Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
  H *
ANASAYFA ARŞİV GİRİŞ KAYIT

imamhatip.com > İslâm > Hadis-Sünnet > Buhari ve Fihristi (Moderatörler: pozitif, MuH@CiR) > 92- KİTABUT-TA'BİR
Sayfa: [1]   Aşağı git
« önceki sonraki »
Favorilerime EkleYazdır
Gönderen Konu: 92- KİTABUT-TA'BİR  (Okunma Sayısı 350 defa)
maesselame 92- KİTABUT-TA'BİR : 22 Ocak 2007, 23:18:44
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
(Ru'yâ Ta'bîri Kitabı) ı

1- BÂB: RASÛLULLAH(S)'A İLK VAHY BAŞLANGICI UYKUDA SÂLİHA RU'YÂ fYÂNÎ GÜZEL VE DOĞRU RU'YÂ) GÖRMEKLEOLMUŞTUR

1 Ta'bîr, "Tefsîr" ma'nâsına olup Türkçe'de "Düş yormak" diye ifâde edilir. Ta'bîr, "Geçmek" ma'nâsına olan iıUbûr" maddesind en alınan tef îl vezninde masdardır, görülen düşün zahirinde n bâtınına, şeklinden delâlet ettiği hakîkate geçirmek demek olur. Buna göre ru'yâ da kişinin düşünde gördüğü suret ve misâldir ki, bu enfüsî suret ve misâlden, onun delâlet ettiği meal ve hakîkate geçilmiş olur.
Ibnu'l-Arabî ru'yâyı şöyle ta'rîf etmiştir: Ru'yâ, Allah Taâlâ'nın melek vâ-sıtasıyle hakikat veya kinaye olarak kulun şuurunda uyandırdığı enfüsî idrâkler ve vicdanî duygulardır yâhud da şeytanî telkînlerden yaş-kuru karışık hayâllerden ibarettir . Ru'yânm uyanıklıkta benzeri nefsimizd en geçen hâtıralardır. Bu hâtıralar bazen bir maksada yönelik olarak bir nizâm silsilesi içinde nefse gelir, bazen de karmakarışık bir surette tasavvur olunur. Bu i'tibâr ile ru'yâ, enfüsî ve kalbî bir görüştür, Nitekim ru'yet de âfâkî ve gözle görüştür...

1-.......ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana Urve, haber verdi ki, Âişe
(R) şöyle demiştir: RasûlulIah(S)'ın ilk vahy başlangıcı uykuda sâli-ha ru'yâ (yânî güzel ve doğru ru'yâ) görmekle olmuştur. Hiçbir ru'-yâ görmezdi ki, sabah aydınlığı gibi açık meydana gelmesin2 . Kendisi Hıra Dağı'na gider ve orada birçok geceler tahannüs -yânî ibâdet-eder ve bunun için azık hazırlardı. Sonra Hadîce'ye döner ve bir o kadar zaman için yine azık hazırlardı. Nihayet bir gün kendisi Hıra Mağarası'nda bulunduğu sırada kendisine hakk (yânî vahy) geldi. Şöyle ki: Mağarada iken melek O'na geldi ve:
—  İkra' (yânî oku)! dedi. Peygamber de ona:
— "Ben okuma bilmem! dedim" diye cevâb verdi. Peygamber devamla dedi ki:
—  "O zaman melek beni tuttu da takatim kesilince ye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bıraktı da yine:
—  lkra'( = Oku)/ dedi. Ben de ona:
—  Ben okumak bilmem, dedim.
Yine benî aidi ve ikinci defa takatim kesilince ye kadar sıkıştırdı. Sonra beni salıverdi de yine:
—  İkra'( = Oku)! dedi. Ben:
—  Okumak bilmem! dedim.
Yine beni üçüncü defa takatim kesilince ye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bıraktı da:
—  ' Yaratan Rabb 'inin adiyle oku! O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabb 'in nihayetsi z kerem sahibidir . Ki O, kalemle öğ-

2 Ru'yâ, peygamber lik nurlarının başlangıcı olunca, bunun şafak ışığına benzetilm esi en yüksek edebî belagat numûnesidir. Şafak sökmekle ziyanın karanlıkları yararak ufuklara yayıldığı gibi, doğru ru'yâ ile doğan peygamber lik güneşi de Câhiliyet karanlıklarını yararak âlemin ufuklarına yayılmıştır, demek oluyor. ..
retendir. İnsana bilmediğini O öğretti' (ei-Aiâk: ı-5) âyetine kadar ulaştı."
Bunun üzerine Rasûlullah (kendisine vahyoluna n) bu âyetlerle korkudan vücudundaki etleri titreyere k döndü. Nihayet Hadîce'nin yanma girdi ve:
—  "Beni sarıp örtünüz! Beni sarıp örtünüz!" dedi. Korkusu gidinceye kadar kendisim sarıp örttüler.
—  "Yâ Hadîce! Bana ne oluyor?" dedi ve ona olan haberi haber verdi ve ona:
—  "Kendimden korktum" dedi. Hadîce de O'na:
— Öyle deme (Sana hiçbir korku yoktur)! Sen hayırla müjdelenip sevin! Allah'a yemîn ederim ki, Allah Seni hiçbir zaman utandırmaz. Çünkü Sen hısımlarına bakarsın, sözü dosdoğru söylersin, işini görmekten âciz olanların ağırlığını yüklenirsin, zayıflara yemek ye-dirirsin, hakk yolunda meydana gelen hâdiselerde ve mühim işlerde insanlara yardım edersin, dedi.
Bundan sonra Hadîce O'nu birlikte alıp, Hadîce'nin babasının kardeşi (amca oğlu) olan Varaka ibnu Nevfel ibn Esed ibn Abdiluzzâ ibn Kusayy'a götürdü. Bu zât Câhiliyet zamanında Hrıstiyan Dîni'-ne girmiş bir kimse olup İbrânîce yazı bilir ve încîFden Allah'ın dilediği mikdârda bâzı şeyleri İbrânîce yazardı. Varaka gözlerine körlük arız olmuş yaşlı bir ihtiyardı. Hadîce ona:
— Ey amcam oğlu! Dinle de bak! Kardeşinin oğlu ne söylüyor! dedi.
Varaka:
— Ey kardeşimin oğlu! Ne görüyorsun? diye sorunca, Peygamber ona gördüğü şeyleri haber verdi.
Bunun üzerine Varaka dedi ki:
— "Bu gördüğün Mûsâ üzerine indirilmiş olan Nâmûs'tur (yânî vahy sırrının sahibidir). Ah keski Sen'in da'vet günlerinde genç olaydım, kavmin Sen'i çıkaracakları zaman, keski hayâtta olsam!"
Bunun üzerine Rasûlullah:
—  "Onlar beni çıkaracaklar mı?" diye sordu. Varaka da:
— Evet, Sen'in gibi birşey getirmiş (yânî vahy tebliğ etmiş) bir kimse yoktur ki, düşmanlığa uğramasın. Şayet Sen'in da'vet günlerine yetişirsem, Sana son derecede yardım ederim, cevâbını verdi.
Ondan sonra çok geçmedi, Varaka vefat etti. Ve o esnada vahy fetreti oldu (yânî bir müddet için vahy kesilmesi oldu). Hattâ bundan dolayı Peygamber çok hüzünlendi ve kendisini saran hüzün içinde, kederinde n dolayı birkaç defa yüksek dağların başlarından kendini
aşağıya atmak için gitmiş, her defasında kendini dağdan aşağısına atmak için bir dağın zirvesine çıktığında kendisine Cibrîl görünüp:
— Yâ Muhammedi Şübhesiz. Sen hakk olarak Allah'ın Rasûlü'-sün! demiş; bununla ıztırabı sükûna kavuşur ve gönlü sevinir ve geriye dönerdi.
Vahiy fetreti kendisine uzun olduğu zaman yine böyle kendini dağdan aşağı atmak için gitmişti. Dağın zirvesine yükseldiğinde yine kendisine Cibril görünüp, O'na bu "Sen muhakkak Allah'ın Rasû-lü'sün!" sözlerini söylemiştir3.
İbn Abbâs "Fâlihu'l-ısbâh" (ei-Enâm: 96) kavlinin tefsirind e "Is~ bâh", gündüzleyin güneşin ziyası, geceleyin de ayın ziyâsıdir, demiştir 4.

2- SALİH KİMSELERİN RU'YÂSI VE YÜCE Allah'IN ŞU KAVLİBÂB1:

"And olsun ki, Allah, RasûWnün gördüğü ru'yânın
hakk olduğunu tasdik etmiştir. İnşâAllah emniyet içinde
(kiminiz) başlarınızı kazıtarak, (kiminiz) saçlarınızı
kısaltarak korkusuzc a mutlakaa Mescidi Haram 'a
gireceksi niz* Fakat Allah sizin bilmediğinizi bildi de,
ondan önce yakın bir feth yaptı" (ei-Feth: 27)5.

3  Bunun bir rivayeti Vahyin başlaması bâbı'nda geçmiş ve orada bâzı açıklamalar verilmişti.

4  İbn Abbâs'm bu tefsirini Taberî, Alî ibn Ebî Talha yolundan; o da İbn Abbâs'-tan olmak üzere rivayet etmiştir.

5  Başlığın birinci fıkrası bâzı nüshalarda "er-Ru'yâ's-Sâlihâ = İyi ve Güzel Ru'yâ" şeklinde gelmiştir.
Başlıktaki âyette sıdkı, doğruluğu bildirile n ru'yâyı Rasûlullah (S) Hudey-biye seferine çıkmazdan önce görmüştü. Ru'yâsmda emniyet içinde Mekke'ye girilip umre edileceğini, sahâbîlerin kimi başını tıraş ettiğini, kimi saçlarını kısalttığını görmüştü. Bu ru'yâsım sahâbîlerine bildirinc e, onlar da Peygamber'in ru'-yası hakk ve vukû'u muhakkak olduğunu bildikler inden sevinmişlerdi. Ru'yânın

2~ Bize Abdullah ibn Mesleme, Mâlik'ten; o da İshâk ibn Ab-dillah ibn Ebî Talha'dan; o da Enes ibn Mâlik(R)'ten tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): "Salih bir kişi (veya sâliha bir kadın) tarafından görülen güzel ru'yâ, peygamber liğin kırkaltı cüz'ünden bir cüz'üdür" buyurmuştur Ğ.

3- "Ru'yâ Allah tarafındandır" BABI
bu sene gerçekleşeceğini sanarak Hudeybiye seferine katılmışlardı. Hâlbuki umreye mâni' olan müşriklerle Hudeybiye muâhedenâmesi imzalanıp kurban kesilerek geri dönülünce, ru'yânın bu sene gerçekleşeceğini sananlar: Hani Mekke'ye girecekti k? Bu ru'yâ nerede? diye bir şübhe ortaya koymuşlardı. Hâlbuki ru'yâ gelecek sene gerçekleşecekti vç gerçekleşti. Hudeybiye seferi hicretin altıncı yılında İdi. Yedinci yılında da muahede hükmüne göre umre yapıldı. Bundan önce de Hayber fetholund u ki, âyetteki "Fethen karîben = Yakın feth" budur. Feth Sûresi ve bu âyet, Hudeybiye seferinde n dönüşte yolda ve bir rivayete göre Cuh-fe'de inmiştir.

6 Rasûlullah'a sâliha ve sâdıka suretiyle vahy altı ay devam etmiştir. Ondan sonra ekseriyet le vahy vazîfesiyle görevli Cibrîl vâsıtasiyle veya vasıtasız vahyo-lunmuştur. Onun peygamber lik ve rasûllük hayâtı yirmiüç sene devam ettiğine göre, ru'yâ yoluyla vahy müddeti, peygamber lik zamanının kırk altı cüz'ünden bir cüz'ü olur. Bu bakımdan sâlih mü'minin gördüğü ru'yâ, sıhhat ve isabet i'tibâriyle peygamber liğin kırkaltı cüz'ünde bir cüz'üne uygun bulunur demektir. Yoksa peygamber likten böyle bir cüz'ü bakîdir ve o kuvvette bir ilmî hususiyet i hâiz olarak devam etmektedi r sanılmamahdir. Sonra bu zann, ru'yâyı vahy ve nass derecesin e yükseltir, bu da teşrî'in devamını gerektiri r ki, çok tehlikeli dir. Dînî umdelerin istikrarına aykırıdır.-..

3-.......Ben Ebû Katâde'den işittim ki, Peygamber (S): "Hoş
ve doğru ru 'yâ Allah tarafındandır (yânî O'ndan gelen enfüsî bir telkin ve ta'lîmdir). Hulm de şeytândandır" buyurmuştur 7.

4-.......Ebû Saîd el-Hudrî (R), Peygamber(S)'den şöyle buyururke n işitmiştir: "Sizden biriniz sevdiği bir ru'yâ görürse, bilsin ki o muhakkak A ilah tarafmdan dır. Ru 'yâ sahibi bu ru 'yası üzerine A l-lah'a hamdetsin ve başkasına da söylesin. Buna aykırı hoşlanmadığı bir ru'yâ gördüğünde de muhakkak ki bu ru'yâ da şeytândandır. Bu hâlde de ru 'yâ sahibi, ru 'yânın şerrinden A ilah 'a sığınsın ve ru 'yasını kimseye söylemesin. Bu suretle o ru'yâ, sahibine zarar vermez"*.

4- BÂB: "Doğru ve güzel ru'yâ, nübüvvetin kırkaltı cüz'ünden bir cüz'üdür"9.

1 Bu Ebû Katâde hadîsi, başlığı içine alıcı ve açıklayıcı mâhiyettedir.
Hulm, uykuda görülen ve enfüsî, âfâkî hiçbir ma'nâya delâleti olmayan şeytanî hayâlden ibarettir . Türkçe'deki "İhtilâm" da bundan alınmıştır ki, "Şeytân aldatma" diye ifâde ederiz.

8  Bu hadîste Peygamber, güzel ve çirkin ru'yâ görenlerin nasıl hareket edecekler ini öğretmiştir. Kötü ru'yâ
gören, bunun şerrinden Allah'a sığınsın demek, Eûzu billahi mine'ş-şeytânVr~racîm desin ma'nâsınadır.

9  Bu başlık, bundan önce geçen hadîsten bir parçadır.

5- Bize Müsedded tahdîs etti (şöyle dedi): Bize Abdullah ibnu Kesîr el-Yemân tahdîs etti. Müsedded tahdîsi sırasında Abdullah ibn Yahya'yı hayırla övdü. Ve yine Müsedded: Ben Abdullah ibn Yahya'ya Yemâme'de kavuştum; o da babası Yahya ibn Kesîr'den (şöyle demiştir): Bize Ebû Seieme, Ebû Katâde'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Doğru ve güzel ru'yâ Allah tarafından-dır (yânî o, Allah tarafından gelen bir telkin ve öğretmedir). Hulm de şeytândandır. Kişi düşünde şeytânı bir hayâl gördüğünde, uyanınca şeytânın şerrinden Allah'a sığınsın (yânî Eûzu billahi mine*ş-şeytânVr-racîm desin) ve sol tarafına (şeytânı kovmak ve horlamak için) tükürsün. Bu surette o düş, sahibine zarar vermez!" ı0.
Yine geçen senedle: Babası Ebû Abdillah'tan (ki o, Yahya ibn Kesîr'dir); o şöyle demiştir: Bize Abdullah ibnu Ebî Katâde, babası Ebû Katâde'den; o da Peygamber(S)'den geçen hadîsin benzerini tahdîs etti n.

