Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
  H *
ANASAYFA ARŞİV GİRİŞ KAYIT

imamhatip.com > İmamhatip.com Forum Genel > Güncellik > Yazarlar > Yusuf Genç > Küresel krize cihanşümul çözüm!
Sayfa: [1]   Aşağı git
« önceki sonraki »
Favorilerime EkleYazdır
Gönderen Konu: Küresel krize cihanşümul çözüm!  (Okunma Sayısı 85 defa)
palestine Küresel krize cihanşümul çözüm! : 06 Kasım 2008, 10:36:18
Administrator
Ordinaryus
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4188


ümmet nerede


WWW
Trajik olan, ikinci kez tekrarlandığında o artık trajikomiktir, demiş Charlie Chaplin. 24 Ekim 1929 tarihi benim için tam olarak bu kelimeyle açıklanabilir. Amerikalı sersemler “Kara Perşembe” diyorlar bu tarihe. İrlandalı ressamlar ne der bilmiyorum ama 24 Ekim, ‘büyük kriz’ öncesi Amerikan borsasının bir anda dibe vurduğu tarih… ‘Ne var bunda’ deyip de başkasının sıkıntısından bir çeşit hoşnutluk duyma ihtiyacım olduğunu sananlar, İsmet Özel’in o veciz ifadesiyle erken davranıp ‘budala’ durumuna düşenlerdir. Dinleyelim. İnsan olarak budalalıklarımızın büyük çoğunluğu der İsmet Özel, karşımızdakini budala sanmaktan kaynaklanır.

Amerikan borsasının, dünya ekonomik buhranı öncesi dibe vurduğu bu tarih, karşılığı fazlasıyla şüpheli milyarca Amerikan dolarının biranda piyasadan çekilmesi ile sonuçlanmış. Bankalar bir biri ardına iflas bayraklarını dikmeye çabalarken, bankalardaki paralarını kurtarmaya çalışan o kahraman(!) Amerikalılar günlerini, açılmasını umut ettikleri bankaların önünde geçirmişler. Birçok banka patronu intihar etmiş. Buna gülünür.

Miş’li geçmiş zamanlı cümlelerin çokluğu, bahsini ettiğim meseleye zayıf bir hikâye havası katıyor bunun farkındayım. Trajikomik olan tam olarak bu işte! Tanrıyı şehirden kovarak akıllılık ettiğini sanan, ahmak modern insanın acıklı halidir bu. Hadi gerçekçi olayım, daha kötüsü; modern insan, tanrının yerine ikame ettiği nesnelerle acı halini acınılacak hale sokmuştur. O kadar budala ki, insanları budala diye tanımlarken kendi budalalığını bile fark edemiyor.

Gazete manşetlerine ve televizyon ekranlarına inanacak olursak, dünyanın yeni bir ekonomik krizin eşiğinde olduğunu kabul etmemiz gerekecek. Gazetelerin insanın günlük konuşma ve düşünme işlerini işgal ettiğini fark etmemiz bize ne fayda sağlar pek kestiremiyorum. Ama ne yazılıyorsa ona inandığımız bir gerçek. Bunu ciddiye alanların varlığı küçümsenemeyecek irilikte. Rivayete inanacak olursak Amerika’da yayın yapan Science and Reason adlı bir dergi, 1998 yılı Nisan sayısında ‘3,14’ olan ‘pi’ sayısının, yuvarlak bir sonuç elde etmek amacıyla ‘3,0’ olması için halk oylaması yapılacağını kapaktan duyurması üzerine yüzlerce duyarlı okuyucu, telefonla bu kararı protesto etmiş.

