Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
H
ANASAYFA
ARŞİV
GİRİŞ
KAYIT
imamhatip.com
>
İslâm
>
Hadis-Sünnet
>
Buhari ve Fihristi
(Moderatörler:
pozitif
,
MuH@CiR
) >
97- KİTÂBU'L-İTİSÂM Bİ'L-KİTÂBİ VE'S-SÜNNETİ
Sayfa: [
1
]
Aşağı git
« önceki
sonraki »
Favorilerime Ekle
Yazdır
Gönderen
Konu: 97- KİTÂBU'L-İTİSÂM Bİ'L-KİTÂBİ VE'S-SÜNNETİ (Okunma Sayısı 292 defa)
maesselame
97- KİTÂBU'L-İTİSÂM Bİ'L-KİTÂBİ VE'S-SÜNNETİ
: 18 Ocak 2007, 22:56:53
Prof. Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 1642
Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik
(Allah'ın Kitâbı'na ve Peygamber in Sünnetine Sımsıkı Yapışıp Tutunmak Kitabı) '
1 el-î'tisâm: Birşeye el ile yapışıp tutmak ve tehlikede n korunmak ma'nâsınadır. Buhârî bu unvanı: "Hepiniz toptan Allah 'in ipine sanlın; parçalanıp ayrılmayın...'" (Âlu İmrân: 103) âyetinden almıştır. Âyetteki "Habl=îp" ile murâd, istiare yoluyla Kitâb ile Sünnet'tir. Allah'ın ismine muzâf olması da bu istiareni n karînesidir. Bu istiareni n toplayıcı ciheti ve edebî münâsebeti her ikisinin de maksada ermeğe sebeb olmasıdır ki, Kitâb ve Sünnet hayır ve saadete, ip de birtakım medenî ihtiyâçları telâfiye sebeb olur. Kitâb ile maksad Kur'ân'dır. Sünnet ile murâd da Rasûlullah'ın sözlerinden, işlediği işlerinden, başkaları tarafından işlenip de Peygamber'in men' etmediği hâl ve hareketle rinden bize ulaşan hadîslerdir.
Kitâb ve Sünnet, İslâm Ümmeti'nin hidâyet ve saadet vesîlesi olduğu için Rasûlullah bey'at alırken ilk şart olarak Kitâb ve Sünnet'te gelen emirleri dinlemek ve bu yolda itaat etmek şartını öne sürerdi.
"Hablu'llah" Allah Taâlâ'ya ulaşmaya sebeb olan delil ve vâsıta demektir ki, Kur'ân, tâat, cemâat, ihlâs, İslâm, abdullah, emrullah diye rivayetle rle tef-sîr edilmiştir ve hepsi birbirine yakındır. Ebû Saîd'den gelen bir hadîste Rasûlullah: "Gökten Arz'a indirilmiş olan Allah'ın ipi, Allah'ın Kitabı'dır..." buyurmuştur.
1-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne, Mıs'ar'dan ve başkasından; onlar da Kays ibn Müslim'den; o da Târik ibn Şihâb'dan. Târik ibn Şi-hâb şöyle demiştir: Yahûdîler'den bir adam, Umer'e:
— Ey Mü'minlerin Emîri, eğer şu "Bu gün sizin dîninizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nVmetimi tamamladım ve size dîn olarak müs-lümânlığı hoşnûd oldum... " (ei-Mâide: 4) âyeti biz Yahudiler üzerine inmiş olaydı, muhakkak bizler onun indiği günü bir bayram yapardık, dedi.
Bunun üzerine Umer:
— Şübhesiz ben bu âyetin hangi gün indiğini muhakkak bilmektey im: Bu âyet bir cumua günü, Arafe'de inmiştir, dedi 2.
Sufyân ibn Uyeyne, Mıs'ar'dan işitti. Mıs'ar da Kays'tan işitti, Kays da Tarık'tan işitti.
2-.......Bize el-Leys ibn Sa'd, Ukayl'den tahdîs etti ki, İbn Şi-
hâb şöyle demiştir: Bana Enes ibn Mâlik (R) haber verdi ki, kendisi,
2 Bu başlığın ardından bu hadîsin zikrinin sebebi, bundaki âyetin Muhammed Ümmeti'nin Kitâb ve Sünnet ile kurtulacağına delâlet etmekte olmasıdır. Çünkü Allah Taâlâ onlara bu âyetle dînlerini kemâle erdirme, ni'metini tamamlama ve kendileri ne İslâm Dîni verip ondan hoşnûd olması ni'metini ihsan eylemiştir. Bunun bir rivayeti îmân Kitâbı'nda da geçmişti (Aynî).
müslümânların Ebû Bekr'e bey'at ettikleri nin ertesi günü Umer'den işitmiştir. Umer, Ebû Bekr'den önce, Rasûlullah'in minberi üzerine doğrulmuş, şehâdet kelimeler ini söylemiş, "Amma ba'du(= Sözün bundan sonrası şudur)" deyip şunları söylemiştir:
— Allah kendi Rasûlü'nü dünyâda sizin yanınızda olan şeyler üzerine kendi yanında bulunan şeylere (cennet dereceler inin yükseklerine ve keramet hazînelerinin huzuruna) seçip almıştır. Ve şu Ki-tâb, Allah'ın kendi Rasûlü'nü hidâyete ulaştırmış olduğu Kitâb'dır. Şimdi sizler de bunu alıp tutunun ki, doğru yolu bulaşınız. Ve çünkü Allah, ancak bu Kitâb vâsıtasıyle Rasûlü'ne hidâyet etmiştir! 3.
3-.......İbn Abbâs (R): Peygamber (S) beni kendisine çekip sarmaştı da:
— "Allah 'im, buna Kitâb ilmîni öğret!" diye duâ etti, demiştir 4.
4-.......Bize Mu'temir tahdîs edip şöyle dedi: Ben Avf'dan işittim, ona da Ebû'I-Minhâl haber vermiştir. O da Ebû Berze Nadle ibn Ubeyd el-Eslemî'den: Şübhesiz Allah Taâlâ İslâm Dîni ile ve Peygamber i Muhammed (S) ile sizleri zengin kılmış yâhud sizleri kaldırıp yükseltmiştir, dediğini işitmiştir 5.
3 Hadîsin başlığa uygunluğu "Bu Kitâb, Allah'ın kendi Rasûlü'ne hidâyet etmiş olduğu Kitâb'dır" sözündedir. Bunun bir rivayeti Ahkâm Kitabı, "Yerine bir halef ta'yîn etme bâbı"nda da geçmişti.
4 Peygamber'in bu mübarek duasının kabul edildiği gün gibi meydandadır. "Habru'l-Ümmet", "Tercemânu'l-Kur'ân", ve "Sultânu'l-Müfessirîn" gibi ulu Iakablarl a sahâbîler ve tabiîler arasında şöhret kazanan ibn Abbâs'ın ilminin çokluğu, hakîkaten Peygamber'in çok açık mu'cizelerin den biridir denilmeye lâyıktır.
Bunun bir rivayeti İlim Kitabı, "Peygamber'in: 'YâAllah, ona Kitâb 'ı öğret!' kavli bâbı"nda geçmişti. (c.I, bâb: 18).
5 Yânî Allah sizin bununla kırığınızı bütünlemiş, sürünmekten kaldırıp doğrultmuştur. Başlığa uygunluğu,, Allah'in kullarını İslâm Dîni ve Peygamber i ile zengin
5-.......Bize Mâlik, Abdullah ibn Dinar'dan tahdîs etti ki, Abdullah ibn Umer (R), Abdulmeli k ibn Mervân'a bir mektûb yazdı da ona bey'atini şöyle bildirdi: "Allah'ın sünneti ve Rasûlü'nün sünneti üzerine gücümün yettiği kadar Mü'minlerin Emîri Abdulmeli k ibn Mervân'a, emirlerin i dinlemeğe ve itaat etmeye ikrar edip söz veriyorum" dedi 6.
1- PEYGAMBER(S)'İN:
"Ben câmialı sözler ile gönderildim KAVLİ BABI
kılması yönündendir ki bu da dîne ve Rasûlü'ne sıkı yapışmaktan ibarettir .
Bâzı nüshalarda şu ziyâde vardır: Ebû Abdillah: Burada "Yuğnîkum = Sizi zengin kıldı" şeklinde vâki' olmuştur. Hâlbuki bu ancak "Sizi kaldırıp yükseltmiştir" şeklindedir. Bu, î'tisâm Kitâbı'nm aslından bakılır, demiştir.
Fethu't-Bârî'de bu konuda şöyle dedi: Musannif, el-Edebu'l-Müfred kitabını ayrıca tasnif ettiği gibi, İ'tisâm Kitâbı'ni da ayrıca tasnîf etti ve onda bu bâbdaki şartıyla lâyık olanları yazdı. Sonra bu lafzı kendi yanında olan lafza aykırı ve onun doğru olduğunu görünce, o asla dönülmesini havale etti... (Kas-tallânî).
Bu hadîsin bir rivayeti Fiten'de, "Bir kavmin yanında birşey söyleyip de sonra onun yanından çıktığında bunun aksini söylediği zaman bâbi"nda geçmişti.
6 Başlığa uygunluğu "Allah'ın sünneti ve Rasûlü'nün sünneti üzere" sözlerinde-dir. Yânî Allah'ın sünneti ve Rasûlü'nün sünneti üzere olan kimse bu ikisine tutunup, bunlarla kurtulmuştur. Bunun bir rivayeti Ahkâm Kitabı sonlarında "İmâma nasıl bey'at edilir bâbı"nda geçmişti.
6-.......Bize İbrahim ibn Sa'd, İbn Şihâb'dan; o da Saîd ibmı'l-
Müseyyeb'den o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Ben câmialı sözler ile gönderildim. Ben (düşman gönüllerine) korku salmak suretiyle yardım olundum. Bir de ben uyuduğum sırada kendimi gördüm ki, bana Yer hazînelerinin anahtarla rı getirildi de benim elimin içine konuldu".
