerçek hüküm ve hikmetSâhİbİdİr" (en-Nisâ: 92) 29.

11- BÂB: ŞAHIS, ÖLDÜRMEYİ BİR KERRE İKRAR EDERSE BU İKRARI İLE ÖLDÜRÜLÜR

29 Bu âyet, diyetler hususunda bir asıldır. Allah bunda iki diyet ile üç keffâret zikretmiştir... (Aynî).
Her kim bir mü'mini hatâen öldürürse, îcâbı, bir mü'min köle veya cariyeye hürriyet verip azâd etmek ve maktulün veresesin e teslîm olunacak bir diyet verilmekt ir...
Bir köleyi hürriyete kavuşturmak, Allah hakkı olarak bir keffâret; diyet de kul hakkı olarak bir tazmindir . Bir mü'minin öldürülmesine bu suretle biri Allah hakkı, biri de kul hakkı olmak üzere iki hakk ilgilenir . Hayât, evvelemir de Allah hakkıdır, hürriyet de bir nevi' hayâttır, bu da Allah hakkıdır. Allah'ın kullarından bir mü'minin Allah hakkı olan hayâtı yok edilmesin e mukaabil, diğer bir mü'min kula hürriyet bahşederek yeni bir hayât kazandırmak, yanlışlıkla kaatil olan bir mü'minin günâhım örtmeye vesile olacak en güzel ve en münâsib bir keffârettir ki, bunda bir cihetten bir ceza, bir cihetten de bir ibâdet ma'nâsı vardır. Kati, amden olsa idi, bu günâh keffâret ile örtülemezdi. Fakat hatâ az çok bir dikkatsiz liği içine almakla beraber küllî olarak sakınmak ve muavenete lâyıktır. Bunun için keffâretinin affı bahis konusu olamaz. Sonra Allah hakkı olan hayâttan, maktulün bir istifâdesi vardı, hayât hakkına mâlik idi. Kaatil, yanlışlıkla da olsa bunu gidermiş bulunduğundan ve hiçbir hakk heder edilemeye ceğinden, buna karşı sırf bir tazmîn olmak üzere maktulün yerine, kalıp malından faydalana cak olan vârislerine bir diyet verilmek de bir kul hakkıdır. Ve ■hatâen kaatil olan bunda da muavenete lâyıktır. Bunun için hısımları varsa diyete ortak olmalıdır. Vârislerin bunu affetmele ri de bir muavenett ir. Bundan dolayıdır ki, afv ve ibra yerine "Tasadduk" ta'bîriyle bu muavenete tergîb edilmiştir. İşte İslâm yurdunda bir mü'mini yanlışlıkla öldürmenin hükmü ikidir: Keffâret, diyet. Ancak hatâen kati, gayrimüslim ise yalnız diyet lâzım gelir.
Dâr-ı harbe gelince.. . {Hakk Dîni, II, 1418-1419).

23-.......Bize Enes ibn Mâlik (R) şöyle tahdîs etti: Bir Yahûdî,
bir cariyenin başını iki taş arasında ezdi. Ölmek üzere olan kadına:
— Bunu sana kim yaptı? Fulân kimse mi, Fulân kimse mi? diye soruldu.
Nihayet o Yahudi'nin ismi söylenince, kadın başıyle "Evet" diye işaret etti. Yahûdî yakalanıp getirildi, soruldu, o da suçunu i'tirâf edince Peygamber (3) emretti de onun başı da taşla ezildi.
Râvî Hemmâm ibn Yahya "İki taşla ezildi" diye söylemiştir30.


12- ERKEĞİN, KADINI ÖLDÜRMESİ BABI

24-.......Bize Saîd ibn Ebî Arûbe, Katâde'den; o da Enes ibn
Mâlik(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) bir Yahûdî erkeğini, üstündeki gümüş zînetlerini almak için öldürdüğü bir câriye kadına mukaabil öldürmüştür31.

30  Hadîsin başlığa uygunluğu ve delîlliğİ meydandadır. Hadîs şimdiye kadar birkaç yerde geçmişti.

31  Bu da aynı hadîsin kısaltılmış bir rivayetid ir, bu da başlıktaki hükmü açıklamaktadır. Kısasta -hayât hakkı
herkes için eşit bir hakk olduğundan- erkek, kadın farkı yoktur; nefis nefse mukabil, erkek olsun, dişi olsun kısas yapılır.

13- YARALAMAL ARDA ERKEKLER İLE KADINLAR ARASINDA KISAS (YAPILMASI) BABI

İlim ehli (yânî onların cumhuru) da: Erkek, kadına
mukaabil öldürülür, demişlerdir. Umer ibnu'l-Hattâb'dan: Nefse ulaşan her kasıtlı öldürmede veonun aşağısında olacak her yaralamad a, kadın,öldürdüğü erkekten dolayı kısas edilir, dediği
zikrolunu yor.Umer ibnu Abdilazîz de Umer'in rivayet ettiği bugörüşe gitmiştir. İbrâhîm en-Nahaî, Ebu'z-Zinâd, veEbu'z-Zinâd'ın bâzı arkadaşları da bu görüşegitmişlerdir 32.
Enes ibnu'n-Nadr'ın kızkardeşi er-Rubeyy', bir insanı yaraladı da Peygamber (S): "Kısas" buyurdu33 .

25-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Biz Peygamber(S)'e hastalığında

32  Umer ibnu'l-Hattâb'in bu görüşünü Saîd ibn Mansûr en-Nahaî yolundan rivâ- / yet etmiştir. Bu görüş, Urve el-Bârikî(R)'nin Umer'den Kaadi   Şurayh'e getirdiği haberlerd en idi.  Urve el-Bârikî:  Erkekler ve kadınlar müsâvî olarak yaralandılar... demiştir. Bunun senedi sahihtir. Lâkin en-Nahaî'nin Şurayh'ten işitmesi sahîh olmamıştır. İşte bu sebebden Buhârî, Umer'in haberini temrîz sî-gasıyle getirmiştir (Kastallânî).
Urve el-Bârikî, Peygamber'in âlim sahâbîlerinden idi. Umer'in halifeliği zamanında Kûfe'ye kaadı ta'yîn edilmiştir. Şa'bî'nin rivayetin e göre, Urve, Kû-fe'nin ilk kaadısıdır.

33  en-Nesefî nüshasında "Allah'ın kitabı kısastır" şeklindedir. Bu er-Rubeyy' bir cariyenin dişini kırmıştı. Peygamber de aleyhine kısasla hükmetmişti.
ağzına ilâç koymuştuk. O da bize "İlâç vermeyin" diye işaret etmişti. Fakat biz:
— Rasûlullah'in ilâç istememes i, hastanın ilâçtan hoşlanmama-sıdır, dedik (ilâç vermeye devam ettik).
Rasûlullah- ayıhnca:
—  "Sizlerden ev içinde bulunan herkes hiç kimse katmadan muhakkak bu ilâçtan alacaktır, ancak Abbâs müstesna! Çünkü o beni ilâçlamakta sizinle bulunmadı" buyurdu 34.

14- NEFSİ YÂHUD BİR ORGANI HUSUSUNDA HÂKİMİN HÜKMÜ OLMAKSIZI N HAKKINI ALAN YÂHUD KISAS YAPAN KİMSE BABI 35

26-.......Bize Ebu'z-Zinâd tahdîs etti; ona da el-A'rec tahdîs etti
ki, o Ebû Hureyre(R)'den işitmiştir. Ebû Hureyre de Rasûlul-lah(S)'tan: "Bizler (dünyâda) sonra gelenleri z, (âhirette) öne geçecek olanlarız*.." buyururke n işittiğini söylüyordu.
Yine bu isnâd ile Rasûlullah (S): "Eğer sen evinde iken içeriye bakmasına izin vermediğin bir kimse, senin evinin içine baksa, sen de ona bir taş atıp gözünü çıkarsan, senin üzerine günâh yoktur" buyurduğunu rivayet etti 36.

34  Bunda erkeğin kadından kısası vardır. Çünkü Peygamber'e ilâç içirenler erkekler ve kadınlardı, hattâ ev halkının çoğu kadınlardı. Bu hadîsin bir rivayeti "Peygamber'in hastalığı bâbı"nda geçmişti.

