Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
H
ANASAYFA
ARŞİV
GİRİŞ
KAYIT
imamhatip.com
>
İslâm
>
Hadis-Sünnet
>
Buhari ve Fihristi
(Moderatörler:
pozitif
,
MuH@CiR
) >
89- KİTÂBU İSTİTÂBETİ'L-MÜRTEDDÎN VE'L-MUÂNİDÎN VEKITÂLİHİM
Sayfa: [
1
]
Aşağı git
« önceki
sonraki »
Favorilerime Ekle
Yazdır
Gönderen
Konu: 89- KİTÂBU İSTİTÂBETİ'L-MÜRTEDDÎN VE'L-MUÂNİDÎN VEKITÂLİHİM (Okunma Sayısı 312 defa)
maesselame
89- KİTÂBU İSTİTÂBETİ'L-MÜRTEDDÎN VE'L-MUÂNİDÎN VEKITÂLİHİM
: 06 Şubat 2007, 17:35:18
Prof. Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 1642
Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik
KİTÂBU İSTİTÂBETİ'L-MÜRTEDDÎN VE'L-MUÂNİDÎN VEKITÂLİHİM VE İSMİ MEN EŞRAKE BİLLAHİ VE UKÛBETİHİFİ'D-DÜNYÂ VE'L-ÂHİRETİ
(Mürtedlerin ve Hakk'a Karşı İnâd Eden Kâfirlerin Tevbe Etmelerin i istemek, Onlarla Kıtal Etmek, Allah 'a Ortak Koşanın Günâhı, Dünyâda ve Âhiretteki Ukubeti Kitabı)
1 Bâzı nüshalarda Kitâbu'l-Mürteddîn.... unvanından sonra "Bâbu men eşrake billahi ve ukûbetihi fi'd-dünyâ ve'1-âhireti ve kaale'llâhu teâlâ..." şeklindcgel-miştir.
Yüce Allah şöyle buyurdu: "... Çünkü şirk, elbetfe büyük bir zulümdür*9
{Lukmân: 13) 2;
"(And olsun ki sana da9 senden evvelkile re de (şu)vahyolunm uştur:) Eğer ortak tanırsan, celâlim hakkı
için, amelin boşa gider ve muhakkak hüsranadüşenlerden olursun" (ez-zumen 65).
1-.......Abdullah ibn Mes'ûd (R) şöyle demiştir: Şu "îmân edenler, bununla beraber îmânlarım haksızlıkla da bulaştırmayanlar; işte (ancak) onlardır ki (korkudan) emîn olmak hakkı kendileri nindir. Onlar doğru yolu bulmuş kimselerd ir" (ei-Enâm: 82) âyeti indiği 2amân, bu, Peygamber in sahâbîleri üzerine ağır geldi ve:
— Bizim hangimiz îmânına zulüm karıştırmamıştır! dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (S):
— "Bu, sizin düşündüğünüz haksızlık değildir. Lukmân Peygam-ber'in sözünü işitmiyor musunuz: Şübhesiz ki (Allah'a) şirk elbette büyük bir zulümdür" buyurdu 3.
2 Âyetin baş tarafı şöyledir: "HaniLukmân, oğluna - o, ona öğüt verirken- şöyle demişti: Oğulcağızım, Allah'a ortak koşma. Çünkü şirk elbette büyük bir zulümdür".
3 Bunun bir rivayeti îmân Kitâbı'nda da geçmişti. îmân'a şirk katmak ya nifak ile yâhud irtidâd suretiyle olur. Müşrik ve münafık olmayanla rın mazhar oldukları emn ve emân, cehennemd e devamlı kalmaktan emn ve emândır. Yoksa âsîye azâb olunacağı, birçok nasslar ile sabittir.
2-....... Bize Abdurrahmân ibnu Ebî Bekre, babası Ebû Bek-
re(R)'den tahdîs etti ki, şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Büyük günâhların en büyükleri Allah'a ortak koşmak, ana-baba-ya âsî olmak ve yalan şâhidliğidir". "Yalan şâhidliği" yâhud "Yalan söz söyleme"yi UÇ kerre tekrar etti. Peygamber bunu durmadan tekrar ediyordu, nihayet biz:
— Keşke sükût etse! dedik 4.
3-.......Abdullah ibn Amr (R) şöyle demiştir: Peygamber(S)'e
bir A'râbî geldi de:
— Yâ RasûlAllah! Büyük günâhlar nedir? diye sordu. Rasûlullah:
— "Allah'a ortak kılmaktır" buyurdu. A'râbî:
— Bundan sonra nedir? dedi. Rasûlullah:
— "Bundan sonra anaya babaya âsî olmaktır" buyurdu. Bedevi:
— Bundan sonra nedir? dedi. Rasûlullah:
— "el-Yemînu'l~gamûs'tur" buyurdu. Râvî dedi ki: Ben:
— "el-Yemînu'1-gamûs" nedir? diye sordum. O da:
4 Bunun da birer rivayeti Şehâdetler ve Edeb'de geçti.
— Yemininde yalancı olduğu hâlde, müslümân bir kimsenin malını kesip alan yemindir, dedi5.
4-.......Abdullah ibn Mes'ûd (R) şöyle demiştir: Bir adam Ra-
sûlullah'a:
— Yâ RasûlAllah! Câhiliyet zamanında (müslümân olmadan önce) işlediğimiz günâhlardan dolayı ceza görecek miyiz? diye sordu.
Rasûlullah (S) şöyle cevâb verdi:
— "Her kim müslümânlıkta güzel hareket ederse, câhiliyet hayâtında işlediği günâh ile muaheze olunmaz. Fakat her kim müslümânlıkta (sebat etmeyip irtidâd etmek) fenalığında bulunursa (ve küfür üzere ölürse) o, hem evvelce câhiliyetteki ameliyle, hem de sonra müs-lümânlıktaki küfür ve irtidâdıyle muaheze olunur (ebedî cehennemd e kalır)"6.
5 el-Yemînu'l-gamûs, sahibini günâha ve ateşe daldıran yalan yemîn demektir, daha önce îzâh edilmişti.
6 Bu şöyle demektir: Bir kâfir müslümân olur ve müslümânlıkta sebat ederse, küfür hâlinde işlediği günâhların hepsi affolunur . Sebat etmez de küfre dönüp irtidâd ederse, o kimsenin hem evvelce küfür hâlinde işlediği kötülükleriyle, hem müslümân olduktan sonra dönekliği ve mürtedliği ile yakalanıp cezalanır..
