Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
  H *
ANASAYFA ARŞİV GİRİŞ KAYIT

imamhatip.com > İslâm > Hadis-Sünnet > Buhari ve Fihristi (Moderatörler: pozitif, MuH@CiR) > 91- KİTÂBU'L-HIYEL
Sayfa: [1]   Aşağı git
« önceki sonraki »
Favorilerime EkleYazdır
Gönderen Konu: 91- KİTÂBU'L-HIYEL  (Okunma Sayısı 348 defa)
maesselame 91- KİTÂBU'L-HIYEL : 31 Ocak 2007, 17:06:41
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
(Hileler, yânı Hukukî Çâreler Kitabı)

1- BAB: HİLELERİ TERKETMEK HAKKINDA, VE YEMİNLERDE VEYEMİNLERDEN BAŞKA ŞEYLERDE HERKES İÇİN ANCAK NİYETETTIGI ŞEY VARDIR HAKKINDAD IR ]

1 Hıyel, Hile mn cem'idir; "Hîte", kendisiyl e gizli bir yoldan maksada ulaşılan şeydir... "Ve'l-Hîle, Havil, Mahal, Mahâle, İhtiyat, Tehavvul " umur ve maslahatl arın tasarruf ve edasında hazakat, fikir ve bakış güzelüğİ ve kudret manasınadır... (Kaamûs Ter.)
Caiz olan hîleler ve caiz olmayan hileler vardır. Buhârî bu bâbda caiz olmayan hilelerin terkedilm esine işaret etmiş oluyor. Bab başlığının ikinci kısmı bundan sonra gelen hadîsten bir parçadır.

1-.......Alkame ibnu Vakkaas şöyle demiştir: Ben Umer ibnu'I-
Hattâb(R)'dan işittim, şöyle hitâb ediyordu: Ben Peygamber(S)'den işittim, şöyle buyuruyor du:
— "Ey insanlar! Ameller ancak niyete göredir. Herbir kimsenin
niyet ettiği şey ne ise, eline geçecek olan ancak odur. Her kimin hicreti Allah'a ve Rasûlü'ne yönelik ise, onun hicreti Allah'a ve Rasûlü'ne varıcıdır. Her kim de nail olacağı bir dünyâ yâhud kendisiyl e evleneceği bir kadından dolayı hicret etmişse, onun hicreti (de Allah'ın ve Rasûlü'nün rızâsına değil) hicret ettiği şeyedir" 2.

2- BÂB: NAMAZA HİLENİN GİRMESİ HAKKINDAD IR

2-.......Bize Abdurrazzâk, Ma'mer'den; o da Hemmâm ibn Mü-
nebbih'ten; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Herhangib irinizde abdestsizük vâki' olduğu zaman, o kimse abdest alıncaya kadar Allah sizden o kimsenin namazını kabul etmez" buyurmuştur 3.

2  Hadîsin bir rivayeti Cami'u 's-Sahîh 'İn birinci hadîsi olarak ve daha başka yerlerde geçmişti. Buradaki başlığa uygunluğu, Ümmii Kays adındaki kadınla evlenmek için Medîne'ye hicret eden kişi, hicreti Ümmü Kays'la evlenmekt e bir hîle yapmış olması yönündendir.

3  el-Kirmânî şöyle dedi: Hadîsin bu kitâbla ilgisi nedir? dersen, şöyle derim: Bu-hârî'nin maksadı Hanefîler'i reddetmek tir dediler. Çünkü onlar son oturuşta abdestini bozan kimsenin namazını sahîh saydılar ve yine onlar, namazdan çıkış, namaza zıdd olan herbir şeyle hâsıl olur, demişlerdir. Bunun için Hanefî-ler, abdestsiz liğin varlığı ile beraber, namazın sahîhliğinde hîle yapanlardır. Reddin vechi, namazda abdestini bozan kimsenin namazının sahîh olmamasıdır. Çünkü namazdan selâmla çıkmak bir rükündür... Bunun tafsilâtı Abdest Alma Kitâbı'nda geçmiştir...

3- BÂB: ZEKÂTTA HİLELERİ TERKETMEYİ BEYÂN VE "ZEKÂT ARTAR VE EKSİLİR KORKUSUYL A TOPLU BULUNAN (ZEKÂT MALLARI) ARASI AYRILMAZ, DAĞINIK BULUNANLA RIN ARASI DA BİRLEŞTİRİLMEZ" HAKKINDAD IR

3-.......Enesibn Mâlik (R) şöyle tahdîs etmiştir: EbûBekr, Ra-
sûlulIah(S)'ın takdir buyurduğu zekât mikdârlanna dâir Enes ibn Mâ-lik'e bir mektûb yazdı da, bunda "Zekât (artar ve eksilir) korkusuyl a dağınık olan zekât malı bir araya toplanmaz, toplu bulunanla rın arası da ayrılıp dağıtılmaz" buyurdu 4.

4 Hadîsin bir rivayeti Zekât Kitâbı'nda geçti ve açıklaması da orada verildi. Bu nehyin mal sahibine yönelik kısmının tasviri şöyledir: Dağınıkın toplanması: Kırk koyun sahibi bir kimsenin, yine kırk koyuna mâlik diğer biriyle bu dağınık iki sürüyü sayım zamanı birleştirerek, iki koyun yerine bir koyun zekât vermek istemeler i gibidir. Toplu olanın dağıtılması da: Karışık ve ortak yirmişer koyun sahibi olan iki kişinin zekât me'mûruna karşı bu toplu bir sürüyü sayım zamanı ikiye ayırmaları ve zekâtın düşmesine sebeb olmaları gibidir. Bunlar zekâtı artırma ve eksiltme hilelerid ir.

4-....... Bize İsmâîl ibnu Ca'fer, Ebû Süheyl'den; o da babası
Mâlik ibn Ebî^Âmir'den;o da Talha ibn Ubeydilla h(R)'tan şöyle tahdîs etti: Başının saçı darmadağın bir bedevi, Rasûlullah(S)'m huzuruna geldi de:
— Yâ RasûlAllah! Allah'ın benim üzerime namazdan neyi farz kıldığını, bana haber ver! dedi.
Rasûlullah:
—  "Beş vakit namaz farz kıldı, ancak kendiliğinden birşey kılabilirsin" buyurdu.
Bedevî:
— Allah'ın benim üzerime oruçtan neyi farz kıldığını haber ver! dedi.
Rasûlullah:
—  "Ramazân ayında oruç tutmayı farz kıldı, ancak kendiliğinden de bir mikdâr oruç tutabilir sin" buyurdu.
Bedevî:
— Allah'ın bana zekâttan neyi farz kıldığını haber ver! dedi. Rasûlullah (S) da ona İslâm'ın şerîatlerini haber verdi. Bedevî:
— Sana (umûmî peygamber lik) ikram eden Allah'a yemîn ederim ki, ben kendiliğimden gönüllü olarak hiçbirşey yapmam ve Allah'ın bana farz kılmış olduğu hiçbirşeyi de eksik yapmam! dedi.
Rasûlullah:
—  "Eğer doğru söylüyorsa felah buldu -yâhud: Eğer doğru söylüyorsa cennete girdi-" buyurdu 5.
Ve insanların bâzısı: Yüyirmi devede üç yaşına basmış iki deve zekât vardır. Eğer develerin sahibi bilerek bu yüzyirmi deveyi (zekât yılı dolmadan evvel kesmek suretiyle) helak eder yâhud hibe eder yâhud zekâttan kaçmak için bu develerde bir hîle yaparsa, artık ona hiçbir zekât yoktur, demiştir 6.

5  Hadîsin bir rivayeti îmân Kitâbı'nda geçmişti. "Rasûlullah ona İslâm şerîatlerini haber verdi" sözü, Zekât'm
vâciblerini ve diğer bilgileri haber verdi, demektir.