Ebû Hureyre: Rasûlullah (S) gitti, hâlbuki sizler o hazîneleri nasıl rast gelirseni z öylece görmektesiniz yâhud sizler o hazîneleri bol bol emmek suretiyle faydalanm aktasınız yâhud da buna benzer bir kelime söylemiştir 7.
7-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu: "Herbirpey gambere muhakkak îmân edilen mu 'cizelerin benzeri yâhud insanların o yüzden îmân ettiği mu'cizelerde n verilmiştir. Hiç şübhesiz ki bana ihsan olunan (en büyük) mu'cize, Allah'ın bana vahyettiği Kur'ân'dır. Bu sebeble ben kıyamet günü bütün peygamber lerin en çok ümmetlisi olacağımı ümîd ediyorum!"*.
7 Cevâmi'u'I-kelim: Az lafız ile çok ma'nâ ihtiva eden vecizeler e denir. Hadîsteki cevâmi'u'l-kelim İle murâd, Kur'ân'ı Kerîm'dir ki, her âyeti, her cümlesi böyle câmialı ve çok ma'nâh sözler olarak Peygamber imiz tarafından tebliğ edilmiştir. Hadîslerde de cevâmi'u'l-kelim olanlar bir haylî çoktur...
8 Başlığa uygunluğu "Bana ihsan olunan en büyük mu'cize, Allah'ın bana vahyettiği Kur'ân 'dır" sözünden alınır. Kur'ân mu'cizesi dünyâ durdukça Allah'ın koruma taahhüdü ile bakî olup asla yok olmayacak bir mu'cizesidir . Çünkü Allah: "Kur'ân'ı biz indirdik biz; onun koruyucul arı da şübhesiz ki biziz!" (el-Hıcr: 9) buyurdu. Diğer peygamber lerin mu'cizeleri ise, zamanlarının geçmesiyle son bulmuş yâhud ancak haberleri bakî kalmıştır...
Bunun bir rivayeti Kur'ân'ın Faziletle ri Kitâbı'nda da geçmişti.
2- RASÛLULLAH(S)'IN (SÖZLERİ, FİİLLERİ VE TAKRİRLERİNİ ŞÂMİL OLAN) SÜNNETLERİNE UYMAK BABI 9
Ve Yüce Allah'ın: "Ve bizi takva sahihleri ne önder kıl"
{el-Furkaan: 74) kavli.
Bu duada o: "Bizden Öncekilere uyalım ve bizden sonrakile rin de bize uyacakları imamlar, önderler kıl"
demiştir ı0.
Abdullah ibn Avn el-Basrî et-Tâbiî şöyle demiştir:
Üç şey vardır ki, ben bunları hem kendim için, hem
de bütün mü'min kardeşlerim için arzu eder, severim:
a Şu Muhammed sünnetini insanların öğrenmeleri ve âlimlerinden bunu sorup istemeler i;
b-Kur*ân>ı iyi anlamaları ve ondan sorup istemeler i.
c İnsanları ancak hayırda bırakmaları (yâhud: insanları hayra da'vet etmeleri) n.
9 Çünkü Allah kullarına, Peygamber ine uymayı ve O'nun sünnetine uymayı emretmiş ve şöyle buyurmuştur: "Allah ve Rasûlü'ne îmân edin..." (en-Nisâ: 135) "O'na îmân edenler, O'na ta'zîm edenler, O'na yardım edenler" (el-A'râf: 157) ve "O'nun emrine muhalefet edenler sakınsınlar" (en-Nûr: 63).
10 Bu âyette dînde başkanlık isteme ve rağbet etmeye delâlet vardır.
11 ibn Avn'ın bu haberini Muhammed ibn Nasr el-Mervezî, Kitâbu's-Sünne'de senediyle rivayet etmiştir.
8-.......Ebû Vâil şöyle dedi: Ben şu Ka'be mescidind e onun bakıcısı olan Usmân ibn Ebî Şeybe'nin yanına oturdum. O şöyle dedi: Benim yanıma Umer ibnu'l-Hattâb şu senin oturuşun gibi oturdu da:
— Şu Ka'be'nin içindeki sarı ve beyaz, yânî altın ve gümüş hiç-birşey bırakmayıp hepsini müslümânlar arasında (onların işleri için) taksim edeyim diye kasdettim, dedi.
Şeybe dedi ki: Ben Umer'e:
— Sen bunu yapmıyorsun? dedim. Umer:
— (Niçin yapmıyorum?) îki sahibin, yânî Rasûlullah ile Ebû Bekr de bunu yapmadıkları için dedim, dedi.
Yine Umer:
— (Çünkü) o ikisi kendileri ne iktidâ edilip uyulan iki insandırlar, dedi12.
9-.......Ben el-A'meş'ten sordum. O Zeyd ibn Vehb'den söyledi. O da Huzeyfe(R)'den şöyle derken işitmiştir: Bize Rasûlullah (S) şöyle tahdîs etti: "Emânet gökten insanların kalblerin in derinliğine iner (ve insanlar bunun üzerine fıtratlanmış olurlar). Sonra Kur'ân indi, onlar Kur'ân 'ı okudular. İnsanlar sünnetten emâneti ve onunla ilgili şeyleri öğrendiler. (Böylece insanlar için tabîat ve şerîat, emânetin korunması hususunda birleştiler)..." I3
12 Başlığa uygunluk "Rasûlullah ile Ebû Bekr kendileri ne uyulacak iki kimsedirl er" sözünden alınır.
13 Hadîsin başlığa uygunluğu son fıkrasıdır. Bunun uzun birer rivayeti Rikaak ve Fıten'de de geçmişti. ,
10-.......Abdullah ibn Mes'ûd (R) şöyle dedi: Şübhesiz sözün
en güzeli Allah'ın Kitâbı'dır. Yolun en güzeli de Muhammed'in yoludur. İşlerin en şerrüleri de dînde sonradan îcâd edilen bid'atlerdir. Size va'd edilegele n şeyler (tekrar dirilmek ve hâlleri) muhakkak gelecek ve siz
bunlardan kaçıp kurtulaca klar değilsiniz!" 14.
11-.......Bize ez-Zuhrî, Ubeydulla h'tan; o da Ebû Hureyre ile
Zeyd ibn Hâlid(R)'den tahdîs etti ki, onlar: Biz Peygamber(S)'in yanında idik, Peygamber, da'vâlarını arzeden iki kişiye hitaben:
— "Yemîn olsun ki, ben sizin aranızda elbette Allah'ın Kitabı ile hüküm vereceğim..." buyurdu, demişlerdir 15.
12-.......Bize Hilâl ibnu Alî, Atâ ibn Yesâr'dan; o da Ebû Hu-
reyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S):
— "Ümmetimin hepsi cennete girecekti r. Ancak imtina edenler girmeyece ktir" buyurmuştur.
Sahâbîler:
— Yâ RasûlAllah! Kimler imtina edecekler? diye sordular. Rasûlullah:
— "Her kim bana itaat ederse cennete girecekti r. Her kim de
14 Başlığa uygunluk "Yolun en güzeli Muhammed'in yoludur" sözündedir. Çünkü "Hedy", yol ve şerîat demektir ki, o da Peygamber'in sünnetlerindendir.
Bunun bir rivayeti Edeb Kitâbı'nda da geçti.
15 Bunda Sünnet'e, Allah'ın Kitabı denildiğine işaret vardır. Çünkü Sünnet, Allah'ın vahyi ve takdiridi r. Yüce Allah: "O hevâdan konuşmaz. Onun konuşması ancak kendisine yapılan vahiydir" (en-Necm: 3) buyurmuştur.
bana âsî olursa o da (da'vetimi kabulden ve emirlerim e itaatten) çekinip imtina etmiş olur (ve cennete giremez)" buyurdu 16.
13-.......Bize Yezîd ibn Hârûn haber verdi. Bize Selîm ibn Hay-
yân tahdîs etti ve Yezîd ibn Harun'u hayırla övdü de şöyle dedi: Bize Saîd ibnu Mînâ tahdîs etti. Bize Câbir ibn Abdillah tahdîs etti yâ-hud: Ben Câbir ibn Abdillah'tan işittim, şöyle diyordu: Bir kerre Peygamber (S) uyurken yanına birtakım melekler geldi de, bunlardan bâzıları:
— Bu zât uyuyor, dedi. Bâzıları da:
— Gözü uyuyor, fakat kalbi uyanıktır, dedi.
Bunun üzerine bu melekler (birbirler ine):
— Bu dostunuzu n yüksek sıfatı vardır (yüksek menkıbe sâhibi-
16 Başlığa uygunluğu "Her kim bana itaat ederse... "sözünden alınır. Çünkü O'na itaat eden kimse, O'nun sünnetiyle amel eder (Aynî).
Takdir: Her kim bana itaat eder, Kitâb ve Sünnet'e tutunursa, cennete girer; kendi hevâsına uyan, doğru olandan ayağı kayan ve dosdoğru yoldan sapan kimse de cehenneme girer... demektir (Kastallânî).
dir). Haydi siz de bunun yüksek mevkiini haricî bir örnekle temsîl ediniz! dediler. Fakat bâzıları:
— İyi amma bu zât uyuyor, dediler. Bâzıları da:
— Hayır, O'nun gözü uyuyor, fakat kalbi uyanıktır, dediler. Bunun üzerine melekler:
— Bu Zât'ın haricî benzeri, şu bir kimsenin misâli gibidir ki, o kimse yeni bir ev yaptırır, o evde bir ziyafet yemeği tertîb eder ve bu ziyafete insanları da'vet etmek için bir da'vetçi gönderir. Bu da'vet-çinin da'vetine kim icabet ederse, o (mükemmel) eve girer ve ziyafet yemeğinden yer. Her kim de da'vetçinin da'vetine icabet etmezse o eve giremez ve ziyafet yemekleri ni de yiyemez.