Fakat bundan sonra mürtedliğinden dönüp müslümân olursa, İmâm Ebû Hanîfe'ye göre "O küfredenlere söyle ki, eğer vazgeçerlerse geçmiş (günâhları) mağfiret olunacaktır, eğer (muharebey e) dönerlerse evvelkile r^ uygulanan) kaa-nûn muhakkak surette devam etmiş olacaktır" (el-Enfâl: 38) âyeti gereğince o kimse, yeni baştan müslümân sayılıp, yeni baştan İşlediği hayırla sevâb alır. Ir-tidâdı üzerine yine terkettiği namaz ve diğer ibâdetlerin kazası lâzım gelmez. "...Kim îmânı tanımayıp kâfir olursa, herhalde bütün yaptığı boşuna gitmiştir ve o âhirette en çok ziyana uğrayanlardandır" (eî-Mâide: S) âyeti gereğince, eski İbâdetleri bâtıl olduğundan, hacc gibi vaktiyle ettiği ibâdeti yeniden îfâ etmesi lâzım gelir (Aynî, Kastallânî).
1- ERKEK MÜRTED İLE KADIN MÜRTEDDENİN HÜKÜMLERİ -(BİRMIDIR YÂHUD AYRI MIDIR?)-
-Abdullah ibn Umer, ez-Zuhrî, İbrâhîm en-Nahaî: Dînden dönen kadın öldürülür, demişlerdir-VE BUNLARIN
TEVBE ETMELERİNİ İSTEMEK BABI 7
7 Başlığın iki kısmı arasında üç zâtın görüşü vardır. Ebû Zerr rivayetin de bu üç zâtın görüşleri başlıktan sonra getirilmiştir. Bu üç zâtın bu görüşlerine göre, erkek ve kadın mürtedler arasında hiçbir fark olmamış oluyor, hükümleri bir oluyor. Ibn Abbâs'a göre, irtidâd ettikleri nde kadınlar öldürülmezler. İbn Umer'in görüşünü İbn Ebî Şeybe, diğer ikisinin görüşünü de Abdurrazzâk rivayet etmişlerdir.
Yüce Allah şöyle buyurdu:
"Kendileri ne apaçık deliller gelmiş, o Peygamber dinşübhesiz bir hakk olduğuna şâhidlik de etmişler iken,
îmânlarının arkasından küfre sapan bir kavmi Allahnasıl hidâyete erdirir? Allah zalimler güruhunu hidâyete
götürmez. Muhakkak Allah'ın, melekleri n, bütüninsanların la 'neti onların tepesine!
İşte onlar; onların cezaları! Onlar bunun içinde ebedîkalıcıdırlar. Kendileri nden ne azâb hafifleti lir, ne deonlara bakılır. Bundan sonra tevbe ve ıslâh edenlermüstesna. Çünkü Allah cidden mağfiret edici, çokmerhamet edicidir. Hakikat îmânlarının arkasındanküfretmiş, sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz* İşte onlar sapıkların tâkendileridir" (Âiu imrân: 86-90)8.
Ve Yüce Allah buyurdu:
"Ey îmân edenler, eğer kendileri ne kitâb verilenle riniçinden herhangib ir zümreye boyun eğecek olursanız,
sizi îmânınızdan sonra döndürüp kâfirler yaparlar"(Âlu imrân: 100).
Ve Yüce Allah buyurdu:
* 'Hakikat îmân edip de sonra küfre sapanlar, sonra yineîmân ederek küfre dönenler, sonra da küfürlerinde ileri
gidenler; Allah onları mağfiret edecek değildir. Onları biryola iletecek de değildir" (en-Nisâ: 137).
Ve yine şöyle buyurdu:
"Ey îmân edenler, içinizden kim dîninden dönerse,Allah -müzminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı
onurlu ve zorlu, kendisini n onları seveceği, onların dakendisi ni seveceği- bir kavim getirir (ki, onlar Allah
yolunda savaşırlar ve hiçbir kınayanın kınamasındançekinmezler...)" (ei-Mâide: 54).
Ve yine şöyle buyurdu:
"Kalbi îmân üzere mutmain olduğu hâlde zorlamaya uğratılanlar müstesna olmak üzere, kim îmânından
8 "Onlara bakılmaz''^ kadar İslâm'dan sonra irtidâd ederek Medine'den kaçıp Mekke müşriklerine katılan birkaç kişi hakkında inmiştir. Bunlar hakkında tev-benin kabul edilmemes i, araştırılmıştır. En üstün ma'nâ şudur:
Çünkü böylele-ri ölüm emaresini görüp hayâttan ümidini kesmedikçe tevbe edip îmâna gelmezler . Hâlbuki yeis îmânı makbul değildir. Bunun îzâhı en-Nisâ: 17. âyetidir {Hakk Dîni, II, 1144).
sonra Allah'ı tanımaz, fakat küfre göğüs açarsa, işte
Allah'ın gazabı o gibilerin başındadır. Onların hakkı enbüyük bir azâbdır.
Bunun sebebi şudur:Çünkü onlar dünyâ hayâtını âhiretten daha üstünsevmişlerdir ve çünkü Allah kâfirler güruhuna hidâyetvermez. Onlar öyle kimselerd ir ki, Allah, kalblerin in,kulaklarının ve gözlerinin üstüne mühür basmıştır. İştegafil olanlar da onların tâ kendileri dir. Hiç şüphesizonlar âhirette de hüsrana uğrayanların tâ kendileri dir.
Sonraseni n Rabb'in, işkencelere uğratıldıklarından sonra yurtlarından hicret edenlerin,
bundan sonra da savaşanların, göğüs gerenleri n lehindedi r şübhesiz.Hakikat senin Rabb yin
bunların ardından da çokmağfiret edici, çok merhamet eyleyicid ir. Bu kat'îdir"
(en-Nahl: 106-110).
1'(Fitne katiden de beterdir.) Kâfirler, güçleri yetse, sizidinin izden dö'ndürünceye kadar sizinle savaşmalarında
devam edecekler dir. İçinizden kim dîninden döner de okâfir olarak ölürse, onların yaptığı işler dünyâda da,
âhirette de boşa gitmiştir. Onlar, o ateşin arkadaşlarıdır. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar'1''
(el-Bakara: 217).
5-.......İbn Abbâs'ın kölesi îkrime şöyle demiştir: Alî ibn Ebî
Tâlib(R)'e birkaç zındîk getirildi de, o da bunları yaktı. Alî'nin bu zındıklara yakma cezası uygulaması haberi İbn Abbâs'a ulaşınca, îbn Abbâs (R):
— Ben olaydım Rasûlullah(S)'ın "Allah'ın azabı ile azâblama-yınt" diye nehyi olduğu için, onlara yakma cezası uygulamaz dım. Ben o zındıkları, Rasûlullah'ın "Dînini tebdil eden kimseyi öldürünüz!" kavlinden dolayı öldürürdüm, dedi 9.
6-....... Bize Ebû Burde tahdîs etti ki, Ebû Mûsâ el-Eş'arî (R)
şöyle demiştir: Ben Peygamber'in huzuruna vardım. Yanımda Eş'a-rîler'den iki adam vardı. Onların biri sağımda, diğeri de solumda idi. Bu sırada Rasûlullah (S) dişlerini misvâklıyordu. Yanımdaki iki kimse de Rasûlullah'tan iş ve me'mûriyet istediler . Bunun üzerine Rasûlullah:
— "YâEbâMûsâ!"yâhud: "YâAbdAllahi'bneKays!" buyurdu.