Küresel kriz ve Türkiye

Ciddiye almamız gereken işlere hangi düzeyde kulak asmıyorsak, aynı yoğunlukla ilgimiz dışındaki işlere gözlerimizi dikmiş durumdayız. 3,14 olan ‘pi’ sayısının 3,0 olması kimin umurunda? Benim değil! Kararı protesto eden okuyucuların da umurunda değil, bunu biliyorum. Birilerinin bunu önemsemesine karşı çıkıyor değilim. Ama ‘herkes’ tanımının neye tekabül ettiğini az çok tahmin eden biri olarak, herkesin bunu önemsemesinin mümkün olamayacağını söylemeye çalışıyorum. En fazla ‘öyleymiş’ gibi yapılabilir.

Küresel krizin kesinlikle Türkiye’yi de etkileyeceğini manşetlerine taşıyarak kaosa katkı yapanlar kadar, ‘kriz bize bir şey yapmaz’ diyerek evlerinde atkı örenler de var. Kimin sesi daha baskın çıkıyorsa kriz bizi o kadar etkiliyor. ‘Sokaktaki vatandaş’ tabiri yeni icat olmuş değil, dolayısıyla onun üzerine biraz da biz konuşabiliriz. Azeri şarkıda dendiği gibi, onun “mikrofonsuz da gür çıkır avazı” Sokakta olmasıyla ünlü her vatandaş, gazetelerin kendisine verdiği mehter fonuyla gözüne çarpan her şeyi diline dolamasıyla mahirdir. Her geçen gün, artarak, yediği üzümün bağını sormayanların ülkesi haline dönüşen Türkiye, aldığı haberin kaynağını sormayan okuyucuların [aslında müşterilerin demeliyim] dilinde bozulmaya başladı. Biri kriz kapımızda derken, diğeri gâvurun dini gâvuraysa, krizi de kendinedir, deyiveriyor. Hadi bütün bunları anladık diyelim. Peki, iktisadi unvanını dini bir makam, çıktıkları televizyonları da makam aracı olarak kullanan pek değerli ekonomistlerin ‘bırakın artık bize bir şey olmaz havalarını’ demelerini nereye koyacağız? Kirli bir örgüt olan Tüsiad’ın, babasına saldıranlara aynı hararetle karşılık veren kadın başkanının her fırsatta dile getirdiği ‘kriz geliyor’ yaygaracılığını nasıl anlayacağız?

Gerçek şu ki 1929 dünya ekonomik buhranında ‘herkes’ kaybetmemişti. Şimdi kullandığım ‘herkes’ tanımını genişlettiğim fark edilmeli. Birileri fazlasıyla kazanmıştı. İnsanları intihara sürükleyen o ekonomik krizden dolayı birileri fazlasıyla ihya oldu.

Sürekli aynı şeyi söylüyoruz. Bütün bunlar aşağılık yazarların kendileri kadar korkunç oyunları. Başka bir şey değil. Tamamen masa başında uydurulmuş şeyler. Tamam, şunu kabul ediyorum; ‘kriz bizi etkileyecek’ söylemi sıklaştıkça, korkular daha da fazla artırıldıkça, her şeyiyle sanal olan bu dünyada gerçekten ekonomik sıkıntı bizi de etkileyecektir. Ancak bu, kapitalizmin tüm dünya halklarına karşı uyguladığı sanal bir komplo… Bunu fark etmemiz gerekiyor. Tüsiad’ın ve dışarıdaki daha irilerinin istediği, bunu fark etmeyerek sürekli bir tehdit altında bulunmamız. Amerikan dolarına tapıldığı sürece, Amerika elinde koz olan kibirli ve işgalci bir ülke olmaya devam edecek.