6-.......Bize Şu'be, Katâde'den; o da Enes ibn Mâlik(R)'ten; o
da Ubâde ibnu's-Sâmit(R)'ten tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Mü'mi-

10 Bunun hâsılı şudur: Sâliha ru'yânm âdabı üçtür: Bu güzel ru'yâya karşılık Allah'a hamdetmek, onunla sevinip müjdelenmek ve onu yalnız sevdiği kimselere söylemek. Hulmun, yânî kötü ve karışık ru'yânın âdabı da dörttür: Onun şerrinden ve şeytânın şerrinden Allah'a sığınmak, uykusunda n uyandığı zaman sol tarafına tüflemek, bu kötü ru'yâyı asla kimseye söylememek ve üzerinde bulunduğu yandan öbür tarafa dönmek. Bu son kayıdı, yânî bulunduğu yandan öbür tarafa değişme fıkrasını Müslim rivayet etmiştir (Kastallânî).

11  Bu, daha önceki sened üzerine atıftır. Bu, Müsedded'in bu hadîste iki tarîki olduğuna delâlet eder: a. Biri Abdullah ibn Yahya'dan; o da babasından; o da Ebû Seleme'den... b. Diğeri Abdullah ibn Yahya'dan; o da babasından; o da Abdullah ibn Ebî Katâde'den; o da babası Ebû Katâde'den; o da Peygamber'-den... (Aynî).
nin ru'yâsı nübüvvetin kırkaltı cüz'ünden bir cüz'dür" buyurmuştur i2.

7-.......Bize İbrâhîm ibn Sa'd, ez-Zuhrî'den; o da Saîd ibnu'I-
Müseyyeb'den; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): "Mü'minin ru'yâsı, nübüvvetin kırkaltı cüz'ünden bir cüz'dür" buyurmuştur.
Bu hadîsi Sabit el-Bunânî, Humeyd et-Tavîl, îshâk ibnu Abdil-lah ve Şuayb dörtlüsü Enes'ten; o da Peygamber'den olmak üzere rivayet etmişlerdir I3.


8-.......Bana İbnu Ebî Hazım ile ed-Derâverdî, Yezîd ibnu Ab-
dillah ibn Habbâb'dan; o da Ebû Saîd ed-Hudrî(R)'den tahdîs etti ki, Ebû Saîd, Rasûlullah(S)'tan şöyle buyururke n işitmiştir: "Sâliha ru'yâ, nübüvvetin kırkaltı cüz'ünden bir cüz'dür" H.

5- MÜBEŞŞİRÂT (YÂNÎ SEVİNÇ VE FERAH VEREN GÜZEL RU'YÂLAR) BABI 15

12  Hadîsin başlığa uygunluğu açıktır. Bunun birkaç rivayetin i Müslim de Ru'yâ Ta'bîri Kitâbı'nda rivayet etmiştir.

13  Bu dört râvînin Enes'ten yaptıkları bu rivayetle rinin bâzısını Buhârî, bâzısını da diğer muhaddisl er rivayet etmişlerdir.

14 Bu hadîsteki "Sâliha ru'yâ" ta'bîri, geçen iki hadîsteki mutlaklığı bir kayıdla-madır. Yânî mü'minin gördüğü
güzel ru'yâ, sâdece nübüvvetin kırkaltı cüz'ünden bir cüz'dür. Kötü ru'yâ ise bu nevi'den olmayıp, o şeytân telkinidi r.

15 Mübeşşirât kelimesi, "Mwftejy/reJInincem'idir; "7efej';rIImasdar mdan ismi fail

9-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlullah(S)'tan işittim.
—   "Mübeşşirâttan başka nübüvvetten (ilham alacak) birşey kalmadı" buyuruyor du.
Sahâbîler:
—  Mübeşşirât nedir? diye sordular. Rasûlullah:
—  "Sâliha ru'yâdır" buyurdu 16.
sîgasıdır. "Tebşir", muhatabın gönlüne ferah ve sevinç koymaktır ki, müjde vermek diye tercüme olunur. Bu i'tibâr ile hâlis mü'minlerin gönülleri ru'yâ ile ilâhî müjdelere ve telkinler e mâkes oluyor demektir. Ahmed ibn'Hanbel'in, Ebu'd-Derdâ'dan rivayetin de Rasûlullah (S): "Dünyâ hayâtında da, âhirette de onlar için müjdeler vardır... (Yûnus: 64) kavimdeki dünyâ hayâtına âid müjde, müs-lümâmn gördüğü saf ru'yâdır, âhirete âid olan müjde de cennettir" buyurmuştur. Bu hadîsi Tirmizî, İbn Mâce, Hâkim de Ubâde ibnu's-Sâmit'ten rivayet etmişlerdir.

16 Müslim'in İbn Abbâs'tan rivayetin de Rasûlullah'm sahâbîleriyle bu konuşması, vefatı hastalığında idi. Âişe'den rivayete göre de Rasûlullah: "Vefatımdan sonra (istikbâle âid haber alacak) yalnız size mübeşşirât kalıyor" buyurmuştur. Ebû Ya'lâ'nın Enes ibn Mâlik'ten rivayetin de ise: "Artık nübüvvet ve risâlet haberleri kesiliyor, benden sonra nebi ve rasûl yoktur, lâkin size mübişşirât, yâriisâ-lih ru'yâ kalıyor, o güzel vâsıta ile haber alırsınız" buyurmuştur.
Bu konuda ilham ile i'tirâz şübhesi ileri sürülmüştür: İlham, Allah tarafından feyz yoluyla kulun gönlüne birşeyin atılıp telkîn olunmasıdır. Bu da vahye nisbetle peygamber lerin ru'yâsı mesabesin dedir. İlham da ru'yâ gibi peygamber lerden başkasına da vâki' olur. Nitekim Umer'in fazileti hakkında Peygamber: "Umer muhakkak muhaddisl erdendir. .." buyurmuştur. 'İşte burada "Muhaddesûn", "Mulkemûn" demektir. Öyleyse "îlhâm" da ru'yâ mâhiyetinde Allah tarafından telkîn vâsıtası olduğu hâlde, îlhâm niçin mübeşşirâttan sayılmamıştır? Buna cevâb: Mübeşşirâtın ru'yâya tahsis buyurulma sı, bütün mü'-minleri şâmil telkîn vâsıtası olması i'tibârîyledir. Hâlbuki İlham pek az mü'mi-ne mahsûstur.

6- YÛSUF PEYGAMBERİN -SELÂM ONA- RU'YÂSIBABI

Ve Yüce Allah'ın şu kavli:
"Bir vakit Yûsuf, babasına: Babacığım, gerçek ben rüyamda onbir yıldızla Güneş'i ve Ay'ı gördüm. Gördüm ki, onlar bana secde edicilerd ir" demişti.

(Babası Ya'kûb) dedi ki: Oğülcağızım, ru yânı kardeşlerine anlatma. Sonra sana
bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytân insanın apaçık birdüşmanıdır. Rabb'in seni öylece (ru'yâda gördüğün gibi)
beğenip seçecek, sana ru'yâ ta'bfrine âid bilgi verecek,sana karşı da, Ya'kûb hanedanına karşı da nVmetleri ni
-daha evvel ataların ibrahim'e ve İshâk'a tamamladığıgibi- tamamlaya caktır. Şübhesiz ki Rabb'in herşeyi
bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir'9 (Yûsuf: 4-6).

Ve yine Yüce Allah'ın şu kavli:
"Yûsuf babasını ve anasını tahtının üstüne çıkarıpoturttu. Hepsi onun için (ona kavuştukları için) secdeye
kapandılar. Yûsuf dedi ki: 'Ey babam, işte bu, evvelcegördüğüm ru yânın gerçekleşmesidir. Gerçek, Rabb 'im
onu doğru çıkardı. Bana iyilik etti. Çünkü benizinda ndan çıkardı. Şeytân benimle kardeşlerimin arasını
bozduktan sonra da O, sizi çölden getirdi. Şübhesiz ki,
Rabb Hm dileyeceği şeyleri çok güzel, çok ince tedbîr
edendir.
Hakkıyle bilen tam hikmet sahibi olan O'dur. Yâ Rabb,
Sen bana mülk (ve saltanat) verdin ve sözlerin te'vüini
öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan, Sen dünyâda da,
âhirette de benim velîm, yardımcımsın. Benim canımı müslümân olarak al. Beni sâlihlere kat"
(Yûsuf: 100-101) 17.

Ebû Abdillah el-Buhârî şöyle dedi:
"Fâtır" ve"I-Bedf" ve"l-Mübtedıu"' ve"l-Bârî"' ve ve'1-
Hâhku" (bu beş ismin ma'nâsı) birdir. "Mine'l-Bed'i"
sözünden "Bâdie"dir 18.

7- İBRÂHÎM HALÎL PEYGAMBERİN -ONA SELÂM OLSUN-RU'YÂSI BABI
Ve Yüce Allah'ın şu kavli:
"Artık o oğul îbrâhîmHn yanında koşmak çağınaerişince (babası): Oğülcağızım, ben seni ru 'yâmda
boğazlıyorum görüyorum! Bak artık ne düşünürsün?dedi. Oğul: Babacığım, sana edilen emir ne ise yap.
İnşâAllah beni sabredenl erden bulacaksın, dedi. Vaktakibu suretle ikisi de (A ilah 'in emrine) ram oldular,

17  Buhârî burada Yûsuf: 4-101 âyetlerinde sabit olan Yûsuf Peygamber'in bu büyük ru'yâsının bütün safhalarının aynen gerçekleştiğine işaret etmiş oluyor. Bunun tamâmı Kur'ân'dan ve meallerde n okunup öğrenilebilir.

18  Buhârî burada zikrettiği beş ismin hepsi bir ma'nâya döner, o da hiçbirşey yokken, bütün eşyânm îcâd edip yaratıcısı ma'nâsıdır, demiş oluyor. Son isim hem-zesiz ve hemzeli olduğuna göre, "Sahra" veya "Başlatmak ve başlamak" kökünden mahlûkaatı ilk başlatan ma'nâsına germekte ve böylece hepsi de Fâtır ve Hâlife ma'nâsına delâlet etmektedi r.
(İbrahim) onu alnı üzere yıktı. Biz ona: Yâ îbrâhîm, ru yâna sadâkat gösterdin.
Şübhesiz ki, biz iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız; diye nida ettik..." {es-sâffât: 102-105)19
Mucâhid: "Eslemâ", "İkisi de emrolundu klan işi kabuledip boyun eğdiler"; "Ve tellehâ" da "Onun yüzünü
yere koydu" demektir, demiştir 20.

8- BİR TOPLULUĞUN (İBARELERİ FARKLI OLSA DA) BİR TEK RU'YÂ ÜZERİNDE UYUŞMALARI BABI

10-.......Bize el-Leys, UkayPden; o da İbn Şihâb'dan; o da Sâ-
lim ibmı Abdillah'tan; o da babası Abdullah ibn Umer(R)'den şöyle tahdîs etti: Birtakım insanlara, kadir gecesi ru'yâlarında ramazânın

19  Bundan sonraki iki âyet şöyledir: "Hakikat bu, apaçık ve kati bir imtihandı. Ona büyük bir kurbanlık fidye verdik" (es-Sâffât: 106-107).
Denildi ki, İbrahim'in ru'yâsı üç gece tekerrür etti. Birincisi "Tevriye" gecesi idi ki, bir ses ona: "Allah oğlunu boğazlamanı emrediyor" demişti. Îbrâhîm sabaha çıkınca, bunun Allah'tan mı, şeytândan mı geldiğinde tereddüd etti. Akşam oldu, yine aynı ses aynı emri verdi. O vakit anladı ki, bu ru'yâ Hak'tandır. Üçüncü akşam da bu tekerrür etmişti. Artık kanâati büsbütün sağlamlaştı. Bu üç güne sırasıyle "Tevriye", "Arafe", "Nahr" denilmesi bundandır. "Tevriye" tereddüd demektir. En zahir kavle göre kurban edilmek istenen zât, İsmâîl aleyhi's-selâmdır. Çünkü o hicretin akabinde ihsan buyurulmuş, İshâk ile müjdeleme ise bundan sonra vâki' olmuştur... (Beydâvî, Medârik)

20 Yânî oğul kendisini kesilmeye teslîm etti, baba da onu yüzü üzerine yatırıp kesmeyi kabul etti. Çünkü oğul ona: Ey babacığım, beni yüzüme bakarken kesme, ki bana acımayasm! demişti. Mucâhid'in bu tefsîrini el-Feryâbî kendi tefsîrinde rivayet etmiştir.
Buhârî burada da geçen bâbda olduğu gibi, bu konuda gelen âyetlerle yetindi, hiçbir hadîs zikretmed i.
son yedi günü içinde gösterildi; diğer birtakımlarına da o, ramazânın son on günü içinde gösterildi. Bunun üzerine Peygamber (S): — "Sizler kadir gecesini ramazânın son yedi gecesi içinde araştırınız*' buyurdu 21.

21 Yedi, onun içinde dâhildir. Bir topluluk Kadir gecesini son on gece içinde görüp, diğerleri de, onu son yedi içinde görünce, sanki bunların hepsi yedi üzerinde uyuşmuş oldular. Bunun için Peygamber iki fırkanın yedi üzerinde uyuşmalarından dolayı onların hepsine "Kadir gecesini son yedi içinde araştırınız" buyurdu.
Buhârî, en gizli olanı en açık olan üzerine tercîh etmekteki âdeti üzere yürüdü de, Peygamber'in Oruç Kitabı sonlarında geçen hadîsindeki: "Ben sizin ru 'yalarınızı son yedi üzerinde uyuşmuş görüyorum. Kim kadir gecesini aramağa çalışırsa, onu ramazânın son yedisi gecesinde arasın" sözünü zikretmed i (Kas-
tallânî).
Kastallânî'nin işaret ettiği hadîs şöyledir:
îbn Umer{R)'den: Peygamber'in sahâbîlerinden bâzı kimselere kadir gecesi ru'yâda ramazanın son yedi gecesi içinde gösterildi. Rasûlullah (S) da sahâbî-lerine: "Ben sizin ru 'yatarınızın son yedi içinde uyuşmuş olduğunu görüyorum. Bunun için kim kadir gecesini aramaya çalışırsa, son yedi gece içinde arasın" buyurdu. "Kadir gecesinin son yedi gece içinde aranması babı", bak: 4. cilt, s.1869, "Kitâbu Salâti't-Terâvîh", Bâb: 3, Hadîs: 7.

9- ZİNDAN EHLİNİN, FESÂD VE ŞİRKEHLİNİN RU'YÂLARIBABI

Çünkü Yüce Allah'ın şu kavli vardır:
"Onunla beraber zindana iki de delikanlı girdiBunl ardan biri: 'Ben ru 'yâmda kendimi şarâb sıkıyor
gördüm9 dedi. Öbürü de: 'Ben de ru'yâmda kendimi,başımda ekmek götürüyor, kuşlar da ondan yiyor
gördüm' dedi. 'Bize bunun ta 'bîrini haber ver. Çünkübiz seni iyilik edenlerde n görüyoruz'. Dedi ki: 'Size
mıhlanacağınız bir taam gelecek oldu mu, ben sizemuhak kak onun ne olduğunu, size gelmezden evvel
haber veririm. Bu, Rabb'imin bana öğrettiği

ilimlerde ndir. Çünkü ben Allah'a inanmaz bir kavmindînini -ki onlar ahireti inkâr edenlerin tâ kendileri dir-
terkettim . Atalarım İbrahim'in, İshâk'ın, Ya'kûb'undînine uydum. Allah'a herhangi birşeyi ortak tutmamız
bizim için (doğru) olmaz. Bu (tevhîd) bize ve insanlara Allah'ın lutfu ve inayetidi r. Fakat insanların çoğu (bunakarşı) şükretmezler. Ey zindan arkadaşlarım,darmadağınık birçok düzme tanrılar mı hayırlıdır
-Fudayl ibn Iyâd da burada tâbi'lerinden bâzısına şöyledemiştir: Yâ AbdAllah! 22- yoksa hepsine ve herşeye
Gâlib ve Kahhâr olan bir tek Allah mı? Sizin O'nubırakıp taptıklarınız kendinizi n ve atalarınızın takmış
oldukları kuru adlardan başkası değildir. Allah bunlarahiçbir burhan indirmemiştir. Hüküm Allah 'tan
başkasının değildir. O, kendisind en gayriye ibâdetetmemenizi emreylemiştir. Doğru dîn, işte budur. Fakat
insanların çoğu bilmezler . Ey zindan arkadaşlarım (ru'yâlarınıza gelince): Biriniz efendisin e şarâb içirecek,

diğeri ise asılıp tepesinde n kuşlar yiyecekti r, iştehakkında fetva istemekte olduğunuz mes'ele (böylece)
olup bitmiştir'. Bu ikisinden kurtulacağım bildiğikimseye: 'Beni efendinin yanında an' dedi.
Fakat şeytân, efendisin e anmayı ona unutturdu da (bu
yüzden Yûsuf) daha nice yıllar zindanda kaldı. (Bir günMısır) hükümdâr(ı): 'Ben ru 'yâmda yedi zaîf ineğin
yemekte olduğu yedi semiz inekle yedi yeşil başak vediğer yedi kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler, eğer
ru 'yâ ta 'bîr ediyorsanız, benim bu ru 'yâmı da çözüm'
dedi.