6  Buhârî bu "Ba'zu'n-nâsi = İnsanların bâzısı" ta'bîrini birçok kerre geçtiği üzere Ebû Hanîfe ve Hanefîler ma'nâsına kullanmak tadır.
Zekât süresi olan bir yıl tamamlanm adan evvel bu develeri elinden çıkaran kimseye zekât vâcib olmaz. Çünkü zekât ancak üzerinden bir yıl geçip tamam olunca vâcib olur. Bu kimseye Peygamber'in "Sadaka vermek korkusund an..." fıkrası yönelmez...
5-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Sizden birinizin (zekâtı verilmede n saklanılmış) hazîneniz, kıyamet gününde çok zehirli erkek bir yılan (suretinde) olur. Sahibi ondan kaçar, o da sahibini ister ve: Ben senin (dünyâdaki) hazîne-nim! der durur".
Rasûlullah buyurdu ki: "VAllahi o yılan devamlı sahibini arayıp, onun ardından ayrılmaz. Nihayet mal sahibi elini uzatır da kendi elini onun ağzına verip yutturur".
Ve yine Rasûlullah: "Hakkını, yânı zekâtını vermeyen deve sahibine de kıyamet günü o develer kendisine saldırtılır da, onlar tabanları ile sahibinin yüzü üstüne basıp çiğnerler" buyurdu 7.
Ve insanların bâzısı: Bir adam çok develeri olup da kendisine zekât vâcib olacağından korkarak bu develerin i, onların benzen olan başka develerle yâhud koyunlarl a yâhud sığırlarla satsa yâhud zekât yılı dolmadan bir gün önce zekâttan kaçmak için onları bir hîle yaparak dirhemler le, yânı paralarla satsa, o kimsenin üzerine zekâttan birşey yoktur, dedi.
Hâlbuki o yine: Bu develerin sahibi eğer zekât yılı tamam olmadan bir gün yâhud altı ay -bir zabtta: Bir sene- önce develerin in zekâtlarını verirse, bu vermesi de onun zekâtına kâfi olur, demektedi r8.

7  Hadîsin başlığa uygunluğu, içinde zikredile n yönlerden herhangib ir şekilde zekâtı men' bulımmasmdandır.

8  Çünkü birinci fıkrada yıl dolmadan önce malın aynı zail olmuştur, onun için üzerine hiçbir zekât düşmemektedir. İkinci fıkrada zekât yılı dolmadan evvel o malların zekâtlarını önden veren kimse için de bu vermesi ona kâfî olur. Yıl dolmadan evvel zekât vermek kâfî olunca, yıl dolmadan evvel zekâtta tasarruf

6-.......Bize el-Leys, İbn Şihâb'dan; o da Ubeydulla h ibn Ab-
dillah ibn Utbe'den; o da İbn Abbâs(R)'tan tahdîs etti ki, o şöyle demiştir: Sa'd ibn Ubâde el-Ensârî (R), anası üzerinde bir nezr bulunduğunu ve anası bu nezrini yerine getiremed en vefat ettiğini zikredip, Rasûlullah(S)'tan bunun fetvasını istedi. Rasûlullah da ona: "Anan adına o nezri yerine getir!" buyurdu 9.
Ve insanların bâzısı (yânî Ebû Hanîfe): Develer yirmi sayısına ulaşınca, onlarda dört koyun zekât vardır. Eğer develerin sahibi bu develeri zekât yılı tamam olmadan evvel hibe eder yâhud zekâtı düşürmek için bir hîle yaparak veya zekâttan kaçarak onları satarsa, üzerine zekât olmaz (Çünkü malın aynı zekât yılından önce kendisind en zail olmuştur). Eğer develeri (kesmek gibi bir yolla) helak eder ve develer ölürse, yine böyledir, o kimseye malı hakkında birşey yoktur ı0.

4- BÂB: NİKÂHTA OLAN HÎLE(Yİ TERKETMEK)
etmek, zekâtı düşürücü olmaz. Ve cevâb verildi: Ebû Hanîfe, bu konuda tenakuz etmemiştir. Çünkü o, zekâtı ancak yılın tamam olmasıyle vâcib kılmaktadır ve zekâtı önden veren kimseyi de, müddetli olan borcunu, ödeme zamanından evvel ödeyen kimseye benzetmek tedir (Kastallânî).

9 Muhelleb şöyle dedi: Bu hadîste hîle ile ölüm ile ve zekâtın düşmeyeceğine hüccet vardır. Çünkü velî, annesinde n olan nezri yerine getirmesi ni hükmedince, Allah'ın farz kıldığı zekâtın ödenmesi daha şiddetle olur.

10 Çünkü malda zekât, ancak mal zimmette bulunduğu müddetçe vâcib olmaktadır. Bu kimse İse develeri Ölmüş olup, zimmetind e onlardan birşey kalmamıştır ki veresesi üzerine ödemesi vâcib olsun! -Yânî bu Sa'd ibn Ubâde'nin nezr ödemesine benzememe ktedir!- (Kastallânî).

7-.......Ubeydullah el-Umerî şöyle demiştir: Bana Nâfi', Abdullah ibn Umer(R)'den, Rasûlullah (S) şiğâr(sûretiyle nikâh)dan neh-yetti, diye tahdîs etti.
(Ubeydulla h dedi ki:) Ben Nâfi'e:
—  Şiğâr nedir? diye sordum. O da:
—  Bir adam diğer bir adamın kızını nikâh eder, diğeri de ona kendi kızını mehr olmaksızın nikâh eder; ve keza bir adamın kızkar-deşini nikâhla alır ve kendi kızkardeşini de mehirsiz olarak o adama nikâh eder, dedi 1].
Ve insanların bâzısı: İnsan hîle yapar da nihayet şigâr üzerine evlenirse, bu akid caizdir ve şart bâtıldır, dedi 12.
Ve yine bu zât mut'a nikâhı hakkında: Nikâh fâsiddir, şart da bâtıldır, dedi.
Onların (yânı Hanefîler'in) bâzısı da: Mut'a da, şiğâr da caizdir, şart ise bâtıldır, dediler 13.

11  Şigâr suretiyle nikâh,mehirsiz olarak değişmek suretiyle nikâh yapmaktır, ts-lâm'dan önce Arablar arasında bu yolda kızlarını, kızkardeşlerini veya akrabalarım mübadele etmek ve birinin kadınlık kıymeti (bıd'ı) öbürü İçin mehr sayılarak ve ayrıca bir mehr tesmiye etmeksizi n nikâh etmek âdeti yürürlükte idi. Bu yolda mübadele şartıyle iki taraf, kadının kadınlık kıymetini mehr bedeli sayarak nikâh akdi yapıyordu. İslâm'da bu nevi' nikâh akdi, kadınlık şerefini alçalttığı ve birtakım haksızlıklar doğurduğu için yasak edilmiştir.

12 Ve böylece kadınlardan herbirifi e mehri misil vâcib olur. İbn Battal şöyle dedi: Ebû Hanîfe, şigâr nikâhı bir akiddir, mehri misil ile sahih olur dedi. Fesadı meh-rinden dolayı olan her nikâh,'Ebû Hanîfe'ye göre feshedilm ez, mehri misille sahîh olur. Diğer üç imâm, şiğâr nikâhı bu hadîsin zahirine göre bâtıldır, demişlerdir.
13  İmâm Zufer, muvakkat nikâhı caiz kılıp şartı ilga etti, çünkü şart fâsiddir. Nikâh ise fâsid şartla bâtıl olmaz... (Kastallânî).

8-.......Bize ez-Zuhrî, Muhammed ibn Alî'nin iki oğlu, el-Hasen
ve Abdullah'tan; onlar da babalarından tahdîs etti ki, onun babası Alî ibn Ebî Tâlib(R)'e:
— İbn Abbâs, kadınların mut'a nikâhı ile nikâh edilmesin de bir be's görmüyor! diye söylenmiş.
Bunun üzerine Alî (R):
— Şübhesiz Rasûlullah (S) Hayber günü mut'a suretiyle nikâh yapmaktan ve ehli eşek etlerinde n nehyetti, demiştir 14.
Ve insanların bâzısı: Bir kimse hîle yapar da nihayet mut'a nikâhı akdi ile kadından faydalanırsa, bu nikâh fâsiddir, dedi.
Onların (yânî Hanefîler'in) bâzısı da: Bu nikâh caizdir, fakat şart bâtıldır, demiştir I5.