Değerli olanın ne olduğu konusunda kafa karışıklığımız olduğu kesin. Bir mevzi olarak Müslümanların başına gelebilecek en büyük felaketlerden biri bu sanırım. Karşılaştığımız şeyin değerli olup olmadığı neye göre belirlenecek? Üzerine düşünmediğimiz ya da cevabını eksik verdiğimiz esaslı bir soru bu. Ünlü olduğu kadar salak da olan herhangi bir pop şarkıcının imzalı fotoğrafına sahip olmak bu yazının okurları için hiçbir şey ifade etmiyor. Ama böyle bir fotoğrafa her şeyini verebilecek geri zekâlılarla aynı oksijeni tüketiyoruz. Sayı olarak bu yazının okuyucularından daha fazlalar. Örneğimiz bir şarkıcının imzalı fotoğraf olursa, zekâ pırıltılarıyla gülümseyip, ne kadar da ‘iyiyiz’ deme fırsatını yakalayabiliriz. Ama örneğimizi Amerikan doları üzerinden verecek olursak, hem kendimin hem de bu yazının okuyucularının aynı hassasiyeti gösterebileceği konusunda tereddüt yaşıyorum. Zalime zulmetme fırsatını veren çoğunlukla mazlumlar oluyor.

Amerika’ya tüm dünyada at koşturma fırsatını biz sağlıyoruz. Bu, ekonomik kriz denilen aldatma için de böyle.

Konuştuğum hiç kimseden sağlıklı bir açıklama alamadım. Bu yazı vesilesiyle varsa bir iktisatçı çıkıp şu olan biteni bana bir açıklasın. Amerika’daki kriz bizi nasıl etkiler? Bu nasıl mümkün olabilir? Akıllarınca bu meseleyi açıklayanlar yok mu? Elbette var. Arbitraj, takeprofit, stoploss, stoch, macd, lot, kote… Üzülmeyin, bu kelimelerin hiçbirinden ben de bir şey anlamıyorum. Aslında hiç kimse hiçbir şey anlamıyor. Sadece öyleymiş gibi yapıyorlar, bu kaotik sistem devam etsin diye uydurdukları şifreler bunlar. Tam burada İsmet Özel’in “Etiyopya oldu çıktı Habeşistan olarak bildiğimiz yer” dizesi satırlarımız arasına girmeli. Dünya düzeninin çektiği numaralardan biri budur. Kendisini önemliymiş gibi gösteriyor. Önce hafızalarımızın ırzına geçerek, sonra da bizi kendisinin asla vazgeçilmez olduğuna inandırarak, oyununu devam ettiriyor. Bankalar gibi.

Spekülasyon çağı...

Spekülasyon artık arsa üzerinden değil, çünkü ‘bu çağda doların dalgalanmasına bırakıldı ölümler’. Hayatımızı kolaylaştıracağını sandığımız şeylere çok geçmeden mahkûm oluyoruz. Neyin önemli olduğuna, neyin dikkate değer bulunmayacağına inandırılıyoruz. Ve sözde yirmi birinci yüz yılın insanı olarak özgürüz öyle mi? İçinde bulunduğumuz budalalığı fark etmediğimiz için kısa bir zaman sonra onların zekâlarından hayranlıkla söz eder hale geliyoruz. İlk insandan bu yana, yeryüzünde ahmak sayısının en fazla olduğu çağ, bizim bulunduğumuz bu yüzyıl. Bunu söylerken insan sayısını dikkate almıyorum. Akıllıları ‘çalışmak’ zorunda bırakan ahlaki endişe, aptallar yüzünden kendilerinin de sıkıntıya düçar olmalarıdır.

Küresel krizin küresel çözümleri elbette var. Hala dünya ortalaması kadar faize batmamış bir ülke olduğumuz için hazımsızlık çektiklerini iyi biliyorum. Ellerinden gelen her şeyi yapmaya çabalıyorlar. Ama doğrudan faize ilişkin muamelelerden uzak duruyoruz. Ne yazık ki ne güzel diyemeyeceğim, doğrudan uzatmadığımız ellerimiz, dolaylı yollarla faizden çıkmıyor bir türlü. Tüm dünya halklarına karşı yürütülen bu komplonun sahici ve en net çözümü, banka dükkânlarını havaya uçurmaktır! Bu son cümleyle hamasi nutuklar atan politikacılara benzediğimi düşünmeyin. Onlardan fazlasıyla var.

