Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
  H *
ANASAYFA ARŞİV GİRİŞ KAYIT

imamhatip.com > İslâm > Hadis-Sünnet > Uydurma Hadisler (Moderatörler: pozitif, MuH@CiR) > Hadis Uydurma Sebepleri
Sayfa: [1]   Aşağı git
« önceki sonraki »
Favorilerime EkleYazdır
Gönderen Konu: Hadis Uydurma Sebepleri  (Okunma Sayısı 563 defa)
Чekta Hadis Uydurma Sebepleri : 18 Mart 2008, 23:43:18
Ordinaryus
*******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7603


'Gelsin hayat bildiği gibi...'


WWW
Kim olursa olsun, hadis uyduranları bu kötü işi yapmaya sevkeden bazı sebepler vardır. Bunlara "esbâbu'l-vaz" denir. Hadis uydurma sebeplerinin belli başlıları şunlardır:
 
1.İslam Düşmanlığı:
 
Hz. Peygamber(sas)'in Medine'ye hicretinden sonra kurulan İslam Devleti kısa bir zamanda çok güçlenmişti. Bu devlet, O'nun vefatı üzerinden çok geçmeden bütün Arabistan'ı kapladığı gibi, İran ve Horasan içlerine kadar yayıldı. Yıkılan imparatorluklar, devrilen saltanatlar, bozulan menfaatler kısa bir süre sonra İslam düşmanlığına döndü. Öte yandan İslamiyeti yıkamayanlar, kuvvetlenmesine engel olamadıkları gibi onu içinden yıkmak için inanç esaslarına fesad sokmak; böylece, İslam birliğini parçalamak yoluna gittiler. Çoğu, Müslüman olmuş gibi görünerek birçok yabancı fikir ve hurafeleri hadis kılığında İslam Dini'ne soktular.

2. Fırka, Mezhep, Kabile, Dil ya da Beldeyi Veya Mezhep İmamlarını Savunma İsteği:
 
Hz. Osman'ın şehid edilmesinden sonra ortaya çıkan çeşitli fırkalar, fikirlerini yayabilmek için iki kaynağa başvurdular: Kur'an-ı Kerim ve hadisler... Yaptıkları iş şöyleydi: Kur'an'ı kendi fikirleri doğrultusunda te'vil etmek; görüşlerini destekleyen hadisleri yaymak; görüşlerine uymayan hadisleri zoraki te'vil etmek; nihayet fikirlerine uygun hadis yoksa uydurmak... Tevbe etmiş bir ihtiyar Haricînin şu sözü bunu gösterir:
 
"Dininizi kimlerden aldığınıza dikkat edin. Çünkü biz birşey istedik mi, onu hadis şekline koyuverirdik." (Mevzûat, 1/38; Beykûniyye, 172)

3. İslam Dini'ne Hizmet Etme Arzusu:
 
Müslümanları iyiye, doğruya, güzele yöneltmek; kötülüklerden uzaklaştırmak, böylece güya İslam'a hizmet etmiş olmak için binlerce hadis uydurulmuştur. Amellerin faziletlerine, Kur'an okumaya, nafile ibadete teşvik maksadıyla uydurulan sözler bu konuda tipik örnekler verir. Bir tanesini görmek yeterli bilgi verecektir:
 
"Her kim pazartesi günü 4 rekat namaz kılar ve her rekatta Fatiha, Ayetu'l Kursî, Kul huvAllahu ahad, Kul euzu bi Rabbil felak, Kul euzu biRabbi'n-Nas'ı birer defa okur; selam verdiğinde 10 defa istiğfar eder; 10 defa da salavat getirirse, bütün günahları affolunur. Allah Teala, ona cennette beyaz inciden yapılmış 10 odalı bir köşk verir. Her odanın uzunluğu ve genişliği, üçerbin arşındır. Birinci oda beyaz gümüşten, ikincisi altından, üçüncüsü inciden, dördüncüsü zümrütten, beşincisi zebercetten, altıncısı iri incilerden, yedincisi parlayan bir nurdandır. Odaların kapıları amberden yapılmış olup, her kapının önünde zaferandan bin tane örtü vardır. Her odada, kâfurdan yapılmış bir karyola; her karyolanın üstünde bin yatak vardır."
 
 
Bu maksatla hadis uyduranlar, gariptir ki, Müslümanlara hizmet ettikleri inancı içindeydiydiler! Böyleleri, yaptıkları işi mazur göstermek için de, Hz.Peygamber(sas) aleyhine, O'na isnad ederek yalan uydurduklarını değil, lehine yalan söylediklerini iddia ediyorlardı!
 

