Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
  H *
ANASAYFA ARŞİV GİRİŞ KAYIT

imamhatip.com > Kültürel ve Sanatsal Aktiviteler > Tanıtım (Moderatörler: Âmak-ı Hayal, Cihad44) > Samanyolunda Ziyafet
Sayfa: [1]   Aşağı git
« önceki sonraki »
Favorilerime EkleYazdır
Gönderen Konu: Samanyolunda Ziyafet  (Okunma Sayısı 405 defa)
Âmak-ı Hayal Samanyolunda Ziyafet : 02 Eylül 2008, 11:45:50
Moderator
Ordinaryus
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3311


içimdeki putları kim kıracak İbrahim...





Mütefekkir-şair Sezai Karakoç’un bir ömür boyunca daha çok ramazanlarda yazdığı oruç hakkındaki yazıları “Samanyolunda Ziyafet” adıyla kitaplaştı.Kitabın alt başlığı: “Oruç Yazıları”

Kitapta yer alan yazıların başlıkları bizlere çok şey söylemektedir: Betonları Kıran Oruç, Samanyolunda Ziyafet, Oruç ve Çocuk , Orucun 24 Saati, Orucun Ömrü, Aktüalite, Altın Gece, Bayram, Konuk, Sürekli Mucizeler, Her Yıl Bir Mucize Gibi Gelen, Oruç da Acıkır, Diriliş Saati, Silahımız, Yankı, Bir İftar ve Ötesi, Kadir Gecesi, Yolcu, Bayram, Oruç ve Diriliş, Orucun Ruhu, Ruhun Silahları, Ruhun Şöleni, İnsan ve Oruç, Görünen Aya Selâm, Hicretten Miraca, Oruç Dünyasında, Gök Armağanı Oruç, Orucu Benzerlerinden Fark Ettiren, Çocukluğumuzun Ramazanları, Çağrı, Oruç Ülkesi, Kara Bayramı Aka Çevirmek, Ramazanın Aynasında Hayat.

Ramazan gelince özge bir zaman başlar. Ruhun ön planda olduğu bir zamandır bu. İnsan iyiliklere, güzelliklere doğru bir yürüyüştedir. Kirden, karanlıktan uzak günler… Kurtuluş günleri, arınma günleri: “Bir ev nasıl yılda bir defa temizlenir, örümcek ağlarından kurtarılır, kiremitleri aktarılır, sıvanır, yıkanır, onarılır ve badana edilir; yani yeni yapılmış hale getirilirse, bir ruh da yılda bir kere böyle bir genel temizlik ve revizyon ister. Bir şehrin temizlenmesi, onarılması, yeniden yapılması, sıva, boya ve badanalarının tazelenmesi ile müslüman bir şehrin oruç boyunca ruhî canlılık ve hareketi , yükselme ilerlemesi birbirini çok andırır. Oruç , demek ki bir noktadan bakılınca, ruhun ve vücudun dezenfekte edilmesi oluyor.”
( Betonları Kıran Oruç )

Hayatın monotonluğu, sıradanlığı yeni zaman ile, ramazan ile değişir.Başka bir kapı açılır adeta.Bu kapıda umut, sevinç, gül aydınlığı…Hayatın bunaltan, usandıran tekrarları kaybolur. Yeniden başlamanın vaktidir: “İşte oruç, külü deşer, betonları kırar, eskiyen dünyayı tazeler, alışkanlıkları elâstikîleştirir, donmalarını önler, içgüdüleri pırıl pırıl yapar, insanı melankoliye düşmekten, yani eşyayla ilgiyi kesmekten, korur, kâinatı yeniden yaşanmağa değer bir yer haline getirir, insanı yeni doğmuşçasına yaşamaya hevesli, iştahalı bir yeni insan yapar.” ( Betonları Kıran Oruç )

Değişim başlamıştır. Zaman, başka bir zamandır: “Hayvandan meleğe doğru yolculuk; içteki karanlıkların eriyişi, yerini metafizik ışıkların alması Oruçla…Gerçek gün doğuşu, gerçek kuşluk, gerçek öğle, gerçek ikindi, gerçek akşam ve gün batışı, gerçek gece ve yatsı Oruçla. Gerçek zaman Oruçladır.” ( Samanyolunda Ziyafet )

