Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
  H *
ANASAYFA ARŞİV GİRİŞ KAYIT

imamhatip.com > İmamhatip.com Forum Genel > Evveliyat > Unutulmayan Tarih (Moderatör: duha) > Ölmeden bilinmedi kadri
Sayfa: [1]   Aşağı git
« önceki sonraki »
Favorilerime EkleYazdır
Gönderen Konu: Ölmeden bilinmedi kadri  (Okunma Sayısı 363 defa)
Mutant Ölmeden bilinmedi kadri : 12 Mart 2004, 19:31:39
Administrator
Prof. Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2216



WWW
Sultan II. Abdülhamit Han
  Ölmeden bilinmedi kadri



21 Eylül 1842 Çarşamba günü doğan ve 31 Ağustos 1876 Perşembe günü otuz dört yaşının içinde tahta çıkıp otuz iki sene yedi ay yirmi yedi günlük bir saltanattan sonra 27 Nisan 1909 Salı günü altmış yedi yaşında tahttan indirilip hemen o gece Selanik'e gönderilen Sultan İkinci Abdulhamid Han 1 Kasım 1912 Cuma gününe kadar üç sene, altı ay, üç gün Selanik'in Alatini Köşkü'nde pek ıstırablı bir hikaye geçirmiş ve Balkan Harbinin o acı günlerinde İstanbul'a getirilip hayatının son beş sene, üç ay, dokuz gününü Berlerbeyi Sarayı'nda geçirerek, 10 Şubat 1918 Pazar günü yetmiş altı yaşında vefat etmiştir. (Mevla rahmet eyleye) Sultan İkinci Abdulhamid Han'ın vefatıyla ilgili pek çok yazılan yazı vardır ve bunlar arasında görgü şahidi olarak evlatlarından Abid Efendi ile kızı Ayşe Osmanoğlu'nun annesinden naklettikleri mühimdir. Ayşe Osmanoğlu'nun annesi Müşfika Kadın Efendi'den naklettiğine göre Abdulhamid Han 9 Şubat 1918 Cumartesi günü akşam yemeğinde bir tane köfte, bir iki kaşık kabak, bir tane de pirinç unu tatlısı yemiş, yemeği müteakip "sol tarafımdan sağa doğru bir sancı hissediyorum" diyerek rahatsızlığını bildirmiştir.
   
Çağrılan hekim, saray muhafızına "Hakan'ın hastalığı kendisi kadar büyüktür" diyerek kanaatini dile getirmiştir. Şafak sökerken her sabah yaptığı banyoyu hekimlerin muhalefetine rağmen tekrarlamış ve adeti üzerine yarım bardak maden suyuna karıştırılmış sütünü içmiştir.

   Ayşe Osmanoğlu devamında diyor ki, " O sırada hünkar (Sultan Reşat) tarafından Selamı şahane ile doktorların geldiği kendisine haber verilmiş. Babam "Hayır ben doktor istemem, iyiyim demiş" ve doktorların kimler olduğunu sormuş. Tekrar "hayır hayır istemem" demiş. Fakat annem, "Aman Efendiciğim, biraderiniz gücenir. Müsaade edin de bir kere gelsinler", deyince "belki biraderin gücüne gider gelsinler" demiş.

   Dr. Akil Muhtar, Selanikli Rıfat Bey, Atıf Bey ve Alaksiyadis Efendi içeri girmişler. Abid Efendi de, (Şehzade) nemli gözlerle gelip babamın karşısında durmuş. Onun yaşlı gözlerini gören babam "Ağlama oğlum iyiyim üzülme" demiş. Biraz rahat nefes alabilmek için doktorlardan kan almalarını istemiş. Bunun üzerine kan almışlar. Babam da "Evet kendimi daha iyi hissediyorum" demiş. Doktorların rahat etmesi için morfin yapmak teklifini reddetmiş.
Babamın hayatından ümit kalmadığını doktorlardan öğrenen Sultan Reşad, büyük biraderimiz Mehmet Selim Efendi'ye haber yollayarak "Babaları ağır hastadır, hepsi hemen gidip kendisini görsünler" demiş.