Bunun üzerine melekler yine birbirler ine:
— Haydi bu temsîli bu Zât'a îzâh ediniz de anlasın! dediler. Fakat yine bunlardan bâzıları:
— İyi amma bu Zât uyuyor, dediler. Bâzıları da:
— Hayır, gözleri uyuyor amma kalbi uyanıktır, dediler. Bunun üzerine melekler (kendi aralarında temsîli şöyle îzâh
ettiler):
— O ev cennettir, da'vetçi de Muhammed(S)'dir. Her kim Mu-hammed'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiştir. Her kim de Muham-med'e âsî olursa, Allah'a âsî olmuştur. Muhammed insanların arasını ayırdetmiştir (itaat ve isyan şiarını bildirip mü'minleri, münkirleri ayırdetmiştir)I7.
17 Başlığa uygunluğu "Her kim Muhammed'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur" sözünden alınır. Çünkü Muhammed'e itaat eden, O'nun sünnetiyle amel eder... (Aynî).
Bu hadîsin ma'nâsı en belîğ bir mürekkeb teşbîh ile tebliğ buyurulmuştur...
Hadîsteki melekleri n mürekkeb teşbîhlerini tahlîl edince, şu mürekkeb teşbihleri içine aldığını görürüz:
a. Allah Taâlâ'nın âlemlere rahmet olarak gönderdiği Muhammed (S) düğün gibi kutsal bir cem'iyetin da'vetçisine, .
b. Allah Taâlâ'nın mü'min kulları için hazırladığı cennet, yânî teşkîl edilen aile için hazırlanan yeni bir aile ocağına;
c. Cennetin çeşit çeşit nfmetleri, düğün aşı gibi en nefis bir ziyafet yemeğine;
d. Kitâb ve Sünnet'e uyan mü'minler, düğün da'vetine icabet edip giden ve orada sevinç içinde saadete erenlere, Kitâb ve Sünnet'ten çekinenler de düğün aşından mahrum olup ziyan içinde kalanlara benzetilm iştir...
Yüce Allah biz kullarım da Hâtemu'l-Enbiyâ'nm da'vet ettiği Kitâb ve Sünnet'e uyan, cennet ve Cemâl'ine nâiliyetle mes'ûd ve bahtiyar olan mü'minler camiasına katsın, âmîn!
Bu hadîsi Kuteybe ibn Saîd, Leys'ten; o da Hâlid'den; o da Saîd ibn Ebî Hilâl*den; o da Câbir'den: "Peygamber bizim yanımıza çıktı" fıkrasıyle rivayet etmekte Muhammed ibn Abâde'ye mutâbaat etmiştir 18.
14-.......Huzeyfe (R) şöyle demiştir:
— Ey Kur'ân okuyucula rı topluluğu! (Allah'ın emrine yapışmanız suretiyle) dosdoğru yola giriniz. (Eğer doğru yola girerseni z) şübhe-siz sizler açık bir öne geçişle öne geçirilmiş olursunuz . (Eğer emre muhalefet edip de) dosdoğru yoldan sağa ve sola giden yolları tutarsanız, muhakkak pek uzak bir sapıklıkla sapmış olursunuz! 19.
15-....... Bize Ebû Usâme, Bureyd'den; o da Ebû Burde'den;
o da Ebû Mûsâ el-Eş'arî(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle
18 Bu mutâbaatı Tirmizî, buradaki senedle Câbir'den: Bir gün bizim yanımıza Peygamber (S) çıktı da: "Ben kendimi ru'yâda şöyle gördüm: Cibril başucumda, Mîkâîi ayak ucumda idi..." lafzıyle rivayet etmiştir. Buhârî bu mutâbaatı hadîsin merfû'luğunu açıkça belirttiği için zikretmiştir.
19 Başlığa uygunluğu "Dosdoğru yola giriniz" sözündedir. Çünkü dosdoğru yola girmek, Rasûlullah'ın sünnetlerine uymaktır. İbn Abbâs, "Şübhesiz ki, bu benim dosdoğru yolumdur. O hâlde ona uyun. Aykırı yollara tâbi' olmayın. Sonra sizi onun yolundan ayırır..." (el-En'âm: 153) kavli hakkında: Allah mü'min kullarına cemâat olmayı emretti ve onları ihtilâftan ve ayrılıktan nehyetti, demiştir (Kastallânî).
buyurmuştur: "Benim meselim (benzerim) ve beni kendisiyl e size Allah'ın peygamber gönderdiği şeyin meseli, ancak şu adamın benzeri gibidir ki, o, kavmine geldi de:
— Ey kavmim! Ben şurada iki gözümle ordu gördüm. (Onlar beni soydular. .. ben kaçtım, şimdi haber veriyorum). Görüyorsunuz, ben çıplak bir nezîrim (sizi yarının musibetin den korkutuyo rum). Hemen kurtulmay a, hemen kaçmaya bakınız! der.
Bu haber üzerine kavminden bir taife ona itaat eder de bütün gece vakaar ve haysiyetl e yürümüş ve kaçıp kurtulmuşlardır. Kavminden bir kısmı da onu yalanlamışlar da yerlerind e kalmışlardır. Bunun üzerine sabahleyi n ansızın asker onları basıp helak etmiş ve köklerini kazımıştır.
İşte bu bana itaat eden ve benim getirdiğime uyan kimse ile bana âsî olan ve benim getirmiş olduğum hakkı yalanlaya n kimsenin meselidir" 20.
16-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) vefat
ettiği ve ondan sonra Ebû Bekr halîfe yapıldığı, Arab kabileler inden tekrar kâfir olanlar küfürlerine döndükleri zaman (Ebû Bekr-onlarla harb etmek istediğinde) Umer, Ebû Bekr'e:
20 Başlığa uygunluğu "Kavminden bir taife ona itaat etti" sözünden alınır. Çünkü Peygamber'e itaat, O'nun sünnetine uymaktır. Bu hadîste de bir haylî mü-rekkeb teşbihler vardır.
Bunun bir rivayeti Rikaak'ta, "Ma'siyetlerd en vazgeçmek bâbı"nda geçmişti.
— Sen bu insanlara karşı nasıl harb açarsın? Rasûlullah (S): ' 'Ben, insanlar Lâ ilahe ille 'Hah diyene kadar şirk ehli olanlarla harb etmeye emredildi m. Her kim bu Lâ ilahe ille'llah şehâdet kelimesin i söylerse, benden malını ve canını muhafaza etmiş olur, ancak (haram kılınmış bir nefsi öldürmek yâhud farzlarda n birini inkâr etmek gibi) İslâm hakkının gerekli kıldığı ceza müstesnadır. (Gizli küfür ve ma'siyetinin) hesabı Allah'a âiddir" buyurdu! demişti.
Ebû Bekr de Umer'e:
— VAllahi her kim namazla zekât arasını ayırırsa, ben muhakkak bu zümre ile harb ederim. Çünkü zekât mâlî bir haktır. Allah'a yemîn ederim ki, bunlar Rasûlullah'a ödemekte oldukları bir ipi (yâ-nî az olsa bile meydana gelen zekât hakkım) benden men' ederlerse, onun men' edilmesi üzerine ben muhakkak onlarla harb ederim! dedi.
Bunun üzerine Umer:
— VAllahi gördüm ki, dînden dönenlerin katli hakkındaki Ebû Bekr'in bu hükmü, Allah'ın Ebû Bekr'in gönlünde yarattığı genişliğin eseridir. Bu sayede (getirdiği delilden dolayı) onlarla harb etmenin hakk olduğunu öğrendim, dedi (ve Ebû Bekr'in kararını doğruladı).
Yahya ibn Bukeyr ile (Leys'in kâtibi olan) Abdullah ibn Salih, İmâm el-Leys'den "Anâkan( = Bir dişi oğlağı)" şeklinde söylemişlerdir ki, bu daha sahihtir 21;
21 Başlığa uygunluğu "VAllahi her kim namazla zekât arasım ayırırsa, ben muhakkak bu zümre ile harb ederim..." sözünden alınır. Çünkü bu ikisini ayıranlar, Peygamber'in sünnetine uymaktan dışarı çıkmışlardır. Bu hadîsin bir rivayeti Zekât Kitâbı'nın evvelinde geçmiş, bâzı açıklamalar orada verilmişti... "Ancak İslâm hakkı müstesnadır" fıkrası: Bu şehâdeti söyleyen kimsenin kanı heder, malı mübâh olmaz, malı ve canı korunur, şu kadar var ki nefis öldürme, namazı red, zekâtı men' gibi şer'î haklarda bunların gereği olan cezalar uygulanır, demektir.
17-.......Abdullah ibn Abbâs (R) şöyle demiştir: Bir ara Uyey-
ne ibn Hısn ibni Huzeyfe ibn Bedr, Medîne'ye gelmiş ve kardeşi oğlu Hurr ibn Kays ibn Hısn'ın evine inip ona konuk olmuştu. Hurr ibn Kays ise Umer'in yakınlarındandi. Meclisind e genç, ihtiyar birtakım kurrâ ve fakîhler bulunurdu . Halîfe onlarla mühim âmme işlerini danışır, istişare ederdi. Uyeyne, kardeşinin oğlu Hurr ibn Kays'a:
— Ey kardeşim oğlu! Senin Halîfe'nin yanında yüksek mevki'-in vardır. Benim için yanına girmeye bir izin alsan da onu ziyaret etsem! dedi.
Hurr de ona:
— Ben senin için onun yanına girmene izin isteyeceğim! dedi.
İbn Abbâs dedi ki: Hurr, Uyeyne için izni aldı. Uyeyne huzura girdiğinde:
— Ey Hattâb oğlu! VAllahi sen bize ne bol dünyalık verirsin, ne de aramızda adaletle hükmedersin! dedi.
Bu sözü üzerine Umer öfkelendi, hattâ Uyeyne'yi dövmeye kas-dedip üzerine yürüdüğü sırada, kardeşi oğlu Hurr ibn Kays müdâhale edip:
— Ey Mü'minlerin Emîri! Şübhesiz Yüce Allah, Peygamber i'-ne: "Sen affı -kolaylığı- tut. İyiliği emret. Câhillerden yüz çevir" (ei-A'râf: 199) buyurdu. Şübhesiz bu Uyeyne de o câhillerdendir, dedi.