9 ez-Zındîk: Zây'ın kesriyle seneviyye taifesind en olan şahsa denir. Bir kavle göre nûr ve karanlığa kaail olan, bir kavle göre âhirete ve rubûbiyete îmân ve i'ti-kaadı olmayan dînsize denir. Bâzılarına göre gönlünde kâfirliği gizleyip sureta îmân ve İslâm'ı açıklayan münâfıka denir. Bâzıları indinde "Zındık", "Zen-deb"in Fârisî muarrabıdır ki, nâkısatu'1-akl olan nisvâna denir... Cem'i "Zenâdıka"ve "Zenâdîk" gelir... (Uzun açıklama için: Kaamûs Ter., III, 881-882).
Bunun bir rivayeti Cihâd Kitabı, "Allah'ın azâbıyle azâblanmaz bâbı"nda, Alî'den geçmiş ve bâzı açıklamalar verilmişti. Hadîsin buradaki başlığa uygunluğu "Kim dînini tebdil ederse, onu öldürünüz!" fikrasmda dır. Çünkü dînini değiştirip tebdîl eden kimse, mürted olmuştur.
Ebû Mûsâ dedi ki: Ben:
— Seni hakk ile gönderen Allah'a yemin ediyorum ki, bu iki kimse, gönüllerindeki vazîfe istemeyi bana bildirmed iler ve ben onların böyle bir iş isteyecek lerini bilmiş değildim, dedim.
Bu sırada ben, O'nun yukarı kalkmış olan dudağının altındaki misvakına bakıyordum. Rasûlullah:
— "İş dileyen kimseyi biz, işimiz üzerinde kullanmayız; lâkin sen yâ Ebâ Mûsâ -yâhud: Yâ AbdAllahi'bne Kaysl- Yemen 'e (oraya vâlî olarak) git!" buyurdu.
Sonra onun arkasından Muâz ibn Cebel (Yemen'in bir bölgesine vazifeli olarak) gitti. Nihayet Muâz, Ebû Musa'nın yanına geldiği zaman, Ebû Mûsâ onun için bir yastık koydu ve ona:
— Bineğinden in (ve yastık üzerine otur)! dedi.
Ebû Musa'nın yakınında bir bağla sıkıca bağlanmış bir adam bulunuyor du. Muâz, Ebû Musa'ya:
— Bu bağlı insan nedir? dedi. Ebû Mûsâ:
— Bu bir Yahûdî idi, İslâm'a girdi, sonra da yine Yahûdî oldu, dedi.
Ebû Mûsâ, Muâz'a:
— Otur! dedi. Muâz da üç kerre:
— Allah'ın ve Rasûlullah'ın hükmü olarak, dînînden dönen bu kişi öldürülünceye kadar ben oturmam! dedi.
Bunun üzerine Ebû Mûsâ, onunla ilgili emrini verdi, o mürted-de de öldürüldü. Bundan sonra Muâz ile Ebû Mûsâ gece^yaptıklan ibâdeti zikrettil er: Biri (ki Muâz):
— Bana gelince, ben gece ibâdeti yapar ve uyurum, ibâdetim hususunda sevâb arzu etmekte olduğum gibi uykum hakkında da sevâb arzu etmekteyi m, dedi10.
10 Hadîsin başlığa uygunluğu "Ebû Mûsâ onunla ilgili emrini verdi ve o mürted öldürüldü" kavimdedi r. Buhârî bu hadîsi kısa ve uzun metinlerl e İcâre, Mağâ-zV ve Ahkâm Kitâbları'nda da getirmiştir. Müslim de Mağâzî'de getirmiştir. Bu iki büyük sahâbînin Yemen gibi koca bir ülkenin idarî işleri arasında ibâdet ve Hakk'a ubudiyet hususlarındaki muntazam programla rı bizim için, ve her devirdeki yüksek idarecile r için örnek alınacak bir husustur. Mağâzî'de de geçtiği üzere, Muâz bir geceyi üçe ayırıyordu: Uyku, namaz, Kur'ân kıraati. Uyku vücûdun ve sıhhatin düzgün olup, bütün dînî ve dünyevî işlerin yapılması vücûdun sağlığına ve düzgünlüğüne bağlı bulunduğundan, uykunun da namaz kadar sevabı olacağını Muâz ibn Cebel'den öğreniyoruz.
Logged
Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
Reklam
89- KİTÂBU İSTİTÂBETİ'L-MÜRTEDDÎN VE'L-MUÂNİDÎN VEKITÂLİHİM
«
:
06 Şubat 2007, 17:35:18 »
Logged
maesselame
89- KİTÂBU İSTİTÂBETİ'L-MÜRTEDDÎN VE'L-MUÂNİDÎN VEKITÂLİHİM
: 07 Şubat 2007, 16:37:23
Prof. Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 1642
Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik
2- FARZLARI KABUL ETMEKTEN ÇEKİNENLERİN VE DÎNDEN DÖNMEĞE NİSBET EDİLENLERİN ÖLDÜRÜLMELERİ BABI
7-.......İbn Şihâb şöyle demiştir: Bana Ubeydulla h ibnu Abdil-
lah ibn Utbe haber verdi ki, Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) vefat edip Ebû Bekr halîfe yapıldığı ve Arab kavminden kâfir olanlar kâfirliğe döndükleri zaman, (ordu gönderilmesinde) Umer:
— Yâ Ebâ Bekr! Bu insanlara karşı nasıl harb açar, kıtal yaparsın? Hâlbuki Rasûlullah (S): "Ben insanlarl a, onlar Lâ ilahe ille 'ilâh' deyinceye kadar harb etmeye emrolundu m. Her kim bu 'Lâ ilahe ille İlâh' şehâdet kelimesin i söylerse, hakkı ile olmak hâriç, benden malını ve canım korumuş olur, (gizli küfür ve ma'siyetinin) hesabı ise, Allah'a âiddir" buyurmuştu, dedi.
Ebû Bekr cevaben:
— VAllahi ben, namaz ile zekât arasını ayıran kimselerl e muhakkak harb ederim. Çünkü zekât, mâlî bir haktır. Allah'a yemîn ederim ki, bunlar RasûluIIah'a veregeldi kleri bir dişi oğlağı, benden men' ederlerse, bu men' ediş üzerine onlarla muhakkak harb ederim! dedi.
Bunun üzerine Umer:
— VAllahi şunu gördüm ki, mürtecilerin katli hakkındaki halîfenin bu hükmü, Allah'ın, Ebû Bekr'in gönlünde yarattığı genişliğin eseridir. Bu sayede onlarla harb etmenin hakk olduğunu öğrendim! dedi11.
