Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
H
ANASAYFA
ARŞİV
GİRİŞ
KAYIT
imamhatip.com
>
İslâm
>
Hadis-Sünnet
>
Buhari ve Fihristi
(Moderatörler:
pozitif
,
MuH@CiR
) >
90- KİTÂBU'L-İKRÂH
Sayfa: [
1
]
Aşağı git
« önceki
sonraki »
Favorilerime Ekle
Yazdır
Gönderen
Konu: 90- KİTÂBU'L-İKRÂH (Okunma Sayısı 326 defa)
maesselame
90- KİTÂBU'L-İKRÂH
: 04 Şubat 2007, 14:41:35
Prof. Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 1642
Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik
İnsanın İstemediği Şeye Zorlanması Kitabı
1 el-İkrâh, "İnsanın tab'an veya şer'an istemediği şeye sevk ve cebredilm esİ" diye ta'rîf edilmiştir.
İkrah ile îmân ve diğer ibâdetler ve tâatler Allah katında kabul olunmaz. İkrah İslâm Dîni'nde men' olunmuştur: el-Bakara: 256, Yûnus: 99. âyetleri tef-sın.
Ve Yüce Allah'ın şu kavli:
"Kalbi îmân üzere mutmain olduğu hâlde ikrahauğratılanlar müstesna olmak üzere, kim îmânından
sonra Allah'ı tanımaz, fakat küfre göğüs açarsa, işteAllah'ın gazabı o gibilerin basınadır. Onların hakkı, enbüyük bir azâbdır"
(en-Nahl: 106) 2.
Ve yine Allah şöyle buyurdu:
"Mü'minler müzminleri bırakıp da kâfirleri dostlared inmesin. Kim bunu yaparsa (ona) Allah'tan hiçbir şey
yoktur. Meğer ki, onlardan gelebilec ek bir tehlikede ndolayı sakınmış olasınız..-"
(Âlu İmrân: 28).
Buhârî:
İşte bu korkmanız, bir takıyyedir, dedi3.
Ve Yüce Allah buyurdu:
"Öz nefisleri nin zâlimleri olarak canlarını alacağı kimselere melekler derler ki: 'Ne işte idiniz?' Onlar: 'Biz
Yeryüzünde (dînin emirlerin i uygulamak tan) âciz kimselerd ik' derler. Melekler de: 'Allah'ın Arz*ı geniş değil miydi? Siz de orada hicret edeydiniz ya!' derler. İşte onlar (böyle)! Onların barınakları cehennemd ir. O
ne kötü bir yerdir! Erkeklerd en, kadınlardan, çocuklardan za f ve acz içinde bırakılıp da hiçbir çâreye
gücü yetmeyen ve (hicrete) bir yol bulamayan lar müstesna. İşte onlar (böyle); Allah'ın onları affedeceğini
2 Her kim îmânından sonra Allah'a küfrederse -yânı küfr olan sözü söylerse, kalbi îmân ile mutmain olduğu hâlde ikrah olunan değil -yânî canını veya azasından bir uzvunu telef edilmekte n korkulur bir emir ile ikrah edilmek suretiyle değil-velâkin küfre smesini açan, küfür hoşuna giden, yânî ikrah olunmadığı hâlde nzâsıyle küfür kelimesin i söyleyen veya ikrah olunduğu zaman kalbini bozup da küfre i'tikaad edîveren kimseler; bunlar üzerine Allah'tan bir gazab ve bir de bunlara azim b^r azâb vardır. Çünkü cürümleri, en büyük cürümdür... Demek ki, böyle mülcı' ikrah hâlinde yalan diliyle küfür kelimesin i telâffuz etmek caizdir, fakat bu, ruhsattır ve âyetten anlaşıldığı üzere kalbi îmân ile mutmain olmak şartjyle bir ruhsattır. Fakat hakkı izhâr ve dîni azîz kılmak için helaki göze alıp da ictinâb etmek, azîmettir. Ve bu hususta azîmet ile amel etmek ef-daldir (Hakk Dîni, IV, 3031-3032).
3 Onların hâkim olduğu yerde bulunmak gibi sebeblerl e. O takdirde kalbdeki İmâna bozulma gelmemek şartıyle, onlarla zahiren ve muvakkate n dostluk yapılabilir. Hedef, esaretten kurtulmak, İslâm'ın emrettiği izzet ve istiklâle kavuşmaktır. "Evliyâ"mn müfredi olan "Velî" kelimesin de: Hâkim, mutasarrıf, kumandan, hükümdar, şef gibi ma'nâlar vardır.
umabilirl er. Allah çok affedici, çok merhamet
eyleyicid ir" (en-Nisâ: 97-99).
"Size ne oluyor ki, Allah yolunda -ve acz ve ıztırabiçinde bırakılıp: 'Ey Rabb 'imiz, bizi ahâlîsi zâlim olan
şu memlekett en kurtarıp çıkar, bize tarafından bir sâhibgönder, bize katından bir yardımcı yolla!' diyen
erkekler, kadınlar ve gocuklar uğrunda- düşmanlaçarpışmıyorsunuz? imân edenler Allah yolundaha rbederler . Küfredenler de şeytân yolunda savaşırlar.Öyle ise o şeytânın dostlanyl e döğüşün!
Şübhesiz ki, şeytânın hilekârlığı zayıftır"
(en-Nisâ: 75-76) 4.
Allah, kendi emrettiği vazifeler i ancak mağlûb olduklarından dolayı terkeden zayıfları ma'ziretli
kılmıştır.
