Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
  H *
ANASAYFA ARŞİV GİRİŞ KAYIT

imamhatip.com > İslâm > Hadis-Sünnet > Buhari ve Fihristi (Moderatörler: pozitif, MuH@CiR) > 94- KİTABU'L-AHKAM
Sayfa: [1]   Aşağı git
« önceki sonraki »
Favorilerime EkleYazdır
Gönderen Konu: 94- KİTABU'L-AHKAM  (Okunma Sayısı 424 defa)
maesselame 94- KİTABU'L-AHKAM : 19 Ocak 2007, 20:42:55
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
(Hükümler Kitabı)

1- YÜCE Allah'IN ŞU KAVLİ BABI:
'Ey îmân edenler, Allah 'a itaat edin. Rasûle ve sizden olan emir sahihleri ne de itaat edin... "
(en-Nisâ: 59) 2.

1  Hüküm, lügatte birşeyi başka birşeye isnâd ve isbât etmektir. İslâm hukukuna göre Hüküm, Allah Taâlâ'nın insanların hâl ve hareketle rine ilgili olan hitâb-lan, yânî emirleri nehiyleri dir. Bu emirler ve nehiyler ya îcâbîdir ki, bunların ilgilendiği işlerin yapılması yâhud bırakılması zaruri olur; yâhud da kulun arzu ve tercihine bırakılmış bulunur. Devlet başkanının ve işleri çözüp bağlama erbabının halk ve cemiyet hakkındaki emirlerin e, nehiyleri ne itaatin vucûbu da Allah'ın hükmü gereğidir.

2  ".... Ve aranızdan seçtiğiniz (ellerine millî nüfuz ve kudret verdiğiniz) emir sâ-hiblerine de itaat ediniz". Zeyd ibn Eşlem, bu âyetteki "Emîr sâhibleri"yle mu-râd, âmme velayetin i, millet nüfuz ve kudretini temsîl eden devlet adamlarıdır, demiş ve bu âyetten önceki âyeti okuyarak bu tefsîrindeki isabetini göstermiştir: "Şübhesiz ki Allah size emânetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmeylemenizi emreder. Allah bununla size gffek ne güzel öğüt veriyor. Şübhesiz ki Allah hakkıyle işitid, hakkıyle görücüdür" (en-Nisâ: 58)

1-.......ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana Ebû Seleme ihmi Abdir-
rahmân haber verdi ki, kendisi Ebû Hureyre(R)'den şöyle derken işit-miştir: Rasûlullah (S): "Her kim bana itaat ederse, Allah'a itaat etmiştir. Her kim bana isyan ederse, Allah'a isyan etmiştir. Her kim benim emîrime itaat ederse, bana itaat etmiştir. Her kim de benim emîrime isyan ederse, bana isyan etmiştir" buyurdu 3.
Bu iki âyette devlet kurumunun ve İslâm idare hukukunun en esaslı hükümlerine işaret olunmuştur ki, İslâm Ümmeti'nin ilk ve en önemli vazifesi, kendisine ehliyetli ve kudretli bir devlet başkanı seçmesi ve bu suretle devlet İdaresi kurmasıdır.

Diğer taraftan devlet idaresi kendileri ne birer emânet olarak verilen devlet adamlarına da millet üzerinde adaletle tasarruf etmeleri emrolunmuştur ki, bu da idare adamlarının en esaslı ve karşılıklı vazifesi bulunuyor .
Emir sâhiblerine itaat, milletle hükûmein karşılıklı seçim ve adalet vazîfe-lerİ gereğidir. Hukuken millet, devlet başkanını seçmek ve onun kurduğu hükümeti kabul etmekle "Emir sahihleri" denilen idare âmirlerine vekâlet vermiş oluyor. Vekilin âdil tasarrufl arını kabul etmek, müvekkil için hukukî bir zaruretti r. Bu sebeble meşru' ve âdil bir hükümete karşı isyan Allah'a ve Rasûlü'ne karşı isyan kabul edilmiştir.
Bu âyetteki kayıdlardan birisi de mü'minlere hitaben ilMinkum = Sizden olan" kaydıdır ki, ma'nâsı açıktır.Mü'minlerden olmayan ulü'1-emre itaat dînen vâcib kılınmamıştır. Bu hususta itaat değil, varsa bir ahde riâyet bahis konusu olacaktır... Fahru'd-dîn er-Râzî: Allah ve Rasûlü'nden sonra bir İçtimaî hey'et hâlinde kesin itaatleri vâcib kılınan ulü'l-emrden murâd hali ve akd erbabı denilen ve ittifakla rı bütün ümmeti temsil ederek Kitâb ve Sünnet'ten sonra doğrudan doğruya bir şer'î delîl teşkil eden icmâ ehli olması lâzım geldiğini, Allah ve Peygamber'e itaatten sonra en mutlak itaatin ancak bu olabileceğini, efrâd-ı ümerâ ve hükkâm ve ulemâya itaat de bunlardan birine müteferri' bulunduğunu müdellel ve mufassal bir surette beyân etmiştir... (HakkDîni, II, 1375
-1377).

3 Hadîs, meşru' emir sâhiblerine itaatin Allah'a ve Peygamber'e İtaat olduğu, bunlara isyanın da Allah'a ve Rasüle isyan olması düstûruna apaçık delâlet etmektedi r. Bunun bir rivayeti daha geniş bir metinle Mağâzî'nin sonlarında geçmişti.

2-.......Bana Mâlik, Abdullah ibn Dinar'dan; o da Abdullah
ibn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Dikkat ediniz! Herbirerl eriniz güdücüdür ve herbirerl eriniz elinin altındakilerden sorumludu r. Şöyle ki, insanlar üzerinde bulunan en büyük imâm (yânı devlet başkanı) da bir güdücüdür ve o da idaresi altında bulunanla rdan sorumludu r. Erkek, kendi ev halkı üzerinde bir güdücüdür, o da eli altındakilerden sorumludu r. Kadın da kocasının ev halkı ve çocukları üzerinde bir güdücüdür ve o da onlardan sorumludu r. İnsanın hizmetçisi de efendisin in malı üzerinde bir güdücüdür ve o da o malların korunmasından sorumludu r. Dikkat edin! Hâsılı herbirerl eriniz güdücü ve herbirerl eriniz güttüğünüz şeylerden sorumlusu nuz!" 4.


2- BÂB: EMİRLER KUREYŞTENDİR

4 Başlığa uygunluğu, başlık, imamlara itaat ve haklarını yerine getirmeni n vucû-buna delâlet etmekte ve yine böyle idare edilenler in işlerini yerine getirmek, imamlar ve idarecile r üzerine vâcib olduğuna delâlet etmesi bakımındandır. Bu kadar uygunluk da yeterlidi r.
Dîn bakımından güdücü ve güdülen olmadık hiçbir mükellef yoktur. Herkes bir bakıma güdücü ve diğer bakıma güdülendir. Cemiyetin her ferdi, başkasının ya zatına, ya malına güdücüdür. Hattâ kendi organları, kuvvetler i ve hasseleri nin güdücüsüdür. Bunlar, güzel muhafaza ile Allah'ın rızâsına aykırı işlerde kullanmam akla mükelleftir ve bundan sorumludu r. Bu hadîs, ferdî ve ic-timâî huzuru te'mîn edecek muazzam bir düstûrdur. Bunun bir rivayeti Cumu-a'da geçmişti.

3-.......Bize Şuayb tahdîs etti. ez-Zuhrî şöyle demiştir: Muham-
med ibn Cubeyr ibn Mut'ım, Kureyş tarafından elçilikle gönderilen bir hey'et arasında bulunduğu hâlde, Muâviye'nin huzurunda iken geçen bir vak'ayı ve ondan işittiklerini şöyle rivayet etmiştir: Abdullah ibn Amr ibni'l-Âs'ın "Kahtânîler'den birisi ileride melik olacaktır" diye tahdîs ettiğini Muâviye duymuştu. Bundan sinirlene n Muâviye (hey'et karşısında) ayağa kalkıp, Allah'ı şanına lâyık sıfatlarla sena etti. Sonra "Amma ba'du" (fasıl hitâbıyle söze başlayıp şöyle) dedi:
— Ey Kureyş hey'eti! Kesin olarak bildirild iğine göre, sizden bâzı kimseler Allah'ın Kitâbı'nda olmayan, Rasûrullah(S)'tan nakledilm eyen birtakım hadîsler tahdîs ve naklediyo r oldukları bana ulaştı. Emîn olunuz ki, onlar, sizin câhillerinizdir. Ben, sahibini delâlete sürükleyen bu bâtıl sözlerden sizleri sakındırırım. Çünkü ben Rasûlullah(S)'-tan: "Şu hilâfet işi Kureyş'te bulunacak tır. Onlar dînî vecîbelerini îfâ ve adalet icra ettikleri müddetçe, onlara hiçbir kimse düşmanlık ede-miyecektir. Eğer onlar dînden, adaletten saparlars a, bu hâlde Allah Kureyş'i yüzüstü ateşe sürçtürür" buyururke n işittim, dedi.
Bu hadîsi İbnu'l-Mübârek'ten; o da Ma'mer'den; o da Zuhrî'-den; o da Muhammed ibn Cubeyr'den rivayet etmekte Nuaym ibn Hammâd, Şuayb'e mutâbaat etmiştir5.

5 Başlığa uygunluğu hadîsin sonundadır. Bunun bir rivayeti Kureyş'in Menkabe-leri bâbı'nda geçmişti.
Abdullah ibn Amr Tevrat okur ve orada gördüğü şeyleri Rasûlullah'a is-nâd etmeksizi n, bir Tevrat haberi olarak naklederd i. Bu arada Kahtân'dan bir melik çıkacağını da nakletmişti. Muâviye, emirliği zamanında bunu duymuş, ve kızarak Kureyş hey'eti karşısında bu konuşmayı yapmıştır.
Tenbîh: Zaman değişip de putlara ibâdet olunmadıkça kıyamet kopmaz bâbı'nda Ebû Hureyre'den: "Kahtân'dan bir adam çıkıp da asâsıyle insanları sev-ketmedikçe kıyamet kopmaz" hadîsi vardır. Bunda Kahtânlı Melik'in, zamanın âhirinde îmân ehlinin kabzediim esi sırasında olacağına işaret vardır. Abdullah

4-.......Bize Âsim ibn Muhammed tahdîs edip şöyle dedi: Ben
babam Muhammed ibn Zeyd'den işittim, o şöyle diyordu: Dedem İbn Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S): "Kureyş'ten iki kişi kaldıkça, şu hilâfet işi Kureyş'ten zail olmaz" buyurdu 6.

3- HİKMETLE HÜKÜM VERENİN ECRİ BABI
Çünkü Yüce Allah'ın şu kavli vardır:
'Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse,
onlar fâşıkların tâ kendileri dir"
(el-Mâide: 47) 7.
ibn Amr'in bu hadîsi Ebû Hureyre'nin bu merfû' hadîsine muvafık olunca, Muâviye'nin inkârının asla ma'nâsı yoktur... (Bunu İbn Hacer söyledi) (Kastallâ-nî).

6  Bunun bir rivayeti Menkabele r'de geçti, Müslim de bunu Mağâzî'de getirmiştir.

7  Buhârî burada zikrettiği âyetle yetindi. Bunlar 44., 47., 50. âyetlerde "Onlar zâlimlerdir", "Onlar kâfirlerdir" diye sıralanan hükümlerdir. "Her kim Allah'ın indirdiği hükümler ile hükmetmezse, işte bunlar da /âşıktırlar", Yânî Allah'ın hükmünden veya îmândan çıkmış kimselerd ir... Ya Allah'ın hükmüne îmân ettiği hâlde o hükümden hârice çıkmış âsî bir fâsıktır. Veya o gün onu kalben de tanımamak veya istihfaf etmekle îmândan çıkmış kâfir bir fâsıktır. Ve her iki hâlde fâsık, cezasına hakk kazanacak tır. Binâenaleyh Tevrat'a mutabık hükmü kabul etmeyen Yahûdîler, İncîl'e mutabık hükmü kabul etmeyen Hnstiyan-lar kendi nazarlarında ve i'tikaadlar mda dahî kâfir veya zâlim veya fâsıktırlar, veya hepsidirl er. Kezâlİk bunlara benzeyenl er de bunlar gibidirle r. Küfürleri ilâhî hükmü inkâr veya küçük görmelerinden, zulümleri, hakk mi'yân olan ilâhî hükmü atıp başka hükümler ile hükmettiklerinden, fıskları da Hakk'ın hükmünden dışarı çıktıklarından dolayıdır. Şu hâlde ya bu üç vasfın hepsi birlikted ir veya herbiri hükümden imtinaa eklenmiş olan bir hâle göre müstakili sıfatlardandır {Hakk Dîni, II, 1695-1696).

Hilâfet'te KureyşIi Olmanın Şart Kılınmasmdaki Hikmet ve Sakıt Olmasının Keyfiyeti
Hilâfet'ten esâs gaye olan şeriat hükümlerini tenfîz ve ümmetin işlerini tanzîm, kuvvet ve iktidara dayanmış bulunduğundan, hilâfetin şartlarından asıl ve akdemi, kuvvet ve kudrettir . İslâm'ın evvelinde Kureyş kabilesi büyük bir aşiret idi ki, şeref, haseb, nç-seb, sayı çokluğuyla ve mülkün muhafazasında, ümmetin işlerini görmekte, şeriat hükümlerini infazda kuvvet ve kudret cihetinde n diğer kabileler den daha üstün durumda idi. Binâenaleyh, hilâfet vazifesin i icraya Kureyş kabilesin de fevkalâde liyâkat ve isti'dâd bulunmakt aydı. İşte bundan dolayıdır ki, Peygamber "İmâm Kureyş'tendir" hadîsi ile hilâfet işini Kureyş kabilesin e tahsis buyurmuştur. Yoksa bu hadîsten maksad, Kureyş'in sırf Peygamber'in sülâlesine intisâblan demek değildir. Çünkü "Bizpeygam berler mîrâs bırakmayız" hadîsi ile peygamber lerin mîrâs bırakmadıkları açıklanmıştır. Binâenaleyh birinci hadîs ile hilâfet ve imametin Kureyş kabilesin e tahsis buyurulma sı, o hilâfetin en önde gelen şartı olan kuvvet ve kudretin onlarda tamamen mevcûd bulunmasına dayanmakt aydı.
Peygamber vefat ettiği gün, Kureyş ile Ensâr halîfe seçimi için Benû Sâide sakîfesinde toplandıktan sonra Ensâr "Kureyş'ten bir emîr, Ensâr'dan bir emîr ta'yîn olunmak" fikrini ortaya almışlarsa da, Kureyş kabilesi o sırada hilâfetin hem sıhhat ve hem evlevi-yetinin şartlarını tamamen hâiz olup, her cihetten hilâfete ehliyet ve istihkaak ları bulunduğundan, Ebû Bekr "İmâm Kureyş'tendir" hadîsini hüccet getirerek, Ensâr'ı susturup hem Muhacirle r, hem de
Ensâr topluluğu beraberce Ebû Bekr'e bey'at etmişlerdi. Bu şekilde hilâfet makaamı Kureyş'in idaresine geçmiş oldu. Bu târihten i'-tibâren hilâfet makaamı Râşid Halîfeler zamanında kamilen (noksansız), Emevî ve Abbasîler zamanlarında da noksan olarak Kureyş kabilesin in uhdesinde bulundu.
Fakat Abbasî Saltanatı'nın sonlarında, şevket ve satvetler ine, kuvvet ve kudretler ine bir zayıflık ve bozukluk ânz olarak, hilâfetin ilk önde gelen şartım kaybettil er. O sırada nüfuz ve iktidar kazanmış olan Deylem ve Selçuk kabîleleri, bunca zamandan beri Kureyş kabilesin in uhdesinde devam etmiş olan İslâm Hilâfeti'ni uhdelerin e aldılar...