Müslüman her yıl, bir ay bir ruh şölenine çağrılır. Yeniden varoluş: Yücelten, sağaltan…“Oruç insanın katıldığı, her yıl bir ay katıldığı bir ruh şölenidir.Üstün insanların davetlisi olduğu bir tabiatüstü ziyafet, bir gök sofrasıdır.” ( Samanyolunda Ziyafet )

Çocuğun dünyasında orucun yeri bambaşkadır. Evvela Ramazanı bekler. Çevresindeki konuşmalar ona kutlu bir misafirin geleceğini haber vermektedir. Ramazan bütün görkemi ile gelir. Evde bir değim başlamıştır. Çocuk bu değişime katılmaya çalışır. Sahura kalkar. Büyükleri “uyu” dese de o, dinlemez sahurda uyanır. İftar vaktini sabırla bekler. Kulağı ezan sesinde…Çocuk ve oruç arasında bir iyilik ırmağı akar: “Oruç ve namazladır ki, kutsal bir dünyaya girer çocuk.Sözle değil; bizzat o dünyanın içinde yaşar Mutlak Gerçeği.”
( Oruç ve Çocuk )

Ne güzel konuktur o !.. Evimizi, ruhumuzu aydınlatır, bizlere dirilişin imkanlarını sunar. Hoş geldin !.. “Her yıl bir ay için oruç mimarı bize konuk gelir. Gelir gelmez de kollarını sıvar ve işe koyulur.Bir kahve içimlik bile beklemez, dinlenmez. Kutsallığın işçisidir o. İlkin vücut evini şöyle bir yoklar. Bir sarsar insanı. Öyle sarsar ki bacalarda ne kadar birikmiş kurum varsa dökülür. Tabiat etkisiyle gevşemiş ve kopmaya yüz tutmuş sıvalar düşer. Yerinden oynamış kiremitler kayar. Organlar arasında, kasların eklem yerlerinde, hareketsizliğin ve ölümün sembolü olarak gerilmiş kaç örümcek ağı varsa yırtılır. Vücut konağı , böylece konuğun, büyük konuğun gelmiş olduğunu bilmiş olur. Sonra Oruç onarmaya başlar” ( Konuk )

İnsanın bitmez sanılan koşuşturması var. Gün içinde bir telaş…Ve arada yaşanan aldanışlar, kayıplar…Zira oyun ve oyalanma çeker insanı. İşte bu gidişe son vermenin, tefekkürün zamanıdır. Nereye gidiyoruz, bu çaba niçin, neredeyiz ? soruları nefsimize sürekli sorulmalı. Bir çağrıdır oruç. Bağlanmanın, yakınlığın yeniden değerlendirildiği, noksanların tamamlandığı zaman: “Oruç, bu ümmete bağışlanmış; sağı ölüden, diriyi cansızdan ayıran, fark ettiren kutlu bir nimet ve emanettir. ( Her Yıl Bir Mucize Gibi Gelen )

Kur’ân sesi, namaz, merhamet…Bütün bunların neticesi olarak iyiliği çoğaltmak, kötülüklere engel olmanın gereği bir kez daha hatırlanır. Orucun müslümandan istedikleri vardır: “Evet, oruç da susar, oruç da acıkır.Orucun susadığı ve âb-ı hayat gibi kanamadığı su, Kur’ân sesi, acıktığı namaz, örtündüğü merhamet, kuşandığı, giyindiği, Allah adının yükseltilmesi yani cihadtır.” ( Oruç da Acıkır )

Bekleyenler için gün doğmuştur artık. Rahmet, mağfiret günleri… “Uzun süren bir kuraklıktan sonra, dudakları çatlamış toprağından ötürü ellerini göğe kaldırmış çiftçi için birden boşanan yağmur neyse, biz müslümanlar için gelen bu oruç da odur.”
( Silâhımız )

İslâm insanı olmak… “Kur’ân, namaz ve oruçta dirilen bir İslâm insanı olmak: İşte çağımız müslümanının tek varoluş şartı.”
( Silâhımız )