İbn Abbâs dedi ki: VAllahi Hurr ibn Kays bu âyeti okuyunca, o haşmetli Umer olduğu yerde çakılmış gibi irkildi. VAllahi bir adım ileri gitmedi. Esasen Umer Allah Kitâbı'nın mukaddes huzurunda çok durucu bir kimse îdi (yânî onun hükmünü geçmezdi) 22.
22 Başlığa uygunluğu "Umer, zâten Allah'ın Kitabı huzurunda çok durmayı âdet edinen bir kimse idi" sözlerinden alınır. Çünkü Allah'ın Kitabı yanında duran kimse, Rasûlullah'in sünnetlerine uyan kimse olur. Allah'ın Kitabı yanında durmak, onun içindeki hükümlerle amel etmekten ibarettir . Bunun bir rivayeti Tef-sîr'de, el-A'râf: 199 âyetinde geçmişti (Aynî)
18-.......Esma bintu Ebî Bekr (R) şöyle demiştir: Ben güneş tutulması sırasında Âişe'nin yanına geldim. İnsanlar hep namaza durmuşlar, Âişe de ayakta durmuş, namaz kılıyordu. Ben:
— İnsanlara ne oluyor ki (neden korkuyorl ar)? dedim.
Âişe (güneş tutulması meydana geldiğini anlatmak için) gökyüzüne doğru eli ile işaret etti de:
— Subhânallâhi, dedi.
Ben:
— Bu bir (azâb için olan) âyet mi (yâhud kıyametin yaklaşması alâmeti mi)? diye sordum.
Âişe başı ile:
— Evet! diye işaret etti.
Rasûlullah (S) namazı bitirince, Allah'a hamd ve sena eyledi. Sonra şöyle buyurdu:
— "Ben cennet ve cehenneme kadar evvelce görmediğim hiçbir-şey kalmadı ki, bu makaamımda hepsini görmüş olmayayım. Bana vahyolund u ki, sizler kabirleri nizde Mesih Deccâl-yüzünden çekilecek fitneye yakın bir imtihan geçireceksiniz. Mü'min yâhud müslim -râvî Fâtıma bintu'1-Munzir: Esmâ'nın bu iki lâfızdan hangisini söylediğini bilmiyoru m, demiştir- o kimse, Muhammed hakkında sorulduğunda:
—Oy Muhammed'dir; O bize beyyinele r getirdi, biz de O'nun da'veiine icabet edip îmân eyledik! diyecek. Ona sorucu melekler tarafından:
— Sen iyi hâlde yat uyu! Biz senin kat'î inanmış kimse olduğunu bildik, denilir.
Münafık yâhud kalbinde şübhesi olan kimseye gelince -Fâtıma bintu'l-Munzir: Ben Esmâ'mn bu iki ta'bîrden hangisini söylediğini bilmiyoru m, demiştir- o kimse de:
—Ben O'nun kim olduğunu bilmiyoru m. Ben insanlard an işittim. O'nun hakkında birşeyler söylüyorlardı, ben de onu söyledim, diyecekti r"23.
19-.......Bize Mâlik, Ebu'z-Zinâd'dan; o da el-A'rec'den; oda
Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Sizler, sizi bırakıp teklif etmediğim hususlard a beni kendi hâlime bırakınız! Sizden evvelki ümmetler ancak çok suâl sormaları ve peygamber lerine karşı ihtilâfları sebebiyle helak olmuşlardır. Ben sizleri birşeyden nehyettiğim zaman, ondan sakınınız. Sizlere birşey emrettiğim zaman da emrimi tutunuz. Gücünüzün yettiği kadar onu yerine getiriniz!"24.
Logged
Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
Reklam
97- KİTÂBU'L-İTİSÂM Bİ'L-KİTÂBİ VE'S-SÜNNETİ
«
:
18 Ocak 2007, 22:56:53 »
Logged
maesselame
97- KİTÂBU'L-İTİSÂM Bİ'L-KİTÂBİ VE'S-SÜNNETİ
: 18 Ocak 2007, 22:57:28
Prof. Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 1642
Ya mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik
23 Bunun birer rivayeti İlim ve Güneş Tutulması Kitâblan'nda geçti. Buradaki başlığa uygunluğu "O, Muhammed'dir. O bize beyyinele r, deliller getirdi, biz de O'nun da'veüne icabet ettik..." sözl erindedir . Çünkü icabet edip îmân eyleyen kimse, O'nun sünnetine iktidâ edip uyan kimsedir (Kastallânî).
24 Nevevî şöyle demiştir: Bu, câmialı sözlerden ve İslâm'ın kaaideler i ve düstûrla-nndandır. Buna pekçok hükümler girer. Meselâ bir rüknü yâhud şartından âciz olan için namazdan gücü yettiği kadarını getirir.. . Abdestte de böyle, avreti örtmekte de böyledir...
Başlığa uygunluğu, hadîsin mavnasından alınır. Çünkü O'nun nehyettik le-rinden çekinen ve emrettikl erini emir kabul eden kimse, O'nun sünnetine uyan kimsedir (Aynî, Kastallânî).
3- ÇOK SUÂL SORMANIN VE KENDİNİ İLGİLENDİRMEYEN HUSUSLARD A KÜLFET VE ZORLUK ARAMANIN MEKRUH OLMASIBAB I
Ve Yüce Allah'ın şu:
"Ey îmân edenler, Allah'ın affettiği şeyleri...
ve eğer size açıklanırsa ve siz bunları Kur 'ân inerken
sorup da hükmü kendinize açıklanırsa fenanıza gidecek
şeyleri sormayın. Allah çok mağfiret edicidir, çok halimdir; cezada da aceleci değildir9* (ei-Mâide: ıoi) kavli25.
20-.......Bana Ukayl, İbn Şihâb'dan; o da Âmir ibn Sa'd'dan;
o da babası Sa'd ibn Ebî Vakkaas(R)'tan tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Müslümanların müslümânlar hakkında şübhesiz en büyük günahlısı o kimsedir ki, insanlara haram edilmedik birşeyin hükmünü sorar da o şey, sırf onun bu sormasından dolayı haram kılınır" buyurmuştur 26.
25 Bu âyetin inme sebebi olarak zikredile n şeyler tefsirler de sayılmıştır: Hakk Dîni, II, 1819-1822.
26 Bu hadîsi Müslim, Peygamber'in Faziletle ri'nde rivayet etmiştir. Müslim Ter,, VII, 233 "2358".
Müslümanların üzerine sorusu ile bir darlık ve zarar yapan kimsenin büyük günahlı olması ne kadar büyük bir suçtur!
21-.......Bize Mûsâ ibn Ukbe tahdîs edip şöyle dedi: Ben Ebu'n-
Nadr (Salim ibn Ebî Umeyye)'dan işittim, o Busr ibnu Saîd'den; o da Zeyd ibn Sâbit(R)'ten şöyle tahdîs ediyordu: Peygamber (S) mes-cid içind i'tikâf için hasırdan bir hücre edinmişti. (Ramazânın son onunda) birkaç geceler buradan çıkıp cemâatle hem farz ve hem de terâvîh namazı kılmıştı. Sonunda cemâatin birikip çoğaldığım görünce bir gece yalnız yatsı namazını kıldırıp bu hasır odasına çekilmiş, terâvîh için çıkmamıştır, Rasûlullah'ın hücresinde sesini işitmediklerinde uyudu zannettil er ve uyansın da çıksın diye sahâbîlerin bâzısı öksürmeye başladı. Bunun üzerine Rasûlullah, bekleyen cemâate hi-tâb edip şöyle buyurdu:
— "Cemâatle terâvîh namazı kılmak hususunda sizde gördüğüm bu yaptığınız iş ve arzu devamlıdır. Fakat böyle cemâat hâlinde bu ibâdete devam ederken, cemâatin farz kılınmasından ve farz kılındığı takdirde hepinizin bu namazı cemâatle edasına muktedir olamamanızdan korkarım. Onun için ey insanlar! Sizler bu namazı kendi evleriniz de kılınız. Çünkü farz namaz müstesna, kişinin namazının en faziletli si kendi evinde kıldığı namazıdır"21.
27 Başlığa uygunluğu Peygamber'in cemâatin yaptığı ısrarlı hareketi reddeder mâhiyetteki konuşmasıdır. O da Peygamber'in mescid içinde cemâatle gece namazı kılmaları hususunda kendileri ne izin vermediği, tekellüf ve zorlama nev'inden yaptıkları harekette n hoşlanmamasıdır.
Farzların mescidler de cemâatle edası, dînin şeâirini izhâr içindir. Nafileler in evlerde kılınması ise riyadan uzak olmasındandır. Nafileler in evlerde kılın-masındaki fazilete dâir birçok hadîsler vardır.
Bu hadîsin birkaç rivayeti Namaz Kitabı, "Gece namazı bâbı"nda geçmişti.
22-.......Ebû Mûsâ el-Eş'arî (R) şöyle demiştir: Bir kerresind e
Rasûlullah(S)'tan hoşlanmadığı bâzı şeyler soruldu. Sahâbîler bu gibi soruları çoğalttıklarında Rasûlullah öfkelendi ve:
— "Bana istediğinizi sorun!" diye buyurdu.
Bunun üzerine (Abdullah isminde) bîr adam ayağa kalktı da:
— Yâ RasûlAllah! Benim babam kimdir? dedi. Rasûlullah ona:
— "Senin baban Huzâfe'dir!" buyurdu.
Bundan sonra (Sa'd isminde) başka biri ayağa kalktı ve:
— Yâ RasûlAllah! Benim babam kimdir? dedi. Rasûlullah ona da:
— "Senin baban Şeybe'nin âzâdlısı Sâlim'dir" buyurdu. Umer ibnu'l-Hattâb, Rasûlullah'm yüzündeki öfke alâmetini
görünce:
— Yâ RasûlAllah! Biz Azîz ve Celîl olan Allah'a tevbe ediyoruz! dedi 28.