Onlar da: 'Bunlar karmarışık düşlerdir. Biz böyle
düşlerin ta 'bîrini bilici kimseler değiliz' dediler.Z indandan iki arkadaştan kurtulanı, nice zaman sonra
(Yûsuf'u) hatırladı da:

'Ben size onun ta 'bîrini haber vereyim, hemen beni gönderin' dedi. (Zindana gidip:) 'Yûsuf, ey çok doğru sözlü: Kedisini yedi arık inek yemekte olan yedi semiz

22 Fudayl ibn lyâd'ın bu sözü, Kerîme nüshasında buradadır. Ebû Zerr nüshasında ise "Rabbine dön" kavlinden
sonra, bunlardan başka nüshalarda ise "Üzümler ve yağ" sözünden sonra vâki' olmuştur. Kerîme nüshasında bulunan en yakışanıdır (Aynî).inekle yedi yeşil başak ve diğer yedi kuru başakhakkında bize bir fetva ver! Ümîd ederim ki, insanlara(isabetli cevâbınla) dönerim. Belki bu suretle onlar
(senin yüce kadrini) bilirler!1 dedi. Yûsuf: 'Yedi seneâdetiniz üzere ekin ekin. Yiyeceğiniz az bir mikdâr hâriçolmak üzere, biçtiklerinizi başağında bırakın. Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelecek, (tohumluk için)saklayacağınızdan az bir mikdâr hâriç olmak üzere,önceden biriktird ikleriniz i yiyip götürecek. Sonra bununardından da bir yıl gelecek ki, insanlar onda yağmurakavuşturulacak ve onda sıkıp sağacaklar!' dedi. Bunu
duyan pâdişâh: 'Onu bana getirin!1 dedi. Bunun üzerineona elçi gelince: 'Efendine dön de ellerini kesen o
kadınların zoru neydi, kendisine sor. Şübhe yok ki,benim RabbHm, onların fendini hakkıyle bilicidir' dedi"
(Yûsuf: 36-50) 23.

"Veddekere", "Zekere" fiilinden ifteâle'dir.

"Ümmetin", "Karnin"dir. "Emetin" şeklinde de
okunan bu kelime "Nisyân" ma'nâsınadir.
İbn Abbâs:
"Ya'sırûn", "Üzümleri ve yağları sıkarsınız"; "Tuhsinûn" "Ekersiniz" ma'nâsınadır, demiştir24.

11-.......Ebû Hureyre (R): Rasûlullah (S): "Eğer ben zindanda Yûsuf'un kaldığı kadar kalsaydım da sonra bana melik tarafın-

23  Bu âyetlerin hepsi Kerîme rivayetin de sevkedilm iştir. Bunlar 14 âyettir. Bunlarda Yûsuf Peygamber'in zindanda iken, oradaki iki kişinin ru'yâlarını ta'bîri ve neticesin in gerçekleşmesi safhaları anlatılmaktadır.

24  Buhârî bununla, zikredile n âyetlerde gelen bâzı lafızların tefsirler ine işaret etmiştir.
dan da'vetçi gelseydi, ben hemen ona icabet ederdim" buyurdu, demiştir25.
Logged



Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
Reklam

reklam
92- KİTABUT-TA'BİR
« : 22 Ocak 2007, 23:18:44 »

 Logged
maesselame 92- KİTABUT-TA'BİR : 26 Ocak 2007, 17:34:08
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
10- RU'YÂDA PEYGAMBER(S)1 GÖREN KİMSE BABI

12-.......ez-Zuhrî'den: Bana Ebû Seleme tahdîs etti ki, Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Ben Peygamber(S)'den
işittim, şöyle buyuru-yordu: "Her kim beni ru'yasında görürse, muhakkak o, uyanık bir hâlde beni görecektir. Çünkü şeytân bana benzer bir surete giremez!" ^
Ve Ebû Abdillah el-Buhârî şöyle dedi: İbn Şîrîn, Peygamber'i ru'-yâda görmek, ancak gören kişi O'nu hayâtında vasıflandığı suret üzere gördüğü zaman mu'teber olur, demiştir 27.

25  Başlığa uygunluğu ma'nâsından alınır. Bunun birer rivayeti Peygamber ler ve Tefsîr'de geçmişti.
Peygamber burada Yûsuf kıssasının bir safhasını işaret etmiştir. Yûsuf kadar hapiste uzun müddet kalmış olsaydım, saraydan gelen hükümdarın da'vet-çisine muhakeme ve tahkîkaat İstemeden hemen icabet ederdim demek suretiyle, Yûsuf Peygamber'in sabrım ve metanetin i takdir etmişti.

26  Peygamber'i m'yâsında gören mü'minin uyanık iken de görmesini, sarihler, Peygamber'in hayâtına tahsîs etmişlerdir. Çünkü Peygamber'in vefatından sonra görülen nı'yâ üzerine O'nu dünyâda görmek mümkin değildir. Ancak âhirette görmek suretiyle ru'yâmn doğruluğu gerçekleşebilir. Buna göre, her kim beni dünyâda m'yâsında görürse, muhakkak âhirette beni uyanık hâlde görür demek olur ki, cennetle müjdelenmedir.

27  îbn Sîrîn'in bu sözünü tsmâîl ibn Ishâk, Hammâd ibn Zeyd yolundan; o da Ey-yûb'dan olmak üzere rivayet etmiştir.
13-.......Bize Sabit el-Bunânî tahdîs etti ki, Enes ibn Mâlik (R)
şöyle demiştir: Peygamber (S): "Her kim ru'yâsında beni görürse, muhakkak o, beni görmüştür. Çünkü şeytân benim kılığımla hayâle giremez. Mü'minin ru'yâsı, nübüvvetin kırkaltı cüz'ünden bir cüz'dür" buyurdu.

14-.......Ubeydullah ibnu Ebî Ca'fer şöyle demiştir: Bana Ebû
Seleme haber verdi ki, Ebû Katâde (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Sâliha olan rtı'yâ Allah tarafındandır (yânîO'ndan gelen enfüsî bir telkîn ve öğretmedir). Hulm de şeytândandır. Her kim ru'yâsında hoşuna gitmeyece k birşey görürse (uyanınca) sol tarafına üç defa (şeytânı kovmak ve horlamak için) 'Tuh' desin ve şeytânın şerrinden A ilah 'a sığınsın (yânı Eûzu billahi mine 'ş-şeytâni 'r-ra-cîm desin). Bu suretle o düş, sahibine zarar vermez. Ve muhakkak ki, şeytân benim kılığıma giremez (yânî benim suretimle görünmeye teşebbüs edemez)"28.

15-.......ez-Zuhrî şöyle dedi: Ebû Seleme şöyle dedi: Ebû Katâde (R): Peygamber (S): "Her kim ru'yâsında beni görürse, muhak-

28 Bunun birer rivayeti Tıbb'da ve Ta'bîr'de geçmişti.kak o, hakkı (yânî gerçek olarak beni) görmüştür" buyurdu, demiştir29.
ez-Zubeydî'ye ez-Zuhrî'den rivayetin de, Yûnus ile ez-Zuhrî'nin erkek kardeşinin oğlu mutâbaat etmişlerdir.

16-....... Bize el-Leys tahdîs etti. Bana İbnu'1-Hâd, Abdullah
ibn Habbâb'dan tahdîs etti ki, Ebû Saîd el-Hudrî (R) Peygam-ber(S)'den: "Her kim ru'yâsında beni görürse, muhakkak o, hakkı görmüştür. Çünkü şeytân benim şekil ve hilkatime giremez" buyururke n işitmiştir 30.

11- GECELEYİN GÖRÜLEN RU'YÂ (GÜNDÜZLEYİN GÖRÜLEN RU'YÂYA MUSÂVÎ OLUR MU YÂHUD BUNLAR FARKLI OLURLAR
MI?) BABI
Bu "Gece ru'yâsı" hadîsini, Semure ibn Cundeb (R) (Ta'bîr Kitâbı'nın sonunda) rivayet etmiştir. -


29  "Muhakkak o hakkı görmüştür", yânî "Beni hakk ve gerçek görüşle görmüştür, görüşü bâtıl değildir".

30  "Benim oluşumla oluşamaz" sözünün ma'nâsi şudur: Yüce Allah O'nun istediği her surete girmeye ona kuvvet verse de, şübhesiz Allah ona, Peygamber'in suretinde sûretlenmesine imkân ve kuvvet vermez (el-Kastallânî).

17-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Peygamber (S): "Bana kelâm anahtarla rı -veya kilidleri, hazîneleri- verildi. Ben korku salmak suretiyle yardım olundum. Bir de ben dün gece uyuduğum sırada, bana Yer'deki hazînelerin anahtarla rı getirildi de benim iki avucu-mun içine konuldu" buyurdu.
(Sonra) Ebû Hureyre: Rasûlullah (bu hazînelerden hiçbirisine nail olmadan) gitti. Şimdi bu hazîneleri yerlerind en sizler çıkarırsınız! demiştir 31.

18- Bize Abdullah ibn Mesleme, Mâlik'ten; o da Nâfi'den: o da Abdullah ibn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Ben bu gece ru'yâmda kendimi Ka'be'nin yanında buldum. Ve ben orada esmer bir adam gördüm ki, o görmekte olduğun esmer erkekleri n en güzeli idi, onun kulak memelerin e geçmiş bir saçı vardı ki, o da görmekte olduğun saçların en güzeli nev'inden olup, bunları taramış idi. Ve bu saçlar su damlatıyordu. Bu zât iki adam üzerine -yâhud: İki adamın omuzları üzerine- dayanarak Ka'be'yi tavaf ediyordu. Ben:
— Bu kimdir? diye sordum.
— Bu, Meryem 'in oğlu Mesih 'tir, denildi.

31 Başlığa uygunluğu "Dün gece uyuduğum sırada" sözündedir.
"Mefâtihu l-kelim", "Kelâm miftâhlan" veya "Kelâm meftâhlan" olup söz anahtarla rı veya söz kilidleri-hazîneleri ma'nâsınadır. Bunlar Kur'ân-ı Kerîm ile hadîslerdir.
Peygamber'İn korku salmak suretiyle yardım olunmasına şu âyet delâlet etmektedi r: "Hakkında Allah'ın hiçbir hüccet indirmediği şeyleri O'na eş tanıdıklarından dolayı küfredenlerin kalblerin e korku salacağız..." (Âlu İmrân: 151).
Yeryüzü hazînelerinin verilmesi ni Ibnu't-Tîn, Peygamber'den sonra Allah'ın Muhammed Ümmeti'ne birçok fetihler müyesser kılması, Kisrâlar'in, Kayser-ler'in hazînelerinin ganimet alınmasını mübâh kılması suretinde tefsîr etmiştir.
Bu sırada ben, düz değil çok kıvırcık saçlı, sağ gözü sakat, sanki salkımındaki emsalinde n dışarı çıkmış iri bir üzüm tanesi gibi olan bir adamla karşılaştım. Ben:
— Bu kimdir? diye sordum. Bana:
— Deccâl Mesih'tir, denildi" n.

19- Bize Yahya ibn Abdillah tahdîs etti. Bize el-Leys, Yûnus'-tan; o da İbn Şihâb'dan; o da Ubeydulla h ibn Abdillah'tan şöyle tahdîs etti: İbn Abbâs (R) şöyle tahdîs ediyordu: Bir adam RasûIullah(S)'a geldi de:
— "Bana bu gece ru'yâmda bir ru'yâ gösterildi..." dedi ve hadîsin tamâmını şevketti33.
Ve (şu üç zât:) Süleyman ibnu Kesîr, ez-Zuhrî'nin kardeşinin oğlu ve Sufyân ibnu Hüseyin ez-Zuhrî'den; o da Ubeydulla h'tan; o da İbn Abbâs'tan; o da Peygamber(S)'den şeklinde rivayetin de ez-Zuhrî'ye mutâbaat etmişlerdir.
Ve ez-Zubeydî de ez-Zuhrî'den; o da Ubeydulla h'tan söyledi ki, İbn Abbâs yâhud Ebû Hureyre de Peygamber'den diye söylemiştir.
Ve Şuayb ibn Hamza ile İshâk ibn Yahya da ez-Zuhrî'den söylediler ki, Ebû Hureyre, Peygamber'den tahdîs ediyordu. Ma'mer ibn

32  Başlığa uygunluğu "Ben bu gece kendimi Ka'be'nin yanında buldum" sözündedir. Bunun bâzı rivayetle ri Peygamber ler'de ve daha başka yerlerde geçti.

33  Buhârî hadîsi kısaca işaret etti. Bunun tamâmı bu senedle inşâAllah 46- bâbda. 60 rakamı İle gelecekti r.
Râşid, zikredile n bu hadîsi isnâd etmiyordu, nihayet sonra onu is-nâd etti34.

12- GÜNDÜZLEYİN GÖRÜLEN RU'YÂ BABI
Ve Abdullah ibnu Avn da ibn Sîrîn'den:
Gündüzleyin görülen ru'yâ, geceleyin görülen ru'yânin
benzeridi r, demiştir35.

34  Buhârî aynı hadîsin değişik yollardan rivayetle rini göstermektedir.

35  Bunu, Alî ibn Ebî Tâlib el-Kayravânî, Kitâbu't-Ta'bîr'de, Mes'ade ibnu'1-Yesa'-dan; o da Abdullah ibn Avn'dan; o da Muhammed ibn Sîrîn'den olmak üzere rivayet etmiştir.