5- ALIŞ-VERİŞLERDE HÎLE YAPMANIN MEKRUH OLMASI VE"OTUN FAZLA OLMASI MEN' OLUNACAĞI İÇİN (İHTİYÂÇTANARTAN) SU FAZLASI MEN' OLUNAMAZ" BABI

14 Mut'a nikâhının Câhiliyet devrindek i nikâh şekillerinden biri olduğu, Nikâh Ki-tâbı'nda geçmişti. Mut'a nikâhı, muvakkat bir zaman için iki tarafın razı olduğu bir ücret mukaabili nde kadın kiralamak tır. İslâm devrinde ise bunun cevazı, yalnız harb ve cihâd zamanlarında ve zaruret hâllerine tahsis edilmişti. Gazalarda gazilerin, şiddetli kadın ihtiyâcı tazyîkiyle büyük günâh olan zina fiilini işlemelerini Önlemek için muvakkate n birkaç defa mut'a nikâhına ruhsat verilmiş ve bir defasında yasakhğı ilân edilmişti. En son Mekke fethinde ve Evtas'ta buna ruhsat verilmiş ve akabinde yasaklanmıştı. Veda Hacci'nda da yasakhğı te'yîd edilmiştir. Mut'anın harâmlığında Şîa ve Râfızîler'den başka bütün mez-hebler ittifak etmişlerdir. Şiîler mut'a nikâhını yalnız harb ve cihâd zamanlarına da hasretmey ip, sulh ve hazar zamanlarında da uygulamak tadırlar.. Tafsilât Nikâh Kitabı'nda geçti.

15 Ebû Hanîfe'ye göre fesâd, butlanı gerektirm ez. Çünkü ondan şartı ilga etmek suretiyle ıslâh edilmesi ihtimâli vardır... (Kastallânî).

9-.......Bize Mâlik, Ebu'z-Zinâd'dan; o da el-A'rec'den; o da
Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): "Su fazlası kimseden men' edilmez ki, bu men' ile neticede (mübâh olan) ot fazlası (hayvan sâhiblerinden) men' edilmiş olur" buyurmuştur 16.

6- MUNÂCEŞE (YÂNI HACET YOKKEN BAŞKALARINA YÜKSEKFİÂTA SATMAK İÇİN FİÂTTA ARTIRMA) YAPMANIN MEKRUHOLM ASI BABI

10- Bize Kuteybe ibnu Saîd, Mâlik'ten; o da Nâfi'den; o da İbn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) necşten, yânı fiât artırmadan nehyetmiştir 17.

16  Bu hadîsin bir rivayeti Şürb Kitâbi'nda da geçti, Müslim de Buyû'da getirmiştir. İbn Mâce: "Üç şey asla men' olunmaz: Su, ot, ateş" metniyle rivayet etmiştir. Yine İbn Mâce: "İhtiyâçtan fazla su men' edilmez, kuyu ile faydalanm aktan da kimse men' edilmez" suretinde rivayet etmiştir.
Hadîsin îzâhı hakkında Hattâbî şöyle dedi: Bu hadîs, şu kimse hakkında gelmiştir ki, o, Ölü bir arazîde bir kuyu kazar, ihya ve îmâr ederek kuyuya mâlik olur. Kuyunun yakınında da hayvanların otlağı olan boş bir arazî bulunur, Şayet kuyu sahibi, o boş arazîde otlayan koyunların kendi kuyusunda n sulanmala rım men' edecek olursa, koyun sahibi için orada kalmak mümkün olmaz...

17  Necş: Meta sahibi, müşteriye metâını medh ve vasfederk en tervîc için bir kimse de sahibine muvafakat eylemek, yânî beraberce medh ve vasfeylem ektir. Bir kavle göre, satın almak arzusu değilken, ziyâde bahâ ile satılmak için musanna' olmak üzere o metâ'a daha çok bahâ ile müşteri olmak ma'nâsınadır... (Kaamûs Ter.)
Alım satım işlerine bu menfur şekillerden hangi suretle olursa olsun müdâhalenin çirkinliği besbellid ir.
Hadîsin başlığa uygunluğu açıktır. Bunun Hileler Kitâbı'na giriş yönü, içinde başkalarına zarar vermek için bir nevi' hîle bulunmasıdır. Bunun bir rivayeti de Buyû'da geçmişti.

7- ALÎŞ-VERİŞLERDE BİRBİRİNİ ALDATMAYA ÇALIŞMANIN NEHYOLUNM ASI BABI

Eyyûb es-Sahtıyânî:
Onlar sanki bir insanı aldatmaya çalışmaları gibi
Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Eğer onlar bu işe açıktan
gelselerd i (yânî fiât üzerine fazla almayı açıktan
gizlemeks izin i'lân etselerdi) bu bana daha kolayolur du, demiştir (Çünkü o, dîni, aldatmaya bir âlet
yapmazdı).

11-....... Bize Mâlik, Abdullah ibn Dinar'dan; o da Abdullah
ibn Umer(R)'den şöyle tahdîs etti. Bir kimse Peygamber(S)'e, alışverişlerde kendisini n dâima aldatıldığım zikretti. Bunun üzerine Peygamber de ona:
— "Sen de birşey almak istediğinde, (İslâm Dîni'nde) aldatmak yoktur, de!" buyurdu 18.
Logged



Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
Reklam

reklam
91- KİTÂBU'L-HIYEL
« : 31 Ocak 2007, 17:06:41 »

 Logged
maesselame 91- KİTÂBU'L-HIYEL : 31 Ocak 2007, 23:10:07
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
8- VELÎNİN BİZZAT KENDİSİNİN RAĞBET ETMEKTE OLDUĞUYETÎM KIZ HAKKINDA HÎLE YAPMAKTAN VE 0 KIZIN MEHRINITA M VERMEMEKT EN NEHYOLUNM ASI BABI

18 Çünkü dîn, nasihatti r. Bunun bir rivayeti ve açıklaması Buyu' Kitâbi'nda geçmişti.

12-.......ez-Zuhrî şöyle dedi: Urve ibnu'z-Zubeyr şöyle tahdîs
ediyordu ki, kendisi Âişe'ye şu âyetleri sormuştur:
' 'Eğer yetîm kızlar hakkında adaleti yerine getiremiy eceğinizden korkarsanız, sizin için halâl olan diğer kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâh edin... " (en-Nisâ: 3-4).
Âişe şöyle demiştir: Bu yetîm kız o kızdır ki, velîsinin himayesin de bulunur. Velîsi onun malı ve güzelliğine rağbet eder ve o kıza emsalinin mehrinin en azım vermek suretiyle onunla evlenmek ister. İşte bu âyetlerde o gibi velîlerin, velayetle ri altındaki yetîm kızları -haklarında adalet ve onların mehirleri ni kemâle ulaştırmadıkça- nikâh etmeleri nehyolunu p bunlardan başka kendileri ne halâl olan kadınlardan nikâh etmeleri emrolunmuştur. Bu âyet indikten sonra, insanlar Rasûlullah'tan fetva istediler de, bunun üzerine Allah Taâlâ şu âyetleri indirdi:
"Senden kadınlar hakkında fetva isterler. De ki: Onlara dâir fetvayı size Allah veriyor: Kendileri için yazılmış olan mîrâsı onlara vermediğiniz ve nikâhlanmalarını da beğenip istemediğiniz yetîm kızlar ve küçük çocuklar hakkında, bir de yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız hususunda (işte) Kitâb'da okunup duran âyetlerI9. Hayırdan daha ne yaparsanız, şübhesiz Allah onu da hakkıyle bilicidir" (en-Nisâ:
128).

Ve hadîsin tamâmını zikretti 20.