11 Başlığa uygunluğu açıktır. Buhârî bunun bir rivayetin i Zekât'ta getirdiği gibi, İ'tisâm'da da getirecek tir. Müslim deîmân'da getirmiştir.
3- BÂB: ZIMMÎ OLAN YAHÛDÎ VE HRISTİYAN YÂHUD MUÂHİDGİBİ BİR BAŞKASI PEYGAMBER'E SÖVMEYİ TA'RÎZ ETTİĞİ VE"ES-SÂMU ALEYKE" SÖZÜ GİBİ SÖVMEYİ AÇIKÇA SÖYLEMEDİĞİ
ZAMAN?
8-.......Bize Şu'be haber verdi ki, Hişâm ibn Zeyd ibn Enes ibn
Mâlik şöyle demiştir: Ben dedem Enes ibn Mâlik(R)'ten işittim, şöyle diyordu: Bir Yahûdî, RasûluIlah(S)'ın yanına uğradı da ("Ölüm üzerine olsun" demek olan):
— es-Sâmu aleyke! dedi. Rasûlullah da ona:
— "Ve aleyke{ — Senin üzerine de olsun).'" diye mukaabele etti. Bundan sonra Rasûlullah, yanında bulunanla ra hitaben:
— "Sizler onun ne söylemekte olduğunu biliyor musunuz? O: es-Sâmu aleyke, dedi" buyurdu.
Sahâbîler:
— Yâ RasûlAllah! Biz onu Öldürelim mi? diye sordular. Rasûlullah:
— "Hayır! (Onu öldürmeyiniz!) Kitâb ehli olanlar size selâm ver-
Hicretin onbirinci yılı rebnılevvelinin onikinci pazartesi günü Peygamber'-in vefatı üzerine Ebû Bekr halîfe seçilmişti. Bu târihi ta'kîb eden günlerde bâzı Arab kabileler i Tevhîd'i ve namazı kabul ettikleri ni bildirere k zekâtı vermekten çekinmişler ve böylece İslâm'ın vâciblerinden olan bir esâsı reddetmişlerdi. Bunlar üzerine Halîfe, ordu göndermek ve onlarla harb etmek gerektiğini ortaya koydu. Sonunda Umer de Halîfe'nİn görüşünün doğruluğunu kavrayıp tasdik etmiştir, İslâm Dîni'nin bütünlüğünü, İslâm Ümmeti'nin hayât ve istikbâlini kurtaran hiç şübhesiz Ebû Bekr'in bu doğru kararı, azim ve kiyaseti, metanet ve mukaaveme ti olmuştu. (Allah onlardan razı olsun!)
dikleri zaman, sizler de onlara: 'Ve aleykum( = Sizin üzerinize de olsun)' şeklinde söyleyiniz!" buyurdu 12.
9-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Bir kerre Peygamber(S)'in huzuruna beş on kişilik bir Yahûdî, izin isteyip geldiler. Bunlar içeri girince (selâm vermiş olmak için "Ölüm üzerine olsun" demek olan):
— es-Sâmu aleyke! dediler. Ben (bu hâin sözü anlayarak):
— Hayır, sâm ve la'net sizin üzerinize olsun! diye karşılık verdim. Peygamber (S):
— "Yâ Âişe! Şübhesiz Allah refiktir, her işte yumuşaklıkla muamele etmesini sever" buyurdu.
Ben de O'na:
— Sen onların dedikleri ni işitmedin mi? dedim. Peygamber:
— "Ben de: 'Ve aleykum{ = Sizin üzerinize de olsun)/* dedim" buyurdu 13.
12 Yânî hakk etmekte olduğunuz la'net ve azâb sizin üzerinize olsun!
Peygamber(S)'in onu öldürtmemesi, ancak onun sözünü sövmeye hamlet-memesindendir. Peygamber onun bu sözünü, çaresiz herkesin başına gelecek olan ölüm ile beddua ma'nâsına hamletti. Onun İçin cevâbda "Senin üzerine de olsun" dedi. Yânî ölüm bana da, sana da inecektir, onun için bununla beddua etmeye hiçbir ma'nâ yoktur. Bu söz, sövme hakkında da sarîh değildir. Bu hadîsi en-Nesâî, ei-Yevm ve'1-Leyl Kitâbı'nda getirdi (Kastallânî).
13 Kitâbu'l-Edeb'deki rivayette burada şu ziyâde de vardır: "Sen de benim dediğimi işitmedin mi? Ben onlara reddettim . Benim onlar hakkında duam kabul olunur. Fakat onların benim hakkımdaki dilekleri kabul olunmaz" buyurdu.
10-.......Bize Abdullah ibn Dînâr tahdîs edip şöyle dedi: Ben
İbn Umer(R)'den işittim, şöyle diyordu: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Yahudiler herhangib irinize selâm verdikler i zaman, onlar ancak 'Sâm aleyke' derler. Bunun üzerine siz de 'A leyke{ — Sizin üzerinize de olsun)' deyiniz!" 14.
4- BAB
(Bu, evvelki bâbdan bir fasıl gibidir)
11-.......Abdullah ibn Mes'ûd (R) şöyle demiştir: Şimdi ben Pey-
gamber(S)'in yüzüne bakıp görür gibiyim: O, peygamber lerden bir peygamber i hikâye ediyordu ki, kavmi O'nu dövmüş de, O'nun kanını akıtmışlardı. Fakat O, yüzünden hem kanını siliyor, hem de:
— "Yâ Rabb! Kavmimi mağfiret eyle, çünkü onlar bilmiyorl ar!" diyordu 15.
14 Şârih Hattâbî, "Sâm " lafzının Yahûdîler arasında "Ölüm" ma'nâsına olduğunu bildirmiştir.
Eğer bu lafız Arabça ise, bu " çy-i — fi- "dan olup " J^- " ma'nâsma-dır. Çünkü ölüm herkeste geçecektir... (Kastallânî).
15 Bu hadîsi burada zikretmes i, bunun da Peygamber'in "es-Sâmu aleyke" diyen kimseyi öldürmeyi terketmes iyle unvânlanan bâb'a katılmış olması yönünden-dir. Bu da Peygamber'in yumuşaklığı ve sabrından idi. Peygamber ler de sabırlı idiler. Yüce Allah: "O hâlde peygamber lerden azim sahihleri olanların sabrettik leri gibi, sen de sabret. Onlar için acele etme... " (el-Ahkaaf: 35) buyurdu.
Bu hadîsin bir rivayeti Enbiyâ'da, "İsrâîl oğulları'nın zikrİ"nde geçmişti.
5- DÎNDEN ÇIKAN HÂRİCÎLER'LE HAKTAN SAPIP BÂTILAMEYLEDEN MÜLHİDLERİN, DA'VÂLARININ ÇÜRÜKLÜĞÜ İÇİNKENDİLERİNE HÜCCET GETİRİLMESİNDEN SONRA
ÖLDÜRÜLMELERİ BABI I6
Ve Yüce Allah'ın şu kavli:
"Allah bir kavme hidâyet ettikten sonra, sakınacaklarışeyleri kendileri ne apaçık bildirinc eye kadar onlarınsapıklığına (hükm)edecek değildir..."