20-.......Bize Mâlik, İshâk ibn Abdillah ibn EbîTalha'dan haber verdi ki, o da Enes ibn Mâlik(R)'ten şöyle derken işitmiştir: Ra-sûlullah (S), Mılhân kızı Ümmü Harâm'ın ziyaretin e gidip yanına girerdi. Ümmü Haram, Ubâde ibnu's-Sâmit'in nikâhı altında idi. Bir gün Rasûlullah yine ziyaretin e geldi. O da Rasûlullah'a yemek yedirdi ve başını taradı. Sonra Rasûlullah bir müddet uyudu. Sonra gülümseyerek uyandı. Ümmü Haram dedi ki: Ben:
—  Yâ RasûlAllah! Seni ne güldürüyor? diye sordum. Rasûlullah:
—  eiRu 'yâmda bana ümmetimden bir kısım mücâhidlerin şu deniz ortasında, tahtlar üzerindeki hükümdarlar hâlinde -yâhud: Tahtlar üzerine kurulmuş hükümdarlar misâli- gemilere binerek Allah yolunda deniz harbine gittikler i gösterildi de ona gülüyorum!" buyurdu.
Şekk ile söyleyen, râvî İshâk'tır. Ümmü Haram dedi ki: Ben:
— Yâ RasûlAllah! Beni de o deniz gazilerin den kılması için Allah'a duâ ediver! diye rica ettim.
Rasûlullah da ona duâ buyurdu. Sonra Rasûlullah başını yastığa koydu. (Bir müddet daha uyudu.) Sonra yine gülümseyerek uyandı. Bunun üzerine yine ben:
—  Yâ RasûlAllah, Seni ne güldürüyor? diye sordum. Rasûlullah bu defada da önce dediği gibi:
—  "Bana yine ümmetimden bir kısım mücâhidlerin hükümdarların tahtlarına kuruldukl arı gibi (kara nakliyele ri üzerinde debdebeli büyük bir kuvvetle) Allah uğrunda gazaya gittikler i gösterildi" buyurdu.
Ümmü Haram dedi ki: Ben:
— Yâ RasûlAllah! Beni de onlardan kılması için Allah'a duâ ediver! dedim.
Rasûlullah:
—  "(Hayır!) Sen önceki (deniz) gâztlerindensin!" buyurdu. (Enes ibn Mâlik dedi ki:) Ümmü Haram, Muâviye ibn Ebî Suf-
yân(ın Şam Valiliği) zamanında, deniz gazasında gemiye binmişti, fakat denizden karaya çıktıkları zaman Ümmü Haram, bindirild iği katırdan düştü de Allah yolunda şehîd oldu 36.
i36 Başlığa uygunluğu "Rasûlullah uyudu, sonra gülümseyerek uyandı" sözünde-dir. Ümmü Haram, Rasûlulfah'ın süt teyzesi olduğu gibi Enes ibn Mâlik'în de annesinin kızkardeşî olduğu için; onun da teyzesidi r. Peygamber bu hısımlığı sebebiyle onu ziyaret ederdi.
Bu deniz seferi, Usmân'm halifeliği zamanında ve hicretin yirmiseki zinci yılında Şam Vâlîsi bulunan Muâviye'nin kumandasında Kıbrıs Adası'na yapılmıştı. Kıbrıs'ın fethiyle sonuçlanan bu sefer, müslümânların ilk deniz gazası olmuştu. Bu sefere sahâbîlerin yaşlıları da katılmışlardı. Peygamber'in vefatından

13- KADINLARI N RU'YÂSI BABI 37

21-.......Bana Hârice ibn Zeyd ibn Sabit şöyle haber verdi: En-
sâr'dan bir kadın olan Ümmü'1-Alâ (R), Rasûlullah ile bey'at etmiştir. Ümmü'1-Alâ, râvîsi Hârice'ye, kendileri nin Muhâcirler'i aralarında kur'a ile taksim ettikleri ni haber verip şöyle demiştir: Bizim ailemizin payına Usmân ibn Maz'ûn düşmüştü. Biz Usmân'ı evlerimiz de konukladık. Fakat Usmân (bir müddet sonra) ölüm sebebi olan bir hastalıkla hastalandı. Vefat edince gasledild i ve kendi elbisesi içinde kefenlend i. Sonra Rasûlullah (S) cenazenin yanına geldi. Ümmü'1-Aiâ dedi ki: Ben (cenazeyi tezkiye ederek): — Ey Ebâ's-Sâib! Allah'ın rahmeti senin üzerine olsun! Benim (senin hakkında bildiğim ve cemâate bildirmek istediğim) şehâdetim
sonra Humus'ta ikaamet eden Ubâde ibnu's-Sâmit ile kadını Ümmü Haram da bu sefere katılmışlardı. Ümmü Haram Kıbrıs'a çıktıkları zaman, hırçın bir katıra bindirilm işti. îhtiyâr Ümmü Haram katırdan düşerek boynu kırılıp, gaza yolunda şehîd düşmüştür. Böylece Rasûlullah'ın ru'yâsı ve Ümmü Haram hakkındaki duası gerçekleşmiştir. Bu hadîsin bir rivayeti Cihâd'da geçmişti.

37 Alî ibn Ebî Tâlib el-Kayravânî, kendine âid Kitâbu't-Ta'bîr'inde: Kadınlarla erkekleri n ibaresini n hükmü arasında hiçbir fark yoktur. Kadın, kendisine ehil olmayan birşey gördüğü zaman, bu onun kocasına âid olur, demiştir (Kastallâ-nî).
şudur ki: Allah Taâlâ muhakkak sana ikram etmiştir! dedim. Bunun üzerine Rasûlullah:
—  "Allah Taâlâ'nın bu ölüye ikram ve inayet buyurduğunu sana ne bildiriyo r?" buyurdu.
Ben de O'na:
— Yâ RasûlAllah! Babam Sana feda olsun! Allah (bu îmânlı kuluna ikram etmez de) kime ikram eder? dedim.
Bu defa da Rasûlullah:
—  "Usmân ibn Maz'ûn'a gelince; yemîn ederim ki, ona yakın gelmiştir (yânî o ölmüş bulunuyor). Ve yine Allah'a yemîn ederim ki, ben de bu ölü için hayır ve saadet umarım. Yine Allah'a yemîn ederim ki, ben Allah'ın Rasûlü iken bana (ve size yarın) Allah tarafından ne muamele edileceğini bilemem!" buyurdu 38.
Bunun üzerine Ümmü'1-Alâ dedi ki:
— VAllahi bundan sonra ben kimseyi tezkiye etmeye cesaret edemiyoru m! demiştir 39.

22-.......Bize Şuayb, ez-Zuhrî'den bu hadîsi haber verdi: Rasûlullah (S):
—  "Ben Usmân ibn Maz'ûn'a da ne yapılacağını bilmem" buyur-
du.
Ümmü'1-Alâ: Rasûlullah'ın bu sözü beni kederlend irdi de akabinde uyudum. Ru'yâmdaUsmân'a âid akmakta olan bir pınar gördüm. Uyanınca bu ru'yâyı Rasûlullah'a haber verdim. Rasûlullah:
— "Bu senin Usmân için gördüğün akan pınar, onun (sevâb getiren) amelidir" buyurdu 40.

38  Rasûlullah'ın bu son kelâmı "...Bana ve size ne yapılacağım bilmem..." (el-Ahkaaf: 9) âyetine uygun düşmüştür.

39  Bu hadîsin bir rivayeti Cenâzeler'de de geçmişti.

40  Bu da geçen hadîsin başka bir rivayetid ir. İşte bu hadîste Ümmü'I-Alâ'nm Usmân için gördüğü ru'yâsı başlığa delildir. Rasûlullah'ın "Bu akan pınar onun amelidir"buyurması, onun arkasından devamlı sevâb getiren bakî bir ameli vardır demektir. Hakîkaten ona duâ eden bir çocuğu olup, onun da Bedir'de şehîd olduğu bilinmekt edir...

14- BÂB:
"Hulm şeytandandır. Bir şahıs hulm gördüğü zaman sol
tarafına tükürsün ve Aziz ve Celîl olan Allah'a
sığınsın".

23-.......Bizeel-Leys, Ukayl'den; o daİbnŞihâb'dan; odaEfaû
Seleme'den şöyle tahdîs etti: Ebû Katâde el-Ensârî, Peygamber'in sa-hâbîlerinden ve suvârîlerindendi, O şöyle dedi: Ben Rasûlullah(S)'tan işittim, şöyle buyuruyor du: "Ru'yâ, Allah tarafındandır. Hulm de şeytândandır. Sizden herhangib iriniz hoşlanmayacağı bir hulm gördüğü zaman, uyanınca hemen sol tarafına tükrük atsın ve şeytândan Allah'a sığınsın, böylece şeytân ona zarar veremez!" AX.

15- SÜT (RU'YÂDA GÖRÜLDÜĞÜ ZAMAN NE İLE TA'BÎR EDİLİR?)
BABI

41 Bu başlıktaki hadîsin benzeri yakında geçmişti.

24-....... İbn Umer (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlullah(S)'tan
işittim:
—  "Uykuda iken bana bir kadeh süt getirildi . Ondan o kadar içtim ki, kanıklık eserlerin in tâ tırnaklarımdan sızdığını hâlâ duyuyorum . İçtikten sonra artığımı (Umer ibnu'l-Hattâb'a) verdim" buyuruyor du.
Sahâbîler:
—  Yâ RasûlAllah! Bunu ne ile te'vîl ettin? diye sordular.
—  "İlim ile" cevâbını verdi 42.

16- BÂB: BÎR ŞAHIS RU'YÂSINDA SÜTÜN, PARMAKLAR INDAN YÂHUD TIRNAKLAR INDAN AKTIĞINI GÖRDÜĞÜ ZAMAN?

25-.......İbn Şihâb'dan (o şöyle demiştir): Bana Hamze ibnu Ab-
dillah ibn Umer tahdîs etti ki, kendisi babası Abdullah ibn Umer(R)'-den şöyle derken işitmiştir: Rasûlullah (S):
— "Ben uykuda iken bana bir kadeh süt getirildi . Ben o sütten o kadar içtim ki, kamp doymayı tâ parmaklarımdan çıkar hâlde duyuyordu m. İçtikten sonra artanını Umer ibnu'l-Hattâb'a verdim" buyurdu.
Etrafında bulunan sahâbîler:

42 Çünkü süt ile ilim, faydalarının çokluğunda ve vücûd ile ruhun iyiliğinin temeli olmakta ortaktır. Kaadi Ebû Bekr İbnu'l-Arabî: Sütü karınlardaki fışkı ile kan arasından süzüp çıkaran Allah (en-Nahl: 66), şekk İle cehl arasından bilgiyi yaratmaya kaadirdir, demiştir... (Kastallânî).
—  Yâ RasûlAllah, bunu ne ile te'vîl ettin? diye sordular. O da:
—  "ilim ile" diye cevâb verdi 43.
17- RU'YÂDA GÖMLEK GÖRÜLMESİ(VE TA'BÎRÎ)BABI

26-.......İbn Şihâb şöyle demiştir: Bana Ebû Usâme ibn Sehl tah-
dîs etti ki, kendisi Ebû Saîd el-Hudrî(R)'den şöyle derken işitmiştir: Rasûlullah (S):
—  "Ben uyuduğum esnada insanlar bana arz olunuyorl ardı. Üstlerinde gömlekler vardı. Bu gömleklerin kimi memelere ulaşıyor, kimi daha kısa idi. Bu sırada Umer ibnu 'l-Hattâb benim yanıma uğradı. Onun üstünde (eteklerin i yerde) sürüklediği bir gömlek vardı" buyurdu.
Sahâbîler:
—  Yâ RasûlAllah, bunu ne ile te'vîl (yânî ta'bîr) ettin? diye sordular.
Rasûlullah: '— "Dîn ile" cevâbını verdi 44.

43  Bu da bundan önce geçen hadîsin başka yoldan bir rivayetid ir. Bunun bir rivayeti İlim Kitâbı'nda da
geçmişti.

44  Çünkü gömlek, dünyâda avreti örter, dîn de âhirette ayıbı Örter ve sahibini her çirkinlikten perdeler.

18- RU'YÂDA GÖMLEĞİ YERDE SÜRÜKLEME BABI

27-....... Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlul-
lah(S)'tan işittim:
—  "Ben uyuduğum sırada insanlar bana arz olunuyorl ardı. Üstlerinde gömlekler vardı. Bu gömleklerin kimi memelere varıyor, kimi bundan daha kısa idi. Umer ibnu'l-Hattâb da bana arzolundu . Onun üstünde (eteklerin i yerde) sürüdüğü bir gömlek vardı" buyu-ruyordu.
Sahâbîler:
—  Yâ RasûlAllah, bunu ne ile te'vîl ettin? diye sordular. Rasûlullah:
—  "Dîn ile (te'vîl ettim)" diye cevâb verdi 45.

19- RU'YÂDA YEŞİLLİKLER VE YEŞİL BAHÇE GÖRMEK BABI

45 el-Hakîm et-Tirmizî'nin Nevâdiru'l-Usûlkitabında, Rasülullah'a bu soruyu soranın Ebû Bekr es-Sıddîk olduğu ve gömleğin dîn ile ta'bîr edileceği, gömlek uzunluğunun, sahibinin ardından eserlerin in bekaasma delâlet ettiği üzerinde ittifak ettikleri vardır. Bir de bu gömlek uzunluğu, ru'yâda övülen mesellerd endir. Uyanıkken gömleği yerde sürüklendiğinde ise kötülenir. Çünkü gömleği uzatmak aleyhine tehdîd gelmiştir (Kastallânî).

28-.......Muhammed ibn Şîrîn dedi ki: Kays ibnu Abbâd şöyle
dedi: Ben bir halkada bulundum ki, orada Sa'd ibn Mâlik ile İbnu Umer de vardı. Derken Abdullah ibn Selâm uğradı. Oradakile r:
—  Bu cennet ehlinden olan bir adamdır! dediler. Ben de ona:
—  Buradakil er senin hakkında şunu, şunu söylediler, dedim. Abdullah ibn Selâm:
— SubhânAllah! Onlara, hakkında kendileri için bir ilim mev-cûd olmayan bir sözü söylemeleri uygun olmaz. Ben sâdece şöyle bir ru'yâ görmüştüm: Sanki yemyeşil bir bahçenin içine konulmuş bir sırık vardı. Bu sırık orada dikilmişti. Bu sırığın başında da bir kulp vardı. Bu sırığın aşağısında da bir mınsaf vardı - "Mınsaf", "Vasîf" (yânî "Hizmetçi") demektir-. Bana: Bu sırığa çık! denildi. Ben çıktım ve hattâ tepedeki kulpu elime aldım. Nihayet bu ru'yâmı Rasû-lullah'a arzettim. Rasûlullah (S): "Abdullah, bu en sağlam kulpu tutmuş olarak vefat eder" buyurdu 46.

20- ERKEĞİN RU'YÂDA BİR KADINI AÇMASI BABI

46 Hadîs başlığın ikinci fıkrasına uygundur. Bunun bir rivayeti Abdullah ibn Se-lâm'm fazileti bâbi'nda da geçmişti. Müslim de bunun Fadâil'de birkaç tane rivayetin i getirmiştir.
Hadîsin sonunda Rasûlullah'ın "Sağlam kulp"ta'bîri, şu âyetin muhtevasına işarettir: "Hakikat îmân ile küfr apaçık meydana çıkmıştır. Artık her kim azgınları tanımayıp da Allah 'a îmân ederse, o muhakkak ki kopması olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır... " (ei-Bakara: 256).

29-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu:
"(Yâ Âişe!) Sen iki kerre ru'yâmda bana gösterildin. Bir adam ipekten bir parça üzerinde senin suretini taşıyordu. O adam:
—  Bu (suretin sahibi) senin müstakbel zevcendir, diyordu. Şimdi ben o sureti açıyorum ki (yânî yüzünden anlıyorum ki),
o suret, sen idin. Cibril'in o sözü üzerine ben:
— Eğer şu ru'yâm Allah tarafından gösterilmiş ise, Allah bunu infaz edip gerçekleştirir, dedim"47.

21- RU'YÂDA İPEK ELBİSE GÖRMEK BABI

30-.......Bize Hişâm, babası Urve'den haber verdi ki, Âişe (R)
şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Ben seninle evlenmede n önce sen bana ru'yâda iki kerre gösterildin: Ben meleği, ipekten bir kumaş parçası üzerinde senin suretini taşıyor gördüm. Ben ona:
— Bu kumaş parçasını aç! dedim.

47 Başlığa uygunluğu "Şimdi ben o sureti açıyorum ki" sözündedir. Bunun bir rivayetin i Buhârî, Nikâh'ta; Müslim de Fadâil'de getirmiştir.
Melek onu açtı, bir de baktım ki, o sen idin. Ben:
—  Eğer bu ru*yâ Allah tarafından ise Allah bunu infaz eder! dedim.
Sonra melek, seni bir ipek parçası üzerinde taşırken, ikinci defa bana gösterildin. Ben ona:
—  Bu parçayı aç! dedim.
O da açtı; bir de baktım ki, o suret sen idin. Bunun üzerine ben:
—  Eğer bu ru'yâ Allah tarafından gösterilmiş ise, Allah bunu infaz eder, dedim"48.