Daha önce arzedilen Hilâfet'in Hâşim ve Kureyş kabileler ine mensûb olması, hilâfetin sıhhatinin şartı olmayıp, evleviyet inin şartı olduğundan, ihtiyâç ânında sakıt olacağına ve binâenaleyh Kureyş kabilesin e mensûb olmayan halîfenin de hilâfeti sahîh olduğuna İslâm âlimlerinin pekçoğu kaail olmuşlardır. Sahîh-iMüslim'de de: "Sizdin üzerinize başı kuru üzüm gibi siyah Habeşli bir köle ta'yîn olunsa, onu dinleyip itaat ediniz" ve "Sizleri Allah Kitâbı'na göre idare edecek olan emîriniz Habeşli bir köle olsa bile ona itaat ediniz" hadîsleri... ile KureyşIi olma şartının ortadan kalkarak, KureyşIi olmayan halîfenin hilâfeti sahîh olduğunu açıklamışlardır.
Binâenaleyh Emevî ve Abbasî halîfelerinin hilâfeti nasıl sahîh ise, sıhhatinin şartlan bulunduğunda Selçuklu ve Osmanlı pâdişâhlarının hilâfetleri de sahîh olmuştur...
Şu kadar var ki, gerek Emevî ve Abbasî ve gerekse Selçuklu halîfelerinin, hilâfetin hem sıhhat ve hem evleviyet inin şartlarını tamamen üzerlerinde toplamamış olduklarından, Râşid Halîfeler devrinde olduğu gibi, hilâfetleri kâmil değildir. Bunda ise Osmanlı Halîfesi ile Abbasî ve Emevî Halîfesi arasında asla fark yoktur. Binâenaleyh gerek Emevî, Abbasî; gerekse Selçuklu ve Osmanlı olsun, bir halîfeye bey'at olundukta n sonra

"Allah'a ve Rasûlü'ne ve sizden olan emir sahihleri ne itaat ediniz" (en-Nisâ: 59) âyeti gereğince, bütün müslümânların ve himâyesi altında bulunan gayrimüslimlerin, halîfeye itaat ve boyun eğmeleri vâcibdir. (İskilipli Mehmed Atıf, Şeriat Medeniyet i, Şâmil Yayınevi, İstanbul, 2. baskı, s.25-28).
Hamîdullah'ın Rasûlullah Muhammed (İrfan Yayınevi, 1973) adlı eserinin 323. sahîfesinde bu hadîsle ilgili güzel bir tevcih daha vardır. Oradan bir paragraf:
"İmamlar (devlet başkanları) Kureyş'tendir" şeklindeki hadîsin ne sebeb ve ne münâsebetle söylenmiş olduğu ma'lûmumuz değildir. Ben şahsen bu hadîsin bir emir değil de, olacak şeyi önceden haber vermeftebşîrjden ibaret olduğu görüşündeyim...
Hz. Umer daha sonra ölüm döşeğinde iken kendi yerine geçecek olan kimseyi ta'yîndetereddüd içinde iken: "Âh! Şayet Huzey-fe'nin âzâdlı kölesi Salim hayâtta olsaydı, hiç tereddüdsüz onu, yerimi alacak kimse olarak gösterirdim" sözünü tekrarlayıp durmuştur. İşte bu Salim, bir Kureyşli değildi."

5-.......Abdullah ibn Mes'ud (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S)
şöyle buyurdu: "İki hasletten başkasına hased olunmaz. Bunlar da Allah'ın kendisine bir mal verip de o malı hakk yolunda tüketmeye muktedir kıldığı kimse, diğeri de Allah'ın kendisine hikmet verdiği, o da hu hikmetle hükmeder ve onu başkalarına öğretir olan kimsedir"'8.

4- İMÂMIN (DEVLET BAŞKANININ, ONUN TA'YÎN ETTİĞİEMİRLERİNİN) Allah'A MA'SİYET OLMAYAN EMİRLERİNİDİNLEMEK VE İTAAT ETME(NİN VUCÛBU) BABI

6-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle
buyurdu: "Sizler valilerin izin, kumandanl arınızın emirlerin i dinleyini z ve onlara itaat ediniz; üzerinize ta'yîn olunan vâlî, başı siyah kuru üzüm gibi Habeşli bir köle olsa bile"9.

8  Başlığa uygunluğu "Allah'ın hikmet verdiği, da bu hikmetle hükmeder ve onu başkalarına öğretir olan kimsedir" sözündedir.
Bunun birer rivayeti İlim ve Zekât'ta da geçmişti. Bundaki hased, meşhur ma'nâsmca hased değil, gıbtadır. Bir kimsenin diğer kimsenin hayır ve güzelliklerine gıbta etmesi ve ondan meydana gelen güzel amellerin benzerler inin, kendinden de meydana gelmesini temenni edip tahsil yollarını araması kötülenmiş değil, makbuldür. Kötülenmiş olan, hakîkî haseddir ki, hased edilenin ni'meti-nin gitmesini temennî etmektir.

9 Âmil, büyük küçük bir yeri idareye hükümet tarafından ta'yîn edilen vâlî ve emîre denir. Benzetme yönü saçlarının kara, kıvırcık, kısa ve başının küçük olması gibi şeylerdir. Bu hadîsin bir rivayeti Namaz Kitâbı'nda da geçmişti. Köle-

7-.......İbn Abbâs (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Her kim emîrinden kerîh gördüğü bir iş meydana geldiğini görürse, onun fenalığına sabretsin (isyan etmesin)/ Çünkü her kim (İslâm) camiasından bir karış ayrılır da ölürse, muhakkak o, Câhili-yet ölümü ile ölür" 10.

8-.......Bana Nâfî\ Abdullah ibn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Devlet âmirlerinin sevdiği yâhud sevmediği hususlard aki emirlerin i dinlemek ve ma'siyetle emrolunma dıkça itaat ve icabet etmek müslim kişi üzerine vâcib bir haktır. Ma'siyetle emrolunduğu zaman da onları dinlemek ve boyun eğmek yoktur" buyurmuştur n.
nin emîrlik ve vâlîliği sahîh olunca, arkasında namaz kılmak da sahîh olmak lâzım gelir.

10 Bunun bir rivayeti Fiten'de geçmişti. Müslim de Mağâzî'de getirmiştir.

İl İtaatin vâcib olmaması, isyan ve ihtilâlin vucûbunu gerektirm ez, itaatin mecburî olmamasıyle İsyan mecburiye ti arasında mülâzemet yoktur. Kötü emîrler ve idarecile r hakkında âlimlerin görüşü şudur: Bir fitneye, bir fesada, bir zulme sebeb olmadan azl ve düşürülmesi mümkin olursa def etmek, mümkin olmazsa sabretmek ve kalben onun küfür ve ma'siyetini inkâr eylemek. Bunun bir rivayeti Cihâd'da da geçmişti.

9-.......Alî ibn Ebî Tâlib (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) bir
seriyye gönderdi de başlarına Ensâr'dan bir adamı kumandan ta'ym etti ve askerlere kumandanl arına itaat etmelerin i emretti. Yolda kumandan maiyyetin e öfkelendi de:
— Peygamber (S) bana itaat etmenizi emretmiş değil mi? dedi. Askerler:
— Evet emretti! dediler. Kumandan:
— Kat'î olarak size emrettim ki, muhakkak odun toplayaca ksınız ve bir ateş yakacaksınız, sonra da ateşin içine gireceksi niz! dedi.
Sahâbîler odun topladılar, bir ateş yaktılar. (Bâzısı) ateşin içine girmeyi kasdettik leri zaman, bir kısmı diğer bir kısmına bakmaya ve:
— Bizler Peygamber'e ancak ateşten kaçmak için tâbi' olmuşuzdur; böyle iken şimdi biz bu ateşe girer miyiz? dedi.
Onlar böyle konuşma yaptıkları sırada ateşin alevi söndü ve kumandanın da öfkesi sâkinleşti. Sonra bu vak'a Peygamber'e zikrolu-nunca, Peygamber (S):
—  "Eğer mucâhidler bu ateşe girseler di, ebediyyen ondan dışarı çıkamazlardı. Çünkü âmire itaat, ancak ma'kûl ve meşru' olan emirler hakkındadır" buyurdu 12.

12 Bunun bir rivayeti Mağâzî, Peygamber'in bir askerî birlik göndermesi bâbı'nda geçmişti. Bu birliğin üçyüz yâhud dörtyüz kadar olduğu, kumandanının da Abdullah ibn Huzâfe es-Sehmî olduğu bildirilm iştir.
Eğer bu emirle ateşe girselerd i, İntihar etmiş ve ebeden ateşte kalmış olacaklar dı.
"Halika ma'siyette mahlûka itaat yoktur" ve "Tâat ancak ma'rûftadır" hadîsleri de bunu te'yîd edicidir. Şu hâlde âmirin her emri, me'mûru mes'ûli-yetten kurtarmağa kâfi gelmez. Bi'1-farz bir me'mûr, âmirinin emriyle rüşvet alsa veya hırsızlık yapsa, mes'ûliyetten kurtulama z. Bu ma'nâ "Amirin kaanû-na aykırı emri, me'mûru mes'ûliyetten kurtarmaz" diye de ifâde olunur (Hakk Dîni, II, 1375).
Logged



Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
Reklam

reklam
94- KİTABU'L-AHKAM
« : 19 Ocak 2007, 20:42:55 »

 Logged
maesselame Ynt: 94- KİTABU'L-AHKAM : 19 Ocak 2007, 20:49:25
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
5- BÂB:
"Emirlik ve idarecili k istemeyen kimseye; Allah bu işte ona yardım eder".

10-.......Abdurrahmân ibn Semure (R) şöyle demiştir; Peygamber (S) bana şu öğüdü verdi:
— "Yâ Abderrahmân! Sen kimseden emirlik isteme! Eğer sen isteyerek sana emaret ve başkanlık verilirse, istediğin şey ile yalnız bırakılırsın. Eğer emirlik ve başkanlık, sen istemeden sana verilirse, (Allah tarafından) emirlik işi üzerinde yardım olunursun . Bir de sen birşeye yemîn edip de başkasını ondan daha hayırlı gördüğünde, yemininde n keffâret verip, o hayırlı işi işle!" 13.

6- BÂB:
"Emirlik isteyen kimse, emirlik işinde yalnız bırakılıp yardım olunmaz".

13 Abdurrahmân ibn Semure, Mekke fethi günü müslümân olmuştu. Abdu'ş-Şems evlâdından ve Mekke'nin eşrafından olduğundan, İslâm'da da emirlik gibi şerefli bir vazife adaylarından idi. Peygamber ona, kendiliğinden emirlik istememes ini, fakat millet tarafından teklif olunursa kabul etmesini ve bu suretle Allah'ın yardımına nail olacağını vasiyet etmişti. Nitekim Abdurrahmân Irak fetihleri nde çalışmış, Sîcİstân ile Kabil, Abdurrahmân'm eliyle fetholuna rak buralarda teklif olunan emirlikle rde bulunmuştur.
Hadîsteki emaretten maksad, devlet nüfuz ve kudretini temsil eden millî büyük makaamlar dır. Bu makaamların arkasında koşan İhtiraslı kişilerin bu ma-kaamlara getirilme mesine de işaret buyurulmuştur.


11-.......Abdurrahmân ibn Semure (R) şöyle dedi: Rasûlullah
(S) bana şöyle buyurdu:
— "Yâ Abderrahmân ibn Semure! Sakın sen emir olmak isteme! Eğer sen isteyerek sana emirlik verilirse, istediğin şey ile yalnız bırakılırsın (Allah'ın yardımına nail olamazsın). Eğer emirlik ve başkanlık, sen istemeden sana yöneltilirse, bu iş üzerine yardım olunursun . Bir de sen bir şeye yemîn eder de başkasını ondan daha hayırlı gördüğünde, yemininde n keffâret verip o hayırlı olan işi işle!" u.

7- EMİRLİK İSTEĞİ ÜZERİNE HIRSLI OLMANIN MEKRÛHLUĞUBABI

12-.......Bize İbnu Ebî Zi'b, Saîd el-Makburî'den; o da Ebû Hu-
reyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki sizler emarete (yüksek idare mevki' ve makaamlarına) çok hırslı oluyorsun uz- Hâlbuki emaret (kötü idarecile r için) kıyamet gü-

14 Bu da aynı hadîsin başka yoldan bir rivayeti olup, başlığa delâleti açıktır. Bunların da birer rivayeti Nezirler ve Keffâretler'de geçmişti.
nünde nedamet olacaktır. O yüksek mevki' ne güzel süt-anadır (emmekle doyulmaz), fakat ondan ayrılmak da memeden fena bir ayrılıştır (ki, hüznü çekilmez)/"15.
Ve Muhammed ibn Beşşâr şöyle dedi: Bize Abdurrahmân ibnu Humrân tahdîs etti. Bize Abdulhamîd ibn Ca'fer, Saîd el-Makburî'-den; o da Umer ibnu'I-Hakem'den; o da Ebû Hureyre'den, onun kavli olarak tahdîs etti16.

13-.......Ebû Mûsâ (R) şöyle demiştir: Ben, beraberim de kavmim Eş'arîler'den iki kimseyle Peygamber'in huzuruna girmiştim. O iki adamdan biri:
—  Yâ RasûlAllah, beni bir me'mûriyete ta'yîn et! dedi. ~ Diğeri de bunun gibi bir me'mûriyet istedi.
Bunun üzerine Rasûlullah (S):
—  "Biz bu iş üzerine onu isteyen ve ona hırslı olan kimseyi ta'-yîn etmeyiz" buyurdu ı7.

8- BİR TOPLULUĞU KORUYUP GÖZETLEMEK VAZİFESİ VERİLİP DE O TOPLULUĞA NASİHAT ETMEYEN KİMSE BABI

15  Yânî yüksek mevki'in başlangıcı ne güzel bir süt-anadır! Sonu da ne acı sütten kesicidir! Hadîste kötülenen, me'mûriyet değil, fakat me'mûriyet ihtirasıdır;bu ihtiras ile mevki' ve makaam talebinde bulunmaktır.
16  Buhârî burada hadîsin başka bir yolunu göstermiş olmaktadır.

17  Hadîsin başlığa delâleti gayet açıktır. Hadîsteki emaret, yine devlet nüfuz ve kudretini temsîl eden büyük me'mûriyetlerdir. Hadîste bu makaamlar a istekli ve hırslı kişilere geçirilmemesine işaret olunmuştur.  "Tâlibu't-tevliyeti Iâ-yuvellâ = Âmme velayeti ve nüfuzunu almak talebinde bulunan bir kişiye âmme velayeti yöneltilmez" düstûru, İslâm idare hukukunda en mühim düstûrlardan birisidir .