35  Buhârî âdeti üzere hadîste gelecek ile yetinerek cevâbı zikretmed i. Yâhud da haberden hüküm çıkarıcının zihnine i'timâd ederek böyle yaptı. İbn Battal: Fetva imamları hiçbir kimse için hâkimin hükmü olmaksızın hakkını almasının caiz olmayacağı üzerinde ittifak etmişlerdir, ancak kölesi üzerinde hadd uygulayan kimse hakkında ihtilâf etmişlerdir, demiştir. Amma, hakk almaya gelince, mal nev'inden olan hakkını alması -hakkı inkâr ettiği ve beyyinesi de olmadığı zamân-imâmlara göre caiz olur... (Aynî).

36  Bunun başka bir rivayeti Sevbân tarafından merfû' olarak getirilmiştir: "Müs-;;.     lümânlardan hiçbir kimseye, kendisine izin verilmedi kçe bir evin içine bakması
halâ! olmaz..." (Aynî).

27-.......Bize Yahya ibn Saîd el-Kattân, Humeyd et-Tavîl'den
şöyle tahdîs etti: Bir adam, Peygamber(S)'in evinin içine doğru baktı. Peygamber de hemen elindeki enli oku, o kimseye doğru yöneltti.
Yahya dedi ki: Ben Humeyd'e:
—  Bu hadîsi sana kim tahdîs etti? diye sordum. Humeyd:
—  Bunu bana Enes ibn Mâlik tahdîs etti, diye cevâb verdi37.
Logged



Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
maesselame 88- KİTABU'D-DİYAT : 11 Şubat 2007, 19:12:28
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
15- BÂB: BİR ŞAHIS KALABALIK İÇİNDE SIKIŞIP ÖLDÜĞÜ YÂHUD ÖLDÜRÜLDÜĞÜ ZAMAN (HÜKÜM NASILDIR)? 38

Sehl ibn Sa'd (R) şöyle dedi: Peygamber(S)'in evindeki bir pencerede n bir
kimse içeriye bakmıştı. O sırada Peygamber, midrâ denilen bir demirle başını kaşıyordu. O kişiye: "Eğer senin böyle hareme baktığını önceden bileydim, şu demiri gözüne saplardım. Çünkü izin isteme ancak göz için kaanûn yapılmıştır" buyurdu. Bu iki hadîsi Müslim de Âdâb'da, "2156" ve "2157" rakamlany le getirmiştir. İzin vermediğin bir adamın gözünü çıkarırsan kısas lâzım gelmez demek oluyor.
Bu hadîsin ilk sureti mürsel idi. Çünkü Humeyd bu kıssaya erişmemiştir. Yahyâ'nın Humeyd'e: Bu hadîsi sana kim tahdîs etti? sorusuna: Enes tahdîs etti, demesiyie hadîs merfû' olmuştur. "Enes..." sözü, bunun müsned, mevsûl olduğuna delâlet eder.

''38 Cevâbda görüş ayrılıkları bulunduğu için yâhud da hadîste gelen ile yetindiği için başlığı böyle soru hâlinde bırakmıştır.

28-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Uhud günü olduğu zaman müşrikler harb meydanında bozguna uğratıldılar. Bu sırada İblîs (müs-lümânların içinde):
— Ey Allah'ın kullan! Arkanızdan gelenlerl e mukaatele ediniz! diye bağırdı.
Bu ünleme ile önde bulunanla r arkadan gelenleri müşriklerden sanarak, onlarla harbetmek için geri döndüler. Bunlar ve onlar mukaatele ettiler. Bu sırada Huzeyfe bir de baktı ki, arkadaki babası el-Yemân'dır (Müslümanlar onu müşriklerden sanarak öldürüyorlardı). Hemen:
— Ey Allah'ın kullan! O benim babamdır! O benim babamdır!
diye bağırdı...
Âişe dedi ki: VAllahi müslümânlar ondan ayrılmayıp nihayet onu (yanlışlıkla) öldürdüler. Huzeyfe (onların, babasını müşriklerden sanarak yanlışlıkla öldürmüş olmaları özründen dolayı):
—  Allah sizleri mağfiret eylesin! dedi.
Bu senedle gelen bir rivayette Urve: Bu fiilden dolayı Huzeyfe'-den tâ Allah'a kavuşuncaya kadar babası üzerine bir hüzün bakıyye-si devam edip durdu, demiştir 39.

16- BÂB: BİR ŞAHIS YANLIŞLIKLA KENDİNİ ÖLDÜRDÜĞÜ ZAMAN, ONUN İÇİN DİYET YOKTUR

39 Başlığa uygunluğu "VAllahi onu öldürünceye kadar ayrılmadılar" sözünden alınır. Çünkü müslümânlar onun üzerine kalabalık bir sıkışma hâlinde hücum edip öldürmüşlerdi. Bu konuda çeşitli görüşler vardır: Bâzıları onun diyeti Beytu'l-mâl'e de vâcib olur, çünkü o müslümânlardan bir topluluğun fiili ile öldü, böylece onun diyeti müslümânlar in Beytu'l-mâl'ine vâcib olmuştur, dediler. Bâzıları da diyeti orada hazır bulunanla rın hepsi üzerine vâcib olur, çünkü o. onların fiiliyle olmuş, bu fiil başkalarına geçmemiştir... demiştir (Kastallânî). Bunun bir rivayeti 9. bâbda, 22 rakarmyle gemişti.

29-.......Seleme ibnu'I-Ekvâ (R) şöyle demiştir: Bizler Peygamber (S) ile beraber Hayber gazasına çıktık. Yolda giderken sahâbîler-den bir adam (amcam) Âmir ibnu'l-Ekvâ'a:
— Yâ Âmir! Kısa vezinli şiirlerinden bizlere dinlet! dedi. Bunun üzerine Âmir, recez denilen kısa vezinli şiirlerini tegannî
ile okuyarak kaafileni n develerin i yollandırdı. Peygamber:
'' — "Şiir inşâd ederek develeri yollandıran kimdir?" diye sordu. 'u Sahâbîler:
—  Âmir ibnu'I-Ekvâ'dir! dediler. Peygamber:
— "Allah ona rahmet eylesin!" diye duâ etti.
Sahâbîler:
—  Yâ RasûlAllah! Âmir'le bizi faydalandırmak için keski onu bizlere bağışlasaydın! dediler.
Nihayet Hayber gecesinin sabahında Âmir yaralandı (ve bundan öldü). Bir topluluk:
— Âmir'in ameli bâtıl oldu, o kendini öldürdü! dediler. Ben Hayber'den döndüğüm sırada onlar hâlâ:
—  Âmir'in âmeli bâtıl oldu! diye konuşuyorlardıBunun üzerine ben Peygamber'e geldim ve:
— Ey Allah'ın Peygamber i! Babam, anam Sana feda olsun! Bâzı'/ kimseler Âmir'in gazasının bâtıl ve şehîdliğinin mükâfâtsız olduğu* \ nu iddia ettiler! dedim.
Peygamber:
—  "Bu iddiada bulunan kimse yalan söylemiştir. Şübhesiz Âmir için iki ecir ve sevâb vardır: Muhakkak ki o bir câhiddir, bir mücâ-hiddir. Hangi şehidin ecri onun ecrinden daha ziyâde olabilir!" buyurdu 40.

40 Başlığa uygunluğu Peygamber'in, Âmir'in vârisleri için, âkilesi üzerine yâhud .     müslümânların Beytu'l-mâl'i üzerine diyet hükmetmemiş olması yönündendir. ,:     Bu hadîs, Buhârî'nin sülâsiyâtının ondokuzun cusudur. Mağâzî, Edeb, Mezâlim, Zebâih, Daavâd Kitâblan'nda uzun, kısa metinlerl e geçmişti. Câhid: Çalışkan, son gayretini harcayan: Mucâhid, Allah yolunda harbeden demektir.

7- BÂB: BİR ŞAHIS DİĞER BİR KİMSEYİ ISIRDIĞI VE ISIRANIN ÖN DİŞLERİ DÜŞTÜĞÜ ZAMAN (ONA BİRŞEY LÂZIM GELİR Mİ,GELMEZ Mİ)?

30-.......Bize Katâde tahdîs edip şöyle dedi: Ben Zurâre ibn Ev-
fâ'dan işittim, o da İmrân ibn Husayn'dan: Bir adam diğer bir adamın elini ısırdı. Işınlan kimse elini ısıranın ağzından şiddetle çekti. Bu çekişten ısıranın ön dişleri düştü. Sonunda Peygamber(S)'e gelip muhakeme oldular. Peygamber:
— "Biriniz kardeşini, kuvvetli erkek devenin ısırışı gibi ısırır (mı)? Senin dökülen dişlerin için diyet yoktur!" buyurdu 41.