22- RU'YÂDA ELDE ANAHTARLA R GÖRÜLMESİ BABI

31-....... İbn Şihâb'dan (o, şöyle demiştir): Bana Saîd ibnu'l-
Müseyyeb haber verdi ki, Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Ben Ra-sûluIIah(S)'tan işittim, şöyle buyuruyor du: "Ben cevâmi'u'l-kelim ile gönderildim. Ben (bir aylık mesafedek i düşman gönüllerine) korku salmak suretiyle yardım olundum. Bir de ben uyuduğum sırada, bana yer'in hazînelerinin anahtarla rı getirildi de benim elime konuldu".
Muhammed (ibnu'z-Zuhrî) şöyle demiştir: Ve bize şöyle baliğ oldu ki, "Cevâmi'u'l-kelim" şudur: Allah Taâlâ, Peygamber'den önceki kitâblarda bir iş hakkında, iki iş hakkında veya bunun benzeri hakkında yazılmakta olan birçok şeyleri onun içine toplar birleştirir 49.

48  Bu da aynı hadîsin biraz farkla başka bir yoldan rivayetid ir.

49  Başlığa uygunluğu "Ben uyuduğum sırada bana Yer'in hazînelerinin anahtarla rı getirildi de elime konuldu" sözündedir.

23- RU'YÂDA SAĞLAM KULPA VE HALKAYA YAPIŞMAKBABI

32-.......(Buradaki iki senedde) Abdullah ibn Selâm (R) şöyle
demiştir: Ben kendimi ru'yâmda sanki bir bahçe içinde gördüm. Bahçenin ortasında bir direk vardı. Bu direğin en yüksek yerinde de bir tutunacak kulp, bir çember vardı. Bana:
—  Haydi bu direğe çık! denildi. Ben:
—  Gücüm yetmez! dedim.
Bunun üzerine yanıma bir hizmetçi geldi ve arkamdan elbisemi kaldırdı. Ben direğe çıktım ve oradaki kulpa sımsıkı yapıştım. Neticede o kulpa sımsıkı yapışır hâlde iken uyandım. Akabinde bu ru'-yâmı Peygamber(S)'e arzedip anlattım. Peygamber:
—  "Gördüğün bu bahçe, İslâm bahçesidir (yani İslâm Dîni'dir). O direk de İslâm direği olan Tevhîd'dir. O kulp da çok sağlam olan îmân kulpudur. Sen ölünceye kadar İslâm Dîni'ne yapışarak yaşayacaksın" buyurdu 50.
Bunun birer rivayeti Cİhâd'da ve bu kitâbda geçmişti.
"Cevâmi'u'l-kelim", yânî câimalı sözler, az lafız ile çok ma'nâları toplayan edebî vecizeler demektir. Hadîsteki "Cevâmi'u 'l-kelim " ile murâd, Kur'ân-ı Kerîm'dir ki, onun her âyeti, her cümlesi böyle müstesna bir üslûbu ihtiva ederek Peygamber tarafından teblîğ edilmiştir. Çünkü lafız kısalığı ile beraber ma'nâ bolluğunda Kur'ân en yüksek dereceded ir. Cevâmi'u'l-kelim olan hadîsler de çoktur...
Hadîsin diğer fıkraları daha önce geçtiği yerde açıklanmıştı. 50 Başlığa uygunluğu "O kulpa sımsıkı yapıştım" sözünden alınır. Bu, yakında

24- RU'YÂDA BÜYÜK ÇADIRIN DİREĞİNİ YASTIĞININ ALTINDA -YÂHUD: YASTIĞININ YANINDA- GÖRMEK BABI 5!

25- RU'YÂDA KALIN İPEK KUMAŞ GÖRMEK VE YİNE RU'YÂDA CENNETE GİRMEYİ GÖRMEK BABI

33-.......ibn Umer (R) şöyle demiştir: Ben ru'yâda şöyle gördüm: Sanki elimde ipekten bir kumaş parçası vardı, bununla cennette hangi mekâna doğru işaret edersem, o beni muhakkak oraya doğru uçuruyordu. Ben bu ru'yâmı Hafsa'ya anlattım. Hafsa da bunu Pey-gamber(S)'e arzetti. Bunun üzerine Peygamber:
— "Şübhesiz senin bu kardeşin ne iyi bir adamdır -yâhud: Şüb-hesiz Abdullah ne iyi bir adamdır-!" buyurmuştur 52.
geçen hadîsin bir rivayetid ir. Buhârî bunu burada ayrı ayrı iki senedle getirmiştir: Biri Abdullah ibn Muhammed'den ki, el-Müsnidî ile ma'rûftur... İkincisi de Halîfe ibn Hayyât'tan; o da Muâz ibn Muâz yolundan.
Ru'yâ ta'bîr edicileri: Halka ve kulp, kendisine sıkıca tutunmuş kimsenin dinindeki kuvvetine ve kurtuluşuna delâlet ederler, demişlerdir.

51  Buhârî belki bu başlıkta Ya'kûb ibn Sufyân, Taberânî ve Hâkim'in Abdullah ibn Amr ibni'l-Âs'tan rivayet ettikleri şu hadîse İşaret etmiştir: Ben Rasûlullah'tan işittim, şöyle buyuruyor du: "Ben uykumda iken Kitöb'ın direğini başımın altında [aşıyorum gördüm. Gözüm onu ta'kîbetti. Bir de baktım ki, o beni Şam'a kasdettir di. Dikkat edin! Fitneler vâki olacağı zaman îmân Şam'dadır"...
Bu hadîs, İbn Hâcer'in de dediği gibi, Buhârî'nin şartına en yakındır... (Kas-tallânî).

52 Bu hadîsin birer rivayeti daha geniş olarak Namaz Kitabı, "Gece namazı bâbı"n-da geçmiştir. Müslim'deki rivayetle rden birinde Rasûlullah: "Evet, Abdullah ibn Umer ne iyi bir gençtir, keski gece namazı kılaydı..." şeklinde gelmiştir.

26- RU'YÂDA KAYD (YÂNI BAĞLAMA) GÖRMEK BABI

34-.......Bize Muhammed ibn Şîrîn tahdîs etti ki, kendisi Ebû Hurey-
re(R)'den şöyle derken işitmiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu:
— "Zaman yaklaşınca mü'minin ru 'yası yalan çıkmaz. Çünkü mü'minin ru'yâsı, nübüvvetin kırkaltt cüz'ünden bircüz'dür. Nübüvvetten cüz' olan şey ise yalan olmaz"53.
Ve Muhammed ibn Şîrîn şöyle dedi: Ben de bunu söylerim (yânı

53 Başlığa uygunluğu "Bağdan ve bağlanmadan hoşlanırdı" sözündedir.
Zaman, vakit demektir. Vaktin azma da, çoğuna da*lugatçiler zaman demişlerdir. Astronomi ye göre zaman, güneşin burçlar mıntıkasına bir kerte geçmesi müddetine denilmiştir ki, bu bir senedir, dört mevsime ayrılmıştır. Bahar, yaz, güz, kış,
"Zamanın yaklaşması" ta'bîrine gelince, sarihler bunda iki türlü anlayış olduğunu bildirirl er: Birisi gece ile gündüz zamanlarının birbirine yaklaşmaları demektir ki, gece ile gündüzün müsâvî olduğu zamanlardır. Bir de kıyamet kopmazdan Önceki günlerde de gece ile gündüzün dâima eşit olacağı bildirilm iştir...
İkinci görüş, zamanın yaklaşması ile maksad, kıyamet kopmasının yaklaşmasıdır. Bu ma'nâ birincisi gibi birtakım hesâblar ve astronomi k ıstılahlara muh-tâc olmadığı için şârih İbn Battal bunu tercîh etmiştir...
Bu hadîsle ilgili güzel bir açıklama Kaamûs Ter., I., 426-427. sahîfelerin-den okunmaya değer.
bu ümmet ve onların sâhhınm ve tacirinin ru yaları sâdiKa omr aa ru'yâları doğru olan olur).

Geçen senedle İbn Şîrîn dedi ki: (Ebû Hureyre tarafından) şöyle deniyordu: Ru'yâ üç sınıftır: Nefsin konuşması, şeytânın korkutması ve Allah tarafından olan müjde. Kim ru'yâsında hoşlanmayacağı birşey görürse, bunu hiç kimseye anlatmasın ve kalkıp namaz kılsın!
Yine İbn Şîrîn dedi ki: Ebû Hureyre ru'yâda ğull (lâle ve kelepçe) görmekten hoşlanmazdı da kayıddan (yânî bağdan ve bağlanmadan) hoşlanırdı. Ve "Kayd, dînde sebattır" denilirdi 54.

Ve Katâde, Yûnus ibn Ubeyd, Hişâm ibn Hassan ve Ebû Hilâl bu hadîsin aslını İbn Sîrîn'den; o da Ebû Hureyre'den; o da Peygam-ber(S)'den rivayet etmişlerdir. Bunların bâzısı da ("Ru'yâ üç sınıf-tır"dan "Kayd, dînde sebattır" sözüne kadar olan) bu ifâdeleri merfû' olarak hadîste kılmışlardır.
Buhârî dedi ki: Ve Avf el-A'râbî'nin hadîsi merfû'u mevkuftan ayırmakta daha açıktır (bilhassa İbn Sîrîn'in "Ben de bunu söylerim" kavlinin açıklamasıyle).
Ve Yûnus ibn Ubeyd: Ben onların bâzısının bunu hadîse katmalarını sanmam, onlar ancak bu "Kayd" hakkındaki hadîsi Peygam-ber'den söylemişlerdir, dedi.
Buhârî: "el-Ağlâl", ancak boyunlard a olur, dedi55.

27- RU'YÂDA AKAN PINAR GÖRÜLMESİ BABI

54  Buhârî bu kısımlarda ru'yâ ta'bîrinin imâmı olan Muhammed ibn Sîrîn'den bâzı nakiller ve bilgiler nakletmek tedir. Bunlar da diğer hadîsçiler tarafından se-nedlerle rivayet edilmekte dir.

55  Buhârî bu sözüyle "el-Ağlâl"in boyunlara takılan bir işkence âleti olduğunu ifâde etmiştir ki, bu birçok âyetlerde geçmektedir.

35-.......Bize Ma'mer ibn Râşid, ez-Zuhrî'den; o da Zeyd ibn
Sâbit'in oğlu Hârice'den; o da Ensâr kadınlarından biri olup Rasû-lullah (S) ile bey'at eden Ümmü'1-Alâ'dan tahdîs etti. Ümmü'1-AIâ (R) şöyle demiştir: Muhâcirler'in (Mekke'den Medîne'ye geldikler inde) ikaamet edecekler i yerleri tesbît etmek üzere Ensâr, kendi aralarında kur'a çektikleri zaman Usmân ibn Maz'ûn'un ikaameti bizim aileye düşmüştü. Usmân bizim evimizde bir müddet ikaamette n sonra hastalandı. Bizler onun hastalığında işlerini görüp hastabakıcılığı-nı yaptık, nihayet vefat etti. Sonra onu kendi elbisesi içinde kefenledi k. Akabinde Rasûlullah bizim yanımıza (cenazeye) geldi. Ben:
— Yâ Ebâ's-Sâib! Allah'ın rahmeti senin üzerine olsun! Benim senin hakkındaki şehâdetim şudur: Muhakkak Allah sana ikram etmiştir! dedim.
Bunun üzerine Rasûlullah bana:
—  "(Allah'ın bu ölüye ikram ettiğini) sana bildiren nedir?" diye sordu.
Ben de:
—  VAllahi bilmem! dedim. Rasûlullah:
—  "Amma Usmân 'a gelince; muhakkak ki ona yakın gelmiştir (yânî o ölmüştür). Ben de onun için Allah'tan hayır ve saadet umarım. VAllahi yine ben, Allah 'in Rasûlü iken,-bana ve size (Allah tarafından) ne muamele edileceğini bilemem" buyurdu.
Ümmü'1-Alâ: VAllahi ben bundan sonra kimseyi tezkiye etmeye cesaret edemedim, dedi.
Yine Ümmü'1-Alâ dedi ki: Ben ru'yâmda Usmân ibn Maz'ûn'un akan bir pınarı olduğunu gördüm. Akabinde Rasûlullah'a gelip bu ru'yâmı kendisine zikrettim . Rasûlullah:
—  "Bu senin gördüğün pınar, kendisind en sonra onun için akmaya devam eden amelidir" buyurdu 56.

56 Yânî ölümünden sonra sevabı cereyan eden amelidir. Usmân, zenginler den idi.

28- RU'YÂDA İNSANLAR SUYA KANINCAYA KADAR KUYUDAN SU ÇEKİP ÇIKARMA BABI
Bu, kuyudan su çekme hadîsini Ebû Hureyre (R) Peygamber(S)'den rivayet etti57.

36-.......Bize Nâfi' tahdîs etti ki, ona da İbn Umer (R) tahdîs
edip şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Ben bir kuyu üzerinde bulunup ondan (kova ile) su çıkarmakta olduğum sırada birden yanıma Ebû Bekr ile Umer geldi. Akabinde Ebû Bekr kovayı aldı da biryâhud iki dolu kova su çekti. Fakat onun su çekişinde bir za'f ve güçlük vardı. Allah Ebû Bekr'i mağfiret etsin. Sonra kovayı Ebû Bekr'in elinden Umer ibnu'l-Hattâb aldı. Ve o alınca bu kova Umer'in elinde büyük bir kovaya dönüştü. Ben, insanlar içinde Umer'in gördüğü işi işleyebilecek kuvvette kuvvetti ve kâmil bir kişi göremedim. En sonu insanlar o meydanı develerin sulak ve eylekyeri edindiler"58.
Onun vefatından sonra devam eden bir sadakası olması uzak olmaz. Onun kendisind en sonra es-Sâib adında da bir oğlu vardı. Bu hadîsin bir rivayeti "Kadınların ru'yâsı bâbı"nda da geçmişti.

57  Ebû Hureyre'nİn rivayet ettiği bu hadîs, bundan sonraki bâbda gelecekti r.

58  Ebû Bekr'İn bir yâhud iki kova su çekmesine mukaabil, Umer'in koca bir kova ile kuvvetle su çekip halkı sulamasında, hattâ bu kuyu başının develer için sulak ve eylek edinilmes inde, Ebû Bekr'in devlet başkanlığı zamanında dînden çıkma isyânlarıyle uğraşması ve başkanlığının az devam etmesi sebebleri yle İslâm fetihleri nin azlığına, Umer zamanında ise hiçbir mania ile karşılaşmayarak uzun zaman fetihleri n devam etmesine ve İslâm adalet ve hürriyetinden halkın kana kana faydalanm asına işaret vardır, denilmiştir.
Bunun bir rivayeti "Ebû Bekr'in fazileti bâbf'nda da geçmişti.

29- RU'YÂDA KUYUDAN ZAÎFLIKLA BERABER BİR YÂHUD İKİ DOLU KOVA SU ÇEKMEK BABI

37-.......Bize Mûsâ ibn Ukbe, Sâlim'den; o da babası İbnUmer-
(R)'den, Peygamber(S)'in Ebû Bekr ile Umer'in kuyudan su çekmeleri hakkındaki hadîsini tahdîs etti. Peygamber bu ru'yâsmda şöyle buyurmuştur: "Ben rüyamda insanları (bir kuyu başında) toplanmışlar gördüm. O sırada Ebû Bekr kalktı. (Halkı sulamak için kuyudan) bir yâhud iki kova su çekti. Fakat Ebû Bekr'in su çekmesinde bir za'f vardı. Allah Ebû Bekr'i mağfiret etsin! Bundan sonra Umer ibnu'l-Hattâb kalktı. (Kovayı Ebû Bekr'den aldı.) Kova -Umer'in elinde- büyük bir kovaya dönüştü. Artık ben insanlar içinde Umer'in gördüğü işi işleyebilecek kuvvette kuvvetli ve kâmil bir kişi göremedim. En sonu insanlar o meydanı develerin sulak ve eylek yeri edindiler"59.