(et-Tevbe: 115) 17.
İbn Umer (R) bu Hâricîler'i Allah'ın müslümânhalkının şerirleri görürdü ve: Çünkü onlar, kâfirler
hakkında inmiş olan birtakım âyetlere gittiler debunları müslümânlar üzerine te'vîl ettiler, der idi i8.
12-.......Bize Suveyd ibnu Gafele tahdîs etti. Alî ibn Ebî Tâlib
16 Haricîler, dînden çıkanlar ve Alî ibn Ebî Tâlib'e, hakeme gitme işinde reddedip İsyan edenlerdi r... Havâric, ehli hevâ ve bid'atten ma'rûf bir kavimdir ki, insanlard an, yânî müslümânlann cemâatinden hurûc eylediler . Mezheb cihetinde n, kendileri ne mahsûs görüşleri vardır. Ma'lûm olur ki, üzerine cemâatin ittifak ettikleri hakk imâm üzerine hurûc eden kimseye "Haricî" derler, gerek ol hurûc sahabe vaktinde ve gerek tâbiûn zamanında ve gerek her vakitte olsun. Ve ol taifeye "Hârice" ve tavâifine "Havâric" ıtlak olunur, onlar yedi fırkadır... (Tafsilât için: Kaamûs Ter., I, 732-733).
17 Bu âyetle Hâricîler'in ve mülhidlerin kendileri ne hüccet getirilme si ve tutundukl arının bâtıllığı ortaya konuldukt an sonra öldürülebileceklerine işaret etti. Çünkü âyet buna delâlet etmektedi r.
18 Bu haberi Taberî, Tehzîbu'l-Âsâr'da rivayet etmiştir.
(R) şöyle demiştir: Ben size RasûlulIah(S)'tan bir hadîs tahdîs ettiğimde, and olsun ki, gökten düşmem bana O'nun dilinden yalan uydurmamd an daha sevimlidi r. Fakat benimle sizin aranızda görüştüğümüz sıra size birşey tahdîs ettiğimde (ta'rîz etmiş olabiliri m). Çünkü (muhavere de bir harbdir) harb (ise) hud'adır.
Ben Rasûlullah'tan işittim, O şöyle buyuruyor du: "Zamanın âhirinde yaşları küçük, akılları zayıf bir kavim meydana çıkacaktır. Onlar mahîûkaatın hayırlısı olan Peygamber sözünden söyleyecekler. Fakat bunların îmânları boğazlarından öteye geçmiyecektir. Onlar (şiddetle atılan) okun avdan öteye çıkışı gibi dînden çıkacaklardır. Siz onlara nerede rastgelir seniz, onları öldürünüz. Çünkü (bunlar bozguncud ur), bunları öldürmekte, öldüren kişiye kıyamet gününde ecir ve sevâb vardır" 19.
13-.......Bana Muhammed ibn İbrâhîm et-Teymî, EbûSeleme'-
den ve Atâ ibn Yesâr'dan haber verdi ki, bu ikisi Ebû Saîd el-Hud-rî(R)'ye gelip ondan Harûriyye'yİ sormuşlar ve:
—Sen Peygamber(S)'den Harûriyye'yİ zikrettiğini işittin mi? demişler.
Ebû Saîd şöyle demiştir:
— Ben Harûriyye'nin kimler olduğunu bilmem. Ben Peygam-ber(S)'den işittim, şöyle buyuruyor du: "Bu ümmetin içinde ("Bu
19 Bunun birer rivayeti Alâmâtu'n-Nübüvve ile Fadâilu'l-Kur'ân'da geçmişti.
Alî ile Muâviye arasında yapılan Sıffîn harbi sonunda, her iki taraf hakemin hükmüne razı olmayan karar verdikler inde, bir zümre Alî'yi tekfir ederek; "Allah'tan başka hakem olmaz!" demişlerdi. Bu söz, şeklen doğru ve hak bir sözdü (el-En'âm: 57; Yûsuf: 40, 67). Fakat bâtıl ve kötü bir maksadla söylenmişti. Bunlar millet için bir başkana gerek olmadığını iddia edip bozguncul uğu ve anarşistliği esâs kabul etmişler ve cemâatten ayrılmışlardı...
ümmetten" demedi) bir kavim çıkar ki, sizler, onların namazlarının yanında kendi namazlarınızı hor görürsünüz- Onlar Kur'ân okurlar, fakat Kur'ân onların boğazlarından yâhud hançerelerinden öteye geçmez. Onlar, okun avdan delip çıkışı gibi dînden çıkarlar. Okun atıcısı (avı delip geçen) okuna bakar, sonra demirine bakar, sonra okun demir geçecek yerinden yukarıca sarılan sinire bakar (kan izi göremez), sonra avcı şübhe ederek fûka denilen kiriş yerine kandan birşey bulaşıp bulaşmadığına bakar (orada da kan izi göremez)/"20.
14-.......Bana Umer (ibnu Muhammed ibn Zeyd ibn Abdillah
ibn Umer) tahdîs etti ki, babası ona Abdullah ibn Umer'den Harûriyye'yİ zikredere k tahdîs etmiş ve şöyle demiştir: Peygamber (S): "Onlar, okun avdan delip çıkışı gibi İslâm Dîni 'nden çıkarlar!'' buyurmuştur21.
6- ÜLFET İÇİN VE İNSANLARIN KENDİSİNDEN DAĞILMAMALARI İÇİN HÂRİCÎLER'LE KITALİ TERKEDEN KİMSE BABI
20 Harûrâ, Küfe kazasında bir karyedir. el-Harüriyye, Hâricîler'den bir taifedir ki, reîsleri Necdet adındaki' kimse idi, bunlar Harûrâ adındaki karyeye mensûb-durlar (Kaamûs Ter.).
Bunlar evvelâ Harûrâ'da toplanmışlardı, bunlar dînde şiddetle tanınmışlardı. Alî (R) bunlarla mukaatele etmişti.
Bunun bir rivayetin i Müslim, Zekât, "Hâricîler'in ve sıfatlarının zikri", 147 rakamıyle getirmiştir {Müslim Ter., III, 264).
21 Bu da zikredile n Ebû Saîd hadîsinin bir kısmıdır. Ancak onda "Dînden çıkarlar" ta'biriyledi r. Burada ise "îslâmdan çıkarlar" ta'bîriyle gelmiştir.
15-.......Bize Ma'mer, ez-Zuhrî'den; o da Ebû Seleme'den haber verdi ki, Ebû Saîd (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) ganimet taksimi yaparken, bu sırada Abdullah ibnu Zî'I-Huveyrısa et-Temîmî geldi ve:
— Adalet et, yâ RasûlAllah! dedi. Rasûlullah da ona:
— "Sana veyl olsun! Eğer ben adalet etmemem kim adalet eder?" buyurdu.