19 Şu âyetlere işaret buyurulma ktadır: en-Nisâ: 2, 3, 6, 9, 10, 11. 20 Hadîs en-Nisâ Tefsîri'nde birkaç yerde geçti ve açıklamaları da oralarda verildi.
İbn Battal: Bu hadîste velînin, mehrinin en azıyle yetîm kızla evlenmesi caiz olmayacağına ve mehri hakkında emsalleri nin mehrine denk olmayan eşya vermesi de caiz olmayacağına delîl vardır, demiştir.
en-Nisâ: 3-4. âyeti tefsirind e Mucâhid şöyle demiştir: Bunun ma'nâsı, ye-r'imler hakkında adalet yapamamak tan korkuyors anız, zinadan korkunuz da size halâl ve hoş olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder alınız ki, harama düşmek tehlikesi ne ma'rûz olmayınız...
Bu tefsir, büyük bir hakîkati içine almaktadır ki, yetîm haklan ve kadın hakları mefhûmu içinde zinadan koruma ma'nâsının mühim bir esâs teşkîl etti-

9- BÂB:

Bir adam başkasının bir cariyesin i gasbetse de, onugasbet tiğini iddia ederek, o cariyenin öldüğünü ileri
sürse, hâkim tarafından bu ölmüş cariyenin kıymetihükmolunsa, sonra o cariyenin diri olarak kendisind en
gasbedilm iş olan sahibi cariyeyi bulsa, bu câriye oadama, yânî mâlikine âiddir.
Ve gasbedene hükmolunan kıymet de gasbedicîye geriveril ir. Ve bu kıymet, o cariyenin bedeli olmaz.
(Çünkü o kimse bu bedeli câriye öldü demesinde ndolayı almıştı, bunun bâtıllığı meydana çıkınca,
hüküm aslına döner)21.İnsanların bâzısı:

Câriye, gasbeden kimseye âiddir. Çünkü sahibi onun kıymetini gasbedend en almıştı, dedi.
(Buhârî dedi ki:)
İşte bunda bir adamın satmak istemediği cariyesin i arzu eden ve onu gasbeden kimse için bir hîle vardır. Ve yine cariyenin ölmesiyle gasbedend en sahibi onun
kıymetini alacağı için ve bu suretle gasbedene başkasının cariyesin in halâl olacağı hüccetini getiren
için de bir hîle vardır.

(Sonra Buhârî, bunun bâtıllığına şu hadîsle delîl
getirdi:)
ğini ve taaddüd-İ zevcât müsâadesinin bu hikmet ile alâkadar olduğunu ve bunda fuhuş ve zina sefaletle rine karşı esaslı bir cidal bulunduğunu gösterir... {Hakk Dîni, II, 1286).
21 Yânî bu bir satış değildir, o bunu "Câriye öldü" demesiyle almıştır. Bu zail olunca, hükmün aslına dönmesi vâcib olur (Aynî).
Peygamber (S) -Hacc Kitâbı'nın sonlarında-:
"Mallarınız -rızâlaşma olmadıkça- birbirini ze haramdır"ve "Kıyamet gününde herbir gadredici kimse için,
tanınacağı bir bayrak vardır" buyurmuştur 22.

13-.......Bize Sufyân es-Sevrî, Abdullah ibn Dinar'dan; o da Abdullah ibn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Ahdini bozan her kişi için kıyamet gününde (halk arasında) kendisini n bilineceği bir alâmet vardır" buyurmuştur 23.

10- BÂB
(Bu, geçen bâbdan bir fasıl gibidir.)
14-.......Ümmü Seleme'nin kızı Zeyneb'den; o da Ümmü Sele-
me(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Şüb-

22  Aynî şöyle cevâb verdi: "Mal/arınız üzerinize haramdır" sözünün ma'nâsı, aranızda rızâlaşma bulunmadığı zaman haramdır, demektir, burada ise mâlikin gas-bedenden kıymeti almasıyle, bu nzâlaşma bulunmuştur.
İkinciye de şöyle cevâb verdi: Lügatte her gasbedene gadir denilmez, çünkü gadr, vefayı terktir. Gasb ise, birşeyi kahren almaktır. Gâsıbın "Câriye Öldü" demesi yalandır. Sonra mâlik, kıymeti ahp razı olmuştur.

23  Bu hadîsin bir rivayeti Cihâd'ın sonlarında geçmişti.
hesiz ben (de sizin gibi) bir insanım. Sizler bana da'vâlarınızt arzedi-yorsunuz. Olabilir ki, sizden biriniz hüccetini diğerinden daha açık ve düzgün ifâde etmiş olur, ben de işitmekte olduğum delil üzerine onun lehine hükmederim. Binâenaleyh ben kimin lehine kardeşinin hakkından birşey hükmetmiş isem, o kimse bu hakkı almasın. Çünkü ben ona ancak ateşten bir parça kesmişimdir"24.

11- BÂB: NİKÂHTA YALANCI ŞÂHİDLİĞİN HÜKMÜ

15-.......Bize Yahya ibnu Ebî Kesîr, Ebû Seleme'den; odaEbû
Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Er görmedik bakire kız, kendisind en izin alınmadıkça nikâh olunmaz, dul kadın da kendisini n açıkça emri alınmadıkça nikâh olunmaz" buyurmuştur.
Bunun üzerine:
— Yâ RasûlAllah! Bakire kızın izni nasıl olur? diye soruldu.
Rasûlullah:
— "Onun izni, sustuğu zamandır" buyurdu.
Ve insanların bâzısı: Bakire kızın izni alınmadığı zaman evlendiri lmez. Fakat bir adam hîle yapar da, kendisini n bu kızla, kızın rı-

24 Bunun bir rivayeti, Mezâlim'de ve Şehâdet'te geçti. İnşâAllah Ahkâm'da da gelecekti r. Zımmî ve muâhedeli kimseler hakkındaki hüküm de böyledir. Müsli-min haksız olarak lehine hüküm verilen şeyi almaması, zımmî ve muâhedeli kimseleri n hakkı da bir hükümle bir kimseye verildiğinde aynı şekildedir.
Bu hadîste hâkimin hükmü, Allah'ın ve Rasûlü'nün haram kıldığı birşeyi halâl kılmaz, halâl kıldığı birşeyi de haram kılmaz düstûru vardır.
zâsıyle evlendiğine dâir iki tane yalancı şâhid getirir ve hâkim de bunların şehâdetleriyle o kızın nikâhını sabit görüp tesbît ederse -koca da bu şâhidliğin bâtıl olduğunu bilmekte iken- o adamın bu kızla cinsî münâsebet yapmasında be's yoktur ve bu, sahîh bir evlenmedi r, dedi25.

16-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne tahdîs etti. Bize Yahya ibn Sa-
îd el-Kaasım (ibn Muhammed ibn Ebî Bekr es-Sıddîk)'dan şöyle tahdîs etti: Ca'fer oğlu'ndan olan bir kadın, velîsinin kendisini istemediği hâlde evlendire ceğinden korktu da Ensâr'dan iki şeyhe; cariyenin iki oğlu Abdurrahmân ile Mucemmi' adındaki iki şeyhe, haberci gönderip sordu. Bu iki şeyh de ona:
— Sakın (istemeden evlendiri lmekten) korkma! Çünkü Ensâr'dan Hansa bintu Hizâm'i, babası, kendisi istemediği hâlde evlendir-mişti de (Hansâ'nın müracaatı üzerine) Peygamber (S) bu nikâhı redd ve ibtâl etti, dediler 26.
Sufyân ibn Uyeyne dedi ki: Abdurrahmân (ibnu'I-Kaasım ibn Muhammed ibn Ebî Bekr es-Sıddîk)'a gelince, ben ondan işittim; o, babası el-Kaasım'dan "İnne Hansâe..." şeklinde söylüyordu (yânî Abdurrahmân ibn Yezîd'i ve kardeşini zikretmiy ordu da hadîsi mür-sel olarak söylüyordu) 27.

25  Çünkü Ebû Hanîfe rahimehul lâhın mezhebi, hâkimin hükmü zahiren ve bâtı-nen nafiz olur (Kastallânî).

26  Hadîsin bir rivayeti Nikâh'ta, "Kızını, kız istemediği hâlde evlendird iği zaman, kızın nikâhı merduddur bâbı"nda geçmişti.