38-.......Ebû Hureyre (R) şöyle haber vermiştir: Rasûlullah (S)
şöyle buyurdu: "Ben uyuduğum esnada kendimi duvarı örülmemiş


59 Bu hadîs, bundan öncekinin başka yoldan gelen bir rivayetid ir.
bir kuyu başında gördüm. Kuyunun üzerinde bir kova bulunuyor du. Ben hemen o kuyudan Allah 'in dilediği kadar su çıkardım. Sonra kovayı Ebû Kuhâfe'nin oğlu aldı, o da dolu olarak bir yâhud iki kova su çekti. Onun çekişinde bir zaîflık vardı. Allah onu mağfiret eylesin! Sonra o kova, olduğundan daha büyük bir kova hâline dönüştü. Bu sefer onu Hattâb oğlu Umer aldı. Artık ben insanlard an Umer ibnu'l-Hattâb'ın çekişi gibi kusursuz su çeken hiçbir abkâri (ulu ve kâmil kişi) görmedim. Nihayet insanlar kendileri ve hayvanları gereği gibi suya kandıktan sonra, su yöresinde olan otlaklarına istirahat a çekildiler"60.

30- RU'YÂDA İSTİRAHAT ETMEK BABI

39-.......Bize Abdurrazzâk, Ma'mer'den tahdîs etti ki, "Hemmâm
da Ebû Hureyre(R)'den şöyle derken işitmiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Ben uyurken kendimi bir havuz başında, insanları sular hâlde gördüm. Derken benim yanıma Ebû Bekr geldi ve beni rahat-landırmak için elimden kovayı alıp iki kova su çekti. Onun çekişinde bir nevi' za'f vardı. Allah onu mağfiret eylesin! Müteakiben Hattâb oğlu geldi ve ondan kovayı aldı. Artık o, kuyudan su çıkarmağa devam etti. Nihayet insanlar (suya kanıp) arkalarına döndüler, havuz ise hâlâ su kaynayıp akar hâlde idi"61.

60 Âlimler dedi ki: Bu ru'yâ, Ebû Bekr ile Umer'in halifelik leri hususunda cereyan edecek şeylerin zuhuru, insanların bu iki zâtla faydalanm ası gibi şeylerin açık bir misâlidir. Bu iyilikler in hepsi, Peygamber'den alınmıştır. Çünkü bu işin (devleti ve İnsanları idare işinin) en büyük ve en mükemmel sahibi O idi....
Bu hadîsleri Müslim de Fadâil'de getirmiştir.

61  Başlığa uygunluğu "Beni rahatlandırmak için" sözünden alınır. Bunu Müslim de Fadâil'de getirmiştir.

31- RU'YÂDA KÖŞK GÖRMEK BABI

40-.......İbn Şihâb şöyle demiştir: Bana Saîd ibnu'I-Müseyyeb
huzurunda bulunduğumuz sırada, O bize şöyle buyurdu: "Ben bir kerre uyurken kendimi cennette gördüm. O sırada bir kadın gördüm ki, o bir köşkün yanında abdest almakta idi. (Yanımdaki meleklere);
—  Bu köşk kimindir? diye sordum. Onlar:
— Bu Umer ibnu'l-Hattâb içindir, dediler.
(Oraya girmek istedim, fakat) Umer'in kıskançlığım hatırladım da hemen yüzümü arkama çevirdim".
Ebû Hureyre: Umer ibnu'l-Hattâb (sevincind en) ağladı da, sonra:
— Babam anam Sana feda olsun yâ RasûlAllah; ben Sana karşı mı kıskançlık edeceğim! dedi62.

41-.......Câbir ibn Abdillah (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S)

62 Bunun birer rivayeti Cennetin sıfatı ile Umer'in fazileti bâbı'nda geçti.
şöyle buyurdu: "Ben ru'yâmda cennete girdim ve orada altından yapılmış bir köşk ile karşılaştım. Ben (yanımda bulunanla ra):
—  Bu kime âiddir? diye sordum. Onlar:
—  Kureyş'ten bir adamındır, dediler.
Ey Hattâb oğlu!Bana oraya girmekten mâni' olan, ancak bilmekte olduğum kıskançlığındır!" Umer:
—  Yâ RasûlAllah! Sana karşı da mı kıskanacağım? dedi 63.
Logged



Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
maesselame 92- KİTABUT-TA'BİR : 27 Ocak 2007, 22:00:43
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
32- RU'YÂDA ABDEST ALMAYT GÖRMEK BABI

42-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Bizler Rasûlullah'm
huzurunda bulunduğumuz sırada O şöyle buyurdu: "Ben uyuduğum sırada kendimi cennette gördüm. O sırada bir kadınla karşılaştım ki, o kadın bir köşkün yanında abdest almakta idi. Ben:
— Bu köşk kimindir? diye sordum. Oradakile r:
—  Umer'e âiddir, dediler.
Umer'in kıskançlığını hatırladım da hemen yüzümü arkama çevirdim".
Umer ağladı da:
— Yâ RasûlAllah! Babam anam Sana feda olsun! Sana karşı mı kıskanacağım? dedi64.

63  Bunun bir rivayeti Nikâh'ta da geçmişti. "Köşk, Kureyş'ten bir adamındır" sözünden, Peygamber onun Umer olduğunu ya karineler ile yâhud da vahy ile bilmiştir, denildi.

64  Bunun bir rivayeti bundan önceki bâbda Câbir'den olarak geçmişti.
33- RU'YÂDA KA'BE'Yİ TAVAF ETMEK BABI

43-.......Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S)
şöyle buyurdu: "Ben uyuduğum sırada kendimi ru'yâmda Ka'be'yi tavaf ediyor buldum. O sırada esmer, salıverilmiş düz saçlı bir kişi gördüm. İki kişi arasında idi, başı su döküyordu. Ben (orada bulunanla ra):
—  Bu kimdir? diye sordum. Onlar:
—  Meryem oğlu'dur, dediler.
Ona yönelmek üzere ilerlediğim sırada bir de kırmızı yüzlü, uzun boylu, başı kıvırcık saçlı, sağ gözü sakat, börtlek; sanki salkımında-ki benzerler inden dışarı çıkmış iri bir üzüm tanesi! Ben (oradakile-re):
—  Bu kimdir? diye sordum. Onlar:
— Bu, Deccâl'dir, dediler.
Ona benzemek bakımından insanların en yakın olanı tbnu Katan '-dır."
İbnu Katan, Huzâa kabilesin in bir kolu olan Mustalık oğulları boyundan bir adamdı 65.

65 Başlığa uygunluğu "Kendimi Ka'be'yi tavaf eder buldum" sözündedir.
çiler: Ka'be'yi tavaf etmek hacc etmeye, evlenmeye ve devlet başkanından arzulanan bir işin husulüne, ana-babaya iyiliğe, bir âlime hizmet etmeğe, imâmın işine girmeye delâlet eder... dediler. "Beytimi tavaf edenler için... tertemiz yap" (el-Bakara: 125; el-Hacc: 26) kavlinden dolayı, günâhlardan temizlenm e de olur. Bazen güzel bir kadınla evlenmek İsteyene isteğinin tamamlana cağına delîl olur... Bunun bir rivayeti Peygamber ler'de geçmişti.
-                   w              s
34- BÂB: BİR ŞAHIS RU'YÂDA SÜTTEN ARTANINI BAŞKASINA VERDİĞİNİ GÖRDÜĞÜ ZAMAN?

44-....... Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlul-
lah(S)'tan işittim, O şöyle buyuruyor du:
—  "Ben uyuduğum sırada bana süt dolu bir kadeh verildi. Ben ondan o kadar içtim ki, kanıklık eserlerin in cereyan etmekte olduğunu hâlâ duyuyorum . Sonra artanını Umer'e verdim".
Sahâbîler:
—  Yâ RasûlAllah, bunu ne ile te'vîl ettin? diye sordular. O da:
—  "İlim ile" cevâbım verdi 66.

 66 Bunun da bir rivayeti yakında geçmişti

35- RU'YÂDA EMÎNLİK OLMASI VE KORKUNUN GİTMESİNİ GÖRMEK BABI

.
45-.......İbn Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) zamanında, Rasûlullah'ın sahâbîlerinden birtakım insanlar ru'yâ görürlerdi de, bu ru'yâlarını Rasûlullah(S)'a anlatırlardı. Rasûlullah da o ru'-yâlar hakkında Allah'ın dilediği ta'bîrleri söylerdi. Ben ise o sırada yaşı küçük bir oğlan idim. Evlenmede n önce benim evim mescid idi (ben orada barmırdım). Kendi kendime: Eğer sende bir hayır varsa, elbette bu adamların görmekte oldukları gibi ru'yâ görürsün! dedim. Nihayet bir gece yattım da:
— Allah'ım! Eğer bende bir hayır bilmekte isen, bana bir ru'yâ göster! diye duâ ettim.
Ben böyle uyumakta iken birden benim yanıma iki melek geldi. Onlardan herbirini n elinde demirden yapılmış ucu çevgenli birer sopa vardı. Onlar beni cehenneme yöneltip götürüyorlardı. Ben onların ikisi arasında olduğum hâlde:
— ' 'Yâ Allah! Ben cehennemd en Sana sığınırım!'' diye duâ ediyordum .
Sonra bana şöyle gösterildi: Beni, elinde demirden yapılmış çevgenli bir sopası bulunan bir melek karşıladı ve o bana:
— Asla korkmayasın! Sen ne güzel adamsın, eğer namaz kılmayı çoğaltır olsan! dedi.
Akabinde bunlar beni götürdüler ve nihayet beni cehennemi n kenarı üzerinde durdurdul ar. Bir de baktım ki, cehennem kuyu duvarı gibi örülmüştü. Onun, örülü kuyunun yanları gibi birçok çıkıntılı yanları vardı. Her iki çıkıntı arasında elinde demirden yapılmış ucu çev-
genli bir sopası bulunan bir melek vardı. Ben cehennemi n içinde, başlan aşağı taraflarında olmak üzere zincirler le asılmış birtakım insanlar gördüm. Ve yine ben onun içinde Kureyş'ten birçok insanları tamdım. Akabinde melekler beni sağ taraftan götürdüler.
Ben (uyandıktan sonra) bu ru'yâmı kızkardeşim Hafsa'ya anlattım. Hafsa da bunu Rasûlullah'a arzetti. Rasülullah (S):
— "Şubhesiz Abdullah iyi bir adamdır. (Keski gece namazı kılmayı âdet edinse!)" buyurmuştur.
Râvî Nâfi': İbn Umer bundan sonra gece namazım çok yapmaktan vazgeçmedi, demiştir 67.


36- RU'YÂSINDA SAĞ TARAF ÜZERİNE ALINIP YÜRÜTÜLENKİMSE BABI

46-.......Bize Ma'mer, ez-Zuhrî'den; o da Sâlim'den haber verdi
ki, Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Ben Peygamber (S) zamanında ergen olup bekâr genç bir oğlan idim ve (o zamanın âdeti üzere) ben mescidde geceleyip uyurdum. O zaman uykusunda bir ru'yâ

67 Başlığa uygunluğu "Sana asla korku olmayacak" sözünden alınır.
gören kimse, bu ru'yâsını sabahleyi n Peygamber(S)'e arzederdi . Ben de:
— Yâ Allah! Eğer benim için Senin yanında bir hayır varsa, bana bir ru'yâ göster ki, onu bana Rasülullah ta'bîr etsin! diye dua ettim.
Akabinde uyudum. Ru'yâmda iki melek gördüm, onlar bana geldiler ve beni götürdüler. Sonra onlara başka bir melek kavuştu. O bana:
—  Sen korkutulm ayacaksın, çünkü sen iyi bir adamsın! dedi.
Akabinde o iki melek beni cehenneme götürdüler. Baktım ki, cehennem kuyu duvarı gibi örülmüştü. İçinde bâzılarını tanıdığım birtakım insanlar vardı. Müteakiben o iki melek beni alıp sağ taraf üzerine götürdüler.
Sabaha ulaşınca ben bu ru'yâmı Hafsa'ya anlattım. Hafsa da bunu Peygamber(S)'e arzettiğinde, Peygamber:
—  "Şubhesiz Abdullah ne iyi bir adamdır, fakat gecenin bir kısmında nafile namaz kılmayı çoğaltsa!" buyurmuştur.
ez-Zuhrî: Ve Abdullah ibn Umer bundan sonra geceden bir kısmında nafile namaz kılmayı çoğaltır oldu, demiştir 68.

37- RU'YÂDA KENDİSİNE KADEH VERİLMESİ BABI

47-.......Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlul-
lah(S)'tan işittim; O: "Ben uyuduğum sırada bana süt dolu bir kadeh getirildi de, ben ondan içtim. Sonra artanımı Umer ibnu'l-Hat-tâb'a verdim*' buyuruyor du.
Sahâbîler:

68 Bu da bundan evvel geçen hadîsin bir rivayetid ir. Ru'yâsında sağ taraf üzerine alınıp yürütüldüğünü gören kimse için, onun Sağ ehli'nden olduğu ta'bîr edilir..

- Yâ RasûlAllah! Bunu ne ile te'vîl (yânî ta'bîr) ettin? diye sordular.
Rasûlullah:
— "ilim ile" diye cevâb verdi 69.

38- BÂB: RU'YÂDA (UÇUCU OLMAYAN) BİRŞEY UÇTUĞU ZAMAN?

48-.......Ubeydullah ibnu Abdillah şöyle demiştir: Ben Abdullah ibn Abbâs(R)'tan RasûluIlah(S)'ın zikretmiş olduğu ru'yâsım sordum. İbn Abbâs şöyle dedi: Bana Rasûlullah'ın şöyle buyurduğu zikrolund u: "Ben uyurken ru'yâmda ellerime altından iki bilezik konulduğunu gördüm. (Bunlar kadın zîneti olduğu için) bunlardan korktum ve bunları çirkin gördüm. Bunun üzerine bana izin verildi de ben bunları üfledim. Bunların ikisi de uçtu. Ben bu iki bileziği benden sonra çıkacak olan iki yalancı (peygamber) ile te'vîl ettim".
Ubeydulla h ibn Abdillah: Onlardan biri Feyrûz ed-Deylemî'nin
Yemen'de öldürdüğü el-Esved el-Ansfdir, diğeri de Museylime'dir, demiştir 70.

69  Hadîsin bir rivayeti yakında geçmişti.

70 Bu hadîsin bir rivayeti Alâmâtu'n-Nübüvve'de geçmişti. el-Esved el-Ansî'nin kıssası da Mağâzî'nin sonlarında geçmişti. Museylime'nin kavmi Benû Hanîfe idi. Kendisi Vâkıdî'nin beyânına göre, onyedi kişilik bir hey'et içinde Medine'ye gelmiş, peygamber likten kendisine bir hisse verilmesi ni istemişti.

39- BÂB: İNSAN RU'YÂDA BOĞAZLANACAK SIĞIRLAR GÖRDÜĞÜZAMAN?