"Mukreh", yânî zorlanan, ancak zayıf kılınan ve emredilen i işlemekten çekinemeyen kimse olur.
el-Hasen el-Basrî:
"Takıyye" (zarar korkusuyl a i'tikaad etmekte olduğu şeyin zıddını açıklama) kıyamet gününe kadar sabittir,
demiştir.
İbn Abbâs, hırsızların zorlamala nyle karısını boşayan kimse hakkında: Bu birşey olmaz, yânî bu zorlanan kimse üzerine boşama hükmü vâki* olmaz, demiştir.
Bu konuda talâkın vâki* olmaması görüşüne İbn Umer, İbnu'z-Zubeyr, eş-Şa'bî ve el-Hasen de kaail
4 Burada arka arkaya takdîm-te'hîrli olarak getirilen bu iki çift en-Nisâ âyetleri, Ebû Zerr rivayetin de tercümelerini verdiğimiz şekilde gelmiştir. Bu rivayeti Kas-tallânî de en doğru kabul ettiği İçin biz de âyetlerin tercümelerini böyle verdik. el-Kerîme, el-Asîlî ve el-Kaabisî rivayetle rinde ise bu âyetlerin metinleri nde bir karışıklık görülmektedir. Sarihler bunun hakkında bâzı îzâhlar vermekted irler... Metîn, tercümeye göre düzeltilip yazılmalıdır.
İşbu "Ahâlîsi zâlim olan memleket" Ümmü'1-Kura' olan Mekke'ye işarettir ki, müşrik olan Mekke ehli zayıflara ve bilhassa içlerinde bulunan mü'min-lere son derece zulm ve ezâ ediyorlar dı. Ve zâten "Şübhesiz şirk, en büyük zulümdür" (Lukmân: 13) gereğince, şirk bütün zulümlerin başı olan büyük bir zulümdür. Allah mazlumların dualarını kabul ve Peygamber'i eliyle Mekke'nin fethini nasîb edip, Muhammedî velayet ve nusrat ile bekam etmiş ve muazzez kılmıştır.Demek ki, tecâvüzî harb, ancak böyle Allah rızâsı için mazlumları zâlimlerin pençesinden kurtarmak ve halk üzerinde Allah Taâlâ'nm âdil hükümlerini ve rahmetini tatbîk etmek için meşru' olabilir, yoksa zulüm ve İstibdadı umûmîleştirmek ve memleketl er isti'lâ eylemek gibi sırf tecâvüz ve taaddî İçin harb etmek asla meşru' değildir... (Hakk Dîni, II, 1393).
olmuşlardır. Çünkü Peygamber(S): "Ameller niyetle
otur" buyurmuştur. (Zorlanan kişi ise, zorlandığı işe
niyefi yoktur, bil'akis onun niyeti işlememektir.)5
1-.......Bizeel-Leys, Hâlidibn Yezîd'den; o da Saîd ibn Ebî Hi-
lâl'den; o da Hilâl ibn Usâme'den haber verdi ki, ona da Ebû Seleme ibn Abdirrahmân, Ebû Hureyre(R)'den şöyle haber vermiştir: Peygamber (S) namaz içinde şöyle duâ eder idi:
"Yâ Allah!Ayyaş ibn EbîRabîa'yı, Seleme ibn Hişâm'i, el-Veltd ibnu'l-Velîd'i kurtar!
Yâ Allah! (Kâfirler elinde bunalıp) zayıf ve âciz görülen (diğer) mü'minleri de kurtar!
Yâ Allah! Mudar üzerine daha şiddetli bas! Ve onlar üzerine Yûsuf'un yılları gibi kıtlık yılları gönder!"6.
5 Buradaki âlimlerin görüşlerini sırasıyle İbn Ebî Şeybe, el-Humeydî, Abdurraz-zâk ve Saîd ibn Mansûr senedli olarak rivayet etmişlerdir.
"Ameller niyetle olur" hadîsinin bir rivayeti, kitabın İlk hadîsi olarak geçmiştir, Buhârî'nin bunu burada getirmesi, kavi ve fiil arasındaki ikrahta ayırma yapanları reddetmey e işarettir...
6 Hadîs ile başlık arasındaki uygunluk, burada isimleri sayılan kimseleri n müşriklerin beraberin de ikaamete zorlanmış olmalarıdır. Çünkü "Mus'adâf" ancak zorlanmış olur. Bunun mefhûmu, küfür üzerine ikrah eğer küfür olsaydı, Peygamber onlar İçin duâ etmez ve onlan mü'minler olarak isimlendi rmezdi (Kas-tallânî).
Bu çok yerde geçti: Namâz'da kunûtta, İstiskaa'da, Tefsîr'de en-Nisâ'da ve Edeb'de...
1- KÂFİR OLMAK ÜZERE ZORLANMAK TA HORLANMAY I, DÖVÜLMEYİ VE ÖLDÜRÜLMEYİ TERCİH EDEN KİMSE BABI
2-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle
buyurdu: "Kimde üç şey bulunursa, îmânın tatlılığını tatmış olur: Allah ile Rasûlü kendisine başkalarından daha sevgili olmak; bir kimseyi sevmek fakat yalnız Allah için sevmek; (Allah onu küfürden kurtardıktan sonra) yine küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasma hoşlanmamak"7.