Karanlıklardan çıkış için kurtuluş için ramazan…“Ölüme doğru koştuğu bu son çağlarda İslâm toplumu tam ölmemişse ve hâlâ yaşıyorsa; bunu, gelip gelip dirilten ramazanlara borçludur geniş ölçüde. Ve bir gün tam dirilecekse, bu da yine bir ramazanda başlayacaktır, ramazanlarla başlayacaktır. ( Oruç ve Diriliş )

Oruç günlerinde yaşadığımız her ân daha bir anlamlıdır, daha bir kıymetlidir. Taşlar yerine oturmuştur. İnsan bir dinginlik içindedir. Geçmişini hatırlar, bugünü değerlendirir, gelecek günlerin daha iyi olmasını umut eder. Gündelik alışkanlıklar terk edilmiştir. Özge bir oluş ile gün başlar. Yücelten anlamın ışığında vakit daha bir kıymet kazanır. Zaman ve eşya gerçek anlamına kavuşur. İnsan bu değişikliği gün içinde derinden duyar: “Oruç, eşyayı ve evreni de bize yaklaştırmış değil midir? Onu daha derinden algılamakta, kavramakta değil midir? Oruç ayında gündüz daha gündüz, gece daha gece değil midir? Güneş daha güneş, su daha su, toprak daha toprak, ay daha ay, yıldız daha yıldız, zaman daha zaman, mekân daha mekân, vücut daha vücut değil midir? Ve nihayet ruh, daha ruh değil midir? ( Orucun Ruhu )

Şiirden: “ Ey oruç, diriltici rüzgâr, İslâm baharı” ( İnsan ve Oruç )

Şimdi başlayan bir muhasebedir: “Oruç, bir ruh analizi oluyor inanmış insan için. Geçmişini düşünüyor insan, yanlışlıklarını daha bir net görüyor. Eğrilmişse yolu, düzeltmek istiyor onu. Yay haline gelen “Doğru Çizgi” düzeltiliyor içimizde. ( Oruç Dünyasında )

Kaybettiğini hatırla !.. “Kendi kendinden uzaklaşan insanın kendine dönüşüdür oruç ayı” ( Gök Armağanı Oruç )

Bir göç var, kutlu bir sefer…“Ramazan dünya içinde ahirete bir aylığına Müslümanların toptan hicreti gibidir.” ( Orucu Benzerlerinden Fark Ettiren )

Artık beden geriye çekilir; ruh ön plandadır: “Ruh, oruç ülkesinde büyümenin sırrını keşfeder.”
( Oruç Ülkesi )

Bizim için diriliş günleri, sevinç günleri, tövbe günleri…Bir yapının yükselişi gibidir: “Ramazan, biz Müslümanların kimlik hamurumuza bir güneş ışığı gibi sızmıştır. Kişiliğimizi mayalamıştır o. Kişiliğimiz onunla; o, kişiliğimizle yoğrulmuştur.İnsan ruhuna tabiatüstü pencereler açan odur.” ( Ramazan Aynasında Hayat )

Sezai Karakoç’un oruç yazılarını topladığı bu kitapta oruçtaki derin anlamlar ifade edilir. Dergi ve gazetelerde yayımlanan yazılar bir araya getirilmiş. Oruç konusunu işleyen ilk yazısı “Betonları Kıran Oruç”, 1962 yılında “Yeni İstiklâl”de yayımlanmış. Kitapta yer alan son yazı özellikle bu kitap için hazırlanmış.Yazı için düşülen tarih: Ekim 2004. Bir kitap bütünlüğüne kavuşan oruç yazılarında umudu, irfanı, uyanışı, iyiliği okudum. “Samanyolunda Ziyafet” e davetlisiniz dostlar !..

* “Samanyolunda Ziyafet” - Sezai Karakoç
Diriliş Yayınları






Logged
Reklam

reklam
Samanyolunda Ziyafet
« : 02 Eylül 2008, 11:45:50 »

 Logged
Âmak-ı Hayal Ynt: Samanyolunda Ziyafet : 05 Eylül 2008, 11:25:51
Moderator
Ordinaryus
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3311


içimdeki putları kim kıracak İbrahim...