23-.......Bize Abdulmeli k ibn Umeyr tahdîs etti ki, el-Mugîre'nin
âzâdlısı ve kâtibi olan Verrâd şöyle demiştir: Muâviye, el-Mugîre'ye: "Rasûlullah(S)'ın namazdan sonra okuduğunu işittiğin şeyi bana yaz!" diye mektûb gönderdi. el-Mugîre de ona şöyle yazdı:
— Allah'ın Peygamber i (S) her (farz) namazdan sonra şunu söy-
28 Buhârî'nin Ezan Kitâbı'nın sonunda Enes ibn Mâlik'ten olan diğer rivayetin de "Sonra bana sorunuz" demeyi çoğaltınca, Umer iki dizi üstüne gelerek: Allah'ın Rabb'imiz olduğuna, İslâm'ın dînimiz olduğuna, Muhammed'in peygamber olduğuna razı olduk yâ RasûlAllah! dedi. Bunun üzerine öfkesi gidip sükût buyurdu", sözleriyle hadîs son buluyor.
Bunun bir rivayeti ilim Kitabı "Mev'ızada öfkelenme bâbı"nda da geçmişti.
lerdi: Lâ ilahe ille llâhu vahdehu lâ şerike lehu. Lehu 'l-mulku ve lehu 7-hamdu ve huve ala külli şey'in kadir. Allâhumme lâ mania limâ a'-teyte velâ mu 'tiye limâ mena 'te velâ yenfau ze 'l-ceddi minke H-ceddu
( = Tek Allah'tan başka ilâh yoktur, O'nun hiçbir ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsûstur. Herşeye kudreti yeten de O'dur. Allah'ım, Sen'in verdiğine mâni' olabilece k hiç yok, vermediğini verebilec ek de hiç yok. Baht ve sâmân sahibinin baht ve samanı Sen'in lütuf ve ihsanının yerine geçip de kendisine fayda vermez)/"
el-Mugîre, Muâviye'ye mektubund a şunu da yazdı: — Rasûlullah (S) bir de kîl ve kaalden, çok çok suâlden, mal telef etmekten nehyeder idi. Yine Rasûlullah, analara itaatsizl ikten, kızları diri diri gömmekten, verilecek şeyi vermemekt en, almak hakkı olmayan şeyi istemekte n de nehyederd i 29.
24-.....,. Bize Hammâd ibn Zeyd, Sabit el-Bunânî'den tahdîs etti
ki, Enes ibn Mâlik (R): Bizler Umer ibnu'l-Hattâb'ın yanında idik. Umer (R): Bizler üzerimize renç ve meşakkatli iş olmaktan nehyo-lunduk, dedi, demiştir 30.
29 Bu hadîsin bâzı rivayetle ri Namaz, Dualar ve daha başka yerlerde geçmişti. Muâviye tarafından o sırada Küfe Emîri bulunan el-Mugîre de cevâb olarak bu mektubu yazmıştı. Buhârî'nin diğer rivayetin de "Mektûbetin = Farz yazılmış namaz" kaydı bulunduğundan, bunu parantez içinde işaret ettik. Yine Buhâri rivayetle rinin birinde "tzâ selleme = Selâm verdiği zaman" kaydı olduğundan, bu tehlîl ve duanın yeri, Selâm'dan sonra olduğu açıkça anlaşılır.
30 Bu hadîsi burada böyle kısaltılmış olarak getirdi. Bunu Ebû Nuaym el-Mustahrac'mda Süleyman ibn Harb'dan şu lafızla getirmiştir: Enes: Biz Umer'in yanında idik. Üzerinde sırtından dört yaması olan bir gömlek vardı. "Fâkıha-ten ve ebben" (Abese: 31) âyetini okudu da: Bu "Fâkihe" meyvedir, biz bunu bilmişizdir. Fakat "Ebb" nedir? dedi. Sonra: Bırak, biz tekellüften nehyolun-duk, demiştir. Abd ibn Humeyd'in Süleyman ibn Harb'den rivayetin de ise Umer: "Ebb" nedir? dedikten sonra: Ey Umer'in anasının oğlu! îşte bu tekellüftür; senin "Ebb"'mnt olduğunu bilmemend e üzerine birşey yoktur, demiştir... (Kas-tallânî; Hakk Dîni, VII, 5586).
25-.......ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana Enes ibn Mâlik(R) şöyle haber verdi: Peygamber (S) güneş gündüzün ortasından meylettiği zaman hücresinden çıktı ve öğle namazını kıldırdı. Selâm verince minber üzerine çıkıp ayakta durdu. Kıyamet saatini zikretti ve onun önünde pek büyük işler olacağını söyledi. Sonra:
— "Bana birşey sormak isteyen varsa şimdi sorsun. VAllahi bu makaamimd a durduğum müddetçe bana her ne sorarsanız hemen sizlere haber vereceğim!" buyurdu.
Enes şöyle dedi: İnsanlar (Peygamber'in gadabından müteessir olarak) pek çok ağlaştılar. Rasûlullah da tekrar tekrar "Banasorun uz" demeyi çoğaltıyordu.
Enes dedi ki: Bu sırada bir adam O'na doğru ayağa kalktı da:
— Yâ RasûlAllah! Benim gireceğim yer neresidir? diye sordu. Rasûlullah ona:
— "Cehennemd ir" cevâbını verdi.
Derken Abdullah ibn Huzâfe es-Sehmî (R) ayağa kalktı ve:
— Yâ RasûlAllah! Benim babam kimdir? diye sordu. Rasûlullah ona da:
— "Baban Huzâfe'dir!" buyurdu.
Râvî dedi ki: Sonra Rasûlullah yine "Banasorun uz, banasoru-
nuz" demeyi çoğalttı. Bunun üzerine Umer ibnu'l-Hattâb (R) iki dizi üzerine çöktü de:
— (Yâ RasûlAllah, bu kadarı yeter!) Biz Allah Taâlâ'yı Rabb, İslâm'ı dîn, Muhammed'i rasûl olarak kabul ve tasdîk ettik, dedi.
Râvî dedi ki: Umer bu sözü söylediği zaman Rasûlullah biraz sükût ettikten sonra şöyle buyurdu:
— "Nefsim elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, demincek ben namaz kılarken cennet ile cehennem şu duvarın yüzünde bana arz olundu. Ben hayırda ve şerrde bu günün benzeri bir gün görmüş değilim" buyurdu 31.
26-.......Bize Şu'be tahdîs edip şöyle dedi: Bana Basra Kaadısı
Mûsâ ibnu Enes haber verip şöyle dedi: Ben Enes ibn Mâlik(R)'ten işittim, şöyle dedi: Bir adam:
— Ey Allah'ın Peygamber i! Benim babam kimdir? diye sordu. Rasûlullah (S) da ona:
— "Senin baban Fulân'dır (yânî Huzâfe'dir)/" buyurdu. Bunun üzerine ' 'Ey imân edenler! Size apaçık söylenirse fenanıza gidecek şeyler sormayınız..." (ei-Mâide. ıoi) âyeti indi32.
27-.......Bize Verkaa ibn Amr, Abdullah ibn Abdirrahmân'dan
31 Buhârî bunu burada iki senedle getirdi: Biri Ebû'l-Yemân'dan, diğeri Mahmûd ibn Geylân'dan. Buradaki şevki Ma'mer'in lafzı üzeredir. Bunun bir rivayeti Namaz Kitabı, "öğle namazının vakti bâbı"nda geçmişti. Onun lafzı da Şu-ayb'ın lafzı üzere idi. Umer'in bu son derece belîğ ve câmiah sözü Rasûlullah'm sünnetine en mükemmel şekilde uymayı ifâde etmekte olduğu için buradaki başlığa tam bir delîl teşkîl etmiştir.
32 Bunun birer rivayeti el-Mâide: 101. âyetinin tefsirind e ve Rikaak'ta geçmişti.
tahdîs etti ki, o şöyle demiştir: Ben Enes ibn Mâlik(R)'ten işittim, şöyle diyordu: Rasûlullah (S):
— "İnsanlar birbirler ine birtakım suâller sormaktan asla vaz-geçmiyeceklerdir. Hattâ: 'Herşeyi yaratan Allah'tır, fakat Allah'ı kim yaratmıştır?' diyecekle rdir" buyurdu 33.
28-.......Abdullah ibn Mes'ûd (R) şöyle demiştir: Ben Medîne'-
de Peygamber'in beraberin de bir tarlada yürüyordum. O da hurma dalından bir deyneğe dayanıyordu. O sırada birkaç Yahudi'ye rastladı. Onların bâzısı:
— O'na ruhtan sorun, dedi. Bâzısı da:
— Hayır, O'na sormayın, olur ki size hoşlanmayacağınız bir ce-vâb işittirir, dedi.
Derken Ona doğru kalkıp geldiler ve:
— Yâ Eba'l-Kaasım! Bize ruhun mâhiyetini söyle! dediler. Rasûlullah bu suâl üzerine bir müddet bakarak dikeldi. Ben O'na
vahy edilmekte olduğunu anladım da O'ndan biraz geriye çekildim. Nihayet vahy yükselip kalktı. Sonra:
— "Sana ruhu sorarlar. De ki: Rûh Rabb 'imin emrindend ir. Size az bir ilimden başkası verilmemiştir" (ei-isrâ: 85) âyetini söyledi34.
33 Hadîsteki "Allah'ı kim yaratmıştır" sözü, en çirkin şeytân tel kinlerin dendir. Kâinatı yaratan Allah Taâlâ'nm bir yaratma eseri olması aklen de, naklen de muhaldir; ulûhiyet şiarına aykırıdır. Bunun gibi şeytânı vesvesele re kapılan )a\m-serim Eûzu billahi mine'ş-şeytânVr-racîm diye o vesveseyi def etmesi tavsiye edilmiştir. Müslim'deki rivayette "Âmentu billahi ve rusûlihi( = Ben Allah'a ve rasûllerine îmân ettim) desin" şeklinde gelmiştir. Bunun bir rivayeti Tevhîd Ki-tâbı'nda da gelecekti r.