4. Şahsî Menfaat Kaygısı:
 
Vaizlerin cami ve mescidlerde yaptıkları va'zları daha tesirli bir hale getirmek için başvurdukları yollardan birisi halkı heyecanlandıracak hadisler uydurmaktır. Böyleleri halka hitaplarında onların dini duygularını ve heyecanlarını kabartarak dine karşı ilgilerini artırmak gayesi güderler. İçlerinde bu yolla meşhur olup şöhret ve servet elde etmek peşinde olanlar da vardır. Bunlara, kıssacı anlamında "kassâs" denilir. Çoğulu kussas gelir.
 
 
5. Halife ve Emirlere Yaklaşmak Arzusu:
 
Kendisine bir çıkar sağlamak ümidiyle meşhur veya zengin adamlara yaklaşan, onların arzularına göre hareket eden her devirde bulunur. Hadis uydurmaya başlanmasından itibaren Müslümanlar arasında da böyleleri çıkmıştır. Halife veya emirlerin heveslerine göre fetva verenler, gerektiğinde hadis uydurmaktan çekinmemişlerdir. Bu konuda Gıyâs b. İbrahim'in sahtekarlığı çok meşhurdur. Gıyâs birgün, Halife Mehdi'nin yanına girer. Onun güvercin yarıştırdığını görünce, hemen Hz. Peygamber'e kadar ulaşan bir sened söyler ve arkasından Peygamberimizin(sas); "Ok, deve, at ve kuş yarışlarından başkası için ödül alması helal olmaz." dediğini rivayet eder.Mehdi, Gıyâs'a hemen on bin dirhem verir, fakat hadisin aslında olmayan "kuş" kısmını uydurduğunu anlayınca; "Senin şu kafan yok mu? O bir yalancı kafasıdır!" diyerek huzurundan kovar. Hadis uydurmaya sebep oldukları için de güvercinleri kestirir.
 
İslam Tarihi'nin ilk devirlerinde başlayan hadis uydurma hareketi, muhaddisleri, hadis uyduranlarla mücadele etmek zorunda bırakmıştır. Kasten yahut bilmeden ya da iyilik yapıyorum düşüncesiyle uydurma sözleri hadis diye yayanlara karşı ciddi bir mücadele verilmiştir...
 
6. Milliyetçilik Duygusunun Etkileri:
 
Emevî idaresi zamanında, birçok ülkelerin kısa bir zaman zarfında fethedildiğini ve muhtelif milletlerin İslam bayrağı altında toplandığını görmekteyiz. Muazzam imparatorluklarını kaybetmiş olan İranlılar eski saltanatlarını unutamıyorlar, ellerinden kaçan devlet kuşunun yeniden hakim olması için çareler arıyorlardı.
 
Emevilerin bu konuda takip ettikleri yanlış politika. İranlılarda olduğu kadar, İslam'ı henüz kabul etmiş olan diğer bazı milletlerde de milliyetçilik duygusunun gelişmesine sebep olmuştur. Zira Emeviler, muazzam imparatorluğu meydana getiren diğer unsurları -İslam'ın katî suretle yasak etmesine rağmen- Araplarla eşit saymıyorlardı.
 
İşte bu durumlardan faydalanmasını bilen hal-i hazır idarenin rakibi Abbasiler, Arap olmayan unsurların yardımıyla iktidar mevkiini elde ettiler. Çeşitli unsurlara dayanan yeni devletin, kendine, canları pahasına iktidar imkanlarını temin edenlere karşı milliyetçilik konusunda son derece müsamahakar davranması icap edecekti. Abbasilerin bu tutumu, Emeviler devrindeki Araplık asabiyetini ve Arapların siyasi tahakkümünü izale etmişti. Bu serbest hava içinde başka unsurlara mensup olanlar, Araplara karşı kendi kavmî an'anelerini, tarih şereflerini, dillerini açıkça müdafaaya kalktılar ve münakaşalar her iki tarafın birbirini tahkir ve tezyif etmelerini de intaç etti... Her iki taraf da davalarını isbat için birçok hadisler uydurdular...
Gerek Arapların diğer milletlerden üstün sayıldığı çağlarda ve gerekse Araplarla öteki unsurlar arasında herhangi bir fark gözetilmediği devirlerde, Araplık davası güden kimselerce uydurulmuş hadisler vardır. Mesela; "Arapların, insanların en hayırlısı olduğu"nu beyan eden ve; Hz. Peygamber'in Arap, Kur'an- Kerim'in ve cennet dilinin de arapça olması sebebiyle Arapların sevilmesini" emreden hadisler bu kabildendir.
 