   Dilberyal Kalfa, içeriye girerek Mehmet Selim ve Ahmet Efendileri'nin geldiğini bildirince babam "Biraz beklesinler" diyerek sulu bir kahve istemiş. Şöhreddin Ağa, kahveyi getirerek içeriye girince babam, annemin koluna dayanarak oturmuş "ver kahveyi içeyim" demiş. Babam bu sırada odada bulunanlarla adeta vedalaşmış. Önce annemin avucunu öperek "Allah senden razı olsun" demiş sonra Saliha Naciye Hanım'ın (Abid Efendi'nin annesi) elini tutarak "Hakkını helal et" diye vedalaşmış. Kahveden bir yudum içmişse de, ikinci yudumu içmeden kahve annemin avucuna dökülmüş ve babam, yüksek sesle "Allah" dedikten sonra başı annemin koluna düşmüş, O zaman annem "Efendimiz bayıldı, doktor yetişsin" diye bağırmış. Dr. Atıf Bey, koşarak gelince acı hakikati anlamışsa da, henüz bilmeyen odadakilere söylememiş. Abid Efendi de yine doktorla beraber içeri girmiş.
Dr. Atıf Bey, hala babamı kollarında tutan ve kendisini bırakmak istemeyen anneme "Bana bırakınız. Baygındır. Lazım gelen tedaviyi yapacağım. Siz hemen dışarı çıkınız" deyip sert bir tavırla annemi ve Abid Efendi'yi odadan çıkartmış. Odada bulunan Dilberyal Kalfa'ya "Ne duruyorsunuz? Bir tülbent getiriniz de çenesini bağlayalım" deyince kapıda hala bir şey anlamadan duran Şöhreddin Ağa, "Ah!.. Efendim gitti" diye bir feryat kopararak bayılmış. İşte o anda sarayın içinden ah ü eninler, feryatlar yükselmiş. Abid Efendi de "İnanmam. Şimdi yatağında oturuyordu" diye ağlamaya başlamış. Muhafız zabitler (subaylar) içeri girerek babama son ta'zim vazifelerini yapmışlar.
   İki gün sonra yani 12 Şubat 1918 Salı günü Beylerbeyi Sarayı'na bir heyetle Enver Paşa gelmiş. Odaya girenler babamın yatağının başucundaki dolabı açmışlar. Yıldız Sarayı'ndan giderken götürdüğü çantayı çıkarmışlar, açmışlar. İçinden bir tomar kağıtla babamın notlarını kaydettiği bir defter, bir de vidalı kendi mührüyle mühürlenmiş bir kutu çıkmış.

   Babam, ölümünden biraz önce mühürlerini anneme verip saklanmasını söylemiş. Enver Paşa, mühürleri sorunca mecburen annemde olduğunu söylemişler. Fakat annem mühürleri hey'ete vermemiş. Bunun üzerine kendisinin Berlerbeyi Sarayı'nda hapsolunacağı söylenerek tehdit edilmiş. O zaman annem "Mühürleri ancak büyük oğluna veririm" deyip Mehmet Selim Efendi'ye teslim etmiş. Fakat bu defa da Mehmet Selim Efendi'yi tehdide başlamışlar. Nihayet bir hal çaresi bulunmuş. Mühürleri bir zarfa koyup açılmaması şartıyla Mehmet Selim Efendi'ye bırakmışlar. Fakat mühürlerin bir kopyasını kendileri alıkoymuşlar. Mühürlerin asılları, Mehmet Selim Efendi ölünceye kadar kendisinde kalmıştır. Öldükten sonra ne oldu, kimin elinde kaldı, belli değildir. Bunların müzede olması arzu edilirdi.

   Babasının vefatında İsviçre'nin Cenevre şehrinde oturan Ayşe Osmanoğlu, Abdulhamit Han'ın ölümünün günlük gazetelerin ilave nüshalarında yayınladığını, her taraftan taziye telgrafları aldığını kaydetmektedir. Şu kıtada Ayşe Osmanoğlu'nundur. "Ölmeden bilinmedi kadri / Babam Abdulhamit Han'ın / Hiç kimseye baki değildir / İtibarı bu fani cihanın.


Mustafa Müftüoğlu
Logged
Reklam

reklam
Ölmeden bilinmedi kadri
« : 12 Mart 2004, 19:31:39 »

 Logged
AliHaydar Ynt: Ölmeden bilinmedi kadri : 06 Ekim 2008, 19:29:00
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2446



WWW
Mekanı Cennet olsun
Logged

1- http://haciamca.wordpress.com/
2-Facebook Profiles to good yes no. . .
3- Kopyaların Hakkını yemeyelim Gülümseme
Sayfa: [1]   Yukarı git
Favorilerime EkleYazdır
« önceki sonraki »
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Şafak FM - Çağrı FM - Furkan Radyo - Lalegül FM - Kuran Dinle


Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
Bu Sayfa 0.155 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu
Yükleniyor...