34 Buna göre bu âyet Medine devrinde inmiş demektir. Bundan dolayı bâzıları bu
4- PEYGAMBER(S)'İN FİİLLERİNE UYMAK BABI 35
29-.......Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Peygamber (S)
altından bir mühür yüzük edinmişti. Bunu görünce insanlar da altından birtakım yüzükler edindiler . Bunun üzerine Peygamber:
— "Ben altından bir mühür yüzük edinmiştim" buyurdu da onu parmağından çıkarıp attı ve: "Ben bundan sonra ebediyyen bu altın yüzüğü takmayacağım" buyurdu.
Bunun üzerine insanlar da kendi altın yüzüklerini çıkarıp attılar 36.
5- İŞTE ŞİDDETTEN VE DERİNLEMEYE GİTMEKTEN; İLİMDEİHTİLÂF HÂLİNDE NİZÂLAŞMADAN; DÎNDE AŞIRILIKTAN VEBİD'ATLERDEN (YÂNI KİTÂB VE SÜNNETTE OLMAYAN SONRAKİ
UYDURMALA RDAN) MEKRUH OLACAK ŞEYLER BABI 37
âyetin biri Mekke'de, biri de Medine'de olmak üzere iki defa indiğine kaail olmuşlardır... Tafsilat: Hakk Dîni, IV, 3197-3204.
35 Yüce Allah'ın "Rasûl size ne verirse onu alın" (el-Haşr: 7); "Bana tâbi' olun ki, Allah da sizi sevsin..." (Âluİmrân: 31) âyetlerinin umumiyeti nden dolayı O'na fiillerin de uymak vâcib olur. Ancak mendûbluk yâhud ona husûsî olduğuna dâir bir delîl olması hâli müstesna.
36 Sahâbîler O'nun bu fiiline, fiil ve terk olarak iktidâ edip uymuşlardır. Bunun bir rivayeti Libâs Kitabı, "Altın
yüzükler bâbı"nda geçmişti.
37 et-Taammuk: Tefa'ul vezninde derinleme k, derine gitmek, bir işte şiddet edip haddi aşmak...
el-Ğuluvv: Bir nesne haddi tecâvüz eylemek, ok hadd ve mikdârdan daha ziyâde ırağa gitmek...
el-Bid'at: Bâ'nın kesri ile kemâle ulaştırıldıktan sonra dînde meydana ge-
Çünkü Yüce Allah'ın şu kavli vardır: "Ey kitâb ehli, dînîniz hususunda haddi aşmayın. Allah'a karşı hakk olandan başkasını söylemeyin...
(en-Nisâ: 171) 38.
30-....... Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Peygamber (S):
— "İftar yapmayara k iki ve daha fazla orucu birbirine ulama-yın!" buyurdu.
Sahâbîler:
— Yâ RasûlAllah, Sen orucu bazen birbirine ekliyorsu n! dediler. Rasûlullah:
— "Ben sizden hiçbiriniz gibi değilim. Çünkü ben, Rabb'im beni yedirir ve içirir hâlde gecelerim" buyurdu.
Fakat sahâbîler oruçları birbirine eklemekte n vazgeçmeyince Peygamber oruçlarını arka arkaya iki gün yâhud iki gece birbirine uladı. Sonra (üçüncü gün) hilâli gördüler. Bunun üzerine Peygamber, oruçlarını birbirine ulamaktan çekinmeyenleri ta'kîb ve tevbîh eder gibi:
— "Eğer hilâl daha da geri kalsaydı, ulamayı sizin için (bir ceza ve ders olsun diye) o ana kadar daha artırırdım!" buyurdu 39.
len nesneye denir, bir kavle göre Peygamber'den sonra dînde meydana gelen hevesler ve işlere denir, cem'i "Bida"' gelir. Dîn işleri işinde sonradan meydana gelen noksan yâhud ziyâdede kullanıldı... (Kaamûs Ter.)
38 Buhârî bu âyeti dînde aşın gitmenin tahrîmine hüccet olarak getirdi. Bu âyetin lafzına yakın bir ifâde el-Mâide: 77. âyetinde vardır.
39 Bu hadîsin bâzı rivayetle ri Oruç'ta ve Temennî'de geçmişti. O rivayette: "Eğer ay bana uzatılsaydı, muhakkak derinleme k isteyenle rin taammukla rım bırakacakları bir ulama yapardım... " fıkrası vardır.
İşte bu fıkra bu başlığa uygun olmaktadır.
31-.......Bana İbrâhîm ibn Yezîd et-Teymî tahdîs etti. Bana Yezîd
ibn Şurayh tahdîs edip şöyle dedi: Alî ibn Ebî Tâlib bizlere pişirilmiş tuğladan yapılmış bir minber üzerinde hutbe yaptı. Üzerinde, kınında asılı bir sahîfe bulunan bir kılıç vardı.
Alî:
— VAllahi bizim yanımızda okunan hiçbir yazı yoktur, ancak Allah'ın Kitabı ve bir de şu sahîfedeki şeyler vardır, dedi ve sahîfeyi açtı.
İçinde diyet develerin in yaşlan ile ' 'Medine A îr Dağı 'ndan şuraya kadar haremdir. Kim Medine'nin bu haremi içinde bir bid'at çıkarırsa, Allah'ın, melekleri n ve bütün insanların la'neti onun üzerine olsun. Allah o kimseden hiçbir sarf ve adi kabul etmesin!" hadîsi, bir de "Müslümanların emânı birdir. O emânı müsjtümânların (kadın ve köle nev'inden) en aşağı bir ferdi de üzerine alır. Her kim bir müslümânın verdiği ahdi bozarsa, Allah'ın, melekleri n ve bütün insanların la'neti onun üzerine olsun. Allah o kimseden hiçbir sarf ve hiçbir adi kabul etmesin!"
Yine o sahîfede "Her kim de kendi efendiler inden başka bir kavmi, efendiler inin izni olmaksızın velî ve efendi edinirse, Allah'ın, melekleri n ve bütün insanların la'neti onun aleyhine olsun; Allah ondan hiçbir sarf ve hiçbir adi kabul etmesin!" hadîsi yazılmıştır 40.
40 el-Kirmânî, bu Alî hadîsinin başlığa münâsebeti hakkında: Buhârî belki Alî'nin bu sözünden, "Kendisini n ve ehli Beyt'in Kitâb ve Sünnet'te bulunmaya n birtakım gizli şeyler ve İslâm Dîni'nden birtakım kaaideler bildikler i ve bunlara başkalarının vâkıf olamayaca kları" şeklindeki dedikodul arı susturup reddettiğini
istifâde etti. Aynî de: İşte Kirmânî'nin söylediği bu söz, başlığın lâfızlarına mü-nâsib olan sözdür, demiştir.
32-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) bir iş yaptı da
o hususta ruhsat verdi. (Birtakım insanlar Peygamber'in yapıp da ruhsat verdiği o iş kendisine hâstır zannedip) o işi yapmaktan çekindiler. Onların bu çekinmesi Peygamber'e ulaşınca, Allah'a hamdettik ten sonra:
— "Birtakım toplulukl ara ne oluyor ki, onlar benim yapmakta olduğum birşeyiyapmaktan çekiniyorlar! Allah'ayemîn ederim ki, ben onların Allah'ı en çok bilenleri ve Allah'tan en çok korkanları-yımdır!" buyurdu 41.
33-.......Abdullah ibnu Ebî Muleyke şöyle demiştir: Çok hayırlı iki zât Ebû Bekr ile Umer helak olmaya yaklaşmışlardı: Peygam-
41 Dâvûdî: Şâri'in ruhsat verdiği şeyden çekinmek, günâhların en büyüğündendir. Çünkü o kendi nefsini Allah'a, Rasûlü'nden daha takvâh görmektedir. Bu ise hudûd yarışı yânı muhalefet yapmaktır, demiştir (Kastallânî).
ber'in huzuruna Temîm oğulları hey'eti geldiği zaman, bu ikisinden biri (yânî Umer), "Mucâsi' oğullan'nın kardeşi olan el-Akra ibn Habis et-Teymî el-Hanzalî'yi onlara emîr yap" diye işaret etti. Diğeri de başkasını (yânî Ka'kaa ibn Ma'bed ibn Zurâre et-Teymî'yi) emîr yap diye işaret etti. Bunun üzerine Ebû Bekr, Umer'e:
— Sen sırf bana muhalefet etmek istedin! dedi. Umer de:
— Hayır sana muhalefet etmek istemedim, dedi.
Peygamber'in yanında münâkaşa ettiler ve sesleri yükseldi. Bunun üzerine şu âyetler indi: "Ey imân edenler, seslerini zi Peygamber'in sesinden yüksek çıkarmayın. Ona sözle, birbirini ze bağırdığınız gibi bağırmayın ki, siz farkına varmadan amellerin iz boşa gider... "
(el-Hucurât: 2-3).
İbnu Muleyke şöyle dedi: Abdullah ibnu'z-Zubeyr şöyle dedi: Artık Umer bu âyetin inmesinde n sonra -İbnu'z-Zubeyr bunu, dedesi Ebû Bekr'i kasdedere k anasının babasından zikretmed i- Peyganı-ber'le bir hadîs konuştuğu zaman, O'na gizli şeyler söyleyen bir kardeş gibi konuşur, Peygamber anlamak isteyip soruncaya kadar sesini O'na işittirmezdi 42.