“Bir kuşluk gibi, ağaçların arasından, kuş seslerinin marul içi tazeliğindeki bebeksi sevinçlerin içinden güneş neşesinin yürüyerek insanları kuşatması gibi gelen Oruçtur.”

“Gerçek gün doğuşu, gerçek kuşluk; gerçek öğle; gerçek ikindi; gerçek akşam ve gün batışı, gerçek gece ve yatsı, Oruçla.”

“Güneş bir dağın yarığından çıkarken, bir gül açılırken, bir çocuk, okula başladığı an; bir insan şehit olduğu vakit; su kaynağından çıkarken neyse mü'min de Oruçta o.”

“Oruç, insanın katıldığı, her yıl bir ay katıldığı bir ruh şölenidir.

Üstün insanların davetlisi olduğu bir tabiatüstü bir gök sofrasıdır.
* * *

“Oruç ülkesi”

«Oruç, metafizik âleme açılan pencerelerin ortamıdır mümin için. Fizik karartıların gönül ışığıyla silinişi. Öteleri görüş ve ötelere eriş, maddi perdelerin inceltile inceltile öteyi gösterir hale getirilişi.

Oruç, yaşadığımız günlük ve gündelik hayatı adeta bir rüyaya çeviren mutluluk anahtarı. Kanatlanan gün demek oruç ayının gündüzü. Yerçekiminin etkisinin kayboluşu sanki benliğimiz ve eşyamız üzerinde. Namazla, duayla birleşince oruç, büsbütün renklenmiş ve güçlenmiş olarak bizi, fizikötesi donanımların yıldızlı harmanisine bürür.

Kalbimiz, İslâm'ın kişi için tayin ettiği edimlerle mümin kalbi haline gelir. Oruçla, namazla, hac ve zekâtla, kalb, kalb olur. İnanç, kalbde bu tür tecrübelerin tekrarıyla kökleşir. İnançtan davranışa, davranıştan inanca sürekli bir akış, oruç, namaz ve hac gibi ibadetlerin sağladığı bir kan dolaşımıdır. Sebepsiz değildir oruç, sebepsiz değildir namaz. Mümin kişiliğinin oluşması için temel taşlarıdır. Bina, ruh binası bunlarla kuruludur. Maneviyatın kalesi, bunlarla yıkılmaz olur, pekişir.

Zaman, insanı hep ölüme doğru götürürken, ramazan gelir, diriliş ayı başlar. Oruç ayı insanı ölüme değil, diriliş aydınlığına götürür. Ab-ı hayatta yıkanmaya, çiğ tanesinde göğü seyretmeğe ve gökkuşağının altından geçmeğe. Oruçsuzluk ne büyük bir boşluk olurdu, oruç zorunlu olmasaydı mümin için. Tek kişiyle başlar ve biterdi o. Oysa, ramazanda tüm Müslümanların bir ay oruç tutması, orucu toplum olayı haline getiriyor. Somut hale geliyor toplum ortasında oruç anıtı.

Tabiatı daha iyi hissetmek ve dinlemek, onun söylemek istediğini daha iyi anlamak için oruç mucizesine sahiptir Müslüman. Kavramların yeniden yoklanması, tanımların yeniden yapılması için çıkarılmış bir davetiye gibidir oruç gündüzleri ve geceleri. Ve her yıl zayıflayan toplumun din bağı, yeniden güçlenir onunla. Dinin kası ve damarları çalışır hale gelir.

Oruç, insanı, yeniden varolma, yeniden yapılanma, yoğrulma yolunda bir ay süren bir çileye tâbi tutar. Riyazetlerin en güzeli, en ilâhisi, en içlisidir o. Oruç, ruhun, madde üzerindeki zaferini ilân için verdiği bir savaşın adıdır. Zorludur bu savaş. Sonunda, hasat derlenir bu iradenin savrulduğu harmandan.

Hırsla, ihtirasla dünyaya bağlanmanın, adeta âhireti unutmanın mevsimlerinin geçtiğini, din gününün geldiğini ilân eden bir sancaktır çekilmiş insanlık ufku burçlarına oruç. Oruç, dereceler halinde, belli sürelerde dünyanın tatil edilmesi demektir insan için. Ve âhiretin örtülerinin kat kat açılması demek. Süreklice bir gidiş geliş, bir med cezir dünya ile âhiret arasında. İnsan, bu gidiş gelişledir ki en büyük ilerlemesini yapacaktır ruh ve maneviyat alanında.