31-.......Ya'lâ ibn Umeyye (R) şöyle demiştir: Ben bir gazveye
çıktım. Bir adam diğer bir adamı ısırdı. Işınlan kimse elini şiddetle çekti. Bu çekişle ısıranın ön dişini yerinden çıkardı. Peygamber (S) düşen dişin diyeti olmadığına hükmetti.

41 Bu hadîsin birbirini te'yîd ve tafsîl eden sekiz kadar rivayetin i Müslim de Sa-hîh'İnde getirmiştir. Oradaki rivayetle rin biri şöyledir: Safvân ibn Ya'lâ ibn Umeyye babasından heber verdi. Babası Ya'lâ ibn Umeyye şöyle demiştir: Ben Peygamber (S) ile beraber Tebûk gazvesind e bulundum.- Ya'lâ: Bu gazve be-nîm nazarımda en sağlam amelimdir, der idi. Ya'lâ dedi ki: Benim ücretli bir adamım vardı. O, bir insanla kitâl edercesin e döğüşmüş. Bu iki döğüşenden biri, diğerinin elini ısırmış... Bu sırada ışınlan kimse, ısıranın ağzından elini çeki-vermiş. Çekerken de ön dişlerinden ikisi yerinden sökülmüş. Bunlar Peygamber'e geldiler de, Peygamber (S) onun dişinin tazmînâtı olmadığına hükmetti.
Oradaki rivayetle rde daha bâzı tafsilât vardır. Müslim Tercemesi, Kitâbu'l- Kasâme ve'1-Muhâribîn ve'1-Kısâs ve'd-Diyât, "Saldırgan bir kimse diğer bir  insanın nefsine yâhud bir uzvuna saldırırsa, saldırıya uğrayan da o mütecavizi def ettiği zaman, onun canını yâhud bîr uzvunu telef etse, üzerine tazmînât yoktur babı", V, 257-259 "1673-1674".

18- BÂB: DİŞ, DİŞE MUKAABİL (SÖKÜLÜR)

32-....... Bize Humeyd et-Tavîl, Enes(R)'ten şöyle tahdîs etti:
en-Nadr'm kızı er-Rubeyy', bir cariyeye tokat vurdu ve onun dişini kırdı. Dişi kırıian cariyenin ailesi Peygamber (S)'e gelip da'vâyı ar-zettiler. Peygamber, er-Rubeyy' üzerine kısas emretti42 .

19- PARMAKLARIN DİYETİ BABI

33-.......Bize Şu'be, Katâde'den; o da İkrime'den; o da îbn Abbâs(R)'tan tahdîs etti ki, Peygamber (S): "işte şu ve şu, yâni küçük i parmakla baş parmak (diyet hususunda) müsavidir" buyurmuştur 43.

42 Bu üç râvîli hadîslerden yirmincisîdir. Bunun Tefsîr'de, el-Bakara: 178. âyetinde daha geniş bir rivayeti geçmişti: Enes ibn Mâlik şöyle dedi: İbnu'n-Nadr'm kızkardeşi er-Rubeyy' bir kerresind e bir kadının ön dişlerini kırdı. (Onlar diyetini istediler, İbnu'n-Nadr da affetmele rini istedi.) Rasûlullah (S) da kısas ile emretti. Bunun üzerine Enes ibnu'n-Nadr:
— Yâ RasûlAllah, Seni hakk ile peygamber gönderen Allah'a yemîn ederim (ve Allah'ın yardımını anarak derim ki:) Rubeyy'in dişi kırılmaz! dedi.
Enes dedi ki: Hakîkaten da'vâcılar en sonu diyete razı olup kısası bırakti-lar. Bunun üzerine Rasûlullah:
— "Allah'ın kullarından öyle bir kişi vardır ki, o, Allah'a yemîn etse, mu-
hakkak Allah onun yeminini yerine getirir" buyurdu.

43 Hadîs başlıktaki hükmü açıklamaktadır.en-Nesâî'nin rivayetin de Rasûlullah (S), Amr ibn Hazm oğullan'na diyet-lere dâir gönderdiği mektubund a: "Elin diyeti elli devedir. Her parmağın diyeti
de on devedir" buyurmuştur. Şârih Hattâbî: Bu rivayet, diyet hususunda bir asıldır. Bununla âlimler, elin diyeti, tam diyetin yarısı olduğunda ittifak etmiş-
34-,......Buradaki senedde de İbn Abbâs: Ben Peygamber(S)'den
bunun benzerini işittim, demiştir.

20- BÂB: BİR TOPLULUK BİR KİMSEYE MUSİBET YAPTIKLAR I
ZAMAN ONLARDAN HERBİRİ CEZAYA UĞRATILIR YÂHUD (ÖLDÜRMÜŞLERSE) HEPSİ KISAS YAPILIR MI? 44

Mutamı, eş-Şa'bfden söyledi ki: İki kişi bir adamı ,  Alî'ye getirip, onun hırsızlık yaptığına şâhidlik *     etmişler. Alî de bu şehâdetle hırsızlığı sabit olan o . kimsenin elini kesmiş. Sonra bu iki şâhid başka bir adamı daha Alî'nin huzuruna getirmişler de:
Biz evvelki adamın hırsızlık yaptığında yanıldık!
demişler. Bunun üzerine Alî, o iki şahidin diğer
lerdir. Yine böyle elin ve ayağın parmaklarının diyeti müsâvî olarak farksız on deve olduğunda da ittifak etmişlerdir, demiştir.

44 el-Bakara: 178. kısas âyetinde "el-Katlâ" elif lâm ile süslü bir cemi' olduğundan kasden ve haksız olarak öldürülmüş olanların, hürr, köle, erkek, dişi, müs-lim,  muâhedeli  cümlesine  şâmildir.   Herbirini n  kaatili  kim  olursa  olsun, ,.s   mukaabili nde kısas olunur. Ve beyân olunacağı üzere kısası düşürücü olan afv veya sulh olma vâki' olmadıkça, bu kısasın.İcrâsı umûm îmân ehline farz-dır... Bunun için dişinin erkek, erkeğin dişi mukaabili nde öldürüleceği imamlar arasında ittifak edilmiştir. Bunu te'yîd ve tefsir edici olmak üzere el-Mâidem   

45'deki kısas âyetinde "en-Nefsu bVn-nefsi" buyurulmuş ve bununla kısasta ş-u. istenen mümâselet ve müsavat, nefis ve can mümâseleti olduğu gösterilmiştir. \^   Ve hayât hakkı herkes için müsâvîdir ve kısas bu müsavata dayanır. Maktul kim j*4   olursa olsun, onun kaatili veya müteaddid kaatiller i o maktulden fazla bir ha-Y   yât hakkına mâlik değillerdir... (Hakk Dîni, I, 601-602).
kimse aleyhinde ki şehâdetlerini de iptal etmiş ve o iki kişi yakalanıp onlardan, birinci adamın
kesilen elinin diyeti alınmıştır.
Alî: Eğer ben sizin şâhidliğinizde yalan söylemeyi
kasdettiğinizi bilmiş olaydım, muhakkak sizin elinizi
keserdim! demiştir45.

35- Buhârî şöyle dedi: Ve bana İbnu Beşşâr söyledi. Bize Yahya ibn Saîd, Ubeydulla h'tan; o da Nâfi'den; o da İbn Unıer(R)'den şöyle tahdîs etti: Bir oğlan aldatılarak öldürüldü. îbn Umer:
— Eğer bu öldürme fiilinde San'â ahâlîsi iştirak etmiş olsalardı, muhakkak ben onların hepsini öldürürdüm, demiştir.
Mugîre ibnu Hakîm es-San'ânî, babası Hakîm'den: Dört kişi bir çocuğu öldürdüler. Bunun üzerine Umer de aynı sözü söyledi, demiştir.
Ebû Bekr, İbnu'z-Zubeyr, Alî ibn Ebî Tâlib, Suveyd ibnu Mu-karrin dörtlüsü de tokattan kısas yapmışlardır.
Umer de vurmadan dolayı kırbaçla kısas yapmıştır. Alî ibn Ebî Tâlib de üç kamçı vurmaktan dolayı kısas yapmıştır.
Kaadi Şurayh da bir deynek vurmasından ve küçük yaralarda n dolayı kısas yapmıştır 46.