Arapçayı metheden uydurma hadislerin imalcileri, bunun yanında, diğer dilleri yeren bir dize hazırlamayı da ihmal etmemişlerdir. Bunlardan birine göre; "Allah Teala, lisanlar içinde en çok Farsça'dan nefret eder; şeytanlar, Hûzistanlıların diliyle, cehennemlikler Buharalıların diliyle, cennetlikler de Arapların diliyle konuşurlar."
 
İranlılar da buna derhal cevap vermekten geri durmayacaklardı. Nitekim şu uydurma onun karşılığıdır: "Arş'ın etrafındaki melekler Farsça konuşurlar. Yüce Allah, içinde mülayemet bulunan birşey vahyedeceği zaman, onu Farsça olarak vahyeder. İçinde şiddet bulunan birşey vahyedeceği zaman da onu Arapça olarak inzal eder."
 
 
Netice itibariyle şunu söylemek gerekir ki; muhtelif memleketler ve kabileler hakkında uydurulmuş hesapsız bir mevzuat yığını dışında, Hz. Peygamber'in övgüsüne mazhar olmuş şehirlere dair hadis-i şerifler de mevcuttur. Bunlar mukayese edildiği zaman bile, bu konuda gelen hadislerle olmayanlar hakkında muayyen bir ölçü, hiç değilse sağlam bir fikir elde etmek mümkün olacaktır. (M. Yaşar Kandemir, Mevzu Hadisler)
 
 
7. Kelam ve Fıkıh Mezhebleri ve Hadis Uydurmadaki Yerleri:
 
Aralarında Hz. Peygamber'in(sas) bulunduğu devirlerde daha çok İslam dininin esas ve teferruatını öğrenmekle meşgul olan sahabiler, problem sayılabilecek meselelerle pek fazla karşılaşmıyorlardı. Daha sonraki devirlerin en mühim problemleri haline gelen meseleler, onları ilgilendirmemişti. Bu tür meseleler hakkında Kur'an ve hadislerde verilmiş olan bilgilerden fazlasını aramamışlardı.
 
Bununla beraber herhangi bir probelmle karşılaşınca da problemlerini derhal halledebilecek bir imkana sahiptiler. Lakin, İslam'ın hudutları genişleyip muhtelif din ve mezheb saliklerinin çeşitli fikir ve felsefeleriyle karşılaşıldığında ortaya birtakım yeni meseleler çıktı: Allah'ın sıfatları zatının aynı mıdır, değil midir? Kur'an mahluk mudur? İnsan, fiilinin halıkı mıdır? gibi hususlar...
 
Bu suretle meydana gelen kelam mezheblerinden -örneğin, Mu'tezile gibi- bazıları, zaman zaman hükümetlerce resmen desteklenmiş, daha yaygın daha müessir bir durum kazanmış, netice itibariyle de diğer mezheblerle aralarında zaten mevcut olan ihtilaf daha da büyümüştür.
 
Bütün bu anlaşmazlıklar ve rekabetler sebebiyledir ki, her mezheb -siyasî fırkaların yaptığı gibi- kendi fikirlerini Peygamber sözüyle desteklemek yoluna gitmiştir. Söz gelimi, kader veya cebir ve ihtiyar meselelerinde ihtilafa düşen kelamcılardan bazıalrı, mezhebini takviye eden hadisler uydurmayı mübah saymışlardır. O hususta Peygamber(sas) hiçbir şey söylememiş olsa bile -imamlarının adına varıncaya kadar- kendilerini tebcîl eden, muhaliflerine de lanet yağdıran sözlerine nebevî bir mahiyet vermişlerdir...
Hulefa-i Raşidin devrinin sonlarına doğru ve bilhassa Emeviler zamanında kaza ve kader münakaşaları artmış, ashab-ı kiram'dan Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Ömer, Cabir b. Abdullah ve Vasile b. el-Eska' gibilerinin ve tâbiun büyüklerinin şiddetle karşı koymalarına rağmen, kaderiye ve mürcie mezhebleri teşekkül etmiştir.
 
Kaderiye mezhebi müntesiblerinin, mezheblerinin propagandasını yapmak gayesiyle birçok hadis uydurdukları bilinmektedir. Nitekim, kaderiye mezhebinde iken tevbe ederek onlardan ayrılan Ebû Recâ' Muhriz'in şöyle söylediği rivayet edilmektedir:
 
"Kaderiyecilerden kesinlikle birşey rivayet etmeyiniz; vAllahi biz, insanları mezhebimize çekebilmek için hadisler uydurur ve bu hareketimizle de sevap kazanacağımızı umardık; ben -bu suretle- kaderiye mezhebine dörtbin kişi kattım."
 