Umer ibnu'l-Hattâb:
—(Yâ RasûlAllah!) Beni serbest bırak da şunun boynunu vurayım! dedi.
Rasûlullah:
— "Onu terket! Şübhesiz onun birtakım avanesi vardır ki, sizden biriniz onların namazları yanında kendi namazını, onların oruçları yanında kendi orucunu muhakkak küçük görecek. Onlar okun avdan (delip) çıkışı gibi dînden çıkacaklar. (Avı delip geçen) okun tüyüne bakılır, orada kandan hiçbirşey bulunmaz. Sonra okun demirine bakılır, orada da hiçbirşey bulunmaz. Sonra okun yaya giriş yerine bakılır, orada da birşey bulunmaz. Sonra okun ağaç kısmına bakılır, orada da birşey bulunmaz. Ok, avın işkembesi içindeki şeylere ve kana girip çıkmış, fakat onlardan hiçbirşey oka yapışıp kalmamıştır. Onların alâmeti, iki etinden biri -yâhud: İki memesi kadın memesi gibi olan, yâhud: Öteye beriye gidip gelen büyük bir et parçası gibi olan bir adamdır. Onlar, insanlar (müslümânlar) arasında bir ayrılma olduğu zaman ortaya çıkarlar!"
Ebû Saîd şöyle dedi: Ben şehâdet ediyorum ki, bu hadîsi ben Pey-
Kitâbıı Isütâbeti'I-Mürteddîn/6 799
gamber(S)'den işittim. Ve yine şehâdet ediyorum ki, Alî (ibn Ebî Tâ-lib Nehrevân'da) bunlarla harb yapmıştır, ben de onun maiyyetin de idim. Netîcede Peygamber'in vasıflandırdığı vasıf üzere bir adam (bulunup) getirildi
22.
Ebû Saîd: ' 'İçlerinden sadakaların taksîmi) hususunda seni ayıplayacaklar da var. Çünkü eğer içlerinden kendileri ne verilirse hoşlanırlar. Şayet yine kendileri nden olanlara verilmezs e derhâl kızarlar" (et-Tevbe: 58) âyeti bunun hakkında indi, dedi.
16-.......Bize Buseyr ibnu Amr tahdîs edip şöyle dedi: Ben Sehl
ibn Huneyf'e:
— Sen Peygamber(S)'den Haricîler hakkında herhangi birşey söylerken işittin mi? diye sordum.
Sehl ibn Huneyf şöyle dedi:
— Ben Peygamber'den, elini Irak tarafına uzatarak şöyle buyururke n işittim: "Oradan bir kavim çıkacak ki, onlar Kur'ân'ı okurlar, Kur'ân onların köprücük kemikleri nden öteye geçmez. Onlar atılan bir okun avı delip çıkması gibi İslâm'dan sür'atle çıkarlar" 23.
7- peygambeR(S)'İN: "Da'vetleri bir olduğu hâlde iki büyük topluluk birbirler iyle harb etmedikçe kıyamet
22 Bu kısım Müslim'de daha geniştir: "Ebû Saîd şöyle dedi; Ben bunu Rasûlul-lah'tan işitmiş olduğuma şehâdet ediyorum. Ve yine şehâdet ediyorum ki, Alî ibn Ebî Tâlib (R) bunlarla kıtal yapmıştır. Ben onun maiyyetin de idim. Alî, bu hadîste tavsif edilen adamın aranmasını emretti. Adam arandı, netîcede bulunup getirildi . Hattâ ben ona baktım ve Rasûlullah'ın yaptığı tavsîf üzere olduğunu gördüm (Müslim, Zekât, "Hâricîler'in ve sıfatlarının zikri babı", rak: 148).
23 Bu hadîs de yakın bir metinle Müslim, Zekât, "Hâricîler'in ve sıfatlarının zikri babı", 159-(1068) rakamında geçmektedir.
kopmayaca ktır" KAVLİ babı
17-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûhıllah (S): "Da'-
vâları bir olduğu hâlde iki topluluk birbirler iyle kıtal yapmadıkça kıyamet kopmaz" buyurdu 24.
8- TE'VÎL EDİCİLER HAKKINDA GELEN HABERLER BABI
24 Bu hadîs bu senedle Buhârî'nin Müslim'den ayrı rivayet ettiği hadîslerdendir. "Da'vâları bir olduğu hâlde", yanî o iki toplulukt an herbiri kendi ictihadiy le kendisini n hakk üzerinde olduğunu, karşısındakinin bâtıl üzerinde olduğunu iddia ederek... demektir.
18- Ebû Abdillah el-Buhârî şöyle dedi: Ve el-Leys ibn Sa'd şöyle dedi: Bana Yûnus ibn Yezîd, İbn Şihâb'dan tahdîs etti. Bana Urve ibnu'z-Zubeyr haber verdi ki, ona da el-Misver ibn Mahrame ile Ab-durrahmân ibn Abdin el-Kaarî haber verdiler; onlar da Umer ibnu'l-Hattâb(R)'dan şöyle derken işitmişlerdir: RasûIullah(S)'m hayâtında (namazda) Hişâm ibn Hakîm'in el-Furkaan Sûresi'ni okuduğunu işittim. Duydum ki, Hişâm bu sûreyi Râsûlullah'ın bana okutmadığı birtakım lehçelerle okuyordu. Az kaldı üzerine namazın içinde atılacaktım. Fakat selâm verinceye kadar bekledim. Sonra selâm verince hemen ridâsını -yâhud kendi ridâm ile- göğsünün üzerinde toparlayıp:
— Bu sûreyi sana -duyduğum gibi- kim okuttu? diye sordum. Hişâm:
— Bu sûreyi bana Rasûlullah (S) okuttu! dedi. Ben de ona:
— Yalan söyledin. VAllahi Rasûlullah bu sûreyi bana, senin okumakta olduğunu işittiğimden başka türlü okuttu! dedim.
Ve onu yakasından tutarak Râsûlullah'ın yanına götürdüm ve:
— Yâ RasûlAllah! Ben şundan el-Furkaan Sûresi'ni, Sen'in bana okutmadığın birtakım lehçelerle okurken işittim. Hâlbuki el-Furkaan Sûresi'ni bana bizzat Sen öğretmiştin? dedim.
Bunun üzerine Rasûlullah:
— "Hişâm'ın yakasını bırak yâ Umer!" buyurdu. Ona da:
— "Yâ Hişâm! Oku!" diye emretti.
Hişâm da O'na karşı, benim kendisind en okuduğunu işittiğim kıraatle okudu. Rasûlullah:
— "Bu sûre böyle indirildi" buyurdu. Bundan sonra Rasûlullah bana da:
— "Yâ Umer! Oku!" diye emretti. Ben de okudum. Rasûlullah:
— "Bu sûre böyle indirildi" buyurdu. Bundan sonra da:
— "Şübhesiz bu Kur'ân yedi lehçe üzerine indirildi . Bundan hangisi kolayınıza gelirse, onu okuyunuz!" buyurdu 25.