45  Mutarnf'm bu haberini Şafiî ile Taberî, Bundâr'dan; o da Şu'be'den; o da Ka-tâde'den olmak üzere rivayet etmişlerdir.

46  Buradaki haberleri İbn Ebî Şeybe, Saîd ibn Mansûr, Müsedded... gibi hadîsçiler senedleri yle rivayet etmişlerdir.
Aldatılarak öldürülen oğlanın kaatiller i, oğlanın anası olan kadın, onun dostu ve kadının cariyesi ve onlara yardım eden bir adam imiş. Oğlanın adı Asîl imiş. Çocuğu öldürenler de el-Mugîre ibn Hakîm es-San'ânî'nin karısı, hizmetçisi, kadının gizli dostu ve başka bir adam imiş. Öldürülen çocuk Mugîre'nin başka karısından olan oğlu Asîl imiş. Onu öldürüp bir kuyuya atmışlar... (Beyhakî).

36-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) hasta iken (baygın
hâlinde) ağzına ilâç koyduk. O da bize:
—  "İlâç vermeyin!" diye işaret etmeye başladı. Biz:
— Rasûlullah'm çekinmesi, hastanın ilâcı sevmemesi dir! dedik
(ve ilâç vermeye devam ettik). Ayılmca:
—  "Ben sizi ilâç vermekten nehyetmed im mi?" diye azarladı. Biz yine:
— Hasta ilâçtan hoşlanmaz (onun için azarlıyor), dedik (ve ilâç vermeye devam etmek istedik).
Bunun üzerine Rasûlullah:
—  "Sizden ev içinde bulunan herkes, hiç kimse kalmaksızın bu ilâçtan alacaktır. İşte ben ona bakıyorum. Yalnız Abbâs müstesnadır. Çünkü o, beni ilâçlamakta sizinle bulunmadı!" buyurdu47 .

47 Bu hadîsin bir rivayeti yakında, "Erkekler ve kadınlar arasında kısas bâbi"nda geçmişti. "Peygamber'in hastalığı bâbı"nda da geçmişti.
Hadîs metninde tekrar edilen "Ledîd" kelimesi, kaşık gibi birşeyle ağzın bir tarafına -hastanın irâdesi olmaksızın- konulan ilâca denir... Tıbb'da bunun hakkında bilgi verilmişti.

21- KASÂME YEMİNİ BABI 48 Ve el-Eş'as ibn Kays şöyle demiştir: Peygamber (S):

"(Da'vânı isbât edecek şey) senin iki şahidindir, yâhud da onun yemini vardır" buyurdu 49.
Abdullah ibnu Ebî Muleyke de: Muâviye ibn Ebî Sufyân kasâme yemini ile kısas
yapmadı, demiştir.
Umer ibn Abdilazîz (99 senesinde) Basra üzerine emîr ta'yîn ettiği Adiyy ibn Ertae'ye, yağcıların evlerinde n bir evin yanında bulunmuş olan bir maktul hakkında
şöyle yazmıştır:
"Eğer maktulün sahihleri beyyine bulurlars a (onunla hükmet), sâhibleri beyyine bulamazla rsa bu hususta
beyyinesi z olarak hüküm vermekle insanlara
zulmetme! Çünkü bu iş, kıyamete kadar hakkında
hüküm verilemiy ecek olan bir iştir!" 50

48  Kasâme, yemîn ma'nâsma olan "lksâm"dan isim olarak mutlak yemîn ma'nâ-sınadır. Sonra maktulün velîleri üzerine taksim olunan husûsî bir nevi' yemîn ma'nâsma kullanıldı. Meselâ bir karye toprağında bir kimsenin milki olmayan boş bir arazîde yaralanmış olarak bir maktul bulunur. Kaatili bilinmez. Veresesi karye ahâlîsinden da'vâ ettikte, maktulün velîsinin tercîh eylediği elli kişiye yemîn verilir. Ve eğer elli kişi bulunmaz ise yemîn verilen kişilere elli yemîn tamâmına dek yemîn tekrîr olunur. Ve yine beyyine olmayarak, meselâ yakınında düşmanlığı zahir olan Amr üzere bi'd-delâle da'vâ eyleseler, maktulün velîleri işbu Amr, Zeyd'i katleyled i diye elli tamâmına dek yemîn ederler. İşte bu iki surette yemîn eden cemâate de "Kasâme" denildi. Eğer da'vâcılar yemîn ederlerse, diyete hakk kazanırlar. Ve eğer cinayetle ittihâm edilenler yemîn ederlerse diyet lâzım gelmez. Nitekim fıkıh kitâblannda şerhedilmiştir... (Âsim Efendi, Kaamûs Tercemesî).

49  Eş'as ibn Kays'in hadîsi uzun bir metinle Şehâdetler ile Yeminler ve Nezrler Ki-tâbları'nda geçti.

50 Fethu'l-Bârî de şöyle dedi: Muâviye'nin kasâme ile kısas yapması hususunda ihtilâf edildiği gibi, Umer ibn Abdilâziz üzerine de kasâme ile kısası hususunda ihtilâf edildi... (Kastallânî).

37-.......Ensâr'dan Sehl ibn Ebî Hasme denilen sahâbî (R), Bu-
şeyr ibn Yesâr'a şöyle haber vermiştir: Kendi kavminden bir topluluk Hayber'e gittiler. Hayber hurmalıkları içinde kendi işlerine dağıldılar. Sonra kendileri nden birini (Abdullah ibn Sehl'i) öldürülmüş olarak buldular. Bu topluluk, cesedin arazîlerinde bulunduğu Hayber liler'e:
—  Siz bizim arkadaşımızı öldürdünüz! dediler. Hayberlil er de:
— Onu biz Öldürmedik, onun kaatilini de bilmiş değiliz! dediler. Sonra bu sahâbîler topluluğu Peygamber(S)'e gidip:
— Yâ RasûlAllah! Bizler Hayber'e gittik ve orada birimizi öldürülmüş hâlde bulduk, dediler.
Peygamber:
—  "Büyük konuşsun, büyük konuşsun!" buyurdu. Sonra onlara:
—  "Onu öldüren kimse üzerine beyyine getirecek siniz" buyurdu.
Onlar:
—  Bizim beyyinemi z yoktur, dediler. Peygamber:
—  "O takdirde Yahudiler onu kendileri öldürmediklerine dâir yemîn ederler" dedi.
Sahâbîler:
— (Yâ RasûlAllah!) Biz Yahûdîler'in yeminleri ne razı olmayız! dediler.
Rasûlullah, öldürülen kişinin kanını bâtıî ve heder kılmayı istemedi de zekât develerin den yüz tanesini onun diyeti olmak üzere verdi51.

51 Buhârî bu hadîsi, "Kasâme"de kısas olmadığına ve bunda hüküm beyyine ve yemîne maksûr olduğuna dâir geçen Eş'as ibn Kays hadîsine uygun olarak zikretmiştir.
Bunun birer rivayeti Sulh'ta ve Cizye'de geçmişti. Müslim de Kasâme, Mu-hâribler, Kısas ve Diyât Kitâbı'nda bunun onüç kadar rivayetin i ayrı ayrı yollardan ve farklı metinlerl e arka arkaya sıralamıştır. Müslim Tercemesi, V, 243-250 "1669-1670".