14-.......Bize Ebû'l-Eş'as, Hasen Basrî'den tahdîs etti ki, (Basra Emîri) Ubeydulla h îbnu Ziyâd, Ma'kıl ibn Yesâr(R)'ı vefatı hastalığı içinde ziyaret etmişti. Ma'kıl, İbnu Ziyâd'a şöyle dedi:
— Ben sana Rasûlullah'tan işittiğim bir hadîs tahdîs edeceğim: Ben Peygamber(S)'den şöyle buyururke n işittim: "Bir kul ki, Allah onu halkı görüp gözetmek üzere vâlî kılar da, o, hayırlı irşâdiyle halkı muhafaza etmezse, elbette o kişi cennet kokusu koklayama yacak-

15-.......Hasen Basrî şöyle demiştir: Biz Ma'kıl ibn Yesâr(R)'a

18 Ubeydulla h ibn Ziyâd, Muâvİye ve oğlu zamanında Basra vâlîsi idi. Taberânî'-nin el-Mu'cemu'l-Kebîr'inde şu vardır: Hasen Basrî dedi ki: Günün birinde Mu-âviye sefih, kandökücü Ubeydulla h ibn Ziyâd'ı Basra'ya vâlî gönderdi, Vâlî kan dökmeğe başladı. O sırada sahâbîlerin büyüklerinden Abdullah ibn Mu-ğaffel (R) aramızda bulunuyor du. Bir gün bu zât, Vâlî îbn Ziyâd'm yanma gitti ve ona:
—  İşlediğin bu fenalıklardan vaz geç! dedi. O da:
—  Sen kim oluyorsun ki, böyle emrediyor sun? diye karşıladı. İbnu Muğaffel onun yanından çıktı, doğru mescide gitti. Biz:
—  Şu sefihin sözüyle halka karşı ne yapacaksın? dedik.
— Ben bilirim ki, İbn Ziyâd, zina mahsûlü bir **tir. Bu hakikati mescidde halka i'lân etmeden ölmek istemiyor um! dedi.
Sonra çok geçmedi, vefatına sebeb olan hastalığa tutuldu. Hastalığı sırasında Vâlî Ubeydulla h hasta ziyaretin e geldi. İbnu Muğaffel bu sırada Ma'kıl ibn Yesâr'm bu hadîsini Vâlî'ye söyleyerek, uyanmaya çağırdı... (Kastallânî).lde ölürse, muhakkak Allah cenneti haram etmiştir" I9.                                  «"«/t/tu/c ^//<m

9- BÂB: İNSANLAR ÜZERİNE MEŞAKKAT GİRDİREN KİMSEYE Allah DA MEŞAKKAT VERÎR

16-.......Tarîf Ebû Temime şöyle dedi: Ben, tabiî âlimi Safvân
Nibn Muharnz'a, sahâbî Cundeb ibn Abdillah el-Becelî'ye ve Safvân'm arkadaşlarına, bir mecliste hâzır bulunup şâhid oldum. Cundeb onlara vasiyet ediyordu. Safvân ve arkadaşları Cundeb'e:
—  Sen RasûlulIah(S)'tan herhangi birşey işittin mi? dediler (de onu söylemesini istediler).
Cundeb de onlara şöyle dedi:
— (Evet.) Ben RasûluIIah(S)'tan işittim: "Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, kıyamet gününde Allah da onun rüsvâytığını duyurur" buyuruyor du. Yine Rasûlullah: "Her kim de halka meşakkat ve zah-
19 Bu da aynı hadîsin başka yoldan bir rivayetid ir, başlığa delâleti açıktır. Bu hadîsler halkı güzel koruyup gözetmeyen zâlim idarecile re şiddetli bir vaîddir.
met verirse, Allah da kıyamet gününde o kimseyi azâb ile cezalandırır" buyurdu.
Bunun üzerine tabiîler Cundeb'e:
—  Bize daha vasiyet et! diye rica ettiler. Cundeb de şöyle dedi:
—  "İnsanın (öldükten sonra) ilk önce kokuşan organı karnıdır. Her kim şübheli kazançlardan çekinip yalnız halâl lokma ile geçinmeye gücü yeterse, bunu yapsın! Her kim de kendisiyl e cennet arasını (haksız yere) döktüğü kan ile dolu eliyle ayırmamaya gücü yeterse, bunu da yapsın!"
(Buhârî Sahîh'inm râvîsi Firabrî şöyle dedi:) Ben, Ebû Abdillah Muhammed ibn îsmâîl el-Buhârî'ye:
—"Bu hadîsi Rasûlullah'tan işittim" diyen Cundeb midir? diye sordum.
el-Buhârî.
—  Evet Cundeb'dir! diye cevâb verdi 20.

10- YOLDA İKEN HÜKMETMEK VE FETVAVERM EK BÂRI
Merv Kaadısı Yahya ibnu Ya'mer yolda hüküm vermiş, eş-Şa'bî de kendi evinin kapısı Önünde hüküm
vermiştir 21.

20 Hadîsin ikinci fıkrası zahirdeki rivayet şekline göre mevkuftur, yânî mecliste hazır bulunanla r Cundeb'den daha nasîhat etmesini istedikle rinde, o da: "Öldükten sonra insanın ilk kokuşan kısmı karnıdır... " diye söze başlamış ve bunu Rasûiullah'a yükseltmemiştir. Fakat bu, hükmen Rasûlullah'a yükseltilmiş olup merfû'dur. Çünkü râvî Cundeb, bunu kendi re'yi >'e söylemiş değildir. Nitekim mevkuf olmak şübhesini gidermek ve hükmen merfû' olduğunu tesbît etmek için Buhârî'nin râvîlerinden Firabrî, bunu Buhârî'ye sormuş, o da cevâbında açıkça "Evet Cundeb'dir" diye beyân etmiştir.

21  Merv Kaadısı Yahya ibn Ya'mer'in hükmünü İbnu Sa'd Tabakaat'mda senediyle getirmiş. Şa'bî'ninkini de yine İbn Sa'd rivayet etmiştir.

17-.......Enes ibn Mâlik (R) tahdîs edip şöyle demiştir: Ben ve
Peygamber (S) beraber mescidden çıktığımız sırada mescid kapısı üzerindeki gölgeliğin yanında bize bir adam kavuştu da:
— Yâ RasûlAllah! Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu.  I Peygamber de ona:
—  "Sen kıyamet için ne hazırladın?" diye sordu.
O adam sanki boyun eğdi (yâhud bir hâlden diğer bir hâle geçti), sonra da:
— Yâ RasûlAllah, ben âhiret için oruçtan, namazdan, sadakadan çok bir hazırlık yapmadım. Lâkin ben Allah'ı ve Rasûlü'nü seviyorum! diye cevâb verdi.
Rasûlullah:
—  "Sen sevdiğin kimse ile berabersi n!" buyurdu 22.

11- PEYGAMBER(S)'E ÂİD (HUZURUNA İNSANLARINGİRMELERİNE MÂNİ OLACAK) KAPICILAR OLMADIĞININZİKREDİLMESİ BABI

22 Başlığa uygunluğu "Mescidin süddesi yanında" sözünden alınır. Çünkü "Südde" evin önündeki saha yâhud evin kapısı yâhud kapıyı yağmurdan, güneşten korumak için yapılan kapı üzerindeki gölgelik ma'nâlarına gelir.
Hadîsin bir haylî rivayetle ri vardır. Bunlardan biri Edeb'de "Allah'ı sevmenin alâmetleri bâbı"nda geçmişti.
Hadîsin bir rivayetin de Enes ibn Mâlik şöyle demiştir: Biz:
— Yâ RasûlAllah, âhirette biz de sevdikler imizle beraber miyiz? diye sorduk.
— "Evet berabersi niz!" diye tasdik buyurdu. Biz bu cevâbdan pekçok israh ve sevinç duyduk.

18-.......Bize Sabit el-Bunânî tahdîs etti ki, Enes ibn Mâlik (R)
kendi ehlinden bir kadına hitaben:
—  Sen fulânca kadım tanıyor musun? diye soruyordu . O kadın:
—  Evet ben onu tanıyorum, dedi.
Enes şöyle dedi: Peygamber (S), o kadın bir kabir yanında ağlamakta iken yanına uğradı da ona:
—  "(Ey Allah'ın dişi kulu!) Allah'tan kork ve sabreyle!" buyurdu.
Kadın:
— Haydin benden uzaklaş! Çünkü Sen benim musibetim den boşsun (yânî musîbetlenmiş değilsin)! dedi.
Enes dedi ki: Bunun üzerine Rasûlullah o kadından öteye geçti ve yürüdü. Arkasından o kadının yanına bir adam (Fadl ibn Abbâs) uğradı ve ona:
—  Rasûlullah sana ne söyledi? diye sordu. Kadın ona:
—  Ben O'nun Rasûlullah olduğunu tanımadım, dedi.
O zât:
—  Şübhesiz ki, O elbette Allah'ın Rasûlü'dür, dedi.
Enes dedi ki: Akabinde o kadın Peygamber'in kapısına geldi de, O'nun kapısı yanında hiçbir kapıcı bulmadı ve:
— Yâ RasûlAllah! Allah'a yemîn ederim ki, ben Seni tanıyamadım! dedi.
Pevşamber de ona:
—■ "Sabrın kemâli, musibetin birinci darbesi sırasındadır'''buyurdu23 .

23 Başlığa uygunluğu "Kadın, Peygamber'in kapışma geldi de O'nun kapısı yanında hiçbir kapıcı bulmadı" sözündedir. Bu hadîsin bir başka yoldan rivayeti Cenâzeler'de, "Kabirleri ziyaret bâbı"nda geçmişti. Müslim'in bir rivayetin de "Kendi çocuğu üzerine ağlıyordu" şeklinde gelmiştir.

12- HÂKİM, ÖLDÜRÜLMESİ VÂCİB OLAN KİMSE ÜZERİNEÜSTÜNDE BULUNAN İMÂMDAN. BUNUN İÇİN AYRICA İZİNALMAKSIZIN ÖLDÜRMEKLE HÜKÜM VERİR BABI

19-.......Bize babam Abdullah ibnu'l-Musennâ, babasının amcası Sumâme'den tahdîs etti ki, Enes ibn Mâlik (R) Kays ibn Sa'd (ibn Ubâde el-Ensârî el-Hazrecî) Peygamber(S)'in önünde emîr tarafından (emniyeti korumak için ta'yîn olunmuş bulunan) şurtalar sahibi menzilesi nde olur idi, demiştir 24.
Hadîs, RasûluIIah'm bütün hayâtı ve zamanının halk arasında geçtiğine, kapısı önünde sultan saraylarındaki gibi, insanların girmesine engel olan bekçiler, kapıcılar, muhafızlar olmadığına açıkça delâlet etmektedi r. 24 Başlığa uygunluğu, hadîsin ma'nâsmdan alınır. Çünkü Kays ibn Sa'd, Rasûlul-lah (S) Medine'ye geldiği zaman, O'nun korumasında olur ve O'nun işlerini yerine getiricis i bulunurdu . Bu da başlığa girer. el-Kirmânî: Hadîsteki "Kâne yekûnu = Olur idi" diye "Kâne" tekrarının fâidesi istimrar ve devamlılığı beyândır demiştir... (Aynî).
eş-Şurîa "Gurfe" vezninde "Surat" lafzının müfredi olur. "Çarkacı" ta'-bîr olunan asker Öncüsüne denir, şâir askerden önce düşmanla mukaatele ye baş-Iamalanyla gûyâ ki, nefisleri ni ölüme ta'yîn ve hazır ederler. "Şunlar harb şur-taiarıdır" denir ki, harbe ilk girenler ve ölüme hazırlananlar demektir. Ve "Şur-îa", vâlî, hâkim ve dâbit yardımcılarından husûsî taifeye denir ki, şâirlerinden seçilmek için husûsî alâmetler ile alâmetli, nişanlı olurlar, Farsça'da "Serhenk" denir; tüfekçi-başı, baş-çavuş, kolluk çorbacısı, eşkdâr ustası ve şâir dâbıtan nıa-kûlesinin mecmû'una denir, müfredi "Türkî" vezninde "Şurtî"dir... (Kaamûs Ter.).
Hadîste geçmiş birşeyin daha sonra meydana gelen birşeye benzetilm esi vardır. Çünkü "Sâhibu'ş-Şurta", Peygamber zamanında valilerde n hiçbirinin yanında mevcûd değildi. Bu emniyeti korumakla mükellef sınıf, ancak Emevîler Devleti'nde meydana gelmiştir-Enes, Kays ibn Sa'd'ın hâlini dinleyici lere yaklaştırmak istedi de, onu, dinleyici lerin bilmekte oldukları "Sâhibu'ş-Şurta"ya benzetti (Kastallânî).

20-.......BizeEbû Burde, Ebû Mûsâ(Abdullah ibn Kays el-Eş'arî-
R)'dan tahdîs etti ki, Peygamber (S) onu Yemen'e kaadı olarak göndermiş, onun ardından da Muâz ibn Cebel'i yollamıştır 25.

21-.......BizeHâlid el-Hazzâ, Humeydibn Hilâl'den;o da Ebû
Burde'den; o da Ebû Mûsâ(R)'dan tahdîs etti ki, bir adam müslü-mân olmuş, sonra da Yahûdîliğe dönmüştü. Bu dîninden dönen kişi Ebû Musa'nın yanında bağlanmış hâlde dururken, Muâz ibn Cebel de oraya gelmiş ve:
—  Bu bağlı adamın hâli nedir? diye sormuştur. Ebû Mûsâ da ona:
—  Bu zât İslâm'a girmiş, bundan sonra da Yahûdî olmuştur! diye cevâb verdi.
Muâz ibn Cebel:
— Ben bu dîninden dönen adamı Allah'ın hükmü ve Rasûlü'-nün hükmü olarak öldürmedikçe yere oturmam! demiştir 26.

25  Bu, Mürtedlerin Tevbe Ettirilme si Kitâbı'nda "Mürted ve mürteddenin hükmü bâbı"nda bu senedle geçmiş olan uzunca hadîsten bir parçadır. Hadîsin evveli şöyledir: Ebû Mûsâ: Ben Peygamber'e geldim.Ya nımda Eş'arîler'den iki adam vardı. Onlardan biri sağımda, diğeri solumda idi. Rasûlullah bu sırada dişlerini misvâklıyordu. O iki adam da Rasûlullah'tan me'mûriyet istediler . Bunun üzerine Rasûlullah: "Yâ Ebâ Mûsâ!" yâhud "Yâ Abdalîah ibn Kays!" buyurdu. Ben: Seni hakk ile gönderene yemîn ederim ki, bu iki adam gönüllerindekini bana bildirmem işlerdi, ben bunların me'mûriyet isteyecek lerini bilmedim, dedim. Ben onun dudağının altında misvakının hareketin e bakıyor gibiyim. Şöyle buyurdu: "Biz işimiz üzerine, onu isteyeni ta'yîn etmeyiz. Lâkin sen yâ Ebâ Mûsâ -yâhud: Ey Abdalîah ibn Kays-! Yemen'e git!" buyurdu. Sonra onun arkasından Muâz ibn Cebel'i de yolladı... Sonra müslümân olup da ardından Yahûdî olan adamın kıssasını zikretti. ..

26  Bu, bundan önceki hadîsin bir rivayetid ir. Buhârîbunu da aslından kısaltmak suretiyle vermiştir. Başlığa uygunluğu "Allah'ın hükmü ve Rasûlü'nün hükmü olarak" sözündedir.

13- BÂB: HÂKİM YÂHUD MÜFTÎ ÖFKELİ HÂLDE HÜKÜM VE FETVA VERİR Mİ? 27

22-....... Bize Abdulmeli k ibn Umeyr tahdîs etti: Ben Abdur-
rahmân ibn Ebî Bekre'den işittim, o şöyle dedi: Babam Ebû Bekre, Sîcistân'da hâkim bulunan oğlu Ubeydulla h'a gönderdiği mektubund a:
— Sakın öfkeli iken iki kimse arasında hükmetme! Çünkü ben Peygamber(S)'den işittim: "İki kimse arasında hükmedecek hiçbir hâkim, sakın öfkeli bir hâlde iken hükmetmesin!" buyuruyor du, diye yazmıştır 28.