3-.......Ben Saîd ibn Zeyd(R)'den işittim, şöyle diyordu: Yemîn
olsun ben kendimi şöyle gördüm ki, Umer ibnu'I-Hattâb beni islâm'a girmem üzerine tazyik edip esîr gibi horlayara k bir iple beni bağlayıcı olduğu hâlde ve yine mü'minlerin emîri iken sizin Usmân ibn Af-fân'a yaptığınız (isyan ve sonunda zulümle öldürmeniz) sebebiyle Uhud Dağı çatlasaydı, çatlaması vâcib ve lâyık olurdu 8.
7 Başlıktan kasdedile n, hadîsin sonudur. Çünkü kâfirlikten hoşlanmamakla ateşe girmekten hoşlanmamak arasında müsâvîlik olunca, öldürülmek, döğülmek, horlanmak mü'min yanında ateşe girmekten daha kolay olur, ateşe girmek de kâfirlikten kolay olur da şiddeti almayı tercîh eder. Bunu îbnu Battal söyledi. Hadîsin bir rivayeti îmân'da başka bir şeyhten geçmişti (Aynî, Kastallânî).
8 Yânî Usmân'ın intikaamını almak için kabileler harekete geçmiş olsalardı, elbette bunu vâcib olarak yaparlardı... Hadîsin başlığa uygunluğu açıktır. Çünkü Saîd ibn Zeyd ve Umer'in kızkardeşi olan zevcesi, küfre karşı horlanmayı tercîh etmişlerdi, Usmân ibn Affân da kaatiller in razı olacağı şeyi getirmeye karşılık öldürülmeyi tercîh etmişti (Aynî, Kastallânî).
Saîd ibn Zeyd el-Adevî, cennetle müjdelenen on kişiden biridir. İlk Muhâ-
4-.......Habbâb ibnu'l-Erett (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) Ka'-
be'nin gölgesinde kaftanını yastık ederek dayandığı bir sırada kendisine (Kureyş müşriklerinin işkencelerinden) şikâyet etmiştik:
— Yâ RasûlAllah! Bizim için Allah'tan nusrat dileyemez misin? (Bunların zulmünden) kurtulmamız için Allah'a duâ edemez misin? demiştik.
Bunun üzerine Rasûlullah şöyle buyurdu:
— "Sizden önceki ümmetler içinde öyle (mazlum) kişi bulunmuştur ki, müşrikler tarafından yakalanır, onun için yerde bir çukur kazılır, o kişi o çukurun içine gömülürdü. Sonra büyük bir testere getirilir, onun başı üzerine konulurdu da başı iki kısma ayrılırdı. (Bir başkasına da) demir taraklar ile etinin altındaki kemiği ve sinirleri taranırdı da, bu işkenceler o mü'mini dîninden çevirmezdi. (Sahâbîlerim!) Allah'a yemîn ederim ki, şu İslâm Dîni, herhalde ve muhakkak surette kemâle erecektir . Hattâ o derecede ki, bir süvârî (tek başına) San'â'dan Hadramevt'e kadar (selâmetle) gidecek de Allah'tan başka hiçbirşeyden korkmayac aktır ve bir de yolcu (koyun sahibi ise) koyunu üzerine kurt saldırmasından korkacaktır. Fakat sizler acele ediyorsun uz!"9
cirler ile hicret etmiştir. Bedir'den başka bütün gazalarda hazır bulunmuştur. 51 yılında vefat etmiştir.
9 Hadîsin bu başlığa girmesi vechi, Habbâb'ın Peygamber den kâfirler aleyhine duâ istemesi, kâfirlerin müslümânlara tecâvüz etmekte ve onlara eziyette zulüm ve düşmanlık yapmakta olduklarına delâlet etmesi yönündendir. Müslümanlar kâfirlerin kahrı altındadırlar. Böyle olunca müslümânlar istemedik leri şeylere zorlananl ar gibidirle r... Bunun birer rivayeti Nübüvvet Alâmetleri ile Peygamber gönderilmesi bâbi'nda da geçmişti... (Kastallânî, Aynî).
2- BÂB: MÜKREH'İN, YÂNÎ ZORLANAN KİMSENİN SATIŞYAPMASI; BENZERİ OLAN MUZTARR KİMSENİN MÂLÎ HAKKHUSUS UNDAKİ TASARRUFU VE MALDAN BAŞKA HUSUSTAKİ
TASARRUFU MUN BEYÂNI) HAKKINDAD IR
5-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Bizler mescidde bulunduğumuz bir sırada Rasûlullah (S) yanımıza çıkageldi ve:
— "Yahûdîler'in yurduna yürüyünüz!" diye buyurdu.
Biz de O'nun beraberin de olarak yola çıktık, nihayet Yahûdîler'in içinde Tevrat okudukları Beytu'l-Mıdrâs denilen yerlerine vardık. Peygamber onlara doğru ayağa kalktı ve onlara nida ederek:
— "Ey Yahûdî topluluğu! Müslüman olunuz da selâmette kalınız!" dedi.
Onlar cevaben:
— Yâ Ebâ'l-Kaasim! Sen tebliğ ettin (bizim daha ziyâde Sana ihtiyâcımız yok)! dediler.
Rasûlullah onlara:
— "Ben ancak bunu (yânî benim tebliğ etmiş olduğumu i'tirâf etmenizi) istiyorum", dedi. Sonra "Müslüman olun ki, selâmette kalasınız!" sözünü ikinci defa söyledi.
Yahûdîler yine:
— Yâ Ebâ'l-Kaasım! Sen bunu tebliğ ettin! dediler. Rasûlullah onlara:
— "Ben ancak bunu (yânî benim teblîğ etmiş olduğumu i'tirâf etmenizi) istiyorum" dedi.