Çağımız, sadece maddi sağlığa önem veren bir çağ -gerçi o da bugün hiçbir çağda olamayacak kadar tehlikeyle karşı karşıya.- ruh sağlığı, beden sağlığından önce gelir. Çünkü: beden sağlığına dikkati de, ancak ruh sağlığı olanlar gösterecektir. Oruç, beden sağlığı için de tükenmez bir sıhhat hazinesi gibi etkide bulunmaktadır. Gıdaların tazelenen idraklerle alınması, herhalde vücudun dirilişinde birinci uyarı ve bilinç yerine geçecektir.

Ay gelip ramazanı getirdiğini müjdelediğinde ne kadar sevinsek azdır. Bize Müslümanlığımızın daha bir güçlenip ilerideki yıllara geçeceğinin garantisini getirmiştir çünkü. Bize, gündüzü ve geceyi tüm anlamıyla getirmiştir. Namazları, sabırları ve şükürleri, hamdleri getirmiştir. Rızkı, rızk düşüncesini ve tevekkülü getirmiştir. Nimet fikrine erdirmiştir bizi. Oruçla namaz arasında da büyük yakınlık vardır. Sanki namaz, orucun, insan uzuvlarına yerleşmiş bir ruh olarak, kımıldamış ve kanatlanışından meydana gelmektedir. Oruç da, namazın süzüle süzüle bir buğu olup ruh, beyin ve kalbi tutmasıyla oluşmakta. Bunun için adeta birbirine âşıktırlar. Birbirlerini çağırıp dururlar hep her bahaneyle. Ruh, oruç ülkesinde büyümenin sırrını keşfeder.»
« Son Düzenleme: 16 Eylül 2008, 10:50:18 Gönderen: Âmak-ı Hayal » Logged
Âmak-ı Hayal Ynt: Samanyolunda Ziyafet : 05 Eylül 2008, 14:34:03
Moderator
Ordinaryus
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3311


içimdeki putları kim kıracak İbrahim...




O, Ramazan’ın birinci günü orucu içine ekmiştir. Üçüncü gün oruç yeryüzüne çıkar, onuncu gün kök ve göğdelidir. On beşinci gün dallar sürer, yirminci gün yapraklar açar; yirmi beşinci gün çiçek, çiçek, çiçek... Son gün: dalları bastı kiraz. Ulu ve yüce bir ağaçtır artık inanç, insanda. Kök en derinde; yemiş, nur olarak yüzdedir.

Evet, oruç da susar, oruç da acıkır. Orucun susadığı ve âb-ı hayat gibi kanamadığı su, Kur’an sesi, acıktığı namaz, örtündüğü merhamet, kuşandığı giyindiği, Allah’ın adının yükseltilmesi, yani cihattır. Ve orucun da iftarı vardır. Oruç, müminin kalbinde iftar eder. Onun sofrasında işte saydığımız, göğe mahsus yiyecekler bulunur. Yalnız insan orucu özlemez, oruç da insanı özler. Ramazan ayı gelince sıla-ı rahm edenler gibi, meleklerin bile önünde eğildiği esnana koşar. Oruç, insana acıkır ve koşar gelir.

 Orucun şifa saçan ellerinde Müslüman’ın kalbi onarıla onarıla, Ramazan hilali büyüdükçe nefsin hilali küçüle küçüle, öyle bir geceye gelinir ki, nefs, tek başına, dünya kirlerini yıkayıp götüren sıcak suların döküldüğü bir ölüye yaklaşır. Onu yıkayan meleklerin dünyamıza indiği gecedir Kadir Gecesi.