27  Suâlin cevâbı hazfedild i, çünkü onu hadîs açıklamaktadır.

28 Öfke hâlinde hüküm vermekten men'in sebebi, öfke hâlinde iken intikaam al-re hükmetmesi ihtimâli olmasıdır. Fakîhler insanın şuurunda değişikliği gerektire n hâlleri, kaza âdabına aykırı saymışlardır. Bunlar çok açlık, çok tokluk, ağrılı ve sızılı hastalık, fazla korku, şiddetli ferah, uyku galebesi, ziyâde sıcak, fazla soğuk zamanlan gibi hâllerdir. Bu gibi hâllerde hâkim hükmünü başka bir güne bırakmalıdır. Kaza âdabı hakkında haberler ve eserler çoktur; hukukçular tarafından ayrı kitâblar yazılmıştır.
Ebû Bekre hadîsinin zahirine göre öfkeli iken verilen hükmü Hanbelî fa-kîhleri geçerli ve sahîh bulmamışlardır. Diğer mezhebler de kerâhetli olarak nafiz ve sahîhtir.

23-.......Ebû Mes'ûd el-Ensârî (R) şöyle demiştir: Bir defa Ra-
sûlullah'a bk adam geldi de:
— Yâ RasûlAllah! Fuİân zât bize namaz kıldırırken o kadar uzatıyor ki, vAllahi sabah namazına gitmekten geri kalıyorum! dedi.
Ebû Mes'ûd dedi ki: Bunun üzerine Rasûlullah öfke ve heyecan içinde bir hutbe yaptı ki, kendisini o günkü kadar hiçbir mev'izesin-de o derece heyecan gösterdiğini görmemiştim. Rasûlullah (hutbe girişinden sonra) şöyle buyurdu:
—  "Ey insanlar! İçinizden cemâati nefret ettirip kaçıranlar vardır! Herhangib iriniz insanlara namaz kıldıracak olursa hafif kıldırsın. Çünkü cemâatin içinde ihtiyar olanı var, zayıf olanı var, iş-güç sahibi olanı vardır!"29.

24-.......Muhammed ez-Zuhrî şöyle dedi: Bana Salim haber verdi
ki, ona da babası Abdullah ibn Umer (R) şöyle haber vermiştir: Kendisi hayız hâlinde bulunan karısını Peygamber zamanında boşamış-tı. Babası Umer ibnu'l-Hattâb, oğlunun bu hareketin i Peygamber'e zikretmiş, bundan dolayı Rasûlullah (S), İbn Umer'in bu hareketi hakkında öfkelenmiş, sonra:
— "Abdullah karısına dönsün! Sonra temizleni nceye, sonra tekrar hayız oluncaya, sonra tekrar temizleni nceye kadar onu kendi yanında tutsun (yânî onunla birlikte yaşasın)/ Kadın ikinci âdetinden temizlend ikten sonra, kadını boşamak fikri kendisine zahir olursa,

29 Bunun birer rivayeti ilim Kitabı, "Mev'izede öfke babı" ila Namaz Kitabı, "İmâmın kıyamda hafifletm e yapması bâbı"nda da geçmişti.
Buhârî bunu burada ancak va'z ve hitabet esnasında heyecan ve öfke izhâr etmenin meşru' olduğunu işaret etmek üzere getirmiştir.
o takdirde -kadını ile cinsî münâsebet yapmaksızın- kadınını boşasın" buyurmuştur 30.
Logged



Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
maesselame Ynt: 94- KİTABU'L-AHKAM : 19 Ocak 2007, 21:17:12
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
14- HÂKİM İÇİN (HADDLER GİBİ Allah HAKLARI DIŞINDAKİ HUSUSLARD A) İNSANLARIN İŞLERİNDE, ZANLARDAN VETÖHMETTEN KORKMADIĞI ZAMAN KENDİ BİLGİSİ İLE HÜKMETMEK HAKKI OLDUĞU GÖRÜŞÜNDE OLAN KİMSE BABI 3I

Nitekim Peygamber (S), kocası Ebû Sufyân aleyhine karısı lehine hüküm verdiği zaman, Hind'e: "Onun
malından örfe göre kendine ve çocuklarına yetecek
mikdâr şeyi al" buyurmuştu. Bu, meşhur bir iş olduğu zamandır32.

30  Başlığa uygunluğu açıktır. Bunun birkaç rivayeti Talâk Kitâbı'nda geçmişti.

31  Buhârî bununla Ebû Hanîfe'nin kavline işaret etti. Çünkü onun mezhebi insan haklarında hâkimin kendi bilgisi ile hükmetmek hakkı vardır, haddler gibi Allah haklarında ise hâkimin kendi ilmi ile hükmetmek hakkı yoktur. Ve bunun cevazı hususunda Buhârî iki şart koştu: Biri töhmet olmaması, diğeri de mes'e-fenin şöhreti bulunması. Nitekim Ebû Sufyân'ın aile geçimindekİ cimriliği ve aile nafakasını onun malından alacağı, Hind'in de şikâyeti kıssası gibi.

32  Bu hüküm meşhurdur. Nafakalar'da ve daha başka yerlerde geçmişti. Buhârî'-nin "Bu meşhur bir iş olduğu zamandır" sözü, mes'elenin belli bir iş olduğu zamandır ma'nâsmadır ki, Ebû Sufyân'ın aile nafakasıyle mükellef oluşu ve karısı Hind'in vâki' olan şikâyeti kıssası gibi... Buhârî bunu hâkimin kendi bilgisi ile hükmetmesi görüşünde olan lehine hüccet için getirdi. Çünkü Peygamber, Hind lehine ve çocukları lehine nafakalarını Ebû Sufyân aleyhine hükmetmiştir. Bunu da nafakanın ona vâcib olduğunu bilmekle vermiştir.

25-.......BizeŞuayb, ez-Zuhrî'den haber verdi: Bana Urvetah-
dîs etti ki, Âişe(R) şöyle demiştir:Utbe ibn Rabîa'mn kızıHind geldi
de şöyle dedi:
— Yâ RasûlAllah! Allah'a yemîn ederim ki, vaktiyle yeryüzünde ev bark sahibi ailelerde n hiçbir ailenin zelîl olmaları, bana Sen'in aile halkının zelîl olmaları kadar sevimli olmazdı. Sonra bu güne gelince, yeryüzünde hiçbir aile halkının azız olmaları bana, Sen'in aile halkının azîz olması ve saadeti derecesin de sevimli değildir! dedi...
Sonra Hind şöyle devam etti:
— Muhakkak ki, Ebû Sufyân malını çok sıkı tutucu bir adamdır. Bunun için ben, onun aile ferdlerin den olan kimseleri onun malından doyurmamd a benim üzerime bir günâh var mıdır? diye sordu.
Rasûlullah da ona:
—  "Onun aile ferdlerin den olan kimseleri onun malından örfe göre doyurmand a sana hiçbir günâh yoktur" buyurdu33 .

33 Başlığa uygunluğu, hadîsin sonundan alınır. Çünkü orada Peygamber'in kendi ilmi ile hüküm vermesi vardır. Nitekim bu bilgi mes'elesini biz yakında zikretmiştik. Bu hadîsin bir rivayeti Nafakalar Kitabı, "Hind'in kaziyyesi"nde Bu-hârî'nin "Erkek ailesine infâk etmediği zaman kadın için onun malından almak hakkı vardır... babı" dediği yerde geçmişti... (Aynî).
Hİnd, kocası Ebû Sufyân ile beraber Mekke fethi günü müslümân olmuş, ve İslâm'da sebat ve güzel hareket etmiştir. Yermûk harbi'nde de kocasıyle beraber hazır bulunmuş, bu muharebed e de İslâm mücâhidlerini Rûmlar'a karşı ateşli hitâbeleriyle heyecanla ndırıp teşvik etmiştir... Rasûlullah yalnız kaleler, memleketl er fethetmem iştir. Onlardan daha yalçın ve sert gönülleri de feth etmiştir. İşte Hind'in bu hadîste Rasûlullah'a karşı i'tirâfları ve samîmi beyânları bu ha-kîkatin delîllerindendir!

15- "BU FULÂNIN YAZISIDIR" DİYE MÜHÜRLENMİŞ YAZIÜZERİNE ŞÂHİDLİK ETME; BU NEVİ'DEN YAZI ÜZERİNEŞÂHİDLİĞİN CAİZ OLACAK VE KENDİLERİNE ŞÂHİDLİĞİN DAR
OLACAĞI, YÂNI CAİZ OLMAYACAK OLANLAR, HÂKİMİN KENDİÂMİLLERİNE MEKTÛB YAZMASI İLE KAADININ DİĞER KAADIYAME KTÛB YAZMASINI N HÜKMÜ BABI

Bâzı Adem oğlu:
Hâkimin mektubu caizdir, ancak haddlerde caiz değildir, dedi. Sonra da: Eğer kati, hatâ ise hâkimin
mektubu caizdir.
Çünkü hatâen kati, işin aslında kısas olmayacağı için onun nazarında bir maldır, dedi34.

34 İmâm Buhârî'nin bu "Ba'zu'n-nâs" ta'bîriyle, mu'tâdı üzere Ebû Hanîfe ile taraftarl arını kasdettiğİ söylenmiştir.

(Sonra Buhârî buradaki tenakuzu zikredip şöyle dedi:)
Hatâen kati, ancak hâkim indinde katlin hatâ
olduğunun sabit olmasının ardından bir mal olur.
Hatâ ile amd'in, işin başında hükümleri birdir
(aralarında hadd olmakta fark yoktur). Umer ibnu'l-Hattâb, haddler konusunda Yemen'deki âmili Ya'lâ ibn Umeyye'ye, bir kadınla zina etmiş bir
adamın kıssası hakkında mektûb yazmıştır.
Umer ibnu'l-Abdilazîz (R) de kendi âmili Zurayk ibn
Hakîm'e, kınlrmş bir diş hakkında şâhidliğini bildiren
bir mektûb yazmıştır.
İbrâhîm en-Nahaî de:
Kaadının diğer kaadıya mektubu -kendisine mektûb
yazılan kaadı, yazıyı ve üzerine mühürlenen mührü
başkalarıyla karışmayacak şekilde tanıdığı zamân-
câizdir, demiştir35.
eş-Şa'bî Amr ibn Şerâhîl de, kaadı tarafından mühürlenmiş olan mektubun içindekileri geçerli kılıyordu. İbnu Umer'den de eş-Şa'bî*den rivayet
olunanın benzeri rivayet olunuyor 36.
Muâviye ibnu Abdilkerîm es-Sakafî de şöyle demiştir:
Ben, Basra Kaadısı Abdulmeli k ibn Ya'lâ'nın yanında,
yine Basra Kaadısı Iyâs ibn Muâviye'nin yanında,
Hasen Basrf nin yanında, Sumâme ibn Abdillah ibn
Enes'in yanında, Bilâl ibn Ebî Burde'nin yanında, Abdullah ibn Bureyde el-Eslemî*nin yanında, Amir ibn
Abîde'nin yanında, Abbâd ibn Mansûr'un yanında
hazır bulunup şâhid oldum ki, bu fakîh âlimlerin hepsi
şâhidlerden bir hazır bulunma olmaksızın kaadıların
mektûblarını geçerli kılıyorlardı. Aleyhinde mektûb
getirilmiş olan kimse "Bu mektûb yalandır" diyecek
olursa, ona: "Sen git de bu mektûbdaki beyyineyi
çürütmek yâhud kadın aleyhine delâlet edecek bir
delille bunun uhdesinde n çıkış ara!" denilir.
Buhârî şöyle dedi:

35  Umer ibnu'l-Hattâb'm mektubunu Abdurrazzâk; Umer ibnu'1-Abdilazîz'inkini Ebû Bekr el-Halâl ve îbrâhîm en-Nahaî'hin haberini de İbn Ebî Şeybe senedle-riyle rivayet etmişlerdir.

36  eş-Şa'bî'nin bu görüşünü ve diğerlerinin görüş ve uygulamal arını, senedli olarak diğer hadîsçiler rivayet etmişlerdir.
Kaadınm mektubunu n sahîhliği üzerine ilk evvel
beyyine isteyen, Küfe Kaadısı Muhammed ibnu Ebî
Leylâ ile Basra Kaadısı Sevvâr ibnu Abdillah el-
Anberfdir .
Yine Buhârî kendisine senedle ulaşarak şöyle dedi:
Ve bize Ebû Nuaym el-Fadl ibn Dukeyn müzâkere
olarak şöyle dedi: Bize Ubeydulla h ibnu Muhriz tahdîs
edip şöyle dedi:Ben Basra Kaadısı olan Mûsâ ibn Enes
ibn Mâlik et-Tâbifden bir mektûb getirdim ve
huzurunda: Benim Kûfe'de bulunan fulân kimse
yanında şu ve şu kadar alacağım vardır diye beyyine
getirdim ve ben bu mektubu Küfe Kaadısı el-Kaasım
ibn Abdirrahmân et-Tâbifye Umer İbn Abdilazîz zamanında getirdim de o bu mektubu geçerli kılıp,
onunla amel etti.

Hasen Basrî ile Ebû Kılâbe, şahidin, bir vasiyetin
içindeki şeyleri iyice bilmedikçe şehâdet etmesini
kerih görmüşlerdir. Çünkü şâhid, vasiyetin içinde
zulüm ve bâtıl olabileceğini bilmez, demişlerdir 37.
Ve Peygamber (S) Huveyyısa ile Muhayyısa kıssası
hakkında Hayber Yahûdîleri'ne:  "Ya maktulün diyetini
verirsini z yâhud da bize harb i'Iân etmiş olursunuz!"
diye mektûb yazıp göndermiştir 38.

37  Şehâdete mâni' olan şey, ancak şehâdet edeceği şeyi tam bilmemesi dir.

38  Bu, Diyetler Kitabı; "Kasâme bâbı"nda geçen hadîsten bir parçadır. Kıssayı burada kısaca özetleyelim:
Huveyyısa ile Muhayyısa, kardeştirler ve Ensâr'dan Mes'ûd ibn Zeyd'in oğullarıdır. Abdullah ibn Sehl ile Abdurrahmân ibn Seril de kardeş olup, onlarla amca-oğullandırlar. Bu dört amca oğullarından Mes'ûd'un oğlu Muhayyısa ile Sehl'in oğlu Abdullah, ailelerin e hurma satın almak üzere Hayber'e gitmişlerdi. Hayber'e vardıklarında satın almak için ayrıldılar. Muhayyısa işini görüp geldiğinde, Abdullah'ın bir sû'-i kasde uğradığını ve kanlar içinde yattığını gördü. Onu defnedip Medine'ye geldi. Merhumun kardeşi Abdurrahmân ile kendi kardeşi Huveyyısa ile birlikte her üçü Rasûlullah'a varıp şikâyet ettiler. Rasû-Iullah da Hayber Yahûdîleri'ne bir mektûb gönderdi. Bu rivayette haber verildiği üzere, bu mektubund a: "Ya maktulün diyetini verirsini z, yâhud da sizi ahdi bozmuş ve harb i'lân etmiş sayarak, sizinle harb ederiz" diye bildirdi.
Yahudiler: "Biz şer'î muhakemey e hazırız, maktulü biz öldürmedik, Öldüren kimseyi de bilmiyoru z" diye cevâb yazdılar.
Bunun üzerine Rasûlullah, Huveyyısa ile iki arkadaşına:
— "Bu cinayetin Hayber Yahudiler i tarafından işlendiğine yemîn eder misiniz?" diye sordu.
Onlar da:
Ve ez-Zuhrî de perde arkasından kadın üzerine yapılan
şehâdette: Eğer o kadını tanımış isen, onun üzerine şehâdet et, eğer tanımadıysan şehâdet etme! demiştir 39.