Sonra Rasûlullah bu tebliğini üçüncü defa olarak tekrar etti de:
— "KaVî biliniz ki, Arz ancak Allah'a ve Rasûlü'ne âiddir. Ben sizleri bu arazîden çıkarmak istiyorum . Binâenaleyh sizden her kim
kendi malından taşıyamıyacağı birşeyi olursa onu satsın. Haberiniz olsun, iyi bilin iz ki, A rz ancak A ilah 'a ve Rasûlü 'ne âiddir!'' buyurdu 10.
3- BÂB: MÜKREH'İN, YÂNI ZORLANAN KİMSENİN NİKÂHI CAİZ
oyviAz
"Dünyâ hayâtının geçici metâını kazanacak sınız diye
. cariyeler inizi, eğer kendileri de iffetli olmak isterlers e,
siz fuhuşa mecbur etmeyin. Kim onları buna mecbur
ederse, şübhesiz ki, Allah onlara kendileri nin
ikrahlarından sonra da çok mağfiret edicidir,
çok merhamet eyleyicid ir"
(en-NÛr: 33) n.
10 Yânî Rasûlü de Arz'da Allah'ıh emrettiği gibi hükmedicidir. Çünkü O'nun tarafından tebliğ edici ve O'nun emirlerin in yerine getiricis idir.
Hattâbî şöyle dedi: Buhârî bununla mükrehin satışının cevazına delîl getirdi, hâlbuki bu muztamn satışına daha çok benzemekt edir. Satışa zorlanan ise, istesin istemesin, satışa sevkedile n kimsedir. Yahudiler arazîlerini satmışlardı, buna zorlanmay acaklardı. Ancak Yahudiler mallarına çok düşkün olduklarından, onları satmayı tercîh ettiler ve böylece mallarını satmaya muztarr olanlara benzedile r.. (Kastallânî).
Buhârî hadîsin bir rivayetin i Cizye'de, Müslim de Mağâzî'de getirmiştir: Müslim Ter., V, 398 "1765".
11 Yânî yapılan fiilin ikrah eden için de, edilen için de günâh olduğunda şübhe yok. Fakat ikrah olunan bîçâreler, bu günâha razı olmayıp, kerhen sürüklendiklerinden dolayı ma'zûrdurlar. Ve Gafur, Rahîm olduğundan şübhe olmayan Allah indinde mağfirete ve rahmete şayandırlar. Binâenaleyh bu bîçârelere acımalı, kurtulmal arı için yardım etmelidir . Lâkin ikrahı isteyerek yapanlar acınmağa lâyık olmayıp, razı olduğu azabın günâhına müstehakk oldukları gibi, ikrah edenin de bütün vebalini yüklenerek azîm azâb ve nefrîne müstehakk olduğunu hatırlatmaya hacet yoktur (Hakk Dîni, IV, 3512-3513).
6-....... Bize Mâlik, Abdurrahmân ibnu'l-Kaasım'dan; o da babası (el-Kaasım ibn Muhammed ibn Ebî Bekr)'ndan; o da Yezîd ibn Câriye el-Ensârî'nin iki oğlu olan Abdurrahmân ile Mucemmi'den; o da Hansa bintu Hizam el-Ensâriyye(R)'den tahdîs etti ki, Hansâ'yı babası Hızâm, iznini, rızâsını almaksızın evlendirm işti. Hâlbuki Hansa dul bir kadındı (izni alınmak gerekirdi). Kadın bu evlenmeyi hoş görmedi ve Peygamber'e gidîp şikâyet etti. Peygamber (S) de bu nikâhı redd ve ibtâl etti12.
7-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Ben:
— Yâ RasûlAllah! Kadınlar nikâh akidleri hususunda istişare edilirler mi? diye sordum.
Rasûlullah (S):
— "Evet (kadınlar nikâh akidleri hususunda istişare edilirler)" buyurdu.
Ben:
— (Yâ RasûlAllah!) Er görmedik bakire, evleneceği kimse hakkında istişare edilirse utanır, susar (rızâsını bildirmez)! dedim.
Rasûlullah:
— "Onun sükûtu, onun iznidir" buyurdu 13.
12 Bunda nikâhın sahîhliği için dulun iznini almak zarurî olduğu ve zorlananın nikâhının caiz olmadığı hükmü vardır.
13 Bundan da bakirenin nikâhının ancak rızâsı ile caiz olacağı, rızâsı olmazsa onun hükmü de mükrehin hükmü gibi sayılmaz olacağı anlaşılmıştır.
Bu hadîslerin birer rivayeti Nikâh'ta da geçmişti.
Logged
Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
Reklam
90- KİTÂBU'L-İKRÂH
«
:
04 Şubat 2007, 14:41:35 »
Logged
maesselame
90- KİTÂBU'L-İKRÂH
: 05 Şubat 2007, 17:15:29
Prof. Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 1642
Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik
4- BÂB: BİR KİMSE ZORLANSA DA BİR KÖLEYİ HİBE ETSEYÂHUD SATSA, BU CAİZ OLMAZ (HİBE DE, SATIŞ DA SAHÎHOLMAZ, KÖLE ONUN MÜLKÜNDE BAKÎDİR)
İnsanların bâzısı da: Eğer müşteri, zorlanmad andolayı satın aldığı şey hakkında onu satmayı nezr
etse, zorlanmak la beraber, bu satış caizdir, dedi.Onun yanında hibe de böyledir. Satın aldığı köleyi,
zorlamakl a 'Vefatımdan sonra sen hürsün' dese deyine böyledir 14.