27  Sufyân ibn Uyeyne bu sözleriyle onun hadîsi mürsel olarak rivayet ettiğini bildirmek istemekte dir.

17-....... Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S):
—  "Dul kadın, kendisini n açıkça izni alınmadıkça nikâh olunmaz. Er görmedik kız da kendisind en izni sorulup, izni alınmadıkça nikâh olunmaz" buyurdu.
Mecliste bulunanla r:
— (Yâ RasûlAllah!) Bakir bir kızın izni nasıl olur? diye sordular. Rasûlullah:
—  "Onun izni, sükût etmesidir" buyurdu.
Ve insanların bâzısı şöyle dedi: Bir insan dul bir kadınla, kadının emri ile evlenmesi üzerine iki yalancı şâhid getirmek suretiyle hî-le yapsa, hâkim de bu yalancı şâhidlerin şâhidlikleri ile kadının bu adamla nikâhını sabit görüp tesbît etse -koca, kendisini n o kadınla asla evlenmediğini bilip durduğu hâlde- şu muhakkak ki, bu nikâh o kimseye caiz olur ve bu adamın o kadınla beraber ikaamet etmesinde bir be's yoktur 28.

28 Çünkü Ebû Hanîfe'ye göre hâkimin hükmü zahiren ve bâtmen geçerli olur. Mu-helleb şöyle nakletti: Yüce Allah'ın şu "Kadınları boşattınız da iddetleri ni bitirdile r mi, aralarında meşru' bir suretle anlaştıkları takdirde, artık kendileri ni kocalarına nikâh etmelerin e engel olmayın..." {el-Bakara: 232) kavlinden dolayı, âlimler dulun izninin alınmasının vucûbunda ittifak etmişlerdir. Bu nikâhın iki çift taraftan olan bir rızâ üzerine sabit olacağına delâlet etti. Peygamber (S) de dulun nikâhı için izin istemeyi emretti ve istemeden evlendiri len kadının nikâhını da redd ve ibtâl eyledi. İmâm Ebû Hanîfe'nin görüşü ise, bunların hepsinden hâriçtir (Bunu İbn Hâcer, Fethu'l-Bârî'de söyledi) (Kastallânî).

18-....... Âişe (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S):
—  "Bekâr olan kişinin (evlenmek hususunda) izni istenir" buyurdu.
Ben:
—  (Yâ RasûlAllah!) Er görmedik bekâr kız utanır (rızâsını bildirmez)! dedim.
Rasûlullah:
—   "Onun izni, susmasıdır" buyurdu 29.
Ve insanların bâzısı şöyle dedi: Eğer bir adam yetîm bir kızı yâ-hud bakire küçük bir kızı sevse, o kız da onunla evlenmeyi kabul etmese, bu adam hîle yapıp da kendisini n o kızla evlenmiş olduğuna iki yalancı şâhid getirse, küçük kız da bu sırada bulûğ çağma erişip evlenmeye razı olsa, hâkim de yalan şehâdeti kabul etse, o erkek bunun bâtıl olduğunu (yânî şâhidlerin yalan söylediğini) bilip dururken, bu erkeğe o kızla cima yapmak halâl olur!
Logged



Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
maesselame 91- KİTÂBU'L-HIYEL : 02 Şubat 2007, 16:45:56
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
12- KADININ KOCASINA VE KADIN ORTAKLARINA HÎLE YAPMASININ MEKRUH OLMASI VE BU KONUDA (YÂNÎ KADININ KOCASINA VE ORTAKLARINA HÎLE YAPMASI HUSUSUNDA)
PEYGAMBER(S)'E İNEN SERZENİŞİN BEYÂNI) BABI 31

29  Bunun bir rivayeti Nikâh'ta geçti,

30  İki şahidin bu hususta yalan söylediğini bilmekle beraber. Bunun zahiri, kız şe-hâdetten sonra bulûğa ermiş ve evlenmeye razı olmuştur; yâhud da adam, kızın bulûğa erdiğine ve evlenmeye razı olduğuna iki şâhid getirdi ve böylece evlenmiş olduğunu kasdetmes i muhtemel olur. Bu da şehâdetin altında dâhil olur. Fethu 'l-Bâri'de şöyle dedi: İzin istemek, nikâhın sıhhatinde bir şart değildir. Eğer vâcib olsaydı, bu takdirde hâkim bu koca için yeniden bir akid in$â ederdi ve sahih olurdu. Bu Ebû Hanîfe'nin görüşüdür. O, Alî'den gelen bir eserle hüccet getirdi. Alî, iki şahidin seni evlendird iler, demiştir (Kastallânî).

31  Peygamber'e inen şeyle "Ey Peygamber, sen zevceleri nin hoşnûdluğunu arayarak Allah'ın sana halâl kıldığı şeyi niçin (kendine) haram ediyorsun?..." (cı-Tahrîm: i) âyetini kasdediyo r. Çünkü Peygamber bal şerbeti içtim deyince, bir daha onu içmem diye ahdetmişti.... Bir görüşte, cariyesi Mâriye hakkında onunla cinsî münâsebet yapmamaya yemîn edip, bunu Hafsa'ya gizlice söylemişti. O da bu sırrı Âişe'ye yaymıştı. Bunun üzerine Kur'ân inmişti (Aynî).

19-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) tatlıyı sever ve
balı da severdi. Ve kendisi ikindi namazını kıldırdığı zaman kadınla-' rından birinin yanına geçer ve onlardan birine yaklaşırdı. Bir kerre-sinde Umer'in kızı Hafsa'nın yanma girmişti. Onun yanında kalmakta olduğu zamandan daha fazla kaldı. Ben bu fazla kalmanın sebebini sordum. Sorduğum kimse bana:
— Hafsa'nın kavminden bir kadın, ona küçük bir tulum bal hediye etmiş, Hafsa da o baldan Rasûlullah'a bal şerbeti içirmiş, dedi32.
Ben de kendi kendime: VAllahi biz bunun için muhakkak bir hîle yaparız, dedim. Ve akabinde bunu Şevde bintu Zem'a'ya zikrettim ve ona şöyle ta*lîmât verdim:
—  Biraz sonra Rasûlullah senin yanına girip de sana yaklaştığında, O'na hitaben "Yâ RasûlAllah! Meğâfir mi yedin?" dersin. O da sana: "Hayır!" diyecekti r. Bunun üzerine sen de O'na: "Ya Sen'-

32 et-Tahrîm Sûresi tefsirind e geçen bir rivayette, Rasûlullah'a bal şerbeti ikram eden kadının Zeyneb bintu Cahş olduğu rivayet edilmişti.
den bana gelen bu koku nedir?" diye sorarsın. -Rasûlullah'a kendisind en çirkin koku hissedilm esi, kendisine şiddetli ve ağır gelirdi.- O da sana: "Hafsa bana bal şerbeti içirmişti!" diyecekti r. Sen de O'na: "Öyle ise o balın arısı onu urfut ağacından toplamıştır!" dersin. Bana geldiğinde ben de böyle söyleyeceğim. Ve ey Safiyye! Sen de böyle söyle! dedim.
(Âişe bu ta'Iîmâtın uygulama suretini şöyle anlattı:) Râsûlullah, Sevde'nin yanma girince, bunu söylersin dedim: Şevde dedi ki:
— Kendisind en başka hiçbir ilâh olmayıp ancak kendisi bulunan Allah'a yemîn ederim ki, Râsûlullah kapının önünde dururken, muhakkak senden korktuğumdan dolayı, senin bana söyle dediğin sözü çabucak söylemeye davranıyordum. Nihayet Râsûlullah bana yaklaşınca:
—  Yâ RasûlAllah! Sen meğâfir zamkı mı yedin? dedim. Râsûlullah:
—  "Hayır!" dedi. Ben:
—  Sendeki bu koku nedir? dedim. Râsûlullah:
—  "Hafsa bana bal şerbeti içirmişti" buyurdu. Ben:
—  O balın ansı urfut ağacından toplamıştır! dedim.
(Âişe dedi ki:) Râsûlullah, benim yanıma girdiğinde, ben de kendisine bunun gibi söyledim. Safiyye'nin yanına girdiğinde de, Safiyye de O'na böyle söyledi. Sonra Rasûlulîah, Hafsa'nın yanına girince, o da kendisine:
—  Yâ RasûlAllah! Sana bal şerbetinden içireyim mi? dedi. Râsûlullah:
—  "Hayır, benim için ona hiçbir ihtiyâç yoktur" buyurdu. Âişe dedi ki: Şevde bana:
— Subhânaltâhi, muhakkak biz, Rasûlullah'a bal şerbetini haram ettik! diyordu.
Âişe dedi ki: Ben de ona:
—  Sus! dedim 33.