26-.......Bize Şu'be tahdîs edip şöyle dedi: Ben Katâde'den işittim, Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) Rûmlar'a mektûb yazmak istediği zaman, sahâbîler:
—Rumlar ancak üzeri mühürlenmiş bulunan mektubu okurlar! dediler.
Bunun üzerine Peygamber gümüşten yapılmış bir mühür yüzük edindi. Onun Peygamber'in parmağmdaki parlaması hâlâ gözümün önündedir. O mühür yüzüğün nakşı "MuhammedR asûlullah"idi40.
—  Yanında bulunmadığımız ve görmediğimiz bir cinayet hakkında nasıl yemîn ederiz? diye çekindiler.
Rasûlullah da Yahûdîler'den elli kişiye kasâme suretiyle yemîn teklîf edilmesin i söyledi. Da'vâcilar:
— Yahûdîler'in yeminleri ne nasıl i'tibâr edelim? diye buna da razı olmadılar. Bunun üzerine Rasûlullah, maktulün diyetini Beytu'i-mâl'den yüz deve vererek, da'vâ sona erdi....
Bunun bir rivayeti Cihâd'da geçtiği gibi, bu kitâbda "Hâkimin kendi âmillerine mektubu bâbı"nda da gelecekti r.

39  ez-Zuhrî'nin bu haberini Ebû Bekr ibn Ebî Şeybe senediyle rivayet etmiştir. Bunun gereği, erkeğin kadın için şehâdet yaparken, kadını görmesinin şart olmadığı, fakat kadını sâdece hangi yolla olursa olsun tanımasının yeteceğidir.

40 Hadîsin başlığa uygunluğu,bunun birçok hükümleri şâmil olması yönündendir. Onlardan biri mühürlü yazı üzerine şâhidliktir. Bu hadîste ise hem yazı, hem de mühür vardır.
Bu mühür yüzükle mühürlenip Rûmlar'a gönderilen mektûb "Vahyin Başlangıcı Bölümü"nde rivayet edilmiş olan uzun Ebû Sufyân hadîsinde beyân edilmişti. Mühürle ilgili bâzı hadîsler, Abdest ve Libâs Kitâbları'nda da geçmişti.

16- BÂB: İNSAN NE ZAMAN KAADI OLMAYA HAKK KAZANIR? 41
Hasen Basrî: Aüah hâkimler üzerine hüküm vermeleri sırasında
nefsin hevâsina tâbi' olmamaları ve insanlard an
korkmamal arı ve Allah'ın âyetlerini az bir bahâ ile
satmamala rı (yânî rüşvet almamaları) hususlarında
taahhüd almıştır, dedi ve sonra şu âyetleri okudu:

41 el-Kevâkib'ds: Yânî ne zaman hüküm vermeye ehil olur? dedi... Müctehid olmakla ki, o da Kur'ân hükümlerini, sünnet hükümlerini, kıyâsı ve nevi'Ierini bilen kimsedir. Kur'ân nevi'lerinden ve sünnetten: Âmm, hâss, mücmel, mü-beyyen, mutlak, mukayyed, nass, zahir, nâsıh, mensûh; Sünnet nevi'lerinden: Mütevâtır, âhâd, muttasıl, ve diğer hadîs nevi'leri; Kıyas nevi'lerinden: Kıyâsu'i-ûlâ, müsâvî ve'1-edven... gibi.
"Ey Dâvûd, biz seni yeryüzünde bir halîfe yaptık. O
hâlde insanlar arasında hakla (adaletle) hükmet. (Hükmünde) hevâ ve hissiyatına tâbi9 olma ki, bu seni
Allah yolundan saptırır. Çünkü Allah yolundan
sapanlar, hesâb gününü unuttukla rı için onlara pek
çetin bir azâb vardır" (su-. 26);
yine Hasen Basrî şu âyeti okudu:
"Şübhesiz ki, Tevrat'ı biz indirdik ki, onda bir hidâyet,
bir nur vardır. Kendisini Allah'a teslim etmiş olan
(İsrâîl) peygamber leri Yahudiler'e (âid da'vâlarda)
onunla hükmederlerdi.
Âlimler, fakîhler de Allah'ın o kitabını korumaya
me'mûr oldukları için (yine hükümlerini onunla
verirlerd i). Hepsi de onun (Allah tarafından gönderilmiş
olduğu) üzerinde ittifakla şâhid idiler. O hâlde siz
insanlard an korkmayın, benden korkun. Benim
âyetlerimi az bir bahâya satmayın. Kim Allah'ın
indirdiği hükümler ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin
tâ kendileri dirler" (ei-Mâide: 44>;
ve yine Hasen Basrî şu âyeti okudu: "Davud'u ve Süleyman'ı da (hatırla)! Hani onlar ekin
hakkında hüküm veriyorla rdı. Hani kavmin davarı
çobansız olarak içinde yayılmış(zarar yapmış)tı. Onların
verdikler i hükmün biz şâhidleri idik. Biz onun fetvasını
hemen Süleyman 'a anlatmıştık. Zâten biz herbirine bir
hüküm, bir ilim vermiştik" (ei-EnbiyS: 78-79).
Hasen Basrî dedi ki:
Süleyman en üstün hükme muvafakat etmesinde n dolayı Allah'a hamd etti ve Davud'u râcih olana
uygun hükmettiği için kınamadı. Allah bu iki
peygamber in işlerinden zikretmem iş olaydı, elbette
ben kaadıları helak oldular görür idim. (Çünkü Yüce

42 Bu iki peygamber in o ekin veya bağ zararı hususunda verdikler i hükümler tef-sîrlerden alınabilir:
Dâvûd, davarın kıymeti zararın mikdârına müsâvî olduğu için, onun taz-mînâti olarak tarla yâhud bağ sahibine verilmesi ne hükmetmiş, henüz onbir yaşında bulunan oğlu Süleyman ise, bil'akis tarlanın yâhud bağın davar sahibine verilip eski hâline gelinceye kadar ona bakmasını, davarın da tarla veya bağ sahibine teslîm edilip, o vakte kadar sütünden, yavrularından, tüylerinden faydalanm asını taraflar için daha uygun bulmuştu. Babası da onun bu hükmünü, içtihadını beğenmişti (Beydâvî, Celâleyn, Medârik).
Allah'ın: "Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse,
onlar kâfirlerdir" sözü, kasıdlı ve hatalı olanı
şâmildir.)
Yüce Allah şu Süleyman'ı ilmi sebebiyle övdü, şu Davud'u da içtihadı sebebiyle ma'ziretli gördü.
Muzâhim ibn Zufer şöyle dedi:
Bize Emîru'l-Mü'minîn Umer ibnu Abdilazîz şöyle dedi: "Beş haslet vardır ki, kaadı onların birinden eksiklik
yaptığı zaman onda ayıplı bir haslet olmuş olur:
Kaadının hâli anlayışlı, halım, (haramdan el çeken)
bir iffetli, çok sağlam ve salâbetli, şer'î ilimleri iyi
bilen ve bir de ilimden çok sorucu ve araştırıcı
olmalıdır" 43.

17- HÂKİMLERİN VE (MÜSLÜMANLARIN İŞLERİNİ YÜKLENEN) HÜKÜMET ÂMİR VE ME'MURLARINI N RIZIKLARI BÂRI ^
Kaadı Şurayh da kaadıhk hizmetine karşılık ücret
alırdı «.
Aişe (R) de: Yetimin vasisi, işinin ücreti kadar o
maldan yer, demiştir. Ebû Bekr es-Sıddîk ile Umer ibnu'l-Hattâb halîfe

43  Umer ibn AbdİIazîz'in kaadıda olması lâzımdır dediği bu hasletler i Saîd ibn Man-sûr Sünen 'inde; İbn Sa'd de: Tabakaal'mda senedli olarak rivayet etmişlerdir. Buradaki "Sûlen ": İlimden çok sorucu ve araştırıcı sıfatı beşin tamamlayi cisı-dır. Çünkü ilmin kemâli ancak suâl ile hâsıl olur, çünkü kendi yamndakin den daha kuvvetli olan, sormakla meydana çıkar.. (Kastallânî).

44  Rızk, devlet başkanının müslümânlarm işlerini yapan kimselere Beytu'1-mâl'-den tertîb etmekte olduğu ücrettir. Vâlîler, kumandanl ar, tahsildar lar, zekât me'-mûrları ve diğer me'mûrlann ücretleri Beytu'l-mâPden verilir.

45  Kaadı Şurayh, ki o İbnu'l-Hâris ibn Kays en-Nahaî el-Kûfi'dir, Küfe kaadısı-dır. Onu Umer ta'yîn etmişti, Umer'den sonra da Kûfe'de Usmân, Alî ve Hac-câc devirleri nde uzun zaman kaadıhk etmiştir. Yüzyirmi yaşını geçtikten sonra seksen yılından önce vefat etmiştir. Bunu Abdurrazzâk ile Saîd ibn Mansûr senedli olarak rivayet etmişlerdir.
seçildiklerinden i'tibâren Beytu'l-mâFden maaş alıp yemişlerdir 46.

27-.......Bize Şuayb, ez-Zuhrî'den haber verdi: Bana Nemîr'in
kızkardeşi oğlu es-Sâib ibnu Yezîd haber verdi ki, ona da Huveytıb ibn Abdiluzzâ haber vermiş, ona da Abdullah ibnu's-Sa'dî şöyle haber vermiştir: Kendisi, halifeliği zamanında Umer ibnu'l-Hattâb'ın yanma gelmişti. Umer de ona:
— Senin insanların vâlîlik ve hâkimlik gibi birtakım işlerini üzerine almakta olduğun ve çalışmanın ücreti sana verildiğinde bunu almak istemediğin bana haber verilmedi mi? dedi.
O da dedi ki: Ben:
46 Âişe'nin bunu "Velîlerden kim zengin ise (yetîmin malından yemekten) kaçınsın. Kim de fakir ise o hâlde örf e göre birşey yesin..." {en-Nİsâ: 6) âyetinin nu-zûlü hakkında söylediğini İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir.
Ebû Bekr es-Sıddîk'm halîfe seçildiği zaman Beytu'l-mâl'den ücret aldığını, Buhârî Buyû'da, Umer'in de ücret aldığını İbn Ebî Şeybe ile İbn Sa'd sahîh sened ile rivayet etmişlerdir.
— Evet böyledir, (benim ücrete ihtiyâcım olmadığı için reddettim), dedim.
Bunun üzerine Umer bana:
— Bu redd ile neyi kasdediyo rsun? dedi.
Ben de ona:
— Benim birçok beygirler im ve kölelerim vardır, ben hayırlı ve rahat bir yaşayış içindeyim. Ben bu hizmetler imin ücretinin müslü-mânlar üzerine sadaka olmasını arzu ediyorum, dedim.
Umer bana:
— Sen ücreti reddetme işini yapma! Çünkü ben de vaktiyle senin yapmak istediğin işi yapmak istedim. Şöyle ki: Rasûlullah (S) bana, gördüğüm devlet işlerine karşılık Beytu'l-mâl'den atıyyemi verirdi de ben de O'na: Sen bu hissemi benden daha fakır olan kimselere ver! der idim. Nihayet bana büyük bir mal daha verdi. Ben yine O'na: (Yâ RasûlAllah!) Sen bunu benden daha muhtâc olanlara ver! dedim. Bunun üzerine Peygamber (S) bana: "Sen bunu al da kendine mal yap veyâhud sadaka yap! Harîs olmadığın ve isteyicis i de bulunmadığın hâlde sana bu maldan birşey geldiğinde, sen onu al. Böyle kendi gelmeyen ve nefsin kendisine meylettiği bir malın arkasından nefsini ta'kîb ettirme!" buyurdu.
Ve ez-Zuhrî şöyle dedi: Bana Salim ibn Abdillah tahdîs etti ki, Abdullah ibn Umer şöyle demiştir: Ben babam Umer'den işittim, şöyle diyordu: Peygamber (S) bana devlet hizmetim karşılığı olan atamı verirdi, ben de O'na:
—Onu benden daha muhtâc olanlara ver! derdim. Nihayet bana bir kerre daha mal verdi. Ben yine O'na: —Bunu benden daha muhtâc olanlara ver! dedim. Bunun üzerine Peygamber (S) bana:
-
— "Sen bunu al da kendine mal yap ve kendin sadaka yap. Kendin harîs olmadığın ve isteyicis i de bulunmadığın hâlde sana bu maldan birşey geldiğinde sen onu al. Böyle kendi gelmeyen ve nefsin kendisine meylettiği bir malın arkasından nefsini ta'kîb ettirme!" buyurdu 47.

47 Hadîsin başlığa uygunluğu meydandadır. Bu hadîste dört sahâbı birleşmiştir. Bunun Müslim de Zekât'ta birkaç rivayetin i getirmiştir. Müslim'deki bir rivayette Abdullah'ın oğlu Salim: İşte bundan dolayı babam İbn Umer, kimseden birşey istemez ve kendisine verilen bir şeyi de reddetmez idi, demiştir: Müslim Ter., III, 233-234, 110-112 "104İ"

18- MESCİDDE HÜKÜM VEREN VE YİNE MESCİD İÇİNDE LA'NETLEŞME YAPTIRAN KİMSE BABI
Umer ibnu'l-Hattâb da Peygamber'in minberi yanında karı-koca arasında İa'netleşme yaptırmıştır.
Kaadı Şurayh, Şa'bî ve Yahya ibn Ya'mer de mescid
içinde hüküm vermişlerdir. Mervân ibnu'l-Hakem de
minber yanında Zeyd ibn Sabit üzerine yeminle
hükmetmiştir.
Hasen Basrî ile Basra Kaadısı Zurâretu'bnu Evfâ da
mescidin dışındaki geniş saha içinde
hüküm verirlerd i48.

28-.......Bize Suyfân ibn Uyeyne tahdîs etti. ez-Zuhrî şöyle demiştir: Sehl ibn Sa'd (R):
— Ben onbeş yaşında iken (Uveymir ile Havle bintu Kays'ın) la'-netleşmelerinde hazır bulundum; Rasûlullah onların arasını ayırdı, demiştir.

29-....... İbn Cureyc haber verip şöyle demiştir: Bana İbn Şi-
hâb, Sâide oğulları'nın kardeşi olan Sehl ibn Sa'd'den şöyle haber ver-

48 Burada uygulamal arı bildirile n bu zâtların bu uygulamal arı İbn Ebî Şeybe ve diğer hadîsçiler tarafından senedli olarak rivayet edilmiştir.
di: Ensâr'dan (Uveymir el-Aclânî denen) bir adam Peygamber(S)'e geldi de:
— Karısının beraberin de bir adam bulan kimse hakkında ne dersin? Bu adam onu öldürür mü? diye sordu.
Akabinde bu karı-koca mescidde la'netleşme yaptılar, ben de orada hazır bulundum 49.

19- MESCİD İÇİNDE HÜKÜM VEREN VE NİHAYET DÎNÎ CEZALARDA N BİR CEZA VERMEĞE GELDİĞİNDE, CEZAYI HAKK EDEN KİMSENİN MESCİDDEN ÇIKARILMASINI EMREDEN KİMSE
BABI

Umer ibnu'l-Hattâb: Üzerine ceza gereken kimseyi mescidden dışarıya
çıkarınız! demiştir.
Alî ibn Ebî Tâlib'den de bunun benzeri bir emir zikrolunu r 50.