8-.......Bize Hammâd ibn Zeyd, Amr ibn Dinar'dan; o da Câ-
bir(R)'den şöyle tahdîs etti: Ensâr'dan (Ebû Mezkûr isminde) bir adam (Ya'kûb adındaki bir kölesini): "Ben öldükten sonra sen hürsün!" diye müdebber olarak azâd etmişti. Hâlbuki bu zâtın bu köleden başka hiçbir malı yoktu. Onun bu kölesini böyle azâd ettiği haberi Rasûlui-lah'a ulaştı. Bunun üzerine Rasûlullah (S) bu köleyi tuttu da:
— "Bunu benden kim satın almak ister?" dedi (yânı onu müzayedeye arzetti).
O köleyi, Nuaym ibnu'n-Nahhâm adındaki sahâbî sekizyüz dirhem mukaabili nde satın aldı. (Peygamber de kölenin bedelini Ebû Mezkûr'a verip: "Allah bundan müstağnidir" buyurdu.)
Amr ibn Dînâr dedi ki: Ben Câbir'den işittim: Bu Ya'kûb ismindeki köle, Mısırlı bir köle idi, evvelki yıl öldü, diyordu 15.
14 el-Kirmânî şöyle dedi: Buhârî'nin maksadı, Hanefîler'in tenakuz ettikleri dir. Çünkü ikrahla satış, eğer bir mülkü müşteriye nakledici ise, bundan bütün tasarrufl ar sahîh olur; bu, nezre ve müdebber köleye hass olmaz. Eğer satış nakledici değildir derlerse, bu takdirde nezr de, tedbîr de sahîh olmaz. Bunun özeti şudur: Onlar müdebberliği ve nezri, mülk olmaksızın sahîh gördüler, hâlbuki bunda tahakküm ve tahdîs edici yokken tahsis vardır (Kastallânî).
15 Hadîsin burada getirilme si sebebi şudur: Başka hiçbir malı yokken, tek kölesini vefatından sonra hürr yapan kimsenin, bu fiili bir beyinsizl iktir. Peygamber onun bu fiilini, köleyi satmak suretiyle reddetmiştir... (Kastallânî).
Bunun bir rivayeti Itk'ta geçmişti. Müslim'in rivayetin de bu sahâbînin Az-
5- BÂB: "İKRÂH"IN KÖKÜNDEN "KERH" VE "KURH" BİR MA'NÂYADIR
9-.......Bize eş-Şeybânî Süleyman ibnu Feyrûz, İkrime'den; o
da İbn Abbâs'tan tahdîs etti. eş-Şeybânî şöyle dedi: Ve bana Atâ Ebû'l-Hasen es-Suvâî tahdîs etti, ben onun bu hadîsi ancak İbn Abbâs(R)'tan zikrettiğini zannediyo rum. '
"Ey îmân edenler, kadınlara zorla mirasçı olmanız ve onları, -kendilerine verdiğiniz mehrden birazını giderebil meniz için- tazyik etmeniz size halâl olmaz. Meğer ki, arayı açarak bir fuhuş işlemiş olsunlar. Onlarla iyi geçinin. Eğer kendileri nden hoşlanmadınıZsa, olabilir ki birşey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda birçok hayır tak-dır etmiş bulunur" (en-Nisâ: 19).
Dedi ki: Bir adam öldüğü zaman onun velîleri, onun karısına haklı olup sâhib çıkarlardı. İsterlerse o kadınla onlardan biri evlenir, isterlers e o kadını başkasiyle evlendiri rler, isterlers e o kadını kimse ile evlendirm ezlerdi. Onlar bu kadına, kadının ailesinde n daha haklı idiler. İşte bu âyet, bu hususta indi (yânî o âdeti kaldırdı)17.
re oğullan'ndan Ebû Mezkûr olduğu bildirilm iştir. Azâd edilen kölenin ismi Ya'kûb olduğu, Nesâî'nin rivayetin de; Mısırlı bir köle olduğu, Abdullah ibnu'z-Zu-beyr'in emareti zamanında Öldüğü de Müslim'in rivayetin de de vardır.
16 el-Kurh, kâf'm fethi ve zammı ile ibâ ve meşakkat ma'nâsmadır ki, nefse ibâ ve imtina eylediği, yânî istemeyer ek, hoşlanmayarak hâriçten arız olan rene ve meşakkatten ibarettir ki, "Zoraki" ta'bîr olunur. Ve bâzılarının indinde kâfin dammıyla bir kimse nefsini cebr ve İkrah ile mütehammil olduğu nesneye denir. Ve kâfin fethiyle, gayrın teklîf ve cebriyle mütehammil olduğu nesneye denir. Şârih der ki, bâzı ana kitâblarda ibâ ve meşakkat, herbiri mahsûs ma'nâ üzere beyân olunup lâkin usûlü, ikisi bir ma'nâya olmaktır (Kaamûs Ter.).
17 Bu metnin başlığa uygunluğu, âyetteki "Kurhen" kavlinden dir.
el-Muhelleb şöyle dedi: Allah en bilir ki, bu babın fâidesi, şunu ta'rîf edip bildirmek tir: Her kim bir kadını, ondan mîrâs almaya tama' ederek kadın ölün-
6- BÂB: KADIN ZİNA ÜZERİNE ZORLANDIĞI ZAMAN KENDİSİNE HADD, YÂNI ZİNA ETME CEZASI YOKTUR
Çünkü Yüce Allah'ın şu kavli vardır:
"Kim onları zinaya mecbur ederse, şübhesiz ki Allahonla ra kendileri nin ikrahlarından sonra da çok mağfiret
edici, çok merhamet eyleyicid ir"
(en-Nûr: 33) I8.