33 Ve Hafsa hakkındaki hîle ve tedbîrimin duyulmasını istemedim .
Hadîsin başlığa uygunluğu "VAllahi muhakkak biz O'na bir hîle yaparız" sözünden alınır. Hadîsin bâzı rivayetle ri Et'ıme, Eşribe, Tıbb ve et-Talâk Ki-tâbları'nda geçti.
Eğer Peygamber'in hîle yapılarak, kadınları tarafından eziyet edilmesi nasıl caiz olur? dersen, buna şöyle cevâb verildi: Bu, kadınların kıskançlık hususunda ki tabîatlerinin gereğindendir, Allah da onların bu tabîatlerinden olan kusurlarını affetmiştir! (Kastallânî).

13- TÂÛN HASTALIĞINDAN KAÇMAK HUSUSUNDA HÎLE YAPMANIN MEKRUH OLACAĞI BABI

20- Bize Abdullah ibnu Mesleme, Mâlik'ten; o da İbn Şihâb'-dan; o da Abdullah ibnu Âmir ibn Rabîa'dan tahdîs etti ki, Umer ibnu'l-Hattâb (R) -onsekizinci yılın rebî'u's-sânîsi içinde teftiş için-Şâm'a doğru yola çıktı. Şâm yakınındaki Serığ mevkiine vardığı zaman, kendisine Şam'da veba hastalığı çıktığı haberi ulaştı. (Bâzı gayret ve yanında bulunan bâzı sahâbîlerin muvafakat ini de aldıktan sonra, geriye dönmeğe azmetti.) Bu sırada Abdurrahmân ibn Avf, kendisine RasûlAllah'm şöyle buyurduğunu haber verdi:
— "Sizler bu hastalığın bir yerde çıktığını işittiğiniz zaman, artık oraya gitmeyini z. Hastalık sizin bulunduğunuz yerde vâki' olursa, ondan kaçmak için sakın o yerden çıkmayınız".
Bunun üzerine Umer, Serığ'den geri döndü.
Ve İbnu Şihâb'dan; o da Salim ibn Abdillah'tan: Umer ancak bu Abdurrahmân hadîsinden dolayı geri dönmüştür, diye rivayet de vardır 34.

34 Başlığa uygunluğu "Hastalık sizin bulunduğunuz yerde vâki' otursa, oradan kaçmak için o yerden çıkmayınız" sözünden alınır. Bunun bir rivayeti Tıbb'da geçmişti.

21-....... Bize Âmir ibnu Sa'cl ibn Ebî Vakkaas tahdîs etti ki,
o Usâme ibn Zeyd(R)'den işitmiştir. Zeyd, Sa'd ibn Ebî Vakkaas'a şöyle tahdîs ediyordu. Rasûlullah (S) bu hastalığı zikretti de:
— "Bu bir ricz -yâhud azâb-dır ki, bununla bâzı ümmetler azâb-/andırıldı. Sonra onların ardından bundan bir bakıyye kaldı. Bir defa gider, diğer bir defa gelir. Artık her kim bir yerde onu işitirse, sakın o hastalığın üzerine gitmesin. Her kim de bir arazîye düşer ve orada da bu hastalık bulunursa, artık hastalıktan kaçmak için kendisi oradan çıkmasın!"215.
14- BÂB: HİBEDEN DÖNME VE ŞUF'AYI DÜŞÜRME HUSUSUNDA Kİ HÎLE HAKKINDAD IR
İnsanların bâzısı: Eğer bir şahıs bin. dirhem veya daha fazla bir hibe
yapsa ve nihayet bu hibe, hibe verilen kimsenin yanında senelerce kalsa, ve hibe yapan hibe verilen
kimse ile hibede tasarruf etmemesin de uyuşmak suretiyle bu hibede hîle yapsa, sonra hibe veren bu hibeden dönse, bunlardan hiçbirine zekât yoktur, dedi. Bunu söyleyen kişi, Rasûlullah(S)'a hibede muhalefet
etmiştir

35 el-Muhelleb: Taundan kaçmak hususunda hîle yapmak, meselâ taundan kaçmaya niyet ettiği hâlde ticâret yâhud ziyaret için çıkmak suretiyle olur, demiştir.
Bunun bir rivayet İsrâîl oğullan'nın zikri'nde geçmişti.
Buradaki iki hadîsin birkaç rivayeti Müslim, Kitâbu's-Selâm'da geçmektedir: Müslim Ter., VII, 70-78 "2218-2219".
(yânî hibeden dönmeyi nehyeden hadîsin zahirine
muhalefet etmiştir).
Bir de hibe verilenin yanında zekât yılı kalmasının ardından sabit olan zekâtı da düşürmüştür 36.

22-.......İbn Abbâs (R) şöyle demiştir: Peygamber (S): "Hibesinde n geri dönen her kişi, (kusan) sonra da kusmuğuna dönen köpek gibidir. Bizim için böyle kötü sıfat olmaz" buyurdu 37.

23-.......Bize Ma'mer ibn Râşid, ez-Zuhrî'den; o da Ebû Sele-
me'den tahdîs etti ki, Câbir ibn Abdillah (R): Peygamber (S) şuf ayı ancak taksim olunmamış her malda kılmıştır. Sınırlar konulup da yolların yönleri belli edildiği zaman şuf'a yoktur, demiştir 38.

36  Cumhura göre zekâtın vucûbunu da düşürmüştür. Hibeden dönmek ise, ancak baba için olabilir. Buhârî RasûlAllah'ın gelecek hadîsiyle hüccet getirdi.

37  Yânî biz mü'minler topluluğu için böyle kötü sıfatla sıfatlanma lâyık olmaz!.. Bunun bir rivayeti Hibe'de geçmişti.

38  Şuf'a hakkı, akara mahsûstur: Müslim'in ve Tahâvî'nin Câbir'den rivayet ettikleri bir hadîste, Rasûlullah (S): "Şuf'a, ortaklard an herbirini n öbürüne ar-zetmeden satmak hakkını hâiz olmadığı bir tarla, bir arsa, bir ev, bir bahçe üzerindeki ortaklık hakkıdır, kendisine teklif olunan ortak ya alır, yâhud almaz bırakır" buyurmuştur... Bunun bir rivayeti Buyû'da geçmişti.
İnsanların bâzısı: Şuf a komşuluk için meşru' olur, dedi.
Sonra bu zât, sağlamlaştırdığı bu düstûra (yânî şuf ayı ortaklık gibi komşuluk için isbâtına) kasdetti de, onu ibtâl eyledi, ve şöyle dedi: Bir şahıs, bir evi tamamen satın almak istese ve komşunun o evi şuf a sebebiyle alacağından korksa da o evdeki yüz hisseden şayi' olan bir hisseyi satın alsa (ve böylece evin mâlikiyle bir ortaklığa dönüşür), sonra da geri kalanı satın alsa komşu için şuf a, birinci hissede olur ve evin kalanında komşu için şuf a olmaz. Ve evi satın alıp da komşusunun evi almasından korkan kişi için bu konuda hîle yapması hakkı vardır! 39

39 Kastallânî şöyle dedi: Ve o kendi sözüne muhalefet etti. Çünkü o, komşunun şufası hakkında "Komşu komşuya en haklı şefî'dir" hadîsiyle hüccet getirdi. Sonra da komşu olmayanın evde komşudan daha haklı şefi' olmasını gerektire n bir sözle şuf ayı düşürmekte hîle yaptı. Hâlbuki bunda sünnete aykırı bir-şey yoktur. Lâkin Hanefîler indinde meşhur olan bu hüe, Ebû Yûsuf'a âiddi. Muhammed ibn Hasen'e gelince, o, bu hîle şiddetli bir kerahet ile kerih olur. Çünkü bunda zarar vardır, bilhassa müşterî ile şefi' arasında düşmanlık olup; ortağı ile zararlamr, demiştir.
Aynîde şöyle dedi: Ibtâl etmesi "Komşu için evin kalanında şuf a yoktur'* suretinde söylenmesindendir ve bu kelâmıyle kendi sözüne muhalefet etti. Ben dedim ki: Bunda asla tenakuz yoktur. Çünkü yüz paydan bir pay satın aldığı zaman, bu kimse evin mâlikine ortak olmuştur. Sonra ondan geri kalanı satın aldığında, bu şahıs şuf aya komşudan daha haklı olur. Çünkü komşunun şu faya hakk kazanması, ancak evin kendisind e ortaktan sonra olur... (Umdetu'l-Kaa-rî).