49  Bu hadîsler daha uzun metinlerl e La'netleşme Bölümü'nde geçmişti. Bu hadîslerde mescidde la'netieşme yapmanın cevazı hükmü vardır. Evlâ olan ise, mescidin bu gibi işlerden korunmasıdır. Bunun gibi bâzı âlimler, mescidde hüküm vermeyi müstehâb görmüşlerdir. Mâlik: Bu kadîm bir iştir, çünkü mescidde kadın, zaîf herkes kaadiya ulaşabilir, evinde olduğu zaman ise perdeleme imkânından dolayı insanların hepsi ona rahatça ulaşamaz, dedi. Bâzı âlimler de mescidde hüküm vermeyi kerîh görmüştür... (Kastallânî).

50  Umer ibnu'l-Hattâb'm bu emrini İbn Ebî Şeybe ile Abdurrazzâk Sahîhayn'm şartı üzere olan bir senedle rivayet etmişlerdir. Alî'nin emrini de İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir.

30-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah mescidde
iken (Mâiz adındaki) adam geldi de:
—  Yâ RasûlAllah, ben zina ettim! diye nida etti. Rasûlullah ondan yüz çevirdi. O zât kendi nefsi aleyhine dört
kerre zina i'tirâfı yapınca, Rasûlullah ona:
—  "Sende delilik var mı?" diye sordu. O zât:
—  Hayır, bende delilik yoktur, dedi. Rasûlullah (S):
—  "Bunu götürün de taşla öldürünüz!" buyurdu.
İbn Şihâb şöyle dedi: Bana Câbir ibn Abdillah'tan işiten kimse haber verip:
— Ben (Bakı' yakınındaki cenaze namazı kılınan) Musallâ'da onu taşlayan kimselerin içinde idim, dedi.
Bu hadîsi Yûnus ibn Yezîd, Ma'mer ibn Râşid ve İbn Cureyc de ez-Zuhrî'den; o da Ebû Seleme'den; o da Câbir'den; o da Pey-gamber(S)'den olmak üzere "Recm"de rivayet etmişlerdir51.
Logged



Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
maesselame Ynt: 94- KİTABU'L-AHKAM : 19 Ocak 2007, 21:54:02
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
20- İMÂMIN DA'VÂ SIRASINDA HASIMLARAÖĞÜT VERMESİ BABI

51 Hadîsin daha tafsîlli bir rivayeti Hudûd'da geçmişti. Bunu Müslim de Hudûd'-da "Kendi nefsi aleyhine zina iftira eden kimse babı" başlığında, birbirini tef-sîr eden ondan fazla rivayetin i ayrı ayrı sahâbîlerden çok güzel bir tertîble getirmiştir. Bu Ebû Hureyre hadîsi de orada, babın ilk hadîsidir. Ondan daha sonra gelen Ebû Saîd hadîsinde şu bilgiler verilmiştir:
Eşlem kabîlesinden Mâiz ibn Mâlik denilen biri Rasûlullah'a geldi ve:
—  Ben zina fiiline düştüm, bana zina cezası tatbîk et, dedi. Peygamber onu tekrar tekrar reddetti. Sonra kabîlesinden Mâiz'İn deli olup
olmadığını sordu. Onlar:
— Mâiz'de bir delilik hâli bilmiyoru z. Şu kadar var ki, o bir günâh işlemiştir ve vücûduna ceza tatbîk edilmesin den başka hiçbir şeyin kendisini bu günâhtan çıkaramayacağına inanmakta dır, dediler.
Mâiz tekrar Peygamber'in yanma döndü. Peygamber bizlere recm etmemizi buyurdu.. . (Müslim Ter., V, 267-298, "1691-1698").

31-....... Ebû Seleme'nin kızı Zeyneb'den; o da Ümmü Sele-
me(R)'den tahdîs etti ki, Rasûluüah (S) şöyle buyurmuştur:
— "Şübhesiz ben de ancak bir insanım. Sizler bana da'vâlannı-zı arzediyor sunuz. Belki bâzınız hüccetini diğerinden daha düzgün ifâde etmiş olabilir. Ben de ondan işitmekte olduğuma göre hükmederim. Binâenaleyh ben her kimin kardeşinin hakkı olan birşeyi onun lehine hükmetmiş isem, sakın onu almasın. Ben ona ancak ateşten bir parça hükmedip kesmektey imdir"52.

52 Başlığa uygunluğu pek açıktır. Rasûlullah bu eskimez öğüdü bütün hukukçulara bir düstûr yapmıştır. Bu hadîsin bâzı rivayetle ri Mezâlim, Hileleri Terk ve Şehâdetler Kitâbları'nda da geçmişti. Müslim de Kazâ'da getirmişti. Bundan birçok hükümler alınmıştır:
* Hâkim, Peygamber bile olsa, hâkimin hükmü, aslında haram olan birşeyi halâl kılmaz, halâl olan birşeyi de haram kılmaz.
*  Hâkim cerh ve ta'dîl hususunda sırf ilmi ile hükmedebilmektedir.
*  "Aranızda birbirini zin mallarınızı haksız sebeblerl e yemeyin ve kendiniz bilip dururken insanların mallarından bir kısmını günâhla yemeniz için onları hâkimlere aktarma etmeyin" (el-Bakara: 188) âyetinin güzel bir tefsîri olup, ma'-nâsından: "Lisân talâkat ve açıklığı ile hüccet getirerek hüküm kazanmakl a, Allah'ın haram kıldığı bîrşey halâl olmaz" hükmü alınabilir...
* Bu hadîs, Peygamber'in kendi içtihadı ile hüküm verebildiğini de gösterir.
*  Her müctehidin içtihadında isabet etmediği mes'eleler bulunduğu da sabit olmaktadır.
* "Beliğ sözleri doğru zannedere k onun lehine hükmedebilirim" kavlinden, zann ile amelin cevazı da bundan alınabilir.

21- KAADILIĞI ÜZERİNE ALMASI ZAMANINDA YÂHUD ÜZERİNEALMADAN ÖNCE İKİ HASIMDAN BİRİSİ İÇİN BU HÂKİMİNHUZURUNDA OLACAK OLAN ŞÂHİDLİĞİN HÜKMÜ NEDİR? BABI

(Yânî bu hâkim o adam lehine hasmı aleyhine, bunu
kendisini n daha Önceki bilgisiyl e, hüküm verir mi
yâhud o adam için başka bir hâkim huzurunda
şâhidlik mi yapar?)
Bir insan,herhangi birşey üzerinde bilmekte olduğu
şâhidliğini Kaadı Şurayh'tan istedi de, Kaadi Şurayh,
ona: Emîre, yânî Umer'e git de ben senin için onun
huzurunda şâhidlik yapayım, dedi (de kendi bilgisiyl e
hükmetmedi)53.
İbn Abbâs'ın âzâdlısı İkrime şöyle dedi: Umer ibnu'l-Hattâb, Abdurrahmân ibn Avf a:
—  Görüşün nedir, bana haber ver: Sen emîr olduğun hâlde, bir adamı bir zina suçu yâhud bir hırsızlık suçu
üzerinde görsen, o kimseye kendi bilgin ile hadd
uygular mısın? diye sordu.
(Abdurrahmân: Hayır, nihayet benden başka biri de beraberim de şehâdet eder, dedi.)
Bunun üzerine Umer, Abdurrahmân'a:
—  Senin şehâdetin, müslümânlardan herhangib irinin
şâhidliğinden ibarettir, dedi.
Abdurrahmân:
— Evet, doğru söyledin, dedi.
Umer (Recm Ayeti'ni sırf kendi bilgisiyl e Mushaf a
katmamasının illetini açıklayarak):

53 Bunu Sufyân es-Sevrî Cami 'inde senediyle Abdullah ibn Şubrume'den; o da eş-Şa'bî'den olmak üzere rivayet etmiştir.
— Eğer insanların 'Umer, Allah'ın Kitâbı'nda artırma
yaptı!' demeleri olmasaydı, ben muhakkak recm
âyetini kendi elimle Mushaf a yazardım, dedi54.
Umer devamla: Mâiz,Peygamber'in huzurunda dört
kerre, zina ettiğini i'tirâf etti de, bunun üzerine
Peygamber
-onun yanındaki kimseleri Mâiz üzerine şâhid yaptığı
zikrolunm adiği halde- onun recmedilm esini
emretmiştir55.
Küfe fakîhı Hammâd ibn Ebî Süleyman:
Zinâ edici kimse hâkim huzurunda bir kerre zina
ettiğini ikrar ederse (beyyine ve dört ikrarı olmadan)
recm olunur, demiştir.
Küfe fakîhı Hakem ibnu Uteybe de: Dört kerre i'tirâf etmedikçe recm olunmaz, demiştir 56.

54  Bunu da Sufyân es-Sevrî rivayet etti, Umer bununla kötü hâkimlerin kendi istedikle ri lehine hüküm vermekte kendi bilgileri ni ileri sürmeye bir yol bulmamala rı için, vesileler i kesmek için yapmadığına işaret etmiştir. Hâlbuki Umer'in yanında recm âyeti hakkında sağlam bir şehâdet vardı. "Recm âyeti" sözü ile kasdedile n, Kur'ân olma şartlarını hâiz olmadığı için Mushaf'a girmeyen, fakat sünnette sabit olan şu ifâdelerdir:"Jjı ^ vıio £3ı Uİ^U-jî Çj lî] î^JJfj ^-'i p£J-   'y_y-  *ilıj = Yaşlı bir erkek ve yaşlı bir kadın zin â ederlerse, bunları A Hah -tan bir tenkil olmak üzere mutlakaa taşlayın. Allah azizdir, hakimdir".

55  Bununla Rasûluüah'ın Mâiz üzerine recm ile hükmetmesi, Mâiz'in kendi i'tirâ-fı ile olup etrafındaki kimseleri n şehâdetleriyle olmadığına işaret etmiş oluyor.

56  Bu iki görüşü İbn Ebî Şeybe, eş-Şa'bî yolundan rivayet etmiştir.

32-....... Bize el-Leys, Yahya ibn Saîd'den; o da Amr ibn Ke-
sîr'den; o da Ebû Katâde'nin âzâdlısı Ebû Muhammed'den tahdîs etti ki, Ebû Katâde (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) Huneyn günü:
—  "Her kim bir düşman öldürür ve öldürdüğüne dâir beyyinesi de olursa, öldürdüğü kimsenin elbise, silâh ve diğer eşyaları onundur!*' buyurdu.
Bunun üzerine ben öldürmüş olduğum maktul için bir beyyine, bir şâhid aramağa kalktım. Fakat benim için onu öldürdüğüme şâ-hidlik yapacak hiçbir kimse bulamadım. Bunun üzerine oturdum. Sonra bende şu hâl meydana geldi: Ben o sırada bir adamın Rasûlullah'a sözünü hatırladım. Onun meclisind e oturanlar dan bir adam (Esved ibn Huzâî el-Eslemî):
— Şu Ebû Katâde'nin zikretmek te olduğu maktulün silâhları benim yammdadır.
Râvî dedi ki: O adam, Rasûlullah'a:
— Ebû Katâde'yi o maktulün silâhları yerine başka şeyler ile razı kıl! dedi.
Bunun üzerine Ebû Bekr:
— Hayır bu olmaz! Peygamber, Allah ve Rasûlü yolunda mu-kaatele eden bir arslanı bırakıp da, onun payını Kureyş'ten küçük bir çakala vermez! dedi.
Ebû Katâde dedi ki: Bunun üzerine Rasûlullah (S), o maktulün silâh ve eşyaları yanında bulunmakt a olan adama emretti de, o da
bu silâh ve eşyaları bana teslîm etti. Ben de onları sattım da bedeliyle bir bustân satın aldım. îşte bu bustân, benim aslına mâlik olduğum ilk maldır.

Buhârî şöyle dedi: el-Leys ibn Sa'd'm kâtibi olan Abdullah ibn Salih bana el-Leys'ten olmak üzere şöyle dedi: Ebû Katâde: Peygamber (S) ayağa kalktı da o maktulün silâh ve eşyalarını bana teslîm etti, demiştir 57.
Hicaz ehli (yânî Mâlik ve bu hususta ona uyanlar): Hâkim, hâkimliği üzerine aldığı zaman yâhud daha önceden birşeye şâhid olup da bilmekte olduğu ilmiyle hüküm veremez. Eğer bir hasım, hâkimin yanında hüküm verme meclisind e diğer bir kimse lehine bir hakk ikrar eylese, bâzı fakîhlerin görüşünde o hâkim bunun üzerine hüküm veremez. Ancak o hâkim ayrıca iki şâhid çağırır ve onları mahkemede bu hasmın ikrarında hazır bulundurm ak suretiyle hükmeder, dediler.

Bâzı Irak ehli de (Ebû Hanîfe ve tâbi'leri) şöyle dedi: Kaadı, hüküm meclisind e işittiği yâhud gördüğü şeyle
hükmeder; hüküm meclisi dışında olan şeylerle o hususta hüküm vermez, ancak ikrarında hazır bulundura cağı iki şahidin şehâdetiyle hükmeder.
Irak ehlinden diğer bâzıları da (Ebû Yûsuf ve ona tâbi' olanlar): Hâkim, iki şâhid olmadan da hükmeder, çünkü hâkim i'timâd edilip güvenilmiş bir kimsedir. Çünkü şehâdetten murâd edilen, ancak hakkı bilmektir . Hâkimin ilmi ise şehâdetten daha çoktur! dediler.
Irak ehlinin bâzısı da: Hâkim, mallar hususunda kendi ilmi ile hüküm verir, fakat mallar dışındaki da'vâlarda (meselâ bir adamı zina ederken görse, bunu huzurunda şehâdetle beyyine olmadıkça) kendi ilmi ile hükmedemez, dediler. (Bu, Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf'tan nakledilm iştir.)
el-Kaasım ibn Muhammed ibn Ebî Bekr de şöyle demiştir: Hâkim için başkasının ilmi olmaksızın sırf kendi ilmi ile bir hüküm verip infaz etmesi olamaz, kendi ilmi başkasının şehâdetinden daha çok olmakla beraber (bu doğru olmaz). Çünkü beyyinesi z olarak sırf kendi ilmiyle hüküm vermekte müslümânlar katında kendi nefsini töhmete atmak ve onların gönüllerine fâsid zannlar düşürmek vardır. Peygamber (S) de zannı kerih görmüş de (gelecek hadîste): "Bu kadın ancak Safiyye'dir" buyurmuştur.

57 Bunun birer rivayeti Buyu', Humus ve Mağâzî'de "Huneyn gazvesi"nde geçti. Müslim de bunu Cihâd ve Siyer'de, "Düşman öldüren mücâhidin, öldürdüğü kimsenin silâh ve eşyalarına hakk kazanması bâbı"nda, "1751" rakamı ile getirmiştir: Müslim Ter., V, 351-352.

33-.......Bize İbrâhîm ibn Sa'd, İbn Şihâb'dan; o da Alî ibn Hüseyin Zeynelâbidîn'den tahdîs etti ki, Safiyye bintu Huyey (R), Peygamber (S) i'tikâf yerinde iken O'nun yanına ziyarete gelmişti. Safiyye geriye döneceği zaman Peygamber de onunla beraber kapıya kadar yürümüş, tam bu sırada Ensâr'dan iki kişi yanından geçmiş, Peygamber onları çağırmış da;
—  "Yanımdaki bu kadın Safiyye bintu Huyey'dir" buyurmuş. Bu iki Ensârî zât:
— SubhânAllah = Biz Allah'ı tenzih ederiz (Rasûlü'nü lâyık olmayan bir harekette bulunmakt an tenzîh ederiz)! dediler.
Peygamber onlara:
—  "Şübhesiz ki şeytân, Âdem oğlu'nun vücûdunda kan dolaşması gibi akıp dolaşmaktadır!" buyurdu 58.
Bu hadîsi Şuayb, İbnu Musâfir, îbnu Ebî Atık, İshâk ibnu Yahya topluluğu da ez-Zuhrî'den; o da Alî'den, yânî
Hüseyin'in oğlundan; o da Safiyye'den; o da Peygamber (S)'den olmak üzere rivayet etmişlerdir.