49-....... Bize Ebû Usâme, Bureyd'den; o da dedesi Ebû Bur-
de'den; o da Ebû Mûsâ el-Eş'arî'den zannediyo rum ki, o da Peygam-ber'den tahdîs etti. Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Ben ru'yâda kendimi Mekke'den hurmalıkları olan bir arazîye hicret ediyorum gördüm. Düşüncem, o hurmalık arazînin el-Yemâme yâhud da Hecer olduğuna gitti. Bir de gördüm ki, o, Câhiliyet'te Yesrîb denilen Me-dîne'dir. Ben orada birtakım sığırlar gördüm. Allah en hayırlıdır (Allah'ın onlar için yapacağı en hayırlıdır). Sonra gördüm ki, o sığırlar, Uhud günü şehîd edilen mü'minlerdir . O hayır da Allah'ın onunla getirmiş olduğu hayır ve Bedir gününden sonra Allah'ın bizlere onunla vermiş olduğu sıdkın sevabıdır"11.
Bu hadîs, ru'yâda uçucu olmayan bir şeyin uçtuğu görüldüğünde, bunun uygun gelecek bir şeyle ta'bîr edileceğine işaret etmiştir.

71 Mü'minlerin kalblerin in tesbît edilmesi nev'inden olan hayır. Çünkü insanlar onlar için ordular topladılar da Allah mü'minlerin îmânlarını artırdı, düşmanlar onlardan korkup dağıldılar. Yâhud da hayırla murâd, ganimetle r ve diğer fetihlerd ir. Bu birinci ma'nâ, âyette şöyle ifâde edilmiştir: "Onlar öyle kimselerd ir ki, halk kendileri ne; (Düşmanlarınız olan) insanlar size karşı ordu hazırladılar, o hâlde onlardan korkun! dedi de, bu söz onların îmânlarını artırdı ve: Allah bize yeter, o ne güzel vekildir! dediler" (Âlu İmrân: 173).
Ekseriyet e göre bunun ma'nâsı, Allah'ın sevabı maktuller için dünyâda kalmalarından daha hayırlıdır demektir. Buna Allah'ın yaptığı iş daha hayırlıdır ma'nâsı da verildi ki, bu da Uhud günü öldürülmeleridir. Elbette ki, cihâd yolunda şehîd olanlar için Allah'ın hazırladığı mükâfatlar daha hayırlıdır. Şehîd olmayanla r için ise, Bedir'den sonra müslümânların kalblerin in islâm'da tesbî-ti ve daha sonraki Hayber ve Mekke fetihleri -ki bunlar hep Allah'ın getirdiği şeylerdir- hep hayırlı şeylerdir. Peygamber, ru'yânm son kısmını işte böyle yormuş olmaktadır. (Müslim Ter., VII, 148).

40- RU'YÂDA ÜFÜRME GÖRÜLMESİBABI

50-.......Bize Ma'mer ibn Râşid haber verdi ki, Hemmâm ibn
Münebbih: İşte bu Ebû Hureyre'nin bize RasûluIlah(S)'tan tahdîs ettikleri hadîslerdendir dedi ki, O: "Bizler, kitâb ehline göre en sonra gelmişleriz; kıyamet gününde en başa geçecek olanlarız" buyurmuştur. Ve yine Rasûlullah şöyle buyurmuştur: "Bir kerre uyurken ru'-yâmda bana Yer'in hazîneleri getirildi ve ovucumun içine iki altın bilezik konuldu. Bu bilezik ru 'yası bana ağır geldi ve beni kederlend irdi. Allah tarafından bana: O iki bileziğe üfür! diye vahy verildi. Ben de onlara üfledim, hemen ikisi de uçup gitti. Ben bu iki bileziği, iki yalancı (peygamber) ile te'vîl ettim ki, ikisi arasında bulunduğum San 'â'nin sahibi el-Esved el-Anst ile Yemâme'nin sahibi (Musçy\ime)dir"72.

72 Hadîsin başlığa uygunluğu "Ben on/ara üfledim" sözündedir. Üfürmek, ta'-bîrciler indinde kelâm ile ta'bîr olunur. Allah o iki yalancıyı, Peygamber inin kelâmıyle helak etti ve onların öldürülmelerini emretti. Hadîsin bir rivayeti, yakında geçmişti.
el-Esved el-Ansî ile Museylime'nin maceraları Zekât, Cihâd ve Siyer, Mağâ-zî... kitâblannda da, oralardak i konulara uygun olarak geçmiş idi.
Ebû Bekr'in ilk halîfelik günlerinde Yemâme'de Museylime; San'â'da el-Esved peygamber lik iddia ederek Yemen ve Yemâme halkını sapıtıp gaflete düşürmüşler ve îslâm Dîni'nden döndürmüşlerdi. Museylime'nin ordusu Benû Ha-nîfe kabilesi idi. Bunların üzerine sevkediİen iki ordu, Museylime'yi Yemâme'de; Esved'i de San'â'da, kuvvetler inin mühim bir kısmı ile birlikte öldürmüştür. Museylime'yi Hamza'nın kaatili olan Vahşî öldürmüştür. {İslâm Târihi, Sadr-ı İslâm, X, 93-109; İslâm Ansiklope disi, "el-Esved el-Ansî" mad: c.IV, s.389-390; "Museylime" mad: c.VIII, 820-821'de genişçe bilgi verilmiştir).

41- BÂB: İNSAN RU'YASINDA BİRŞEYİ BİR TARAFTAN ÇIKARIP DA ONU BAŞKA BİR YERDE İSKÂN ETTİĞİNİ GÖRDÜĞÜ ZAMAN?

51-.......Bana kardeşim Abdulhamîd, Süieymân ibn Bilâl'den;
o da Mûsâ ibn Ukbe'den; o da Salim ibn Abdillah'tan; o da babası Abdullah ibn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Ben ru'yâmda şöyle gördüm: Sanki (Sudanlı) siyah, başının saçı dağınık bir kadın Medine'den çıktı da nihayet Mehye'a'ya -ki orası Cuhfe 'dir- varıp, orada durdu. Ben bu ru 'yâmı, fyfedîne vebasının Mehye'a'ya naklolunm asıyle te'vîl ettim".

42- RU'YÂDA SİYAH KADIN GÖRMEK BABI

52-.......Bana Salim ibn Abdillah, babası Abdullah ibn Umer-
(R)'den Peygamber(S)'in Medine hakkındaki ru'yasını şöyle tahdîs etti: ' 'Ben ru 'yâmda başı dağınık siyah bir kadın gördüm ki, o Medine'den çıktı da nihayet Mehye'a'da konakladı. Ben bu m 'yâmı Me-dîne vebasının Cuhfe'den ibaret olan Mehye'a'ya taşınmasıyle te'vîl ettim ".
-
43- RU'YÂDA BAŞININ SAÇI DAĞINIK KADIN GÖRMEK BABI

53-.......Bana Süleyman, Mûsâibn Ukbe'den; o da Sâlim'den:
o da babasından tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Ben ru'yâmda başının saçı dağınık siyah bir kadının Medine'den çıkıp nihayet Mehye'a'da durduğunu gördüm.- Ben bunu Medine vebasının Cuhfe'den ibaret olan Mehye'a'ya taşınması ile te'vîl ettim"11.

44- BÂB: İNSAN RU'YÂDA KILIÇ SALLAYIP HAREKET ETTİRDİĞİ
ZAMAN?

73 Buhârî bu hadîsi burada ayrı ayrı üç şeyhten getirmiş ve herbirini ayrı bir başlıkta sevketmiştir. Bunlar sırasıyfe tsmâîl ibn Abdillah, Ebû Bekr el-Mukaddemî ve İbrahim ibnu'l-Munzir'dir.
Cuhfe, Râbığ civarında olup Medine'ye sekiz konak uzaklıktadır. Medîne ilk zamanlar hastalıklı ve Bathân deresinde n akan pis sular sebebiyle havası bozuk bir yerdi. Rasûlullah'm bu ru'yâsından ve alınan tedbîrlerden sonra, Medî-ne'nin havası düzelmiştir. Rasûlullah'm bu ru'yâsı, ta'bîriyle beraber teblîğ bu-. yurduğu ru'yâlanndandır. Ta'bîrde bir mesel olmuştur.

54-.......Bize Ebû Usâme, Zeyd ibn Abdillah'tan; o da dedesi
Ebû Burde'den; o da Ebû Mûsâ el-Eş'arî(R)'den; -zannederim- o da Peygamber(S)'den tahdîs etti. O, şöyle buyurmuştur: "Ben ru'yâmda kendimi, bir kılıç salladığımı ve kılıcımın ortasının kırılıp bir gedik açıldığını gördüm. Bunun te'vîli Uhud günü mü'minlerden isabet alanlar imiş. Sonra bir kerre daha kılıç salladım. Kılıç bu sefer olduğundan daha güzel hâle döndü. Bunun te'vîli de Allah 'in onunla getirdiği fetih ve mü'minlerin birleşmeleridir"14.
Logged



Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
maesselame 92- KİTABUT-TA'BİR : 28 Ocak 2007, 16:36:41
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
45- RU'YÂSI HAKKINDA YALAN SÖYLEYEN KİMSE BABI

74 Bu Nübüvvet Alâmetleri'nde daha geniş olarak geçen hadîsten bir parçadır. Ra-sûlullah o uzun ru'yâsmda, kılıcında bir gedik açıldığını, yanında bir sığır boğazlandığını, elini zırhının içine koyup muhafaza ettiğini görmüştü. Bu ru'yâsındaki kılıç gediğini Ehli Beyti'nden birisinin şehîd olmasıyle, sığır boğazlanmasını sahâbîlerinden bir kısmının şehîd olmalarıyle, zırhı da Medîne ile ta'bîr etmişti {Zâdu't-Meâd, 2, 349).
el-Muhelleb şöyle dedi: Bu ru'yâ, mesel darbı nev'indendir. Peygamber sa-hâbîleriyle savlet edince, bunlar kılıçla ta'bîr edildi. Kılıç hareket ettirilme sinden de onlara harb emriyle ta'bîr edildi. Kılıçtaki kırıktan da sahâbîlerinden ölenlerle ta'bîr edildi. İkinci hareket ettirmede daha düzgün hâle dönmesi, mü'minlerin toplanmal arı ve onlara fetihler verilmesi ile ta'bîr edildi. Ru'yâ ta'bîrcileri şöyle dediler: Kılıç kuşanan, bir velayet saltanatına yâhud kendisine verilecek bir vediaya nail olur yâhud bekâr ise, nikâha yâhud zevcesi hâmil ise oğlana nail olur... (Kastallânî).

55-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne, Eyyûb'dan; o da İkrime'den;
o da İbn Abbâs(R)'tan tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuş-tur: "Her kim görmediği bir ru 'yayı gördüm diye iddia ve ısrar ederse (kıyamet gününde) ona iki şair (=arpa) dönesinin birbirine düğümlenmesi teklif ve hiçbir zaman yapamayac ağı bu işle azâb olunur75.
Her kim de bir cemiyetin duyulmasını istemedik leri yâhud bundan kaçındıkları bir haberini işitmeye çalışırsa, onun iki kulağına kıyamet gününde kurşun dökülür. Her kim de (hayât sahibi) bir suret resmeders e, ona da:
— Haydi buna rûh üfle (can ver)/ diye teklif olunarak azâb olunur.
Hâlbuki o, hayât vermek kudretini hâiz değildir"76.
Sufyân: Eyyûb bize bu hadîsi vasletti (yânî senediyle rivayet etti), demiştir.
Kuteybe de şöyle dedi: Bize Ebû Avâne, Katâde'den; o da İkrime'den; o da Ebû Hureyre'den "Ru'yâsı hakkında yalan söyleyen kimse" kavlini tahdîs etti.
Şu'be de Ebû Hâşİm er-Rummânî'den söyledi. O: Ben İkrime'-den işittim, Ebû Hureyre (R): "Bir suret yapan, rüyasında yalandan birşey gördüğünü iddia eden ve istenilme yen bir sözü işitmeye çalışan kimse..." sözünü söyledi77.

75  îki dânenin birbirine eklenmesi, âdeten muhal olduğundan yalancı ru'yâcmın azabının devamından kinaye olarak bu muhal teklîf zikrolunm ustur. Ru'yâ bir uyku şuuru olduğundan ve şaîr ile şuur arasında iştikaak münâsebeti bulunduğundan, hububat arasından şaîr = arpa dânesi zikrolunm uştur.

76 Hadîste yalancı ru'yâcı hakkında ağır bir ceza bildirilm iştir. Bunun sebebi yukarıda geçtiği üzere ru'yânın nübüvvetten bir cüz' olması ve bu suretle bir ilâhî i'lâm bulunması i'tibâriyle yalan ru'yâ iddiası, Allah'a karşı yalan ve bühtan olmasıdır. Bir milletin dahilî sırlarını duymaya çalışmak bir casusluk olduğundan, bu da ağır bir cürüm olup kendi cinsinden ağır bir ceza ile cezalandırılacağı bildirilm iştir. Resim hakkında gelen cezalar, şirkten sakındırmak içindir, islâm'ın evvelinde cezalar ilâhî vahdet esâsını korumak nâmına daha şiddetli idi. Şirk rejimi yıkılıp îslâm inkılâbının temeli olan İlâhî vahdet umdesi kuruldukça, bu cezalar tedrîcî olarak hafiflemiştir (Tecrîd Ter., XII, 310).

77 Buhârî buradaki üç senedle de hadîsin geliş yollarını göstermiştir.

56-.......Bize Hâlid ibn AbdiIIah et-Tahhân, Hâlid el-Hazzâ'dan;
o da İkrime'den tahdîs etti ki, İbn Abbâs (R): "işitmeye çatışan, yalandan ru'yâ gördüğünü iddia eden ve suret yapan" diyerek, yukarıda geçen hadîs tarzında rivayet etmiştir.
Hişâm ibn Hassan el-Kardûsî, İkrime'den; o da İbn Abbâs'tan, onun kavli olmak üzere, Hâlid el-Hazzâ'ya nıutâbaat etmiştir.

57-.......Bize İbn Umer'in kölesi olan Abdurrahmân ibnu Ab-
dillah ibn Dînâr babası Abdullah ibn Dînâr el-Adevî'den; o da İbnu Umer(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S): "Yalanlard an en büyük yalan, ru 'yasında görmediği şeyi iki gözüne göstermek iddiasıdır" buyurmuştur 78.

46- BÂB:
"İnsan uykusunda hoşlanmayacağı birşey gördüğünde o ru'yâyı kimseye haber vermesin ve onu
zikretmes in"

78 Hadîslerin başlığa delâletleri meydandadır. Her ikisi de geçen hadîslerin mavnasını kuvvetlen dirmekted ir. Görmediği hâlde ru'yâ görme iddiasının büyük günâh olduğu en belîğ şekilde ifâde buyurulmuştur.

58-.......Bize Şu'be tahdîs etti ki, Abdu Rabbih ibn Saîd şöyle
demiştir: Ben Ebû Seleme'den işittim, şöyle diyordu: And olsun ki, ben ru'yâ görürdüm de bu ru'yâ beni hasta yapardı. Nihayet Ebû Ka-tâde'den işittim, şöyle diyordu. Ben de ru'yâ görürdüm de, gördüğüm ru'yâ beni hastalandırır idi. Nihayet Peygamber(S)'den işittim, O şöyle buyuruyor du: "Güzel ru'yâ Allah tarafındandır. Sizden her-hangibiriniz sevmekte olduğu birşey gördüğü zaman bunu, kendisini seven kimselerd en başkasına anlatmasın. Hoşlanmayacağı birşey gördüğü zaman ise, bu ru'yânın şerrinden ve şeytânın şerrinden ("Eûzu billahi mine'ş-şeytânVr-racîm" diyerek) Allah'a sığınsın ve sol tarafına üç defa tüfleşin ve sakın bu kötü ru 'yasını
kimseye söylemesin. Çünkü bu suretle o çirkin ru'yâ kendisine zarar veremez".