38-.......Bana Ebû Kılâbe ailesinde n olan Ebû Recâ tahdîs etti.
Bana Ebû Kılâbe Abdullah şöyle tahdîs etti: Umer ibnu Abdilazîz, halifeliği zamanında bir gün üzerine oturduğu serîrini insanlar için evinin dışına çıkardı. Sonra insanlara yanına girmeleri ne izin verdi. İnsanlar onun huzuruna girdiler. Halîfe onlara:
—  Bu kasâme yemîni hakkında ne diyorsunu z? dedi. Onlar:
—  Biz kasâme ile kısas vâcib bir haktıf; kasâme ile (Muâviye
ibn Ebî Sufyân, Abdullah ibnu'z-Zubeyr, Abdulmeli k ibn Mervân gibi) halîfeler kısas yapmışlardır diyoruz, dediler. Ebû Kılâbe dedi ki: Bana da:
— Sen kasâme hakkında ne diyorsun yâ Ebâ Kılâbe! diye sordu ve beni insanlar önünde (onlarla münazara ettirmek için) dikti.
Ben de cevâbında şöyle dedim:
— Ey Mü'minlerin Emîri, ordu kumandanl arı ve Arab'ın şerifleri huzûrundadir. Şu mes'elede nasıl re'y edersin, bana haber ver: Eğer Şam'da bulunan evli bir erkek aleyhine onlardan elli adam, onu görmedikleri hâlde onun zina ettiğine şâhidlik etmiş olsalardı, sen o adamı onların bu şehâdetleriyle recm eder miydin? dedim.
O da:
—  Hayır (recm etmezdim), diye cevâb verdi. Ben yine:
— Re'yini bana haber ver: Şayet Hımıs'ta bulunan bir erkek aleyhine, onu gözleriyle görmedikleri hâlde onlardan elli kişi, o hırsızlık yapmıştır diye şâhidlik etselerdi, sen onun elini keser miydin? dedim.
Halîfe bu sorumu da:
—  Hayır, diye cevâbladı. Ben:
— Allah'a yemîn ederim ki, Rasûlullah (S) şu üç hasletten başka hiç bir kimseyi asla öldürmedi: a. Kendi nefsinin çekmesi veya cinayeti ile haksız olarak öldüren ve bu sebeble kisasen öldürülen; b. Evlilikte n sonra zina eden; c. İslâm Dîni'nden çıkarak, Allah'a ve Rasûlü'ne harb açan kimse.
Oradaki topluluk:
—  Enes ibn Mâlik sana: Rasûlullah(S)'ın hırsızlarda veya hırsızlıkta el kestiğini, gözleri oyduğunu ve onları güneşe attığım tahdîs etmiş değil mi? dediler.
Ben de onlara şöyle dedim:
— Sizlere ben Enes ibn Mâlik'in hadîsini tahdîs edeyim: Bana Enes şöyle tahdîs etti: Ukl kabîlesinden sekiz nefer insan Rasûlullah'a geldiler ve onunla İslâm üzerine bey'atlaştılar. Müteakiben Medine arazîsinin havası onlara ağır geldi de vücûdları hastalandı. Onlar bu hastalıklarını Rasûlullah'a arzettile r. Rasûlullah (S): "Bizim çobanımızla beraber develerin yanına çıksanız, onların sütlerinden ve bevl-lerinden nail olsanız?" buyurdu. Onlar: Peki, deyip develerin yanma çıktılar. Onların sütlerinden ve sidikleri nden içtiler ve sıhhat buldular. Akabinde Rasûlullah'm çobanını öldürdüler, develeri de sürüp gittiler. Derken bu haber Rasûlullah'a ulaştı. Rasûlullah derhâl arkalarından bir seriyye gönderdi. Kısa zamanda yakalanıp geri getirildi ler. Rasûluilah emretti, elleri ve ayakları kesildi, gözlerini de oydurdu. Sonra onları güneşe attırdı ve nihayet öldüler.
Ben:
— Bunların işlemiş oldukları suçtan daha şiddetli hangi suç vardır: Bunlar İslâm Dîni'nden geri dönmüşler, insan öldürmüşler, hırsızlık yapmışlardır, dedim.
Anbese ibnu Saîd:
—  VAllahi ben bu gün senden işittiğimin benzerini bu günden Önce asla işitmiş değilim! dedi.
Ebû Kılâbe dedi ki: Ben Anbese'ye:
— Ey Anbese! Sen benim bu hadîsimi bana karşı redd mi ediyorsun? dedim.
Anbese:
— Hayır (sana karşı reddetmiy orum), lâkin sen hadîsi tastamam olduğu gibi getirdin. VAllahi bu şeyh (yânî Ebû Kılâbe) aranızda yaşadığı müddetçe bu ordu (yânî Şâm ahâlîsi) hayırdan asla ayrılmazlar, dedi.
Ben konuşmama şöyle devam ettim:
— Bu, benzeri işlerde uygulanma k üzere Rasûlullah tarafından konulmuş bir kaanûn olmuştur. Rasûlullah'm huzuruna Ensâr'dan bir topluluk girdi, O'nun yanında konuştular. Sonra onlardan biri Hayber'e doğru yola çıktı. O kişi önlerinden gitti ve orada öldürüldü. Ötekiler de onun ardından Hayber'e çıktılar. Bir de gördüler ki, arkadaşları (Abdullah ibn Sehl) kan içinde debeleniy or. Hemen Rasûlullah'm yanına döndüler ve:
— Yâ RasûlAllah! Arkadaşımız bizimle beraber senin yanında konuşuyordu, bizim önümüzde yola çıktı, biz onu kan içinde bula-nır vaziyette bulduk! dediler.
Rasûlullah (evinden yâhud mescidind en) çıkıp onların yanına geldi ve:
—  "Onu kimin öldürdüğünü düşünüyor veya görüyorsunuz?" diye sordu.
Onlar da:
—  Biz onu Yahûdîler'in öldürdüğünü düşünüyoruz, dediler. Rasûlullah, Yahûdîler'e haberci salıp onları çağırttı ve:
—  "Bunu öldüren sizler misiniz?" diye sordu. Onlar:
—  Hayır, dediler. Rasûlullah iddiacılara:
—  "Siz, Yahudiler'den elli kişinin onu öldürmediklerine dâir yemîn etmesine razı olur musunuz?" dedi.
Onlar:
— Yahûdîler bizim hepimizi öldürmelerine ehemmiyet vermezler, sonra da öldürmediklerine yemîn ederler! dediler.
Rasûlullah yine müddeîlere hitaben:
—  "Sizler kendinizd en elli kişinin (onu bunlar öldürdü mîni ile diyete hakk kazanır mısınız?" buyurdu.
O sahâbîler:
—  Bizler bu yemini yapamayız! dediler.
Bunun üzerine Rasûlullah o kimsenin diyetini kendi malından verdi52.
Ebû Kılâbe geçen senedle şöyle dedi: Ben şöyle dedim: Huzeyl kabilesi Câhiliyet devrinde kendileri nin yeminli bir dostlarından ayrılmışlar:
—  Sen bizden, biz de senden değiliz, demişlerdi.
O ayrılman kimse Yemen'den bir ev halkına (onlardan hırsızlık için) Bathâ denilen Mekke vadisinde geceleyin hücum etti. O ev halkından bir adam, o hırsızın gelmesiyl e uyandı da ona bir kılıç darbesi attı ve onu öldürdü. Akabinde Huzeyl kabilesi geldiler ve o Yemenli adamı (yânı kendisind en ayrılınmış olup da hırsızlık teşebbüsü sırasında onu öldüren kimseyi) yakaladılar ve hacc mevsimind e Umer ibnu'l-Hattâb'ın huzuruna çıkardılar ve:
—  Bu adam bizim arkadaşımızı öldürdü, dediler. Kaatil de:
— O, hırsızlık yapmıştır ve bunlar, yânı onun kavmi de bundan ayrılmış hâldedirler, dedi.
Umer de:
—  Huzeyl kabilesin den elli kişi ondan ayrılmadıklarına yemîn ederler, dedi.
Bunun üzerine onlardan kırkdokuz kişi o kimseden ayrılmadıklarına yafan olarak yemîn etti. Bu sırada Huzeyl kabilesin e mensûb olan bir adam Şam'dan geldi. Hemen ondan da kendileri gibi o zâttan ayrılmadıklarına dâir yemîn etmesini istediler . O Şam'dan gelen adam bin dirhem fidye verip yeminini onlardan kurtardı. Bu sefer onun yerine başka bir adam soktular. Böylece Umer o adamı maktulün kardeşine teslîm etti. Onun eli, ötekinin eliyle bir yere getirilip bağlandı. Bunlar şöyle dediler:
—  Biz elli kişi, yânî ondan ayrılmadığımıza yemîn eden bizler -(hakikatte yemîn edenler ancak kırkdokuz olduğundan burada küll söylenip cüz irâde edilmiştir)- yürüdük. Nihayet Mekke'den bir gecelik uzaklıkta olan Nahle mevkiine vardıkları zaman kendileri ni bir yağmur yakaladı. Hemen bir mağaraya girdiler. Akabinde o mağara yemîn etmiş olan o elli kişinin üzerine çöktü, hepsi öldüler de o elleri birbirine bağlanan iki kişi (yânî maktulün kardeşi ile Şam'dan gelen