58 Bu hadîsin daha uzun birer rivayeti t'tikâf'ta ve îblîs'in sifatı'nda geçmişti. Buhârî bunu burada bundan evvel getirdiği "Bu kadın ancak Safiyye'dir" haberini beyân olarak getirmişir.
Safiyye hadîsini kendi bilgisiyl e hüküm vermeye delîl getirme yönü şudur: Peygamber, Ensârî iki kişinin gönlüne şeytân vesvesesi nden herhangib irşey düşmesini kerîh görünce, ismetiyle beraber kendisind e töhmet olmamasını gözetmesi, başkalarından da töhmet olmamasını gözetmeyi gerekli kılmış olmasıdır (Kastallânî).

22- VÂLÎ, BİR YERE İKİ KUMANDAN GÖNDERDİĞİ ZAMANONLA RA BİRBİRLERİNE İTAATETMELERİNİ VE BİRBİRLERİNEÖFKELENİP İSYAN ETMEMELERİNİ EMRETMESİ BABI

34-.......Bize Şu'be tahdîs etti ki, Saîd.ibn Ebî Burde şöyle demiştir: Ben babam Ebû Burde Âmir ibn Abdillah'tan işittim, o şöyle dedi: Peygamber (S) babam Ebû Mûsâ el-Eş'arî ile Muâz ibn Cebel'i Yemen'in birer tarafına vazîfe ile gönderip, onlara:
—  "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyip sevindiri n, nefret ettirmeyi n ve birbirini ze hükümde uygunluk gösterin!" diye emretmiştir.
Ebû Mûsâ Peygamber'e:
— Bizim Yemen arazîmizde "Biti"' denilen baldan bir içki yapılır! diye sormuş.
Peygamber (S):
—  "Sarhoşluk verici her içki haramdır!" düstûrunu bildirmiştir59. Nadr ibn Şumeyl el-Mâzinî, Ebû Dâvûd Süleyman ibn Dâvûd et-
Tayâlisî, Yezîd ibnu Hârûn, Vekf ibnu'l-Cerrâh, bunların dördü de Şu'be'den; o da Saîd'den; o da babası Ebû Burde'den; o da Peygam-ber(S)'den olmak üzere bu hadîsi söylemişlerdir.

59 Bu hadîsin uzun bir rivayeti Mağâzî Kitâbı'nın sonlarında geçmişti. Peygamber bu büyük ve Yemenli iki sahâbîyi, Yemen'in ayrı iki büyük kıt'asma vâlî olarak göndermiş ve onlara verdiği ta'lîmâtta ebediyyen eskimeyec ek idarecili k ve öğreticilik düstûrlarını öğretmiştir. Buna birbirler inize uygun hükümde bulunun ve birbirini ze aykırı hükümde bulunmayın. Çünkü ihtilâfınız, tab'alarmızın ihtilâfına götürür ve bu takdirde aranızda düşmanlık ve muharebe olur buyurmuştur. Bir de Yüce Allah'ın "öm işlerinde üzerine hiçbir güçlük de yükleme-di..." (el-Hacc: 78) buyurduğu gibi, müsamahalı Hanîf Dîni işlerinde hiçbir darlık ve zorluk olmamasında emir buyurmuştur (Kastallânî).

23- HÂKİMİN (DÜĞÜN İÇİN OLAN) DA'VETE İCABET ETMESİ
BABI
Usmân ibn Affân (R), Mugîre ibn Şu'be'nin bir kölesinin da'vetine icabet etmiştir.

35....... .Bana Mansûr, Ebû Vâil'den; o da Ebû Mûsâ el-Eş'â-
rî(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "(Kâfirlerin ellerinde ki) esirleri kurtarın ve yapılan düğün ve yemek da 'veîlerine de icabet eyleyin " buyurmuştur 60.

24- DEVLET ÂMİR VE ME' M URLA RİNA VERİLEN HEDİYELERİN
HÜKMÜ) BABI

60 Hadîsin başlığa delâleti açıktır. Bâzı hukukçular, hâkimin düğün da'vetlerin-den başka olan yemek da'vetlerine icabetini mahzurlu görmüşlerdir.

36-....... Bize Sufyân ibn Uyeyne tahdîs etti ki, ez-Zuhrî, Ur-
ve'den işitmiştir. Bize Ebû Humeyd es-Sâidî (R) haber verip şöyle dedi: Peygamber (S) Esed oğulları'ndan İbnu'l-Utbiyye denilen bir adamı Suleym oğullan zekâtını toplamak üzere me'nıûr ta'yîn etti. Bu adam zekât malım alıp geldiğinde:
— (Yâ RasûlAllah!) Bu sizin zekât malınızdır, bu da bana hediye verilmiştir! dedi.
Bunun üzerine Peygamber minber üstünde ayağa kalkıp bir hutbe yaptı.
Sufyân ibn Uyeyne yine şöyle dedi: Peygamber minbere çıktı da Allah'a hamd ve yakışan sıfatlarla övdü, bundan sonra şöyle buyurdu:
—  "Birtakım devlet me'mûrunun hâli nedir ki, ben onu bir me'-mûriyet üzerine gönderiyorum da, o akabinde geliyor ve 'Şu sizin mahnızdır, şu da bana âid maldır' diyerek, kendisine bir pay ayırıyor? Bu adam (bir mal me'mûru olmayıp da) babasının yâhud anasının evinde otursaydı da o zaman kendisine hediye verilir miydi yâhud verilmez miydi baksaydı ya! Nefsim elinde bulunan Allah 'a yemîn ederim ki, zekât âmillerinden herhangib ir kişi Beytu'l-mâVden haksız olarak birşey alırsa, kıyamet gününde muhakkak o kimse çaldığı malı boynuna yüklenerek haşrolup gelecekti r: Çaldığı hayvan deve ise omu-zunda musîbetli develer gibi inliyerek; eğer sığır ise omuz kökünde avaz avaz bağırarak; koyun ise şiddetle feryâd ederek Arasat meydanına getirilec ektir!" buyurdu.
Sonra RasûluIIah ellerini, biz O'nun koltuk altlarının kırmızıya karışık beyaz rengini görünceye kadar kaldırdı ve üç defa:
—  "Yâ Rabb! Emirlerin i tebliğ ettim mi? Emirlerin i tebliğ ettim mi? Emirlerin i tebliğ ettim mi?" diye sordu.
Sufyân ibn Uyeyne geçen senedle şöyle dedi: Bu hadîsi bize ez-Zuhrî kıssa edip anlattı. Ve Hişâm da babası Urve'den şunu ziyâde etti: Ebû Humeyd (R): Ben bu hadîsi RasûluIIah'tan dinlerken iki kulağım işitti, kendisini de bunu söylerken iki gözüm gördü. Sizler bunu Zeyd ibn Sâbit'e de sorunuz. Çünkü o da benimle beraber bu konuşmayı işitmiştir, dedi.
ez-Zuhrî: "İki kulağım işitti" dememiştir.
Buhârî şöyle dedi: "Huvâr", "Savt" demektir. "el-Cuâru", sığırın sesi gibi "Tec'erûne( = Böğürüyorlar)" ma'nâsmdandır «.

25- KÖLELERİN KAZA VE HÂKİMLİK VAZİFELERİNE TA'YÎNOLUNMALARI VE MEMLEKETL ER ÜZERİNE VÂLÎ VE KUMANDANY APILMALAR I BABI

37-....,.. Bize İbnu Cureyc haber verdi. Ona da Nâfi' haber verdi. Ona da İbn Umer (R) haber verip şöyle demiştir: Ebû Huzeyfe'nin kölesi Salim, Medine'ye ilk hicret etmiş olan Muhâcirler'e ve Pey-gamber'in sahâbîlerine Kubâ Mescidi'nde imamlık eder idi. Bu cemâatin içinde Ebû Bekr es-Sıddîk, Umer ibnu'l-Hattâb, (Mü'minlerin annesi Ümmü Seleme'nin Peygamber'den önceki kocası) Ebû Seleme ibn Abdi'1-Esed el-Mahzûmî, Zeyd ibn Harise -yâhud: İlk Muhâcir-ler'den Zeyd ibnu'l-Hattâb el-Adevî- ve Âmir ibnu Rabîa el-Anezî vardı62.

61 Başlığa uygunluğuımeydandadır.Bu hadîsin birer rivayeti Zekât'ta, Yûsuf ibn Musa'dan; Cumua'da ve Nuzûr'da Ebû'l-Yemân'dan; Hibe'de Abdullah ibn Muhammed'den ve Hileleri Terk'te de Ubeyd ibn İsmail'den olmak üzere geçmişti. Müslim de bunu Mağâzî'de, Ebû Bekr ibn Ebî Şeybe ve diğerlerinden getirmişti.. (Aynî).
Bu hadîste devlet âmir ve me'mûrlarma hediye verilen şeylerin ve sultâna saltanatı sebebiyle verilen şeylerin Beytu'1-mâle âid olacağı, ancak imâmın, kendisine hediye kabul etmesini mübâh kılmış olduğu kimsenin hediyesi kendisine âid olur (Kastallânî).

62 Başlığa uygunluğu Ebû Huzeyfe'nin kölesi olan Sâlim'in imamlığıdır. O, zikro-lunan hürlere o mescidde imamlık yapmıştır. Kendisi Kur'ân'ı çok iyi ezberleyi p çok güzel okuyan en başta gelen hafızlardan idi.
Namaz Kİtâbı'nda "Kölelerin imamlığı bâbı"nda buna yakın bir hadîs geçti, fakat orada Ebû Bekr'i zikretmed i. Burada Ebû Bekr'i açıkça söylemesi müşkil görüldü. Çünkü Medine'ye gelmesind en önce Ebû Bekr, Peygamber'in refiki idi. Öyleyse onu onların içinde nasıl zikretti? Beyhakî buna şöyle cevâb verdi:
Logged



Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
maesselame Ynt: 94- KİTABU'L-AHKAM : 19 Ocak 2007, 23:11:05
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1642


Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik


WWW
6- İNSANLARIN SİYÂSET İŞLERİNİ ÜZERLERİNE ALAN VE ONLARIN BU İŞLERİNİ KORUYUP TEDBÎREDEN ARÎF YÂNI İŞBİLİR KİŞİLER
Sâlim'in, Peygamber'in Medine'ye gelmesind en ve Ebû Eyyüb'un evine konmasından sonra da namaz kıldırmağa devam etmesi ihtimâli vardır...
Enes'ten: Peygamber (S) "Üzerinize başı kuru kara üzüm tanesi gibi olan bir Habeş/i köle de devlet âmiri ve me'mûru ta'yîn edilmiş olsa, onu dinleyini z ve itaat ediniz" buyurmuştur. Bu hadîsin namaz ile ilgisi kendisine me'mûriyet havale olunan emîr, vâlî gibi kimseleri n namazlard a imâm olmaları sünnet gereği olmasıdır. Kölenin emîrtik ve valiliği sahîh olunca, arkasında namaz kılmak da sahîh olmak lâzım gelir. Bu hadîsi Buhârî abd ile mevlâmn, zina çocuğunun, bedevinin, bulûğa varmamış çocuğun imametler i hakkında zikretmiştir... Abd'ın, zina çocuğunun, bedevinin imametler i cumhura göre sahihtir. Yalnız İmâm Mâlik: "Köle olan hürlere imâm olamaz" demiştir. Şu kadar ki, içinde okuyucu bulunmazs a, cumuadan mâada namazlard a abde iktidâ edilebili r. Çünkü cu-mua abde vâcib değildir, der... (Tecrîd Ter., II, 542 "401"). 63 Başlığa uygunluğu açıktır. Buhârî bunun bâzı rivayetle rini Vekâlet, Humus, Ma-ğâzî, Itk, Hibe Kitâblan'nda da getirmiş ve oralardak i bâblara delîl olan yönleri gösterilmişti. Burada ise her kabîlenin haklarım koruyan, idaresini, siyâset işlerini tedbîr edip çeviren işbilir arifleri olduğu, Rasûlullah'ın bütün ferdlerde değil, ancak kabileler in bu arîf kişileri aracılığı ile halkın istekleri ni öğrendiği ve bunların toplulukl arın sevk ve idaresind e gerekli olduğu hususları Öğrenilmiş oluyor.
Lügatte şu bilgiler verilmiştir: Arîf, emîr vezninde "Ma'rife"den vasıftır ki "Bilgiç" ta'bîr olunan kimseye denir ve kendi kavminin rical, ahvâl ve fiillerin i bilmeğe muayyen ve muhassas olan kimseye denir. Cem'i "Ura/â" gelir... Ve bir kavmin reîsine denir, riyasette bilindiği içün. Bir kavle göre kavmin na-kîbine denir ki, payesi reîsten aşağı olur, kavmin işlerini ve maslahatl arını o bakıp yürütür ve gereken mühim işlerde reîse müracaat eder, kavmin söz sahibi kethüdası olacaktır... Şârih der ki, Arab kaaidesi üzere sergerdel eri ki, emîrdir, ondan aşağıca kârguzârlarına "Nakîb" ve "Menkeb" ve ondan aşağıcasına "Arîf" denir... (Kaamûs Ter.)

38-....... İbnu Şihâb şöyle demiştir: Bana Urve ibnu'z-Zubeyr
tahdîs etti ki, ona da Mervân ibnu'l-Hakem ile Mısver ibn Mahrame (R) şöyle haber vermişlerdir: Rasûlullah (S), müslümânlar Hevâzin esirlerin in hürriyete kavuşturulması hususunda kendileri ne izin verdikler i zaman:
— "Şimdi ben sizden esîrlerini vermeye rızâsı olan kimseleri, rızâsı olmayanla rdan bilemiyor um. Haydi sizler gidiniz de sizin muvafakat emirlerin izi bize işbilir ariflerin iz, nakîbleriniz yükseltip arzetsin-ler" buyurdu.
Bunun üzerine insanlar yerlerine çekildiler. Kabileler in arifleri, kabileler i halklanyl e konuştular. Sonra da Rasûlullah'a gelip herbiri kavminin esîrlerini geri vermekten memnun olduklarını ve Rasûlullah'a esirleri hürriyete kavuşturmak hususunda izin verdikler ini bildirdil er 64.

27- BİR KİMSENİN SULTÂNIN HUZURUNDA SULTÂNIMEDHETMESİ. ORADAN ÇIKTIĞINDA DA BUNUN ZIDDINISÖYLEMESİNİN ÇİRKİN OLMASI BABI

39-.......Bize Âsim ibnu Muhammed ibn Zeyd ibn Abdillah ibn
Umer, babası Muhammed ibn Zeyd'den tahdîs etti: Birtakım insanlar İbn Umer(R)'e:'
— Bizler sultânımızın huzuruna giriyoruz da onlar lehine; onların yanından dışarı çıktığımız zaman, konuşmakta olduklarımızın zıd-dını söylüyoruz! dediler.
İbn Umer:
64 Bu hadîste harbî, siyâsî, hukukî, içtimaî ve ahlâkî bakımlardan mühim düstûrlar ve ibretli hususlar vardır. İbn Battal: İmâmın arifler ta'yîn etmesi meşrü'-dur. Çünkü imâma bizzat bütün işleri görmek mümkin olmaz. Bunun için kendisi yerine bâzı işleri yerine getirmeye yetecek ve kendisine yardım edecek kişiler ta'yûı etmeye muhtâc olur, demiştir.
— Biz bu fiili (Peygamber zamanında) münafıklık sayıyorduk, dedi6\

40-....... Bize el-Leys, Yezîd ibn Ebî Habîb'den: o da Irak'tan
tahdîs eyledi ki, Ebû Hureyre (R), RasûluIIah(S)'tan: "İnsanların en şerrlisi, ikiyüzlü olan şu kimsedir ki, şunlara bir yüzle gelir, bunlara da başka bir yüzle gelir" buyururke n işitmiştir 66.