59-.......Bana İbnu Ebî Hazım ile ed-Derâverdî, Yezîd ibn Ab-
dillah'tan; o da Abdullah ibnu Habbâb'dan; o da Ebû Saîd el-Hudrî-(R)'den tahdîs etti ki, o da Rasülu!Iah(S)'tan şöyle buyururke n işit-miştir: "Sizden biriniz sevdiği bir ru'yâyı görürse, bilsin ki, o Allah tarafından(b\r telkin)<#r. Ru 'yâ sahibi bu ru'yâsı üzerine Allah'a ham-detsin ve onu başkasına da söylesin. Buna aykırı, hoşlanmadığı bir ru 'yâ gördüğünde de muhakkak ki, bu ru 'yâ da şeytândandır. Bu hâlde ru 'yâ sahibi, ru 'yânın şerrinden Allah 'a sığınsın ve ru 'yasını kimseye söylemesin. Çünkü bu suretle o ru'yâ, sahibine zarar vermez"19.

79 Burada iki sahâbîden gelen bu hadîslerin başlığa delâletleri meydandadır. Bunlara yakın olan birer rivayetle ri "Ru'yâ Allah'tandır bâbı"nda da geçmişti. Bu hadîslerde geçmekte olan ihbar ve tahdîs lafızlarının birbirine yakın olduğunu "Giriş"te zikredip anlatmıştık...

47- TA'BÎR EDİCİ, TABİRDE İSABET ETMEDİĞİ ZAMAN RU'YÂTEFSİRİNİN İLK TA'BÎR EDİCİYE ÂİD OLACAĞI GÖRÜŞÜNEİ'TİKAAD ETMEYEN KİMSE BABI 8(l

60-.......İbn Abbâs (R) şöyle tahdîs ediyordu: Bir kişi Rasûlul-
lah(S)'a geldi de şöyle dedi:
— Ya RasûlAllah! Ben bu gece ru'yâmda yerle gök arasında bir bulut gördüm, ondan yere yağ ve bal yağıyordu. İnsanların da bu

80 el-Kirmânî şöyle dedi: Ru'yâ ta'bîr edicileri n sözleri içinde ilk ta'bîr edenin sözü mu'teberdir. O ta'bîrin yönünde isabet ettiğinde kabul olunur, isabet etmezse kabul olunmaz. Çünkü medar (yânî dönüş) ancak doğruya İsabet üzerine olur... Buna göre başlığın ma'nâsı burada verildiği gibidir. Bunun için Peygamber, Ebû Bekr'e "Bâzısında halâ ettin..." buyurmuştur...
Buhârî bu başlıkla Enes hadîsine işaret etmiş gibidir. Enes: Rasûlullah şöyle buyurdu, dedi de bir hadîs zikretti. Bu hadîste "Ru'yâ, ilk ta'bîr edicinind ir" fıkrası vardır. Bu hadîs zaîf olmakla beraber, bunun şahidi olan hadîsi Ebû Dâ-vûd, Tİrmizî, İbn Mâce hasen bir senedle rivayet etmişler, Hâkim de sahihtir demiştir... (Aynî).
yağdan ve baldan avuç avuç almakta olduklarım görüyordum. Kimi çok, kimi az topluyord u. Bu sırada yerden göğe bir ip uzandığını gördüm. Onun ardısıra Seni görüyordum ki Yâ RasûlAllah, Sen o ipe tutunup yukarıya (göğe doğru) yükseldin. Sonra o ipi başka bir kimse tuttu, o da yükseldi. Sonra başka bir kimse daha tutup bu (üçüncü kimse) de yükseldi. Sonra (dördüncü) biri tuttu. Fakat bu defa ip koptu. Sonra ip bağlanıp bitiştirildi. Bunun üzerine Ebû Bekr:
— Yâ RasûlAllah, babam anam Sana feda olsun! VAllahi beni bırakıp herhalde müsâade ediniz de, bu ru'yâyı ben ta'bîr edeyim! dedi.
Rasûlullah da:
—  "Haydi ta'bîr et!" diye izin verince, Ebû Bekr şöyle yordu:
— Bu zâtın gördüğü bulut, İslâm'dır. Ondan yağan yağ, bal Kur'-ândır. Onun tatlılığından çok veya az (kaabiliye t dereceler ine göre, müslümânlar) faydalana caklardır. Gökten yere erişen ip de, üzerinde bulunduğun hakk ve adalet ipidir. Sen onu tutuyorsu n. Allah da Sen'i yükseltiyor. Sen'den sonra o hakk ve adalet ipini başka birisi tutacak ve o iple yükselecek. Sonra başka birisi daha tutacak, o da yükselecek. Sonra bir kimse daha tutacak, fakat ip kopacak. Sonra orîun için bağlanıp, o da yükselecek.
Bu ta'bîrin sonunda Ebû Bekr:
— Yâ RasûlAllah, babam anam Sana kurban olsun! Bana haber versen, bu ta'bîrimde isabet mi ettim, yoksa hatâ mı ettim? diye sordu.
Rasûlullah:
—  "Bâzısında isabet, bâzısında hatâ ettin" buyurdu.
Ebû Bekr:
-
— Yâ RasûlAllah, hatâ ettiğim ciheti Allah rızâsı için bana haber versen! dedi.
Rasûlullah:
—  "Allah adına and vererek ısrar etme!" buyurdu 81.

81 Başlığa uygunluğu hadîsin sonundan alınır. Bunu Müslim de Ta'bîr'de getirdi. Ru'yâyı ta'bîr eden Ebû Bekr'in, Peygamber tarafından açıkça söylenmeyen isabetli ve hatalı yönlerinin araştırılması hadîs sarihleri için derin bir uğraşma ve ihtilâf konusu olmuştur. Bu araştırmalara göre bâzıları, Ebû Bekr'in hatâsı, Peygamber'in huzurunda ru'yâ ta'bîr etmesidir demiş. Fakat bu ru'yâ ta'bîrine âid bir hatâ değildir. Kaldı ki, Ebû Bekr, ru'yâyı Rasûlullah'tan izin alarak ta'bîr etmişti. Ru'yâ ta'bîrine âid hatâ iddia edenler, şu iki nokta üzerinde durmuşlardır: Birisi yağ ile balın yalnız Kur'ân ile ta'bîr edilmiş olmasıdır. Hâlbuki yağ ile bal, ayrı ayrı iki şey olduğundan, bunlar Kitâb ve Sünnet ile ta'bîr edilmeliy di. Öbürüsü de, elinde ip kopan Hz. Usmân idi. Meydana gelen fitne üzerine hakk ve adalet ipi kopmuş ve Hz. Usmân şehîd edilip, bundan sonra ip başkası için bağlanmıştı. Ebû Bekr ta'bîrinde ise, Usmân'm şehâdetinden Önce,

48- RU'YÂ TA'BÎRİNİ SABAH NAMAZININ ARDINDAN YAPMAK
BABI 82
onun için bağlandığını "Sonra onun için ulandı" sözü ile ifâde etmiştir. Hâlbuki ru'yâda Usmân ipe yapışmış, fakat ip onunla kopmuştur... Netîce, bunun tefsirind e doğru olan, ipin Usmân'm kavminden başka bir kimsenin velayeti üzerine bağlanmağa hamledilm esi idi, demişlerdir.
Ebû Bekr, ta'bîrindeki hatalı yerlerin bildirilm esini Allah adına and vererek rica ettiği hâlde, Peygamber'in bunu söylememesi, o fitne ve fesâd hâdiselerini açıklayıp da gönüllerde endîşe uyandırılması doğru olmadığı hikmetine dayanır. Ru'yâdan anlaşıldığına göre, Ebû Bekr ve Umer'in hilâfetleri zamanında fitne çıkmayacaktır. Hakîkaten de öyle olmuştur.
Bu hadîsin başka bir rivayetin de Ebû Bekr'in Peygamber'den sonra en güzel ve isabetli ru'yâ ta'bîr ettiğine dâir bir ziyâde vardır (Nevevî ve diğerleri). 82 el-Muhelleb'in söylediğinin özeti şudur: Ru'yâyı sabah namazının arkasında ta'bîr etmek, diğer vakitlerd en daha evlâdır. Çünkü ru'yâ sahibi, vaktin yakınlığından dolayı ru'yâsını iyi hıfzeder, ta'bîrcinin zihni de söyleyeceği şeyler hakkında huzurlu olur (Kastallânî).

61-....... Bize Ebû Recâ İmrân el-Utâridî tahdîs etti. Bize Se-
mure ibn Cımdeb (R) tahdîs edip şöyle dedi: Rasûlullah (S), sahâbî-lerine hitaben:
—  "Sizlerden herhangib iriniz ru'yâ gördü mü?" diye sormayı çok yapardı.
Semure dedi ki: Bunun üzerine Rasûlullah, Allah'ın anlatmasını istediği kimselere karşı anlatır, ta'bîrini yapardı. Bir gün sabah vakti bize kendi gördüğü ru'yâsını şöyle anlattı: "Bana bu gece iki kişi (yânı iki melek) geldiler. Onlar beni götürüyorlardı ve onlar bana:
—  Bizimle yürü! dediler.
Ben de onların beraberin de yürüdüm. Nihayet biz, yatmakta olan bir adamın yanına vardık. Bunun baş ucunda da elinde taş bulunan başka bir adam durmuş, o yatan adamın başını taşla vurup kırıyordu. Taşı başına her vurduğunda taş o tarafa yuvarlanıp gidiyordu . Atan adam da arkasından koşuyor ve onu tekrar alıp getiriyor du. O dönüp gelmeden, bunun başı iyi oluyor ve eski hâline dönüyordu. Sonra taşı getiren adam, yatan adamın üzerine dönüyor ve birinci defa yaptığı gibi tekrar onun başını ezme işini yapıyordu".
Rasûlullah dedi ki: "Ben bu iki meleğe:
—  Subhânaîlah! Bu iki adam nedir? diye sordum. İki melek bana:
—  Yürü, yürü! dediler".
Rasûlullah dedi ki: "Bizler yürüdük ve sonunda arka üstü yat-rmş bir adamın yanına geldik. Onun baş ucunda da elinde demirden çatal bir kanca bulunan Başka bir adam ayakta duruyordu . Ayakta duran adam, yatan adamın yüzünün bir tarafı üzerine eğiliyor ve ağzının yan tarafını tâ başının arkasına kadar kesip parçalıyordu. Yine onun boğazını da başının arkasına kadar kesip parçalıyor, gözünü de başının arkasına kadar yırtıp parçalıyordu".
Râvî dedi ki: Bazen Ebû Recâ "Yüşerşiru( = Keser)" yerine "Ya-şukku( = Ysirar)" ta'bîrini söylemiştir.
Rasûlullah dedi ki: "Sonra bu adam ağzın diğer tarafına geçiyor ve orasını da birinci yanını yaptığı gibi yarıp parçalıyordu. Bu kısmLparçalamayı bitirince ye kadar ağzın diğer yanı olduğu gibi iyileşiyordu. Sonra adam tekrar oraya dönüyor, orasını birinci defada yaptığı gibi kesip yarma yapıyordu".
Rasûlullah dedi ki: "Ben yine yanımdaki iki meleğe:
— Subhânattah! Bu iki adamın hâlleri nedir? diye sordum". Rasûlullah dedi ki: "İki melek bana:
—  Yürü, yürü! dediler.
Biz yine yürüdük ve tennûr gibi altı geniş, üstü dar bir fırın yanına geldik".
Râvî dedi ki: Zannederi m ki, O şöyle diyordu: "Bir de baktık ki, onun içinde karışık bağırmalar ve birçok sesler vardı".
Dedi ki: "Biz onun ağzına doğru baktık ki, içeride birçok çıplak erkekler ve çıplak kadınlar vardı. Onların aşağısından kendileri ne bir ateş alevi geliyordu . Onlara bu alev geldikçe, bağırıp çağırıyorlardı".
Rasûlullah dedi ki: "Ben yanımdaki iki meleğe:
— Bu çıplak erkekler ve kadınlar nedir? diye sordum". Dedi ki: "Melekler bana:
—  Yürü, yürü-! dediler".
Dedi ki: "Biz yine yürüdük ve bir nehir üzerine geldik".
Râvî dedi ki: Zannediyo rum ki, o şöyle diyordu: "Nehir kan gibi kırmızı idi. Baktık ki, bu nehrin içinde yüzmekte olan bir adam vardır. Nehrin kenarında da yanıbaşında birçok taşlar toplamış olan bir adam vardı. Nehirdeki bu adam yüzdüğünce yüzüp geliyor, sonra yanında taşlar toplayan adamın yanına geliyor, ve ona doğru ağzını açıyor. Kenardaki adam da ona bir taş atıp yutturuyo r, bunun üzerine nehirdeki adam yüzerek geriye doğru gidiyor. Sonra tekrar kenardaki ne doğru dönüp geliyor. Kenardaki nin yanına her dönüşünde kenardaki, onun ağzının içine bir taş atıyor ve ona taşı yutturuyo r".
Rasûlullah dedi ki: "Ben yanımdaki iki meleğe:
— Bu iki adamın hâli nedir? diye sordum. Onlar da bana:
—  Yürü, yürü! dediler".
Rasûlullah dedi ki: "Biz yine yürüdük ve sonunda görmekte olduğun en çirkin görünüşte olan çirkin manzaralı bir adamın yanına geldik. Bir de baktık ki, onun yanında yakmakta olduğu ve etrafında koşmakta bulunduğu bir ateş vardır".
Rasûlullah dedi ki: "Ben yine meleklere:
— Bu adamın hâli nedir? diye sordum". Rasûlullah dedi ki: "Onlar da bana:
—  Yürü, yürü! diye emrettile r.
Biz yine yürüdük, sonunda uzun ağaçlar ve bol bitkilerl e sarılmış bir bahçeye geldik. Bahçede baharın her bir çiçeğinden vardı. Bahçenin ortasında çok uzun boylu bir adam vardı ki, ben onun semâya doğru uzanan başını hemen hemen göremiyordum. Adamın etrafında da asla görmediğim kadar pek çok çocuklar vardı".
Rasûlullah dedi ki: "Ben yanımdaki iki meleğe:
— Bu uzun adam ve bu çocuklar nedir? diye sordum". Rasûlullah dedi ki: "İki melek bana:
—  Yürü, yürü! dediler".
Rasûlullah dedi ki: "Biz yine yürüdük ve sonunda büyük bir bahçeye vardık ki, ben asla ondan daha büyük ve ondan daha güzel bir bahçe görmüş değilim".
Rasûlullah dedi ki: "Yanımdaki iki melek bana:
— Bu ağaçların içinde yükseğe çık! dediler".
Rasûlullah dedi ki: "Biz meleklerl e o ağaçların içlerinde yükseklere doğru çıktık. Nihayet altın ve gümüşten tuğlalarla bina edilmiş olan bir beldeye ulaştık. Medine'nin kapısına geldik ve açılmasını istedik. Kapı bizim için açıldı. Kapıdan şehre girdik. Bizleri onun içinde birtakım adamlar karşıladılar ki, bunların vücûdlarımn yarısı görmekte olduğun en güzel insan şeklinde, diğer yarısı da görmekte olduğun en çirkin insan şeklinde idi".
Rasûlullah dedi ki: "Yanımdaki iki melek o insanlara:
— Gidiniz de şu nehir içine giriniz (ve onun hâlis suyu ile çirkin sıfatınızdan yıkanınız)/ dediler".
Rasûlullah dedi ki: "Orada enliliğine akmakta olan bir nehir vardı ki, sanki onun suyu süt kadar beyaz idi. O insanlar gittiler ve o nehrin içine girdiler. Sonra onlar kendileri nden o çirkin sıfatlar gitmiş olarak bizim yanımıza döndüler ve onlar en güzel surette dönmüşlerdi".
Rasûlullah dedi ki: "Melekler bana:
— Bu Medine, Adn Cenneti'dir, işte burası Sen 'in menzilind ir! dediler".
Rasûlullah dedi ki: "Gözlerim yükselip yukarıya doğru baktı ki, gökyüzündeki çok uzak bulut gibi bembeyaz bi