24- Bize Alî ibnu Abdillah el-Medînî tahdîs etti. Bize Sufyân ibn Uyeyne tahdîs etti ki, İbrâhîm ibn Meysere şöyle demiştir: Ben Amr ibnu'ş-Şerîd'den işittim, şöyle dedi: Misver ibnu Mahrame (R) geldi de elini benim omuzum üzerine koydu. Ben de onunla beraber Sa'd ibn Ebî Vakkaas'a gittim. (Rasûlullah'm hizmetçisi) Ebû Râfi\ Misver'e:
— Sen şu Sa'd ibn Ebî Vakkaas'a, hanesinde olan evimi benden satın almasını emretmez misin? dedi.
Bunun üzerine Sa'd:
— Ben bedeli sana dörtbin dirhemden ziyâde veremem. Bu da ya kesik kesik yâhud da ceste ceste olarak! dedi.
Ebû Râfi':
— Bana (bu ev için) beşyüz dînâr nakid verildi de, ben bu satışı men' ettim. Eğer ben Peygamber(S)'den "Komşu komşuya en haklı şefî'dir" buyururke n işitmemiş olaydım, ben bu evi sana satmazdım -yâhud: Ben bu evi sana vermezdim-, dedi.
(Alî ibnu'l-Medînî dedi ki:) Ben Sufyân ibnu Uyeyne'ye:
—  Ma'mer bu hadîsi böyle (yânî "Komşu komşuya en haklı şefî'dir" şeklinde) söylemedi, dedim
Sufyân:
—  Lâkin îbrâhîm ibn Meysere bana böyle söyledi, dedi 40.
Ve insanların bâzısı şöyle dedi: Şuf ayı satıp kesmek istediği zaman, bu kimseye şuf ayı ibtâl için hîle yapmak hakkı vardır: Satıcı evi müşteriye hibe eder ve evin hududunu vasıflandırıp temyiz eder ve evi müşterîye devreder, müşterî de ona meselâ bin dirhem ivaz (yânî bedel) verir, böylece şefî' için evde bir şuf a olmaz! 41

25-.......Bize Sufyân es-Sevrî, İbrâhîm ibn Meysere'den; o da
Amr ibnu'ş-Şerîd'den; o da Ebû Râfi'den şöyle tahdîs etti: Sa'd ibn

40 et-Tirmizî, el-Buhârî'den her iki tarikin sahîh olduğunu hikâye etmiştir.

41  Bu suretle şuf ayı düşürmesi, ancak hibenin sırf bir muâvaza olmayıp, irse ben-zemesindendir.
Ebî Vakkaas, bir evi dörtyüz miskâle pazarlık etti de:
— Eğer ben RasûlulIah(S)'tan "Komşu komşuya en haklı şefî'-dir" buyururke n işitmiş olmasaydım, bu evi sana (bu fiâta) vermezdim, dedi.
Ve insanların bâzısı: Bir evin payını satın alsa da şuf'ayı ibtâl etmek istese (satın aldığını), üzerine yemîn düşmeyen küçük oğluna hibe eder, dedi 42.

15- DEVLET ME'MÛRUNUN, KENDİSİNE HEDİYE VERİLMESİ İÇİN HÎLE YAPMASI(NIÇİRKİNLİĞİ) BABI

26-....... Ebû Humeyd es-Sâidî (R) şöyle dedi: Rasûlullah (S)
Esed kabilesin den İbnu Lutbiyye denilen bir adamı Suleym oğulla-

42 Yânî küçük çocuğa hibenin tahkikind e ve şartlarının cereyanında yemîn düşmez. "Küçük" kaydıyle kayıdladı. Çünkü hibe, şayet büyük için olsaydı, üzerine yemîn vâcib olurdu. Böylece şuf'ayı düşürmek hususunda onu küçüğe tahsis etmek suretiyle hîle yapar... (Kastallânî).
rı'nın sadakalarını toplamaya me'mûr etti. Bu adam vazifesin i yapıp geldiğinde, Rasûlullah bunu hesaba çekti. Bu zât:
— (Yâ RasülAllah!) Şu sizin zekât malınızdır, bu da bana verilen hediyedir! dedi.
Rasûlullah cevaben:
—  "(Acâib!?) Sen doğru söyleyen bir adam isen, babanın, ananın evinde otursaydın da sana hediyen gelir miydi, görseydin!" buyurdu.
Sonra Rasûlullah bize bir hutbe yaptı da bunda Allah'a hamd edip, O'nu güzel sıfatlarla övdükten sonra "Amma ba'du" diyerek
şöyle buyurdu:
—  "Ben içinizden birisini, Allah'ın bana havale buyurduğu bir işe me'mûr ta'yîn ediyorum da, o bana gelip hesâb verirken (sıkılmadan) 'Şu sizin zekât malınızdır, bu da benimdir; bana hediye verilmiştir!' diyor! (Bu ne hâl?) Bu adam babasının, anasının evinde otursaydı, kendisine hediyesi gelir miydi, yoksa gelmez miydi, bir kerre görseydi! Allah'a yemîn ederim ki, sizden bir kimse hıyanet edip de Beytu'l-Mâl'den hakkından başka birşey alırsa, muhakkak kıyamet gününde o adam çaldığı malı boynuna yüklenerek Allah'a kavuşacaktır. Sakın ben sizden herhangib irinizi inlemesi olan bir deveyi, yâ-hud böğürmesi olan bir sığırı, yâhud melemesi olan bir davarı boynunda taşıyarak Allah'a kavuştuğunu görüp tanımayayım!"
Bundan sonra Rasûlullah (S) iki elini koltuk altı beyazlığı görü-lünceye kadar kaldırarak:
—  "Yâ Allah! Emirlerin i tebliğ ettim mi?" buyuruyor du. Ben bunu gözümle gördüm, bu hutbeyi de kulağımla işittim43.

43 Başlığa uygunluğu "Şu bana verilen hediyedir" sözünden alınır. Bu hadîsin bâzı rivayetle ri Zekât, Hibe, Nuzûr Kitâbları'nda da geçmiş ve açıklamaları oralarda verilmişti.