52 Hadîste evvelâ yeminin müddeîye değil de müddeâ aleyhe yönelmesi vardır. Nitekim bu Ensârîler kıssasında böyle vâki' olmuştur... (Kastallânî).
adamın yerine koydukları kişi) kaçıp kurtuldul ar. Onları da bir taş ta'kîb etti ve maktulün kardeşinin ayağına çarpıp onu kırdı. O bir yıl daha yaşadı, sonra öldü.
Ebû Kılâbe geçen senedle şöyle dedi: Ben şöyle dedim: — Abdulmeli k ibn Mervân bir adamı kasâme yemîni ile kısas yapmıştır. Fakat sonra yaptığına pişman olmuş ve emir vermiş de yemîn eden o elli kişinin isimleri divân defterind en silinmiş ve onları Şam'dan başka yere sürgün etmiştir 53.
Logged



Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
maesselame 88- KİTABU'D-DİYAT : 12 Şubat 2007, 17:18:23
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
22- BİR KAVMİN EVLERİNE İZİNLERİ OLMAKSIZI N TIRMANIP BAKAN, ONLARIN DA GÖZÜNÜ
ÇIKARDIKLARI KİMSEYE DİYETYOKTUR BABI

39-.......Bize Hammâd ibn Zeyd, Ubeydulla h ibn Ebî Bekr ibn

53 Buhârî'nin bu hadîsi burada getirmesi, Ensâr kıssasında olduğu gibi, yeminin evvelâ müddeâ aleyhe yöneleceği, müddeîye yönelmiyeceği bakımındandır.
Hadîsin sonundaki "İle'ş-Şâm = Şam'a" ta'bîriEbûNuaym'ınA/usta/ırac'-ında Ahmed ibn Harb rivayetin de "Mine'ş-Şâm ■ Şam'dan" şeklindedir. Fethu'l-Bârî'dt: Bu daha uygundur. Çünkü Abduimeli k'in ikaameti Şam'da idi. Ancak bu sürgün işinin Mus'ab ibnu'z-Zubeyr ile muharebe sırasında Irak'ta bulunduğu zaman olması muhtemel olur. O takdirde o yemîni yapanlar Irak ehlinden olup Abdulmeli k onları Şam'a sürmüş olur.
el-Kaabisî, Umer ibn Abdilazîz'e taaccüb etmiştir: O, Rasûlullah'ın hükmüyle ve Râşid Halîfeler'in ameliyle sabit olan kasâme hükmünü, Ebû Kılâbe'nin kavliyle nasıl ibtâl etmiş, hâlbuki Ebû Kılâbe tabiîlerin dalgınlarından idi. Ab-dulazîz ondan müsned olmayan mürsel bir söz işitmiştir. Ebû Kılâbe'de Ensâr kıssasiyle Hayber kıssası alt üst olmuş, o hıfzının azlığından bunların birini diğerine bindirmiştir. Ve keza kasâme ile ilgili olmayan mürsel bir hikâye işitmiştir. Çünkü Hal'in kasâme ile ilgisi yoktur. Abduimeli k'in isim silmesind e de hüccet yoktur, demiştir ve Allah en bilendir (Aynî-Kastallânî).
Bu uzun metnin Ukl kabilesin den gelen sekiz kişinin macerası kıssası ile Ensâr'dan birinin Hayber arazîsinde öldürülmesi kıssası Buhârî ve Müslim'de sahîh olarak rivayet edilmiş olan sağlam ve sıhhatlerinde hiç şübhe bulunmaya n hadîslerdir. Ebû Kılâbe'nin Anbese'ye hitabı ve onun kendisini bu ifâdelerinde doğrulayıcı sözleri de aynen Müslim'de rivayet edilmiştir: Müslim Ter., V, 251-254 "1671", Kitâbu'l-Kasâme..., 2. Bâb.
Enes'ten; o da Enes ibn Mâlik(R)'ten şöyle tahdîs etti: Bir kimse Pey-gamber'in evlerinde ki delikleri n birinden içeriye baktı. Hemen Peygamber (S) bir mışkas veya birkaç mışkas ile ona doğru kalktı da, onu dürtmek için ona doğru sinerek yaklaşmaya başladı54.

40-.......Bize Leys, İbn Şihâb'dan tahdîs etti. Ona da Sehl ibn
Sa'd es-Sâidî (R) şöyle haber vermiştir: Bir kimse Rasûlullah'ın kapısındaki bir delikten içeriye bakmıştı. O sırada Rasûlullah'ın elinde midrâ demlen demirden bir tarak vardı ki, onunla başını kaşıyordu. Rasûlullah (S) -delikten münasebetsizce bakan- o kişiyi görünce:
—  "Eğer senin bana bakıyor olduğunu daha önce hileydim, şu demiri gözüne saplardım!" buyurdu.
Ve yine Rasûlullah:
—  "İzin isteme, ancak göz cihetinde n kaanûn yapılmıştır!" buyurdu 55.

41-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Ebû'l-Kaasım (S) şöyle
buyurdu: "Eğer bir kimse izinsiz olarak senin mahremiyy etine bakar, sen de iki parmağın arası ile bir çakıl taşı atarak onun gözünü çıkarırsan, bundan dolayı artık sana herhangib ir günâh sabit olmaz"56.

54 Mışkas, "Minber" vezninde, yassı demire, bir kavle göre yassı demirli oka denir...

55  Midrâ, mîm'in kesriyle tarağa denir, muşt ma'nâsınadır...

56 Evine girmesine izin vermediğin bir adamın gözünü çıkarırsan kısas lâzım gelmez demek olur ki, bu da öyle izinsiz bakmayı men' etmede mübalağa ifâde etmektedi r.

23- ÂKİLE CEMÂATİ BABI57

42-.......Bize Mutarrıf tahdîs edip şöyle dedi: Ben eş-Şa'bî'den
işittim, şöyle dedi: Ben Ebû Cuhayfe'den işittim, şöyle dedi: Ben
Alî(R)'ye:
— Siz Ehli Beyt'in yanında Kur'ân'da olmayan herhangi birşey var mı? -Bir kerre "İnsanların yanında olmayan birşey var mı?" demiştir- diye sordum.
Alî:
— Taneyi yaran ve insanı yaratan Allah'a yemîn ederim ki, bizim yanımızda Kur'ân'da olandan başka birşey yoktur. Ancak insana Allah'ın Kitâbı'nı anlamak hususunda verilen bir anlayış ve bir de şu sahîfedeki şey vardır, dedi.
Ben:
—  O sahîfedeki nedir? dedim.
Alî:
— Akl, yânî diyet, esîrin bağının çözülüp kurtarılması, kâfir karşılığında müslümânm öldürülmeyeceği, dedi58.

57  Âkile: Âkü'in cem'idir. Kişinin âkılesi, baba tarafından olan yakınlarıdır, onlar onun asabesidi r. Bunlar âkile diye İsimlendirildi, çünkü bunlar diyeti hakk edenin evinin avlusuna diyet develerin i bağlarlar, yâhud da cânînin "Akl" denilen diyetini yüklendikleri için böyle isİmlenmişlerdir...
el-Âkıle, aslında diyet ve kan bedeli ma'nâsına olan "A ki''d&n fail isimdir. "Âkile" cemâati demektir. Sonra bir adamın asabesine denildi.. .
58  Hz. Alî'nin böyle kuvvetli bir yemîn ile te'yîd edip: "Ben Rasûlullah'tan, başkalarından saklı gizli olarak Beyt Ehli'ne mahsûs ve yazılı hiçbir emir almadım" demesinde Şîa'nm bu suretle ileri sürdükleri çürük iddialarını kuvvetli bir redd vardır. Alî'nin "Benim bildiğim birşey varsa, o da Allah'ın kişiye Kur'ân'daki hükümleri ve hakikatle ri anlamak kudretini vermiş olmasıdır" sözünde de mü-fessirlerden naklolunm ayan hükümleri, şerîatin usûl ve fürû'una uygun olarak herhangib ir âlimin anlayıp kavraması, zekâsıyle Kur'ân'dan çikarabilmesinin cevazına İşaret vardır. Bu hakikati İmâm Mâlik de "ilim, rivayetin çokluğuyla

24- KADININ CENÎNİ(NİN HÜKMÜNÜ BEYÂN) BABI

43-.......Bize Mâlik, İbn Şihâb'dan; o da Ebû Seleme ibn Abdirrahmân'dan; o da Ebû Hureyre(R)'den şöyle tahdîs etti: Huzeyl kabîlesİnden iki kadın birbiriyl e döğüşüp, bunların biri diğerine bir taş atmış ve bu sebeble o kadın, karnındaki cenini (ölü olarak) dışarıya atmıştı. Rasûlullah (S) kadının cenini hakkında semeni, diyet bedelinin onda birinin yarısına ulaşan erkek veya dişi bir köle hükmetti59.