28- (Allah HAKLARIND A DEĞİL DE İNSAN HAKLARI HUSUSUNDA) HAZIR OLMAYAN KİMSE
ÜZERİNE HÜKÜM VERME
BABI

41-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne, Hişâm'dan; o da babası Ur-
ve'den; o da Âişe(R)'den tahdîs etti ki, Ebû Sufyân'ın karısı Hind bintu Utbe ibn Rabîa, Peygamber(S)'e:
— Şübhesiz Ebû Sufyân çok cimri bir adamdır, ben onun malından almaya muhtâc oluyorum! dedi.
Peygamber de ona:

65  Çünkü bu bir işi gizleyip, diğer bir işi açığa çıkarmaktır. Bununla, onun küfür olduğu murâd edilmez, fakat bu küfür gibi bir çirkin huydur. Onun için hiçbir mü'mine sultâna karşı olsun yâhud başkasına karşı olsun, yüzüne karşı övüp, arkasından kötülüklerini söylemek yakışmaz.

66 Müslim'in Abdullah ibn Umer'den rivayet ettiği bir hadîste münafık kişi, iki davar sürüsü arasında şaşırmış bir koyuna benzetilm iştir. Şaşkın koyunun iki sürüden bazen birisine, bazen ötekine koştuğu gibi, münafık da cemiyet içinde bazen bir halk zümresine, bazen de öteki halk zümresine koşar buyurulmuştur: Müslim, Sıfâtu'l-Munâfıkîn ve Ahkâmuhum, rak: 17-"2789".
"Örfe göre sâna ve çocuklarına yetecek mikdâr al!" buyurdu67 .

29- BÂB:
"Her kimin lehine mü'min kardeşinin hakkıhükmolunmuşsa sakın o kimse bu hakkı almasın.
Çünkü hâkimin hükmü haramı halâl kılmaz, halâlı daharam kılmaz".

42-....... İbn Şihâb şöyle demiştir: Bana Urve ibnu'z-Zubeyr
haber verdi ki, ona da Ebû Seleme'nin kızı Zeyneb haber vermiş; ona da Peygamber'in zevcesi Ümmü Seleme (R) Rasûlullah(S)'tan haber vermiştir: Rasûlullah (S) Ümmü Seleme hücresinin kapısı önünde şiddetli bir kavga işitti de onların yanına çıktı ve şöyle buyurdu:
— "Şübhesiz ben de bir insanım. Şu muhakkak ki bana sizden iki hasım gelir de bâzınız (haksızken) diğerinizden meramını daha düz-

67 Ma'rûflu demek, yemekte israf etmiyerek ma'nâsmadır. Şâfiîler'den ve başkalarından bir âlimler topluluğu bu hadîsle, hazır olmayan kimse üzerine hüküm verileceğine delîl getirmişlerdir, Nevevî: Bu istidlal sahîh olmaz. Çünkü bu kıssa Mekke'de oldu, Ebû Sufyân Mekke'de hazırdı. Gâib üzerine hükmün şartı, gaibin beldeden gâib olmasıdır...
Bu gâib üzerine hüküm olmayıp, ancak bir fetvadır, demiştir (Kastallânî)
gün ve açık anlatmış olabilir, ben de o belîğ sözleri doğru zannedere k onun lehine hükmedebilirim. Bunun için ben kimin lehine bir müslümâmn hakkım hükmettim ise, bilsin ki, bu hakk ancak ateşten bir parçadır. İster onu alsın yâhud onu terketsin!" 68.

43-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Utbe ibn Ebî Vakkaas, kardeşi Sa'd ibn Ebî Vakkaas'a vasiyet edip:
—  Zem'a'nm cariyesi oğlu (Abdurrahmân) bendendir . Bu çocuğu almalısın! demiş.
Âişe dedi ki: Mekke'nin fethi senesi (Mekke'ye varıldığında) Sa'd ibn Ebî Vakkaas, çocuğu yakaladı ve:
—  Bu, kardeşim Utbe'nin oğludur. Bunun nesebinin kendisine katılması için bana vasiyet etmiştir, dedi.
Bunun üzerine Abd ibn Zem'a ayağa kalkıp:
—  Bu benim kardeşimdir, babamın cariyesin in oğludur; babamın döşeği üstünde doğmuştur, dedi.
Her iki taraf bu niza' ve da'vâlarım arka arkaya Rasûlullah'a arzettile r. Sa'd ibn Ebî Vakkaas:
— Yâ RasûlAllah, bu çocuk, kardeşim Utbe'nin oğludur. Nesebinin kendisine katılmasına dâir bana vasiyeti vardır, dedi.
Abd ibn Zem'a da:
Bu hadîsin birer rivayeti Mezâlim, Hîleleri Terk ve Şehâdetler'de de geçmişti. Eskimez ve ebedî bir hukuk düstûru va'z ettiği apaçık meydandadır.
— Bu, benim kardeşimdir ve babamın cariyesi doğurmuştur; babamın döşeği üstünde doğmuştur, dedi.
Rasûlullah (S):
—  "Yâ Abd ibne Zem 'a! Bu (Abdurrahmân), senm(kardtşin)dir"
buyurdu.
Sonra da Rasûlullah:
—   "Çocuk, döşek sahibinin dir; zina edene de mahrumiye t
vardır" buyurdu.
Sonra da Rasûlullah, da'vâ konusu olan bu çocuğun sîmâca Ut-be'ye benzediğini görerek, zevcesi Şevde bintu Zem'a'ya:
—  "Ey Şevde! Bundan sonra sen de Abdurrahmân'dan perde arkasına çekil!" buyurdu.
Bundan sonra Abdurrahmân, Şevde (vefat edip de) Yüce Allah'a kavuşuncaya kadar mü'minlerin annesinin yüzünü görmedi 69.

30- KUYU VE BENZERÎ (HAVUZ, EV VE SU HARKI) HAKKINDA ttttvttm VFRMR RÂBI
HÜKÜM VERME BABI

69 Başlığa uygunluğu, hükmün zahire göre olması yönündendir. Çünkü Peygamber zahir hukuk kaaidesin e göre, çocuğu, Abd ibn Zem'a'nın lehine hükmetmiş, çocuğun nesebini ona katmıştır. Çocuğun Utbe'ye benzemesi nden dolayı
da Sevde'ye ihtiyaten çocuktan perdelenm eyi emretmiştir. Buhârî, Peygamber'-in çocuk aslında Zem'a'nın olmasa da, Zem'a'mn cariyesin in oğlu hakkında zahir hukuk kaaidesin e göre hükmettiğine işaret etmişti. Bu hadîsin bâzı rivayetle ri Buyu', Muhâribûn, Ferâiz, Vasiyetle r Kitâblan'nda da geçmişti. (Kastallânî)

44-....... Abdullah ibn Mes'üd (R) şöyle demiştir: Peygamber
(S): "Bir kimse müslümân bir kimsenin malını koparmak için, yemininde yalancı olarak habsedip bağlayıcı yalan bir yemîn ederse, kıyamet gününde o kimse A ilah kendisine gadablı olduğu hâlde kavuşacaktır" buyurdu.
Bunun üzerine Allah şu âyeti indirdi: "Hakikat, Allah'a olan ahidlerin e ve yeminleri ne bedel az bir bahâyı satın alanlar; işte onlar: Onlar için âhirette hiçbir nasîb yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz, onları temize çıkarmaz. Onlar için pek acıklı bir azab vardır" (Âiu imrân: 77).
Abdullah meclistek ilere bu hadîsi tahdîs ederken, bu sırada meclise el-Eş'as ibn Kays gelmiş ve dinleyici lere:
—  Bu âyet benim hakkımda ve bir kuyu hususunda kendisiyl e da'vâlaştiğım bir kimse hakkında indi. Pegamber (S) bana:
—  "Beyyinen var mı?" diye sordu. Ben:
—  Beyyinem yoktur! dedim.' Peygamber:
—  "Öyleyse o yemîn etsin!" buyurdu. Ben:
—  Bu takdirde o adam (yalan yere) yemîn eder! dedim. Bunun üzerine "Hakikat Allah'a olan yeminleri ne ve ahidlerin e..." âyeti indi 70.

31- MALIN ÇOĞU VE AZI HAKKINDA HÜKÜM VERMEK BABI
Sufyân ibn Uyeyne, Küfe Kaadısı Abdullah ibn Şubrume'den:

70 İbn Battal'm dediği gibi bu hadîste hâkimin hükmü zahire göre olup, haramı halâl kılmadığı ve bir mahzuru da mübâh kılmadığı hükmü vardır. Çünkü Peygamber, ümmetini yalan bir yemîn ile kardeşinin hakkını koparıp alan kimsenin ukubetind en sakındırmıştır. Bu âyet de Kur'ân'da gelen en şiddetli tehdîdler-dendir. Bu hadîsin bâzı rivayetle ri Şirb, Eşhas, Şehâdetler, Nuzûr, Tefsîr Kitâbla-n'nda geçmiştir.
Malın azı ve çoğu hakkında hüküm vermek müsâvîdir, diye söylemiştir71.

45-....... Bize Şuayb, ez-Zuhrî'den haber verdi: Bana Urve
ibnu'z-Zubeyr haber verdi ki, ona da Ebû Seleme'nin kızı Zeyneb haber verdi ki, ona da Ümmü Seleme haber verip şöyle demiştir: Peygamber (S) kapısının yanında bir husûmet gürültüsü işitti de hemen onların yanına çıkıp vardı ve onlara:
— "Ben ancak bir beşerim. Şu da bir gerçek ki, bazen bana hasımlar gelir. Bâzısı diğerinden daha belîğ konuşucu olabilir. Ben de bu sebeble onu doğru söyledi sanarak, onun lehine hüküm veririm. Öyleyse ben kimin lehine bir müslümânın hakkını hüküm vermiş isem (iyi bilsin ki) bu hüküm ateşten bir parçadır. Artık o kimse bu ateşi alsın yâhud onu terketsin" buyurdu 72.

71  Sufyân ibn Uyeyne bunu Abdullah ibn Şubrume'den alarak kendi Câmi'inde böylece zikretmiştir (Aynî).

72  Başlığa uygunluğu "Her kime bir müslümânın hakkını hükmetmiş isem..." sözünden alınır. Çünkü bu aza da, çoğa da uzanır. Hadîsin bir rivayeti yakında geçmişti.
Hadîsin sonundaki "Bu ateş parçasını dileyen alsın, dileyen bıraksın" fıkrası hakkında Sevrî: Bu muhayyer kılma değil, bunun ma'nâsı "Dileyen îmân etsin, dileyen küfretsin" (d-Kehf: 29) kavli gibi, bir vaîd ve tehdîddir. ' Dilediğiniz işi işleyiniz" (Fussilet: 40) hitabı da böyledir, demiştir.
"Dileyen terketsin" emri, vucûb içindir, denilmiştir..

32- İMÂMIN (DEVLET BAŞKANININ) İNSANLARIN MALLARINI VE AKARLARIN I {BORÇLARINI TAM ÖDETMEK VE FAYDALAND IRMAK İÇİN) SATIN ALMASI BABI
Peygamber (S) de "Benden sonra hürsün" denilen bir tedbirli köleyi, Nuaym ibnu'n-Nahhâm'a satmıştır.

46-.......Bize Seleme ibnu Kuheyl, Atâ ibn Ebî Rebâh'tan tandîs etti ki, Câbir ibn Abdillah (R) şöyle demiştir: Peygamber(S)'e sa-hâbîlerinden (Ebû Mezkûr denilen) bir adamın kölesini "Hayâtımdan sonra sen hürsün" deyip rnüdebber olarak azâd ettiği haberi ulaştı. Hâlbuki bu zâtın bu köleden başka hiçbir malı yoktu. Peygamber (S) o köleyi sekizyüz dirhem rnukaabil inde sattı da sonra onun bedelini o zâta gönderdi 73.

33- KUMANDANL AR HAKKİNDA HİÇBİR SÖZ BİLMİYEREK KÖTÜLEME YAPANIN KÖTÜLEMESİNE ALDIRMAYA N KİMSE BABI

73 Bu hadîsin bir rivayeti Buyû'da, "Müdebber kölenin bir ihtiyâç üzerine satılması bâbı"nda geçmişti. Oradaki hadîste Peygamber o fakır zâttan köleyi alıp müzayede ile satılığa çikarmış, sonunda köleyi Ebû Nuaym satın almıştı. Peygamber de kölenin bedelini Ebû Mezkûr'e göndererek: "Bu para daha çok senin hakkındır, Allah bundan müstağnidir" buyurmuştu. Ölümden sonra hürr olacağı bildirile n müdebber kölenin satılıp satılmayacağı konusunda görüş ayrılıkları ve tafsîlât vardır. Bunlar yerinden incelenme lidir.


47-.......Bize Abdullah ibn Dînâr tahdîs edip şöyle dedi: Ben
İbnu Umer(R)'den işittim, şöyle diyordu: Rasûlullah (S) bir ordu birliği hazırladı da başına Zeyd'in karısının oğlu Usâme'yi kumandan yaptı. Akabinde onun kumandanlığı konusunda i'tirâzlar yapıldı. Rasûlullah (S):
— "Sizler şimdi Usâme'nin kumandanlığı hususuna ta'n ediyorsanız, muhakkak ki siz bundan önce onun babasının kumandanlığı hakkında da dil uzatmıştınız. Allah'a yemin ederim ki, Zeyd, kumandanlığa nasıl tamâmiyle lâyık olduysa ve o bana insanların en sevimlile rinden biri idiyse, hiç şübhesiz şu Usâme de babasından sonra bana insanların en sevimlile rindendir " buyurdu 74.

34- "EL-ELEDDITL-HASIM" -Kİ "HUSÛMETİ DEVAMLI OLAN"-KİMSE BABI
"Eledd", "A'vec", yânî "Eğri" demektir.

74 Bu i'ürâzlarm asıl sebebi, bu baba ile oğulun köle ve köle çocuğu olmaları idi. Arablar arasında kölenin başkanlığı Câhiliyet zamanında hoş görülmezdi. Fakat İslâm Dîni, fıtratan hürr olan İnsanlar arasındaki bu farkı kaldırmış ve Câ-hilîyet devrinde hakîr görülen sınıfı, İslâm'daki kıdemi, hicreti, ilmi, takvası sebebleri yle yükseltmişti. Kaldı ki, bu baba ile oğulun kumandanlık ve yüksek idarecili k hususlarında Peygamber'in iyice bildiği ve Kur'ân'da da işaret edilen büyük kâabiliyet ve meziyetle ri vardı... Kur'ân'da sahâbîlerden yalnız bu Zeyd'in İsmi açıkça söylenmiştir: (el-Ahzâb: 37).

48".......Bi ze Yahya ibn Saîd-, İbn Cureyc'den tahdîs etti  Ben
Ibn Ebî Muleyke'den işittim; o Âişe(R)'den tahdîs ediyordu ki, o: Rasûlullah (S): "Allah katında insanların en çok nefret edilmişi, husûmeti şiddetli olan kimsedir" buyurdu, demiştir 75.

35- BAB: HAKİM ZULÜM İLE HÜKMETTİĞİ