Ve el-Leys şöyle dedi: Bana (İbn Umer'in kölesi) Nâfi'tahdîs etti ki, ona da Ebû Ubeyd'in kızı Safiyye şöyle
haber vermiştir: Tasarrufu Halîfe Umer'e âid olanbeşte bir ganimet kölelerinden bir erkek köle, yine
beşte bir ganimet payından olan bir dişi köle ile cinsîmünâsebet yapmış ve o cariyenin bekâret zarını
giderince ye kadar onu zorlamıştır. Bunun üzerineUmer o erkek köleye, zina etme cezası olan
deyneklem e uyguladı ve onu altı ay o yerden sürgünetti. Fakat erkek kendisini zorlamış olduğu için, o
cariyeye deyneklem e cezası uygulamadı I9.
ez-Zuhrî, hürr bir erkeğin bekâretini giderdiği bakire câriye hakkında şöyle dedi:
ceye kadar alıkorsa, o kimseye bu mîrâs, Kur'ân'm nassı ile halâl olmaz (Aynî).
18 Âyetin başlığa münâsebeti, içinde zinaya zorlanan kadının günâhı olmadığı ve bundan dolayı kadına zina cezası lâzım gelmeyeceğine delâlet buiunmasm dan-dır.
19 el-Leys ibn Sa'd'm bu haberini Ebû'l-Kaasım el-Bağâvî, el-Alâ ibn Musa'dan; o da el-Leys'ten olmak üzere rivayet etti.
Hakem (yânî hâkim) bu bakire cariyeden bekâretin
değeri ile cariyenin kendi kıymetini ta'yîn ve nisbet
eder de o erkekten bekâretin bedelini alır (yânî o
erkeğe, kadının bakire ve dul oluşu arasındaki değer
farkını ödemesini hükmeder), ve bir de o erkeğe
deyneklem e cezası uygulanır. Dul câriye hakkında
imamların hükümlerinde bir para ödeme yoktur, lâkin
erkek üzerine hadd cezası vardır 20.
10-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle
buyurdu: "İbrahim Peygamber, zevcesi Sâre ile hicret yolculuğuna çıkıp, onunla bir memlekete girdi. Orada meliklerd en bir melik yâ-hud cebbarlar dan bir cebbar hükümdar var idi... Neticede o hükümdar, İbrahim'e:
— Yanındaki kadını bana gönder! diye haberci yolladı. Bunun üzerine İbrahim, Sâre'yi o hükümdara yolladı. Sâre onun
yanına varınca, hükümdar Sâre3den nasîb almak için harekete geçti. Sâre kalkıp abdest aldı ve namaza durdu. Namazın ardından:
— Allah 'im! Eğer ben Sana ve Rasûlü 'ne îmân ettim ise, benim üzerime şu kâfiri musallat etme! diye dua etti.
Bu duâ ile o zâlimin hemen nefesi boğulup yere düştü ve ayağı ile yere vurup debrenmeğe başladı..." 2X.
20 imâm Mâlik'in görüşü de ez-Zuhrî'nin görüşü gibidir.
21 Bu hadîsin birer rivayeti Buyu' Kitâbı'nın sonları ile Peygamber ler Kitâbı'nda daha geniş olarak geçmişti.
el-Kir manî şöyle dedi: Bu hadîsin buraya girme sebebi şudur: Sâre aleyha's-selâm her bir kötülükten ma'sûme bulunmakl a beraber, ona, zorlanmış olarak o zâlim hükümdarla yalnız kalmasında da hiçbir kınama olmamasıdır. İşte zina üzerine zorlanan kadın da bunun gibidir, onun üzerine de zina etme cezası yoktur (Aynî, Kastallânî)
Sâre, râ'nin hafifleti lmişi ile de, şeddelendirmesi ile de zabtedümiştir. Hafifleti lmesi daha meşhurdur... îbn Hişâm Kitâbu't-Tîcân'da İbrâhîm'in bu seferinin Ürdün'den Mısır'a vuku' bulduğunu ve Sâre'nin Mısır Meliki Amr ibn İmrîi'1-Kays ibn Nabilyûn ibn Sebâ olduğunu bildirmiştir. Bu konuda başka rivayetle r de vardır...
7- BİR KİMSENİN, ÖLDÜRÜLMEKTEN YÂHUD BUNUN BENZERİ BİR ZARAR GELECEĞİNDEN KORKTUĞU ZAMAN ARKADAŞI İÇİN,
ONUN KENDİSİNİN KARDEŞİ OLDUĞUNA YEMÎN ETMESİ BABI
Korkmakta olan her zorlanmış kişi de böyledir. Çünkümüslümân kişi yemini ile o kimseden zâlimi ve zulmü
def eder, onu korumak için savaşır ve ona yardımetmeyi terketmez . Eğer insan bir mazlumu
savunmakt a iken, öldürmeyi kasdetmek sizin zâlimiöldürürse, ona diyet ve kısas yoktur. Bir kimseye,
kendisini zorlamakt a olan bir zâlim tarafından: Şarâbiçeceksin veya leş yiyeceksi n veya köleni satacaksın
veya üzerinde hiçbir borç yokken fulân kimseyebo rcun olduğunu i'tirâf edeceksin veya gönül rızân
olmadan bir hibe yapacaksın veya talâk, ıtâk gibi birakdi çözüp feshedece ksin yâhud da "Biz senin babanı
yâhud dîn kardeşini muhakkak öldürürüz!" denilse, okimsenin, babasını ve müslim kardeşini kurtarmak için bu
söylenen şeylerin hepsini yapması caizdir.