44-.......Bize Hişâm, babası Urve'den; o da ei-Mugîre ibn Şu'-
be'den tahdîs etti ki, Umer ibnu'l-Hattâb onlarla, kadının doğum vaktinden evvel düşürülen cenini hakkında istişare etti de, el-Mugîre:
— Peygamber (S) cenîn hakkında tam diyet bedelinin onda birinin yarısı kadar olan bir erkek yâhud dişi köle ile hükmetti, dedi.
Umer ona:
— Seninle beraber buna şehâdet edecek bir kimse daha getir, dedi. Bunun üzerine Muhammed ibn Mesleme de Peygamber'in böyle
hükmettiğine şehâdet eyledi.
hâsıl olmaz, o bir nurdur, bir fehm ve idrâk kaabiliye tidir ki, Allah onu dilediğinin gönlüne kor" sözüyle ifâde etmiştir.

59 Bunun bir rivayeti Tıbb'da da geçmişti. Bu hadîslerin birkaç rivayetin i Müslim de Kasâme... Kitâbı'nda getirmiştir.

45- Bize Ubeydulla h ibn Mûsâ, Hişâm'dan; o da babası Urve'den tahdîs etti ki, Umer ibnu'l-Hattâb, insanlara:
—Peygamber(S)'in düşük cenîn hakkındaki hükmünü işiten kimse var mı? diye sordu.
el-Mugîre:
— Ben işittim; Peygamber düşük cenîn hakkında tam diyet bedelinin onda birinin yarısı kadar olan bir erkek yâhud dişi köle ile hükmetti, dedi.
Umer:
—  Beraberin de buna şehâdet edecek bir kimse getir, dedi.
Bunun üzerine Muhammed ibn Mesleme:
Ben, Peygamber üzerine böyle hükmettiğine şehâdet ediyorum, dedi.

46-          Bize Hişâm ibn Urve, babasından, onun Mugîre ibn
Su'be'den, Umer'in kendileri yle kadının vakitsiz düşürülmüş cenini hakkında istişare ettiğini, bundan önceki hadîs gibi tahdîs ederken
işitmiştir.

25- KADININ CENİNİNİN HÜKMÜ, ÖLDÜRÜLEN KADININDİYETİNİN ÖLDÜRENİN BABASI VE BABASININ ASABESİ ÜZERİNEOLDUĞU; ÇOCUK ÜZERİNE OLMADIĞI BABI

47-.......Bize el-Leys, İbn Şihâb'dan; o da Saîd ibnu'l-Müsey-
yeb'den; o da Ebû Hureyre(R)'den şöyle tahdîs etti: Rasûlullah (S), Lahyân oğulları'ndan bir kadının ölü olarak düşen cenîni hakkında kıymeti, tam diyet bedelinin onda birinin yarısına ulaşan bir köle veya câriye ile hükmetti. Sonra lehine tam diyet bedelinin onda birisinin yarısı ile hükmolunan o cenînin anası kadın öldü. Bunun akabinde Rasûlullah, o kadının mirasının, kendi oğullarına ve kocasına âid olduğuna, cinayete kurbân gidip ölmüş olan kadının diyetinin ise, cinayeti işleyen kadının erkek akrabaları üzerine lâzım geldiğine hükmetti 60.

48-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Huzeyl kabilesin den
iki kadın birbiriyl e döğüşüp, bunların biri diğerine bir taş attı. Taş atan kadın, öteki kadını ve onun karnındaki cenîni öldürdü. Akabinde Peygamber(S)'in huzurunda da'vâlaştılar. Peygamber, cenînin diyetinin, tam diyet bedelinin onda birinin yarısına ulaşacak erkek veya dişi bir köle olduğuna hükmetti. Kadının diyeti de, caniye kadının asabesi (yânî erkek akrabaları) üzerinedir, diye hükmetti 6I.

60 Bunun bir rivayeti Ferâiz'de de geçmişti.

61  Bu babın hadîslerinin birkaç rivayetin i Müslim de Kasâme...'de getirmiştir: Müslim Ter., V, 271-275 "1681, 1689".

26- KÖLE YÂHUD ÇOCUKTAN YARDIM İSTEYENKİMSE BABI
Ümmü Seleme'nin, kâtiblerin muallimin e haberci
gönderip "Bana yün tiftikley ecek oğlan çocukları
yolla, hürr yollama" dediği zikrolunu yor 62.

49-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) Me-
dîne'ye geldiği zaman üvey babam Ebû Talha benim elimden tutup Rasûlullah'm yanına götürdü ve:
— Yâ RasûlAllah! Enes akıllı bir oğlandır, Sana hizmet etsin! dedi.
Enes: Artık ben hazarda, seferde O'na hizmet ettim. VAllahi bana yapmış olduğum birşey için "Bunu neden böyle yaptın?" demedi; yine yapmadığım birşey için de "Bunu neden şöyle yapmadın?" demedi, demiştir 63.


62  Bu Ümmü Seleme, mü'minlerin anasidır. Bir rivayette Ümmü Suleym şeklinde gelmiştir ki, bu Enes ibnMâlik'in anasıdır. Fethu'l-Bârî'de şöyle dedi: Ümmü Seleme bilhassa köle istedi, çünkü örf, efendiler in, hürrlerin aksine, meşakkatsiz, kolay işlerde kölelerinin kullanılmasına rızâ göstermeleri üzere carî idi. Bu haberi es-Sevrî, kendi Camiinde senediyle rivayet etmiştir.

63  Rasûlullah, Ebû Talha'ya "Bana hizmet edecek bir oğlan araştır" demişti. Enes ise, annesi Ümmü Suleym'İn kefaletin de idi. Onu annesi Peygamber'e getirdi. Kocası ve Enes'in üvey babası olan Ebû Talha da beraberin de idi... (Kastallâ-nî).
Hicretin başlarında Enes'i, sekiz-on yaşlarında olduğu hâlde annesi Ümmü Suleym, Peygamber'in yanına götürüp ' 'Yâ RasûlAllah, bunu size hizmetçiniz olmak üzere getirdim, haddim olmayarak armağan ettim. Benim oğlum ve Sizin hizmetçinizdir. Ona duâ buyur" diye takdîm etmişti. Peygamber de Enes hakkında uzun ömür, mal ve evlâd çokluğu ile duâ etmiş idi. Peygamber'in bu duası bereketiy le Enes, seksenden fazla evlâd ve torun görmüş, kendisi çok mala

27- BÂB:
"Ma'den cubârdır, kuyu da cubârdır" (Yânî bunlarda olan zararlar, ölümler hederdir, üzerine birşey lâzım

50-.......Bize İbn Şihâb, Saîd ibnu'l-Müseyyeb'den ve Ebû Seleme ibn Abdirrahmân'dan; onlar da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): "Hayvanların kendiliğinden meydana getirdikl eri cinayet ve zararlar hederdir. Kuyu kazmaktan doğan cinayet de hederdir. Ma'den kazmada meydana gelen cinayet de hederdir. Define mallarında beşte bir nisbetind e vergi vardır" buyurmuştur 64.
mâlik olup yüzüç yaşına ulaştığı hâlde vefat etmiştir... (Mehmed Zihnî, el-Hakaaık, s.171-174).

64 Sahibi tarafından bağlanan veya bir tarafa kapatılan dört ayaklı hayvanların bağlarını kopararak veya kapatıldıkları yerden kurtulara k meydana getirdikl eri cinayet ve zararlar hederdir. Sahibine tazmin lâzım gelmez, demek oluyor. Ancak hayvanın sahibi, cinayet sırasında ve zarar esnasında yanında bulunur da men' etmezse, tazmin îcâb eder. Fıkıh kitâblarında bu zararların çeşitleri ve tazmîn için gereken şartlar ayrı ayrı tafsil edilmiştir.
Kuyu da böyledir. Bir kimsenin kendi milkine yâhud hükümetin izniyle boş bir yerde kazdırdığı kuyunun içine bir insan yâhud hayvan düşse -gerekli tedbîrleri aldığı takdirde- kuyu sahibine tazmin lâzım gelmez.
Ma'den kuyuları da böyledir. Devletin izniyle işletilen ma'den kuyularına düşen insan ve hayvanın zararı, ma'den sahibine ödettirilmez.
Hadîsin son fıkrası "Rîkâz"m, yânî örtülü ve gömülü olan ma'denler ve defineler in beşte bir nisbetind e harca, vergiye tâbi' olmasını takrîr etmektedi r... {Müslim Ter., V, 312-313).