34-....... Bana Mâlik, Hişâm ibn Urve'den; o da babası Urve
ibnu'z-Zubeyr'den; o da mü'minlerin anası Âişe(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) vefâtiyle netîcelenen hastalığı içinde:
42 Bu, ilimde nizâlaşmaktır. Başlığa uygunluk "Sesleri yükseldi" sözünden alınır. Bu hadîs el-Hucurât Sûresi tefsirind e geçti. Burada hadîsin şevkinin mürsel hadîs suretinde vâki' olduğuna, fakat sonunda îbn Muleyke'nin bunu Abdullah ibnu'z-Zubeyr'e hamlettiğine tenbîh vardır.
— "Ebû Bekr'e söyleyin de insanlara namazı kıldırsın!" buyurdu. Âişe şöyle dedi: Ben:
— Ebû Bekr Sen'in makaamında (yânî namaz kıldırdığın mih-râbda) durursa, ağlamaktan kıraati insanlara işitteremez. Umer'e emret de insanlara o namaz kıldırsın! dedim.
Rasûlullah yine:
— "Ebû Bekr'e söyleyin de insanlara namaz kıldırsın!'"buyurdu. Âişe şöyle dedi: Ben Hafsa'ya da:
— Peygamber'e: Ebû Bekr Sen'in makaamında durursa ağlamaktan kıraati insanlara işittiremez. Onun için Umer'e emret de insanlara o namaz kıldırsın! diye söyle! dedim.
Hafsa dediğimi yaptı. Onun üzerine Rasûlullah:
— "Şübhesiz ki, sizler elbette Yûsuf Peygamber'in sahibeler i olan kadınlarsınız (yânî onun günündeki kadınlar gibisiniz)/ Ebû Bekr'e emredin de insanlara namazı o kıldırsın!" buyurdu.
Bunun üzerine Hafsa, Âişe'ye hitaben:
— Zâten senden bana hayır gelecek değildi! dedi (de canının sıkıntısını açıkladı) 43.
43 Başlığa uygunluğu, içinde bir emri bir kimse üzerine geri çevirme ve döndürme bulunması yönündendir. Bu birşeyi geri döndürme, kötülenmiş olup taammuk ma'nâsında dâhildir. Çünkü "Taammuk", birşeyle mübalağa ve şiddet yapmaktır. Bunun bâzı rivayetle ri Namaz Kitabı, İmamet bâblannda da üç ayrı bâbda geçmişti. Bunların sonuncusu "İmâm namazda ağladığı zaman bâbı"dır... (Aynî).
35-.......Bize ez-Zuhrî tahdîs etti ki; Sehl ibn Sa'd es-Sâidî (R)
şöyle demiştir: Uveymir el-Aclânî, Aclân oğullan'nın başkanı olan Âsim ibn Adiyy'e geldi de:
— Bana re'yini haber ver: Bir adam karısı ile beraber bir adamı bulsa, kadimn kocası o adamı öldürmeli, siz de öldürdüğü adama mu-kaabil onu öldürmeli misiniz?(Yoksa bu koca nasıl yapar?) Yâ Âsim, sen bu mes'eleyi benim için Rasûlullah'a soruver! dedi.
Bunun üzerine Âsim bunu Peygamber'e sordu. Peygamber de böyle soruları, hoşlanmayıp, ayıpladı. Akabinde Âsim ailesi yanına döndü, Uveymir de geldi. Âsim, Uveymir'e Peygamber'in böyle sorularda n hoşlanmayıp ayıpladığını haber verdi. Bunun üzerine Uveymir:
— VAllahi ben bizzat kendim Peygamber'e gideceğim de bunu soracağım! dedi ve Peygamber'e geldi.
O sırada Yüce Allah, Âsım'm ardından- "Zevceleri ne zina is-nâd eden, kendileri nin kendileri nden başka şâhidleri de bulunmaya n kimselere gelince, onlardan herbirini n yapacağı şâhidlik, kendisini n hakîkaten sâdıklardan olduğunu Allah 'a yemin ile dört kerre tekrar edeceği şâhidliktir. Beşinci şehâdet de eğer yalancılardan ise Allah 'in la yneti muhakkak kendisini n üstüne (olmasını ifâde etmesi)<//r..." (en-Nûr: 6-9) âyetleri olan - Kur'ân indirmişti. Peygamber, Uveymir'e:
— "Allah senin ve karın hakkında Kur'ân âyeti indirdi" dedi ve onların ikisini çağırdı.
Bu karı-koca, Peygamber'in önüne geçip birbiriyl e la'netleşme yemîni yaptılar. Uveymir:
— Yâ RasûlAllah! Eğer ben bu kadını yanımda tutarsam, ben bunun aleyhine yalan söylemiş olurum! dedi de Peygamber ona kadınından ayrılmasını emretmede n o kadını boşayıp ayrıldı.
Artık, la'netleşme yapanlar hakkında onların birbirler inden ayrılmaları sünnet yânî kaanûn oldu. Peygamber meclistek ilere:
— "Bu kadına bakınız! Eğer bu kadın keler fasilesin den kızılca kurt gibi kısa bir çocuk getirirse, ben Uveymir'in kadına ancak iftira ettiğini sanırım. Eğer kadın bedeni siyah, iri gözlü ve kıçının iki yanı büyük tipte bir çocuk getirirse, ben Uveymir'in kadına zina isnadında doğru söylediğini sanırım" buyurdu.
Sonra kadın, çocuğu sevilmeye n iş üzerine getirdi (yânî esmer,
iri gözlü hâlde getirdi; çünkü bu, âdette kadının zinasının sübütunu tazammun etmekteyd i)44.
44 Başlığa uygunluğu "Peygamber böyle sorularda n hoşlanmadı ve ayıpladı" sö-zündedir. Çünkü Uveymİr, soruda çok çirkin bir iş ortaya atıp söylemişti. Bunun için Peygamber sorudan hoşlanmamıştı. Hadîsin bir rivayeti Liân'da ve en-Nûr Sûresi tefsirind e geçmişti.
36-.......İbn Şihâb şöyle dedi: Bana Mâlik ibn Evs en-Nasrî haber verdi. (İbn Şihâb dedi ki:) Muhammed ibn Cubeyr de bana bu gelecek hadîsten şöyle zikretti: Ben Mâlik ibn Evs'in yanına girdim de, oria bu hadîsi sordum. O şöyle dedi: Ben gittim, nihayet Umer'in yanma girdim. Ben onun yanında otururken, kapıcısı Yerfa, Umer'e geldi de:
—(Ey Mü'minlerin Emîri!) Usmân ibn Affân, Abduijahmân ibn Avf, ez-Zubeyr ibnu'l-Avvâm, Sa'd ibn Ebî Vakkaas geldiler, senin huzuruna girmeye izin isterler, onlara iznin var mı? dedi.
Umer:
— Evet vardır, dedi.
Onlara izin verdi. Girdiler, selâm verip oturdular . Biraz sonra Yerfa yine geldi ve:
— Alî ile Abbâs da geldiler, izin isterler, müsâade var mı? dedi. Umer onlara da izin verdi. Bunlar da girdiler. Abbâs:
— Ey Mü'minlerin Emîri! Benimle (Alî'yi işaret ederek) şu zâ-
lim arasında hükmet! dedi ve bu ikisi birbirine kaba ve sert sözler söylediler 45.
Orada bulunan topluluk, Usmân ve diğer arkadaşları:
— Ey Mü'minlerin Emîri, bunların aralarında hükmedip gönüllerine huzur ve sükûn ver! dediler.
Bunun üzerine Umer:
— Sabredini z, acele etmeyiniz! Gök ve Yer izni iradesiyl e duran Allah hakkı için size sorarım: Siz bilirsini z ki, Rasûlullah (S): "Biz peygamber ler camiasının terîkesi vâris olunmaz. Bizim bıraktığımız her mal sadakadır, vakıftır!" buyurdu. Ve bu sözüyle Rasûlullah kendisini kasdediyo rdu, değil mi? dedi.
O topluluk, yânı Usmân ile arkadaşları:
— Evet, Rasûlullah böyle buyurdu! diye tasdîk ettiler. Bunun üzerine Umer, Alî ile Abbâs'a dönüp:
— Allah hakkı için size de sorarım: Rasûlullah'ın, kendisini kas-dederek böyle buyurduğunu siz de bilirsini z, değil mi? dedi.
Alî ile Abbâs da:
— Evet, diye tasdîk ettiler. Bunun üzerine Umer:
— Şimdi ben size bu malın hukukî vaziyetin i söyleyip bildireyi m! diye şöyle îzâh etti: Allah Taâlâ bu fey'de tasarrufu Rasûlul-lah'a tahsîs buyurdu. O'ndan başka kimseye bu hakkı vermedi. Çünkü sânı yüce olan Allah Kur'ân'da "Allah 'in onlardan Rasûlü 'ne verdiği fey 'e gelince; siz bunun üzerine ne ata, ne deveye binip koşmadınız. Fakat Allah rasûllerini dileyeceği kimselere musallate der. ABfûı herşeye hak-kıyle kaadirdir ... " (ei-Haşn 6-8) buyurmuştur. Bundan dolayı bu malda tasarruf etme, sâde Rasûlullah'ın hakkı idi. Sonra vAllahi bu mala sizden başka kimse ortak olmadı. Ve sizin zararınıza kimse tasarruf da iddia eylemedi. Rasûlullah bu fey' malının nemasını size verdi ve onu aranızda taksim edip dağıttı. Nihayet fey'den o malın aslı mahfuz kaldı. Peygamber bu maldan ailesinin bir senelik nafakasını ayırır, onları infâk ederdi. Sonra bundan arta kalanı alırdı. Onu Allah'ın malı (vakıf) kılardı. (Cihâd ve hayır yollarına harcardı.) Bu malı Pey-
45 Abbâs ile Alî arasında -Allah'ın fey' olarak Rasûlullah'a tahsîs buyurduğu Na-dîr oğulları hurmalıklarından dolayı- niza ve ihtilâf vardı. Alî ile Abbâs birbirler ine uluorta dil uzatmışlardı.