27-.......Ebû Râfi' (R): Peygamber (S) "Komşu komşuya en
haklı şefî'dir" buyurdu, demiştir 44.
Ve insanların bâzısı şöyle dedi: Bir kimse yirmibin dirhem mu-kaabilinde bir ev satın almak istese, şuf ayı düşürmek üzere hile yapmasında be's yoktur. O kimse yirmibin dirheme evi satın alır, satıcıya 9999 dirhem nakid öder ve yine satıcıya yirmibind en kalan mukaa-bilinde bir dînâr öder. Eğer şefî' bu evi şuf a sebebiyle akid yapılan bedel olan 20 bin mukaabili nde almak isterse ne a'Iâ! Yoksa yânî 20 bin dirhem almaya razı olmazsa, artık bu şefî'e, şuf anın düşmesinden dolayı ev üzerinde hiçbir yol yoktur (çünkü üzerinde akid yapılan bedeli vermekten çekinmiştir).
Eğer ev, satıcıdan başkası için hakk edilmiş bir mal olarak meydana çıkarsa, müşteri satıcıya ödediği şeyi geri alır. Ki o da 9999 dirhem ile bir dinardır. Çünkü satılan şey, başkası için hakk edilmiş bir mal olduğu zaman, satıcı ile müşterî arasında vâki' olan ev hakkındaki sarf (yânî muamele) bozulur.
Eğer ev başkasının hakkı Akmadığı hâlde bu evde bir ayıp bulursa, bu takdirde o kimse evi 20 bin dirhem karşılığında ona geri verir 45.
Buhârî: Ebû Hanîfe (R), müslümânlar arasında bu aldatmayı, yânî hileyi caiz kıldı, dedi.
Yine Buhârî şöyle dedi: Peygamber (S): "Müslümâmn satışı hastalıklı olmaz, satılan şey pis olmaz ve (kötü bir iş, gizleme gibi) bir gaile ve helak olmaz" buyurmuştur 46.

44  Yânî komşu komşuya (meselâ onu gözetip korumak ve ona sadaka vermek sû-retleriyle) onun yakınlığına daha haklıdır.
Bunun benzeri hadîs, yakında geçti.

45  Bu ise açık bir tenakuzdu r. Çünkü Ebû Hanîfe'de herkesle beraber olarak ümmet, satıcının istihkakt a reddolunm ayacağı üzerinde birleşmiştir. Ayıp sebebiyle redd de ancak kabzedile n şeyde olur. Şefî' de böyledir. O da ancak müşterinin ödediği bedelle ve satıcıdan kabzettiği şeyle şefî' olur, akd ile değil. Bunu gelecek kavli ile işaret etti (Kastallânî).

46  Bu hadîsin bir rivayeti, Buyu1 Kitâbı'nın evvelleri nde "îki alıp-satıcı birbirler ine beyân ettikleri ve nasîhat ettikleri zaman bâbi"nda bir lâfız ile geçmişti: Bu-

28-.......Sufyân es-Sevri şöyle demiştir: Bana İbrâhîm ibnu Mey-
sere, Amr ibnu'ş-Şerîd'den şöyle tahdîs etti: Ebû Râfi' (R), Sa'd ibn Mâlik'e, onun evinin bitişiğindeki bir eve dörtyüz miskâl bedel istedi ve:
— Peygamber(S)'den "Komşu komşunun yakınlığına en haklıdır" buyururke n işitmiş olmayaydım, bu evi sana vermezdim, dedi47.

hârî unvan hâlinde ta'lîkaan Adda ibn Hâlid(R)'den RasûluIlah(S)'ın bir mektubu zikrolund uğuhu rivayet ediyor. Rasûlullah'm bir köle veya câriye satması üzerine yazdığı bu mektubunu, Buhârî çok kısa rivayet etmiştir. Tirmizî'nin ri-. vâyeti, hadîsin sevk suretini de içine alarak daha geniş olduğu için, onu tercüme ediyoruz: Abdulmecîd ibn Vehb şöyle dedi: Adda ibn Hâlid (R):

Rasûlullah'in bana yazdığı bir kitabı var, onu sana okuyayım mı? dedi.
Ben de:
— Evet oku! dedim.
İbn Hâlid bir mektûb çıkardı. Şöyle idi: "Bu vesika Adda ibn Hâlid ibni Hevde'nin, Muhammed Rasûlullah'tan bir köle veya câriye satın alması üzerine yazılmıştır. O köle veya cariyede ne hastalık, ne de ayıp vardır, ne kaçmak ve hîlebâzhk bilir, ne defisk vefucûr, zina ve hırsızlık. Binâenaleyh bu akid bir müslümâmn öbür müslümâna satış ve alışıdır" (Tecrîd Ter., VI, 450-451). 47 Bu hadîsin bir rivayeti yakında geçmiş ve bâzı açıklama orada verilmişti.

İmâm el-Buhârfnin "Ba'zu'n-nâs" Ta'bîriyle
Ebû Hanîfe'ye Ta'rîz ve itirâzları Hakkında Kısa

Bir Hatırlatma:
İmâm Buhârî, Mâlik, Şafiî ve Ahmed ibn Hanbel'e ekseriya ictihâdlarında muvafakat ve yardımcı olmuş, fakat Ebû Hanîfe ile Sevrî ve Evzâî'nin ictihâdlarında çok defa i'tirâz etmiş ve kapalı bir ifâde ile "Ba'zu'n-nâs = Bâzı Âdem oğullan" ta'bîriyle bu i'tirâzlarını belirtmiştir. Bunu ilk defa Sahih 'in Zekât Kitabı 'nda "Ma'den-lerin define olup olmaması" konusunda başlatmıştı. Orada bunun hakkında bir açıklama verilmişti. Sahih 'inin bu son kısmında da bu ta'bîrle ta'rîzlerini çokça yapmıştır. Bu sebeble burada da bir açıklama yapmak gerekli oldu.
Biz İmâm el-Buhârî'yi, Ebû Hanîfe ile ictihâd arkadaşları olan Sevrî ve Evzâî hazretler ine "Kaale ba'zu'n-nâsi=Bâzı Âdem oğullan şöyle dedi" diye başlayan i'tirâz ve tecâvüzünü takrir ederken, Sevrî ve Evzâî'yi bırakıp da bu hücum karşısında yalnız İmâm Ebû Hanîfe'nin büyük ilmî sımasını bulundurd uk. Bunun sebebi de İbnu't-Tîn gibi bâzı sarihleri n bu hücumu daha te'sîrli kılmak için Buhârî'nin "Ba'zu'n-nâs" ile maksadı yalnız Ebû Hanîfe'dir, demiş olmalarıdır. Bunların bu iddiaları sebebsiz de değildir. Çünkü
imâm Buhârî Sahih 'indeki bu ta'rîzleri, bu kapalı hücumları Tâ-rîh'ın de tamâmıyle açığa vurmuştur. Biz Kâmil Mîrâs hocanın da dediği gibi (Tecrîd Ter., V, 418-425) İmâm Buhârî'nin diğer üç mez-heb imamının ictihâdlarına ilmen iştirak edip onlara yardımını saygı ile lâyık görür, fakat müctehidlerin en kıdemlisi İmâm A'zâm Ebû Hanîfe'yi "Eyyuha'n-nâsı" sırasına tenzil etmesini de güzel görmeyiz. Biz naçizane olarak İmâm Buhârî'nin diğer üç imâma yardım ve destek olup da Ebû Hanîfe ve arkadaşlarına bazen muhalefet ve i'tirâz etmesini bunların sistemler ine bağlamak istiyoruz . Diğer üç imâmın mezheb sistemler i daha çok hadîse dayanır. İmâm Buhârî de hadîste "Emîru'l-Mü'minîn" olduğundan, ekseriya onlara uymuş ve destek olmuştur. Ebû Hanîfe ve arkadaşlarının mezhebi de daha çok re'ye ağırlık vermiş ve ashâbu'r-re'y olmalarıyle tanınmışlardır, yânî bunlar ictihâdlarında daha çok hadîse değil de re'ye ehemmiyet veren sistemin temsilcil eridir.
Biz hepsim rahmetle anar, Yüce Allah'ın tavsiye ettiği şu duâ ile sözümüze son veririz:
' 'Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Ey Rabb 'imiz, bizi ve îmân ile daha önden bizi geçmiş olan dîn kardeşlerimizi mağfiret et. îmân etmiş olanlar için kalblerim izde bir kîn bırakma. Ey Rabb'imiz, şübhesiz ki, Sen çok şefkat edici, çok merhamet eyleyİCİSİn*' (el-Haşr: 10).

Rahman ve Bahîm olan Allah'ın ismiyle
Logged



Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
Sayfa: [1]   Yukarı git
Favorilerime EkleYazdır
« önceki sonraki »
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Şafak FM - Çağrı FM - Furkan Radyo - Lalegül FM - Kuran Dinle


Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
Bu Sayfa 0.513 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu
Yükleniyor...