- BAB:
"Hayvanların kendilikl erinden meydana getirdikl eri
zararlar hederdir". Muhammed ibn Şîrîn:
(Sahâbî ve tabiî âlimleri) hayvan tepmesind en uğranılan zararı ödetmezlerdi de binicinin hayvanın dizginini geriye çekmesinden dolayı hayvana isabet eden zararı biniciye ödetirlerdi, demiştir.

Hammâd ibn Seleme de:
Hayvan tepmesi tazmîn olunmaz, ancak insanın,
hayvanın ensesine, arkasına yâhud yanlarına öğendire
makûlesi deynekle dürtmesi tazmîn olunur, demiştir.
Kaadı Şurayh:
Hayvan ayağı ile vurup ikaab ettiği zaman, sen de karşılık olarak onun ayağına vurup da ayağına bir
zarar verdiğinde tazmîn edilmez, demiştir:
el-Hakem ibn Uteybe ile Hammâd ibn Ebî Süleyman:
Mekkârî, üzerinde bir kadın bulunan eşeği sürdüğü
zaman kadın düşerse, sürücü üzerine bir ödeme
yoktur, demişlerdir.
eş-Şa'bî de: Sürücü hayvanı sürüp yorduğu zaman hayvana isabet
edecek zararı öder.
Eğer sürücü, hayvanın arka tarafında olur ve
yormaksızın yavaş yavaş yumuşaklık ve kolaylıkla
sürer de bu sırada hayvana bir zarar isabet ederse
zararı ödemez, demiştir 65.



65 İbn Sîrîn'in sözünü Saîd ibn Mansûr; Hammâd'm, Kaadı Iyâd'ın, el-Hakem'in ve eş-Şa'bî'nin sözlerini de îbn Ebî Şeybe senedli olarak rivayet etmişlerdir.

51-.......Bize Şu'be, Muhammed ibn Ziyâd'dan; o da Ebû Hu-
reyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Hayvanların yaptığı zararın diyeti hederdir; kuyu kazmadan meydana gelen zarar da hederdir. Ma'den kazmada meydana gelen zarar da hederdir. Define mallarında beşte bir nisbetind e vergi vardır" buyurmuştur.

29- BİR ZIMMÎYİ CÜRÜMSÜZ OLARAK ÖLDÜREN KİMSENİN GÜNÂHI(NI BEYÂN) BABI

52-.......Bize Mücâhid ibn Cebr, Abdullah ibn Amr(R)'dan tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Herhangi mü'min bir kişi, muâhedeli bir zımmîyi haksız yere öldürürse, o kişi cennet kokusu kokamaz. Hâlbuki (büyük günâhlardan çekinen öbür mü'min-ler tarafından) cennet kokusu kırk-yıllık uzaklıktan duyulur!" 66.

30- BÂB: "KÂFİR KİŞİYE BEDEL MÜSLÜMAN ÖLDÜRÜLMEZ'

66 Parantez içindeki ziyâde Nesâî ve Ebû Davud'un rivâyetlerindendir. Kırk yıl yerine yetmiş, yüz rivayetle ri de olduğundan, bununla uzak mesafeler kinaye edilmiş olmaktadır.
Müslüman ülkesinde yaşayan gayrı müslim zımmîler, müslümânlar gibi canları, mallan, ırzları devletin korumasmd adır. Haksız olarak asla öldürülmezler.

53-....... Ebû Cuhayfe (R) şöyle demiştir: Ben Alî'ye:
— Sizin yanınızda Allah'ın Kitâbı'nda bulunmaya n nevi'den herhangi birşey var mı? -Râvî İbn Uyeyne bir kerre: "İnsanların yanında bulunmaya n birşey var mı?" şeklinde söylemiştir- diye sordum.
Alî (R):
— Taneyi (toprak içinde) yaran ve inşam yaratan Allah'a yemîn ederim ki, bizim yanımızda Kur'ân'da olanlarda n başka birşey (bir ilim) yoktur. Ancak Allah'ın Kitabı hakkında bir kişiye Allah tarafından verilen anlama ve bir de şu sahîfede yazılı olan şeyler vardır, dedi.
Ben:
—  Bu sahîfedeki hükümler nedir? dedim. Alî:
— Öldürme diyeti, esirin (esîrlik bağının çözülüp) kurtarılması, kâfir kişiye karşılık müslümânın öldürülmeyeceği hükümleri vardır, dedi67.

31- BÂB: MÜSLÜMAN KİŞİ ÖFKE SIRASINDA BİR YAHUDİ'YE TOKAT VURDUĞU ZAMAN (ÜZERİNE BİRŞEY LÂZIM GELMEZ)
Bunu (yânî müslümânın Yahudi'yi tokatlama sı
hadîsini) Ebû Hureyre, Peygamber(S)'den rivayet
etmiştir 68.

67  Alî'nin "Ancak Allah tarafından Kitâb'ı hakkındadır kimseye verilen anlama vardır" sözü, müfessirlerden naklolunm ayan hükümleri, dînin usûl ve kaaide-lerine uygun olarak bir âlimin anlayış ve zekâsiyle Kur'ân'dan istinbât edebilmes inin cevazına işaret sayılmıştır. Bu hakîkati, İmâm Mâlik de: "ÎHm rivayet çokluğu ile hâsıl olmaz, o bir nurdur, bir anlama ve idrâk kaabiliye tidir ki, Allah onu dilediği gönüle kor" sözüyle ifâde etmiştir.
Bunun bir rivayeti de Cizye'de geçti.

68 Bu, Peygamber lerde, "Mûsâ kıssası"nda geçti.

54-....... Bize Sufyân es-Sevrî, Amr ibn Yahya'dan; o da babası Yahya ibn Umâre'den; o da Ebû Saîd eI-Hudrî(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Peygamber ler arasında şu, şundan daha hayırlıdır demeyiniz!" buyurmuştur 69.

55-....... Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle demiştir: Yahûdîler'den
bir adam, yüzüne tokat vurulmuş olduğu hâlde, Peygamber(S)'e geldi de:
— Ensâr'dan olan sahâbîlerinden bir adam benim yüzüme tokat vurdu, diye şikâyet etti.
Peygamber:
—  "Onu çağırın!" buyurdu.
Sahâbîler o Ensârî adamı çağırdılar. Peygamber:
—  "Sen bunun yüzüne niçin tokat vurdun?" diye sordu. O zât:
—  Yâ RasûlAllah! Ben Yahûdîler'in yanından geçtim de bunu "Musa'yı bütün beşeriyetin üstüne seçip tercîh eden Allah'a yemîn ederim ki" derken işittim.
Ensârî dedi ki:

69 Bu da birçok yerde geçti. Bunun bir rivayeti Husûmetler'de geçmişti.
—  Ben: Muhammed'in üstüne de mi (yükseltti), dedim. Ensârî dedi ki:
—  Bu sırada beni bir öfke yakaladı, ben de bu sebeble onu tokatladım, dedi.
Peygamber:
—  "Bana peygamber ler arasından üstünlük, hayırlılık vermeyini z. Hakikatte insanlar kıyamet gününde (dehşetten) bayılacaklar. (Ben de onlarla beraber bayılacağım.) Fakat ilk ay ilan ben olacağım. O anda bir de göreceğim ki, Mûsâ, Arş'ın ayaklarından bir ayağa tutunmuş hâlde olacaktır. Bilmiyoru m, Mûsâ da bayılanların içinde idi de benden evvel mi ayıldı, yâhud Tür Dağı 'ndaki bayılması ile mi hesabı karşılandı?" buyurdu 70.

70 Bu, geçen Ebû Saîd hadîsinin başka bir rivayetid ir.

Rahman ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle
Logged



Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
Sayfa: [1]   Yukarı git
Favorilerime EkleYazdır
« önceki sonraki »
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Şafak FM - Çağrı FM - Furkan Radyo - Lalegül FM - Kuran Dinle


Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
Bu Sayfa 1.426 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu
Yükleniyor...