Fey', Allah'ın dîn düşmanlarından -galebe ile değil de sürgün, yâhud cizye üzerine sulh olmak suretiyle- Rasûlullah'a tahsîs buyurulduğu maldır. Bu ganî-metten daha has bir ıstılahtır. Çünkü ganîmet malında "Hums = Beştebir"i fey'dir.
gamber sağlığında böyle kullandı. Ey cemâat! Size Allah adiyle soruyorum: Sizler de bunu böyle biliyor musunuz? dedi. Onlar da:
— Evet, dediler.
Sonra Umer, Alî ile Abbâs'a:
— Ben sizlere de Allah adiyle soruyorum: Siz ikiniz de bunun böyle olduğunu biliyor musunuz? dedi.
Onlar da:
— Evet biliyoruz, dediler. (Umer devamla:)
— Sonra Allah, Peygamber'ini vefat ettirdiğinde Ebû Bekr: Ben Rasûlullah'ın vekîliyim! diye bu mallara el koydu ve Rasûlullah'ın kullandığı gibi kullandı.
Sonra Umer Alî ile Abbâs'a doğru dönerek:
— Ebû Bekr'in bu suretle muamele ettiği zamanı siz de hatırlarsınız.
Umer dedi ki:
— Siz ikiniz o zaman Ebû Bekr'in o mal hakkında şöyle şöyle yaptığını söylüyordunuz. Allah bilir ki, Ebû Bekr bu hareketin de doğru idi, lutufkârdı, akıl ve zekâ sahibi idi. Hakka uymuştu. Sonra Allah Ebû Bekr'i vefat ettirdi. Ben de: Rasûlullah'ın ve Ebû Bekr'in halefiyim! dedim. Ve emaretimi n ilk iki yılında bu mala el koydum. Ve Rasûlullah ile Ebû Bekr'in kullandığı gibi idare ettim. Sonra ikiniz müştereken bir kelime üzerinde birleşip bana geldiniz. İşiniz toplu olup aranızda niza yoktu. (Sizinle görüştüm. Sonra ayrı ayrı geldiniz.) Yâ Abbâs, sen bana geldin. Benden kardeşinin oğlundan isabet eden hisseni istiyordu n. (Alî'yi kasdedere k:) Bu da eşinin babasından nasîbi-ne düşen hissesini istiyordu . Bunun üzerine ben size: İsterseniz bu hurmalıkları size vereyim. Allah'ın ahdi ve andı boynunuza olmak üzere siz bu malı Rasûlullah'ın, Ebû Bekr'in ve emirliğim zamanında benim idare ettiğimiz gibi idare ediniz. Şayet kabul etmezseni z, artık bana birşey söylemeyiniz! dedim. Bu teklifim üzerine siz de: Peki, bu şartla bize ver! dediniz. Ben de ikinize teslîm ettim. Şimdi ey cemâat! Allah adına yemînle sizlere soruyorum: Ben bu malı bu şartla bu ikisine teslîm ettim mi? dedi.
Topluluk:
— Evet, teslîm ettin! dediler.
Sonra Umer Alî ile Abbâs'a döndü de:
— Sizlere de Allah'a yemînle soruyorum: Ben bu malı bu suretle sizlere teslîm ettim mi? dedi.
Onlar da:
— Evet, teslîm ettin! dediler. Umer onlara:
— (Aranızda çıkan ihtilâf üzerine) şimdi benden bunun hâricinde bir hüküm mü istiyorsu nuz? Gök ve Yer kendi izniyle, iradesiyl e ayakta duran Allah'a yemîn ederim kî, ben kıyamet kopuncaya kadar bunun hâricinde bir hükümde bulunamam . Eğer siz idareden âciz iseniz bana geri veriniz. Ben onu sizin hesabınıza yeterlili kle idare ederim! dedi 46.
6- BİR BİD'ATÇİYİ BARINDIRA N KİMSENİN GÜNÂHI BABI
"Bir bid'atçiyi barındıranın günâhı" hadîsini Alî ibn
Ebî Tâlib, Peygamber(S)'den olmak üzere rivayet
etmiştir 47.
37-.......Bize Âsim ibn Süleyman el-Ahvel tahdîs edip şöyle dedi: Ben Enes ibn MâIik(R)'e:
— Rasûlullah (S) Medine'yi harem kıldı mı? diye sordum.
Enes:
46 Hadîsin başlığa uygunluğu, Alî ile Abbâs'ın çekişmelerinin uzaması ve Umer'in huzurunda şiddetlenmesinde taammukta n bir nevi' olmasıdır. Görüyorsun ki, Usmân ve beraberin dekiler:
— Ey Mü'minlerin Emîri! Bunlar arasında bir hüküm ver de bunların her-birine diğerinden yana gönlüne huzur ve sükûnet ver! demişlerdir.
Çünkü Alî ile Abbâs ancak herbiri diğerine karşı elindeki hakka dayamcı olduğunu zannedere k niza etmektedi rler. Bu niza onları düşmanlaşmaya, sonra da mücâdeleye götürmüştür...
Bu hadîsin uzun bir rivayeti Beşte bir'in farziyyet i bâbı'nda da geçmişti... (Aynî ve Kastallânî).
47 Umdetu'l-Kaarf'de: Buna uygun olan hadîs ancak"Cizye'de, "Muahede yapan, sonra da ahdini bozan kimsenin günâhı bâbı"nda geçmiştir, dedi.
— Evet. Medine'nin şuradan şuraya kadar olan sahası haremdir. Bu hudûdlar arası sahanın ağacı kesilmez. (Bu sahada bid'at çıkarılmaz.) Kim burada bir bid'at (dîne aykırı bir iş) meydana çıkarırsa Allah'ın, melekleri n ve bütün insanların la'neti onun üzerine olsun! dedi.
Âsim şöyle dedi: Bana Mûsâ ibnu Enes haber verdi ki: O "Yâ-hud bir bid'atçiyi barındınrsa" demiştir 48
Kitâbu'l-Ftisâm bil-Kitâbi ve's-Sünneti'nin devamı onaltıncı cilddedir .
48 Başlığa uygunluğu son kısmıdır. Bunun bir rivayeti Hacc Kitabı, "Medine'nin
faziletle ri bölümü"nde geçmişti.
Logged
Şatıbi Rahimehullahın da dediği gibi : Sünnet bize göre farzdır...
Sayfa: [
1
]
Yukarı git
Favorilerime Ekle
Yazdır
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:
Gitmek istediğiniz yer:
-----------------------------
Duyuru ve Bildiriler
-----------------------------
=> Davetiyeler, Duyurular
=> Ayın Üyesi
-----------------------------
İmamhatip.com Forum Genel
-----------------------------
=> Güncellik
===> Haberler
===> Genel Güncel - Alıntı
===> Yazarlar
=====> Ahmet Hakan COŞKUN
=====> Ali BULAÇ
=====> Ali EREN
=====> Fahri GÜVEN
=====> Fehmi KORU
=====> Hakan ALBAYRAK
=====> Hasan KARAKAYA
=====> İbrahim KARAGÜL
=====> İbrahim TENEKECİ
=====> Mehmed Şevket EYGİ
=====> Mine Alpay Gün
=====> Nihat GENÇ
=====> Nurettin Durman
=====> Nurettin ŞİRİN
=====> Yusuf Genç
===> Sizin Makaleleriniz
=> Eğitim
===> Yurt dışı eğitim
===> Dersâneler ve ÖSS
===> Lisans Eğitimi
===> Lisansüstü Eğitim
===> Üniversiteler
===> Dil Kursu
=====> Almanca
=====> Ingilizce
=====> Arapça
=====> Fransızca
=> Serbest Mekân
===> Deneme Tahtası
===> Kopyala/Yapıştır
===> Serbest Kürsü
=> İnsan ve Toplum
===> Kim kimdir?
=====> İslâm Önderleri
===> Aile
===> Sağlık
===> Spor
=> İslâm Beldeleri
===> Afrika
===> Asya
===> Avrupa
===> Balkanlar
===> Ortadoğu
=> Evveliyat
===> Menkıbeler - Hikayeler
===> Unutulmayan Tarih
=> Deli Zenciler
-----------------------------
İslâm
-----------------------------
=> Kur'ân-ı Kerîm
===> Tefsîr
=> Hadis-Sünnet
===> Buhari ve Fihristi
===> Hadis Fihristi
===> Uydurma Hadisler
===> Siyer-i Nebî
=> İbâdet
===> Duâ
===> Sorulara Cevaplar
=====> Ramazan Ayı
=====> Projeler.
=====> Kurban
===> Namaz
=> İslâmî Konular
===> Akâid
===> Dergi Yazıları
===> Dinler Tarihi.
===> Fıkıh
===> Hayâtus-sahâbe
===> Kelâm
===> Lûgatçe
=> Nasihat
=> Tesettür
-----------------------------
Kültürel ve Sanatsal Aktiviteler
-----------------------------
=> Edebiyat
===> Edebi Dergi Yazıları
===> Kitap Notları
===> Nesir
===> Serbest Yazılar
===> Şiir defteri
=> Medyatik
=> Tanıtım
-----------------------------
İmam-Hatip-Lisesi
-----------------------------
=> Imam Hatip Liseleri
===> Bakırköy
===> Bursa
===> Eyüp
===> İstanbul
===> İzmir
===> Kadıköy
===> Kâğıthane
===> Kartal
===> Samsun
===> Sarıyer
===> Pendik
===> Üsküdar
===> Zeytinburnu
===> Ankara
-----------------------------
Teknoloji ve Bilim
-----------------------------
=> Webmaster Destek Web Tasarım
===> Content Management Systems
=====> Joomla
=====> Wordpress
=====> oScommerce e-Ticaret
=> Bilgisayar ve Web Gezgini
===> Bilgisayar ve İnternet
===> PHP Dersleri
===> Web Sitesi Tanıtımları
===> Linux hakkında herşey
=> Bilim ve Teknoloji
===> Resimler ve Animasyonlar
===> Bilgisayar Programları
===> Video - Klipler
===> E-Kitap
-----------------------------
Çöplük
-----------------------------
=> Çöp Kutusu
Yükleniyor...