Demek oluyor ki, -bir başka kaderiyecinin de söylediği gibi- kendilerinden olmayanlar aleyhinde hads uydurmak ve onları sapıtmakla Allah katında makbul olan bir hareket yaptıklarını sanıyorlardı...
 
Kelam mezheblerinde olduğu gibi fıkıh mezheblerinde de muhtelif tesirlerle hizibleşmeler olagelmiştir. Bu mezheblerin imamları dine ve sünnete ne kadar bağlı ve hizipleşme fikrinden ne derece uzak olurlarsa olsunlar, müntesibleri arasında tarafgirlik unsuruyla uydurmacılık cereyanına kapılanlar çıkmıştır. Bu cereyan, mezheblerin teşekkül ettiği çağlarda ve bilhassa İmam Ebu Hanife(öl. 767) zamanında korkunç derecede yaygın bir hal almıştı.
 
Mezheblerin bu konudaki durumlarına temas eden alimlerin müştereken iktibas ettikleri bir örnek vardır ki, Hanefî ve Şafiî mezhebi taraftarı bazı cahil ve cüretkar gruplar arasında bir zamanlar bütün şiddetiyle hüküm sürmüş rekabetin izlerini taşımaktadır. Bu uydurma haber, Hanefî olduğu muhtemel bulunan Me'mûn b. Ahmed el-Herevî(ö. 864)'ye aittir. Buna göre Hz. Peygamber(sas), Ebû Hanife'nin geleceğini müjdeleyecek ve şöyle diyecektir ki:
 
"Ümmetimde Muhammed b. İdris(eş-Şafiî) adında bir şahıs zuhur edeektir; o ümmetime şeytandan daha zararlı olacaktır. Ve yine ümmetim arasından adına Ebû Hanife denecek bir zat gelecektir ki, o, ümmetimin ışığıdır."
 
Mevzuat kitaplarında Ebu Hanife'nin ve diğer mezheb imamlarının menkıbelerine dair icat edilmiş başka misaller de bulmak mümkündür. Muhtelif mezheblerin abdest, namaz ve bunun gibi ibadetlerin ifâ şekilleri üzerinde ve tamamen teferruata dair birbirinden farklı bazı görüşleri vardır. Mezheblerin mutaassıp taraftarlarından bir kısmı, bu nevî basit ayrılıkları büyüterek ana meseleler haline getirmiş ve mezheplerinin tatbikatını tasvîp edecek olan hadisler uydurmaktan çekinmemişlerdir. İşte sadece iki misal:
 
"Rükû'da ellerini kaldıran kimsenin namazı sahih olmamıştır."
 
"Ağza ve burna üç kere su vermek farzdır."

Buraya kadar gördüğümüz uydurmaların, daha çok bir fırka veya mezhebe körü körüne bağlanan bazı cahil ve taklitçi taraftarların eserleri olduğunu daima göz önünde bulundurmak gerekir. Demek oluyor ki, aşırı tarafgirlik, fırkacılık ve gurupçuluk zihniyeti, bazı kimselerde dinî şuuru imha ederek onun yerini almış ve bu hırs onları, Peygamberlerine iftira edecek kadar seviyesiz yapmıştır.

(M. Yaşar Kandemir, Mevzu Hadisler, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ank. 1984, s. 42-48)
Logged

Ağrıyor kalbimin Filistin yanı 
♥Fotoğraflarım
Reklam

reklam
Hadis Uydurma Sebepleri
« : 18 Mart 2008, 23:43:18 »

 Logged
dahiyane Ynt: Hadis Uydurma Sebepleri : 19 Mart 2008, 00:24:45
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1883



Yaşan Kandemir, bu konudaki önemli başvuru adreslerindendir.. Çok güzel tespitler.
Logged

... Ve sevgili ayakkabılarım, nice zalimin suratını hak ettiğiniz halde, sizi ayaklarımın altında oyaladığım için sizden de özür diliyorum.
Ahrar Ynt: Hadis Uydurma Sebepleri : 19 Mart 2008, 10:27:07
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2299


xweser/azadi/ahrar/hürler


WWW
Faydalı olması temennimle paylaşımın için teşekkürler kum Gülümseme
Logged

Taklidi bir iman der ki: İnanıyorum.. Ama emin değilim.
Tahkiki bir iman da der ki: Eminim.. İşte delilim!
Sayfa: [1]   Yukarı git
Favorilerime EkleYazdır
« önceki sonraki »
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Şafak FM - Çağrı FM - Furkan Radyo - Lalegül FM - Kuran Dinle


Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
Bu Sayfa 0.234 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu
Yükleniyor...