25 Hadîsin başlığa uygunluğu şöyledir: Peygamber Umer'i Hişâm'a yalancılığa nis
19-....... Abdullah ibn Mes'ûd (R) şöyle demiştir: Şu "imân
edenler, bununla beraber imânlarım haksızlıkla da bulaştırmayanlar; işte (ancak) onlardır ki, (korkudan) emin olmak hakkı kendileri nindir. Onlar doğru yolu bulmuş kimselerd ir'' (ei-En'âm: 82) âyeti indiğinde, bu, Peygamber'in sahâbîleri üzerine ağır geldi de:
— Hangimiz nefsine zulmetmem iştir! dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (S):
— "Bu, sizin zannetmek te olduğunuz zulüm değildir. O ancak Lukmân'ın oğluna: 'Yâ oğulcağızım! Allah'a ortak koşma. Çünkü şirk elbette büyük bir zulümdür' (Lukmân: 13) buyurduğu zulümdür" dedi 26.
bet etmesi ve onu ridâsıyle toplayıp getirmesi nden muaheze etmedi; Umer'i okuyuşla doğrultmak istedi, Hişâm'ı da naklettiği kıraatte doğruladı, Umer'i de inkârında ma'zîretli kıldı. Bunun birer rivayeti Husûmât'ta ve Fadâili'l-Kur'ân'da da geçmiş, oralarda da açıklamalar verilmişti.
26 Çünkü ni'met, ancak kendisind en olan ile asla ni'met olmayan arasında eşitlik yapmıştır. Hadîsle başlık arasındaki uygunluk, Peygamber'in âyetteki zulmü her günâha uzanacak derecede umûm günâhlar ma'nâsma hamletmel eri ile sahâbîleri serzeniş etmemesi, onların bu te'vîldeki kusurlarını hoş görmesi bakımındandır. Çünkü bu te'vîl de zahir olmuş bir hatâdır. Sonra Peygamber, ondaki muradın ne olduğunu, müşkilliği giderecek şekilde beyân etmiştir. Bunun bir rivayeti bu kitabın evvelinde de geçmişti (Kastallânî).
20-.......Bize Ma'mer ibn Râşid, ez-Zuhrî'den haber verdi. Bana Mahmûd ibnu'r-Rabî' haber verip şöyle dedi: Ben Itbân ibnu Mâ-lik'ten işittim, şöyle diyordu: Ertesi sabah Rasûlullah (S) gün yükseldiği vakit bana geldi. Evimin bir tarafında bize namaz kıldırdı... Bizimle beraber namaz kılanlardan biri:
— Mâlik ibnu'd-Duhşun nerede? dedi. Bizlerden bir adam da:
— O, Allah'ı ve Rasûlullah'ı sevmeyen bir münafıktır! dedi. Bunun üzerine Peygamber (S):
— "Ona böyle demeyiniz! O, Lâ ilahe illellâh... diyor, bunu da Allah'ın rızâsını istemek için söylüyor" buyurdu.
Itbân için o sözü söyleyen kimse:
— Evet öyledir (Allah ve Rasûlü en bilendir), dedi. Peygamber:
— "Şu muhakkak ki, kıyamet günü tevhîd ile gelecek herbir kul üzerine Allah, ateşi elbette haram kılmıştır" buyurdu 27.
27 Farzlan edâ edip nehiylerd en sakındığı takdirde, yâhud murad cehennemd e ebedî kalmayı haram etmiştir.
Başlığa uygunluğu Peygamber(S)'in, Mâlik ibnu'd-Duhşun hakkında kötü söz söyleyenleri muaheze etmemesi ve onlara İslâm hükümlerinin bâtını üzere değil, zahire göre yürütüleceğini beyân etmesi yönündendir.
Bu hadîsin daha tafsilâtlı bir rivayeti Namaz Kitabı, "Evlerde mescidler bâbı"nda geçmiş ve genişçe açıklama orada verilmişti (Aynî).
21-.......Bize Ebû Avâne, Husayn ibn Abdirrahmân'dan; o da
Fulân'dan (ki o, Sa'd ibn Ubeyde'dir...) tahdîs etti. Son râvî şöyle demiştir: Ebû Abdirrahmân ile Hıbbân ibnu Atıyye çekiştiler de Ebû Abdirrahmân, Hıbbân'a hitaben, Alî'yi kasdedere k:
— Yemîn olsun, senin sahibinin ne kadar müslümân kanı dökmeye cür'et ettiğini bilmişimdir! dedi.
Hıbbân:
— O buna cür'et etmedi ey babasız kalası! dedi. Ebû Abdirrahmân:
— Bir şey ki, ben onu bunu söylerken işittim, dedi. Hıbbân:
— Bu şey nedir? dedi.
Ebû Abdirrahmân şöyle dedi:
— Alî şöyle dedi: Rasûlullah (S) beni, Zubeyr'i ve Ebû Mersed'i gönderdi, hepimiz süvârî idik. Rasûlullah: "Gidiniz; Hâc bustânına kadar gidiniz -Ebû Seleme dedi ki: Ebû Avâne böyle (cim ile) "Hâc" şeklinde söyledi-. Çünkü o bustânda bir kadın bulacaksınız ki, onun yanında Hâtıb ibn Ebî Beltea'dan Mekke'deki müşriklere yazılmış bir sahîfe vardır, o sahîfeyi bana getiriniz!" buyurdu.
(Alî dedi ki:) Biz atlarımız üzerinde koşturarak gittik. En sonu Rasûlullah'm bize söylemiş olduğu yerde, devesi üzerinde gitmekte
olan bir kadın bulduk. Hâtıb Mekke ahâlîsine Rasûlullah'm kendileri ne doğru yürüyeceğini bildiren bir mektûb yazmıştı. Biz kadına:
— Yanında bulunan mektûb nerede? dedik. Kadın:
— Bende hiçbir mektûb yoktur! diye inkâr etti.
Biz kadının devesini çöktürüp, eşyası arasında mektubu araştırdık, fakat hiçbirşey bulamadık, iki arkadaşım; ez-Zubeyr ile Ebû Mer-
sed:
— Biz bu kadında hiçbir mektûb görmüyoruz! dediler. Alî dedi ki: Ben de onlara:
— Yemîn olsun ki, biz Rasûlullah'm hiç yalan söylemediğini bil-mişizdir! dedim.
Bundan sonra Alî, kendisiyl e yemîn edilen Allah adına yemîn etti de, kadına:
— VAllahi sen ya mektubu çıkarırsın, yâhud ben senin elbiseni muhakkak soyacağım! dedi.