Sahiden havaya uçurmaktan söz ediyorum. İsyancı alt komutan Marcos’un, Meksika ordu karargâhına yaptığı ‘hava saldırısı’ gibi. Hatırlayın; Ordu karargâhının karşısındaki tepede mevzilenen Zapata'lar, ellerindeki kâğıtları uçak yapıp karargâha fırlatmışlardı. O kâğıtlarda manifestoları yazıyordu.

İnanmak, yol bulmanın en güçlü adımıdır. Bankalarla kurduğumuz tüm asgari ilişkileri asla dönüşü olmayan bir reddedişle terk etmemiz sahici bir çözüm olabilir. Kredi kartlarının kırılarak çöpe atılması, bu küresel aldatmayı kırabilir. [Son müşterisini de kaybedene kadar bankalara olan düşmanlığımızı devam ettireceğiz]

Amerikan başkanının tek bir cümlesi, bütün dünya ekonomisini alt üst edebiliyor. Mesela çıkıp, “İran’a saldıracağız” dese, petrolün fiyatı artıyor, dünya borsaları sarsıntıya giriyor, dolar dalgalanıyor, piyasada nakit kalmıyor falan filan… Bütün bunların neticesinde, yüz binlerce insan farklı acılarla karşılaşıyor. Kimisi işinden atılıyor, kimisi iflas ediyor.

Büyüklüğü kadar kirliliğe de sahip milyonlarca dolar bir anda, tek bir cümleyle el değiştirebiliyor. Adil bir dünyayı kurmak isterken bu aşağılık sisteme omuz vermek ne kadar tutarlı? Ne yazık ki fetva arayanlara fetva veren hocalar çabuk yetişiyor. Bunu anlamakta zorlanıyorum işte. Sözüne, sesine güvendiğimiz hocalar çıkıp ‘şöyle olursa böyle olabilir’ diyorlar. Yeryüzünün tamamını kaplayan bu komplo karşısında sadece insan kendini dinlemeli. Ne kadar gerçeksin? Ben ne kadar gerçeğim? Amerikan dolarının bir karşılığı olmadığını bildiğimiz halde, bu koskoca yalana itaat mi edeceğiz. Spekülasyonun artık arsa üzerinden olmadığını bilen bir hoca efendi var mı? Tüm dünya halkları üzerine oynanan bu komedi oyununda kendimize biçilen rolü şaşırtan bir ciddiyetle oynamaya devam mı edeceğiz, yoksa bize gülerek budalalığımızın ciddiyetini izleyenlere esaslı bir şaka mı yapacağız? Mesele bu!

Neyin değerli olduğunu kulağımıza fısıldayanlardan aslında emir aldığımızı fark etmemizin bir anlamı yok. İşler düzelmediği sürece, doğru tespitler yapmamızın bize faydası olmayacağı gibi onlara da zararı olmayacaktır. İtidalden, hümanistlikten, hoşgörüden, ‘ortaya karışık’ çıkarmaktan söz ediyorlar. Ben yaşantısı mutedil, tavırları radikal olan o eski adamları özlüyorum. Son olarak yine S. Marcos’un bir sözüyle bitireyim: “Sözlerimin bugüne uymadığını, fakat tamamlanmamış bir bulmacayı tamamlamak üzere sarf edildiğini de söylemek istiyorum”.
Logged

Hiçbir şeye taraf olmayan bir adam, herhangi birşey için yıkılacaktır


“Sözcükler fikirleri asmaya yarayan çengellerdir”

www.milligazete.com.tr , www.ajans5.com
Reklam

reklam
Küresel krize cihanşümul çözüm!
« : 06 Kasım 2008, 10:36:18 »

 Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Favorilerime EkleYazdır
« önceki sonraki »
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Şafak FM - Çağrı FM - Furkan Radyo - Lalegül FM - Kuran Dinle


Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
Bu Sayfa 0.217 Saniyede 24 Sorgu ile Oluşturuldu
Yükleniyor...