Çünkü Peygamber(S)'in:
"Müslümân, müslümânın kardeşidir" sözü vardır.İnsanların bâzısı da: Eğer zorlama yapan zâlim
tarafından, bir kimseye: "Muhakkak şarâb içeceksin"veya "Muhakkak mevte yiyeceksi n" yâhud "Biz senin
oğlunu yâhud babanı yâhud mahrem bir hısımını öldürürüz" denilse, o kişiye kendisine emredilen bu
şeyleri yapması caiz olmaz.
Çünkü o kimse, bu şeylerde muztarr değildir, dedi 22. Sonra bu bâzı insan tenakuz etti de: Eğer bir kimseye
zâlim tarafından "Biz senin babam yâhud oğlunu öldürürüz" yâhud da "Sen şu köleyi satacaksın" veya "Bir borç İkrar edeceksin" veya "Bir hibe yapacaksın" denilse, kıyâsta kendisine bunları yapması lâzım gelir,
dedi.
(Sonra bu zât şu kavliyle bu ma'nâda tenakuz etti:)
Velâkin biz, istihsâna gideriz de, "Satış, hibe ve bu
konudaki her akid bâtıldır" deriz, dedi 23.
Buhârî şöyle dedi:
Hanefîler Kitâb ve Sünnet delili olmaksızın her mahrem hısım ile mahrem olmayan yabancı kişi
arasında ayırma yaptılar 24. (Sonra Buhârî buna Peygamber'in şu kavliyle delîl
getirdi:)
Peygamber (S) şöyle buyurdu: "îbrâhîm Peygamber (o cebbar hükümdar, karısı
Sâre'yi istediği zaman) karısı için: fBu benim kızkardeşimdir' dedi". Buhârî: Onun bu kızkardeşliği,
Allah hakkında idi (yânî Allah'ın dinindeki kızkardeşlik idi, neseb kardeşliği değildi. Çünkü
22 Çünkü ikrah, ancak insanın bilhassa kendi nefsine yönelen şeylerde olur, başka şeylerde değil... İnsanın başka şeyleri korumak için Allah'a âsî olması olamaz.
23 Buhârî bu "Ba'zuın-nâsi = İnsanların bâzısı" ta'bîriyle, Ebû Hanîfe ve Hanefî-ler'i kasdetmek tedir... Aynî: Tenakuz men' edilmiştir. Çünkü müctehide, istihsâna kaail olmakla kıyâsa muhalefet etmesi caiz olur. İstihsân da Hanefîler indinde bir hüccettir, diye cevâb verdi... (Kastallânî).
24 Bunun özeti şudur: Ebû Hanîfe'nin aslı kıyâsen hepsinde luzûm olmaktır. Lâkin o, istihsân deliliyle, hısımlığı olan kimseyi istisna etmektedi r. Buhârî ise "Müslümân müslümânın kardeşidir" hadîsinden dolayı, bu hususta yakın olan kimse ile yabancı arasında bir ayırma olmayacağını düşünmüştür. Çünkü hadîsteki kardeşlikten murâd, İslâm kardeşliğidir, neseb kardeşliği değildir. Sonra Buhârî bunu şu kavliyle getirdi:...
kizkardeşin nikâhı îbrâhîm dîninde de haram idi) 25.
Ve İbrâhîm en-Nahaî: Eğer yemîn ettiren zâlim ise, mu'teber olan yemîn
edenin niyetidir; eğer yemîn ettiren mazlum ise, mu'teber olan yemîn ettirenin niyetidir, demiştir 26.
11-....... Abdullah ibn Umer (R) şöyle haber vermiştir: Rasû-
lullah (S): "Her müslümân, müslümânın (dîn) kardeşidir. Müslüman müsiümâna zulmetmez . Müslüman müslümânı (başına gelen musibette) terketmez . Her kim müslümân kardeşinin bir hacetinde bulunursa, Allah da onun hacetinde bulunur" buyurmuştur 21.
25 İşte bu İslâm kardeşliği, müslümân kardeşini himaye etmeyi ve onu savunmayı gerektiri r. Amma satış ve benzeri akid yapma ona lâzım gelmez. Şarâb içme, meyte yeme ona caiz olur, bu konularda ona günâh olmaz...
Aynî buna şöyle cevâb verdi: İstihsân, Kitâb ve Sünnet'ten hâriç değildir. Kitâb'da Yüce Allah: "Onun en güzeline tâbi' olurlar" (ez-Zumer: 18) buyurdu. Sünnet'te de Peygamber (S): "Mü'minlerin güzel gördüğü şey, Allah katında da güzeldir" buyurdu.. .
Hammâd'dan; o da İbrâhîm en-Nahaî'den olarak rivayet etmiştir.
el-Kirmânî, el-Kevâkib'de şöyle dedi: Eğer yemîn ettiren nasıl mazlum olur? dersen, şöyle derim: Haklı olan müddeî, kendine âid bir delîl bulunmadığı zaman müddeâ aleyh ona yemîn ettirmek ister, işte o zaman kendisi bir mazlum olur... (Kastallânî).
27 Başlığa uygunluğu, müslim üzerine müslim kardeşini himaye etmesinin vâcib olması yönündendir. Bu hadîsin bir.rivâyeti bu isnadın ayniyle daha bütün olarak Mezâlim Kİtâbı'nda da geçti.