Bunun üzerine kadın elini, kuşanmakta olduğu izârmın bağına doğru uzattı da oradan sahîfeyi çıkardı. Alî ile arkadaşları o mektubu Rasûlullah'a getirdile r. Umer:
— Yâ RasûlAllah! Bu zât Allah'a, Rasûlü'ne ve mü'minlere hainlik yapmıştır; beni bırak da bunun boynunu vurayım! dedi.
Rasûlullah:
— "Yâ Hâtıb! Bu yaptığın işe seni sevkeden nedir?" buyurdu.
Hâtıb:
— Yâ RasûlAllah! Bende Allah'a ve Rasûlü'ne mü'min olmaktan başka bir hâl olmamıştır. Lâkin ben Kureyşler'in yanında kendim için ailemi ve malımı kendisiyl e koruyacak bir minnetdârlık eli olmasını istedim. Yanında bulunan Muhacir sahâbîlerinden herbir kişinin orada kendi kavminden, ailesini, mallarını muhafaza edecek hısımları vardır, (benim ise Kureyş'ten himaye edecek kimsem yoktur)! dedi.
Rasûlullah:
— "Hâtıb doğru söyledi, onun hakkında hayırdan başka bir söz
söylemeyiniz!" buyurdu.
(Alî dedi ki:) Umer, Hâtıb hakkındaki sözünü tekrarladı da:
— Yâ RasûlAllah! O, Allah'a, Rasûlü'ne ve mü'minlere hainlik yapmıştır, beni bırak da onun boynunu vurayım! dedi.
Rasûlullah ona:
— "Hâtıb, Bedir ehlinden değil midir? Sana ne bildirir ki, belki Yüce Allah Bedir ehlinin samimî mücâhedelerine muttali' olmuştu da '(Bundan sonra) ne isterseni z işleyiniz, ben sizler için cenneti vâ-cib kılmışımdır!' buyurmuştur!" dedi.
Bu söz üzerine Umer'in iki gözü bol yaşa boğuldu da:
— Allah ve Rasûlü en bilendir! dedi 28.
Ebû Abdillah el-Buhârî şöyle dedi: Noktalı hâ ile "Hâh" kelimesi en doğru olanıdır. Lâkin Ebû Avâne böyle hâ ve noktalı cîm ile "Hacın", "Hâcin" şeklinde söylemiştir. Bu cîm ile olan yanlıştır. "Hâh Bustânı" Mekke ile Medine arasında bir yer ismidir. Heysem -Huşeym- (noktalı hâ ile) "Hâh" diye söylerdi 29.
28 Hadîsin başlığa uygunluğu Peygamber'in, Hâtib'm te'vîlindeki bahanesin i kabul edip, onun doğru söylediğine şehâdet etmesi yönündendir.
Bu vak'anın rivayetle ri Mekke Fethi'nde, Cihâd'da ve Tefsîr'de el-Mümtehıne Sûresi'nin ilk âyeti hakkında da geçmiş ve açıklamalar oralarda verilmişti.
29 Buhârî'nin bu açıklaması el-Müstemlî nüshasında böylece sabittir.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle
Logged
Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
Sayfa: [
1
]
Yukarı git
Favorilerime Ekle
Yazdır
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:
Gitmek istediğiniz yer:
-----------------------------
Duyuru ve Bildiriler
-----------------------------
=> Davetiyeler, Duyurular
=> Ayın Üyesi
-----------------------------
İmamhatip.com Forum Genel
-----------------------------
=> Güncellik
===> Haberler
===> Genel Güncel - Alıntı
===> Yazarlar
=====> Ahmet Hakan COŞKUN
=====> Ali BULAÇ
=====> Ali EREN
=====> Fahri GÜVEN
=====> Fehmi KORU
=====> Hakan ALBAYRAK
=====> Hasan KARAKAYA
=====> İbrahim KARAGÜL
=====> İbrahim TENEKECİ
=====> Mehmed Şevket EYGİ
=====> Mine Alpay Gün
=====> Nihat GENÇ
=====> Nurettin Durman
=====> Nurettin ŞİRİN
=====> Yusuf Genç
===> Sizin Makaleleriniz
=> Eğitim
===> Yurt dışı eğitim
===> Dersâneler ve ÖSS
===> Lisans Eğitimi
===> Lisansüstü Eğitim
===> Üniversiteler
===> Dil Kursu
=====> Almanca
=====> Ingilizce
=====> Arapça
=====> Fransızca
=> Serbest Mekân
===> Deneme Tahtası
===> Kopyala/Yapıştır
===> Serbest Kürsü
=> İnsan ve Toplum
===> Kim kimdir?
=====> İslâm Önderleri
===> Aile
===> Sağlık
===> Spor
=> İslâm Beldeleri
===> Afrika
===> Asya
===> Avrupa
===> Balkanlar
===> Ortadoğu
=> Evveliyat
===> Menkıbeler - Hikayeler
===> Unutulmayan Tarih
=> Deli Zenciler
-----------------------------
İslâm
-----------------------------
=> Kur'ân-ı Kerîm
===> Tefsîr
=> Hadis-Sünnet
===> Buhari ve Fihristi
===> Hadis Fihristi
===> Uydurma Hadisler
===> Siyer-i Nebî
=> İbâdet
===> Duâ
===> Sorulara Cevaplar
=====> Ramazan Ayı
=====> Projeler.
=====> Kurban
===> Namaz
=> İslâmî Konular
===> Akâid
===> Dergi Yazıları
===> Dinler Tarihi.
===> Fıkıh
===> Hayâtus-sahâbe
===> Kelâm
===> Lûgatçe
=> Nasihat
=> Tesettür
-----------------------------
Kültürel ve Sanatsal Aktiviteler
-----------------------------
=> Edebiyat
===> Edebi Dergi Yazıları
===> Kitap Notları
===> Nesir
===> Serbest Yazılar
===> Şiir defteri
=> Medyatik
=> Tanıtım
-----------------------------
İmam-Hatip-Lisesi
-----------------------------
=> Imam Hatip Liseleri
===> Bakırköy
===> Bursa
===> Eyüp
===> İstanbul
===> İzmir
===> Kadıköy
===> Kâğıthane
===> Kartal
===> Samsun
===> Sarıyer
===> Pendik
===> Üsküdar
===> Zeytinburnu
===> Ankara
-----------------------------
Teknoloji ve Bilim
-----------------------------
=> Webmaster Destek Web Tasarım
===> Content Management Systems
=====> Joomla
=====> Wordpress
=====> oScommerce e-Ticaret
=> Bilgisayar ve Web Gezgini
===> Bilgisayar ve İnternet
===> PHP Dersleri
===> Web Sitesi Tanıtımları
===> Linux hakkında herşey
=> Bilim ve Teknoloji
===> Resimler ve Animasyonlar
===> Bilgisayar Programları
===> Video - Klipler
===> E-Kitap
-----------------------------
Çöplük
-----------------------------
=> Çöp Kutusu
Yükleniyor...