İçtimaî yardımın en mühim düstûrunu öğreten bu hadîsi Müslim ve diğerleri de rivayet emişlerdir. Hadîsin devamı şöyledir: "Müslümân bir kul, din kardeşinin yardımında bulundukça, Allah da ona yardımda bulunur. Hangi müslümân bir müslümândan dünyâ darlığım giderip şad ederse, Allah da kıyamet gününde onun tasasını giderip sevindiri r. Kim müslümân kardeşinin ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter".
"Lâyuslimuhû", "Esleme"d&r\ muzârî sîgasıdır, onun silmini gidermez, yânî onu zâlimin zulmünde terketmez, demektir. ..
12-....... Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S):
— "Sen müslümân kardeşine, ister zâlim olsun, ister mazlum olsun, yardım et!" buyurdu.
Bir adam:
— Yâ RasûlAllah! Müslümân kardeş mazlum olduğu zaman ona yardım ederim, fakat o zâlim olduğu zaman ben ona nasıl yardım ederim, bana haber ver! dedi.
Rasûlullah:
— "Onu zulümden ayırırsın -yâhud: Onu zulümden men' edersin-. İşte bu men'-etmek, ona yardımdır" buyurdu 28.
28 Bunun da bir rivayeti Mezâlim'de geçmişti.
İbn Battal: Peygamber'in "Zâlime nusrat ve muavenet, onu zulümden men etmektir" suretinde ki tefsîri, fesahatin acîb, belâgatin vecîz bir edebî nümûne-sidir... demiştir.
Rahman ve Rahim oları Allah 'in ismiyle
Logged
Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
Sayfa: [
1
]
Yukarı git
Favorilerime Ekle
Yazdır
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:
Gitmek istediğiniz yer:
-----------------------------
Duyuru ve Bildiriler
-----------------------------
=> Davetiyeler, Duyurular
=> Ayın Üyesi
-----------------------------
İmamhatip.com Forum Genel
-----------------------------
=> Güncellik
===> Haberler
===> Genel Güncel - Alıntı
===> Yazarlar
=====> Ahmet Hakan COŞKUN
=====> Ali BULAÇ
=====> Ali EREN
=====> Fahri GÜVEN
=====> Fehmi KORU
=====> Hakan ALBAYRAK
=====> Hasan KARAKAYA
=====> İbrahim KARAGÜL
=====> İbrahim TENEKECİ
=====> Mehmed Şevket EYGİ
=====> Mine Alpay Gün
=====> Nihat GENÇ
=====> Nurettin Durman
=====> Nurettin ŞİRİN
=====> Yusuf Genç
===> Sizin Makaleleriniz
=> Eğitim
===> Yurt dışı eğitim
===> Dersâneler ve ÖSS
===> Lisans Eğitimi
===> Lisansüstü Eğitim
===> Üniversiteler
===> Dil Kursu
=====> Almanca
=====> Ingilizce
=====> Arapça
=====> Fransızca
=> Serbest Mekân
===> Deneme Tahtası
===> Kopyala/Yapıştır
===> Serbest Kürsü
=> İnsan ve Toplum
===> Kim kimdir?
=====> İslâm Önderleri
===> Aile
===> Sağlık
===> Spor
=> İslâm Beldeleri
===> Afrika
===> Asya
===> Avrupa
===> Balkanlar
===> Ortadoğu
=> Evveliyat
===> Menkıbeler - Hikayeler
===> Unutulmayan Tarih
=> Deli Zenciler
-----------------------------
İslâm
-----------------------------
=> Kur'ân-ı Kerîm
===> Tefsîr
=> Hadis-Sünnet
===> Buhari ve Fihristi
===> Hadis Fihristi
===> Uydurma Hadisler
===> Siyer-i Nebî
=> İbâdet
===> Duâ
===> Sorulara Cevaplar
=====> Ramazan Ayı
=====> Projeler.
=====> Kurban
===> Namaz
=> İslâmî Konular
===> Akâid
===> Dergi Yazıları
===> Dinler Tarihi.
===> Fıkıh
===> Hayâtus-sahâbe
===> Kelâm
===> Lûgatçe
=> Nasihat
=> Tesettür
-----------------------------
Kültürel ve Sanatsal Aktiviteler
-----------------------------
=> Edebiyat
===> Edebi Dergi Yazıları
===> Kitap Notları
===> Nesir
===> Serbest Yazılar
===> Şiir defteri
=> Medyatik
=> Tanıtım
-----------------------------
İmam-Hatip-Lisesi
-----------------------------
=> Imam Hatip Liseleri
===> Bakırköy
===> Bursa
===> Eyüp
===> İstanbul
===> İzmir
===> Kadıköy
===> Kâğıthane
===> Kartal
===> Samsun
===> Sarıyer
===> Pendik
===> Üsküdar
===> Zeytinburnu
===> Ankara
-----------------------------
Teknoloji ve Bilim
-----------------------------
=> Webmaster Destek Web Tasarım
===> Content Management Systems
=====> Joomla
=====> Wordpress
=====> oScommerce e-Ticaret
=> Bilgisayar ve Web Gezgini
===> Bilgisayar ve İnternet
===> PHP Dersleri
===> Web Sitesi Tanıtımları
===> Linux hakkında herşey
=> Bilim ve Teknoloji
===> Resimler ve Animasyonlar
===> Bilgisayar Programları
===> Video - Klipler
===> E-Kitap
-----------------------------
Çöplük
-----------------------------
=> Çöp Kutusu
Yükleniyor...