Müslüman’a ne mutlu ki, her yıl bir ay Tanrı’ya yakından yakın bir konuk olur. Oruç ayı ilk başta belli belirsiz görünen hilalin iki ucunda, bu konukluğun davetiyesini sallandıran aydır. Göklere bir çağrıyı içerir; göksel, İlahi bir çağrıyı içerir bu davetiye, bu mektup. Zaten varoluş Tanrı’ya konuk olmaktır. Bu dünya Tanrı’nın bizi ağırladığı ilk konukevidir. Sınayıp denediği bir ev. Yılda bir ayda, daha iç odalara, saraylara çağırır bizi Tanrı. ‘Bir pansiyoner olmaktan çık’ der bize! ‘Biraz daha yakın ol’

Logged
Âmak-ı Hayal Ynt: Samanyolunda Ziyafet : 05 Eylül 2008, 15:05:01
Moderator
Ordinaryus
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3311


içimdeki putları kim kıracak İbrahim...


Oruç (…) ölümden önce ölmenin tadından bir haberdir. Yalnız kımıldanışları değil, kımıldatan hikmeti de gören gözden bir haberdir…. Öyleyse bereketlendir kalbimizi ey Ramazan! Ruhumuza bir ruhulkuddüs gibi gelen kutlu Ramazan.

Yüksel şerefelerden bir kere daha, ey, 20. Yüzyıl akşamlarında bir ahir zaman havarisi gibi gelen kutlu orucun akşam ezanı.


Oruç ruhu diriltirken, onun bütün kuvvetlerini de diriltmiştir.

Ölüme doğru koştuğu bu son çağlarda İslâm toplumu tam ölmemişse ve hâlâ yaşıyorsa, bunu, gelip gelip dirilten ramazanlara borçludur geniş ölçüde. Ve bir gün tam dirilecekse, bu da, yine bir ramazanda başlayacaktır, ramazanlarla başlayacaktır.”

Belki bu gecedir, belki başka bir gecedir Kadir Gecesi.

Kur’an’ın öğdüğü bir gecedir Kadir Gecesi. (…)

Orucun şifa saçan ellerinde müslümanın kalbi onarıla onarıla, ramazan hilâli büyüdükçe nefsin hilâli küçüle küçüle, öyle bir geceye gelinir ki, nefs, başına dünya kirlerini yıkayıp alıp götüren sıcak suların döküldüğü bir ölüye yaklaşır. Onu yıkayan meleklerin dünyamıza indiği gecedir Kadir Gecesi. (…)

Gecelerin de bir imamı vardır. Gecelerin imamı, en büyük imam Kur’an-ı Kerim’i kalbinde taşıyan Kadir Gecesi’dir.

Ey gözlerden gizli, fakat gönüllere aşikâr Kadir Gecesi! Zamanın kalbinde en doğru ve şaşmaz bir saat gibi çınlayıp giderken, yurdumun üstüne vahyin geçmez izini ve yıpranmaz eserini, ölmez sesini bir kere daha işle!

Pas tutmaz güneşi bir daha getir, ey Kadir Gecesi ...
« Son Düzenleme: 05 Eylül 2008, 15:06:58 Gönderen: Âmak-ı Hayal » Logged
Âmak-ı Hayal Ynt: Samanyolunda Ziyafet : 09 Eylül 2008, 11:43:21
Moderator
Ordinaryus
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3311


içimdeki putları kim kıracak İbrahim...


Oruç, öyle bir ruh kalıbıdır ki, her gün, ortalığın ilk ağardığı vakitten ilk karardığı vakte kadar, içimizi oraya yerleştiririz; orada ruh bir biçim alacak; bir öz kazanacak, billirlaşacak; yıkanacak, canalanacaktır. Gece dinlenecek; bir gün sonra yine aynı çerçeveye girecek; böyle böyle; bir ay sonunda yepyeni ve taptaze bir insan yüreği, ruhu ve vücudu olacaktır mü’minin yüreği, ruhu ve vücudu...

Her yıl bir ay için oruç mimarı bize konuk gelir. Gelir gelmez de kollarını sıvar ve işe koyulur. Bir kahve içimlik bile beklemez, dinlenmez. Kutsallığın işçisidir o. İlkin vücut evini şöyle bir yoklar. Bir sarsar insanı. Öyle sarsar ki, bacalarda ne kadar birikmiş kurum varsa dökülür. Tabiat etkisiyle gevşemiş ve kopmaya yüz tutmuş sıvalar düşer. Yerinden oynamış kiremitler kayar. Organlar arasında, kasların eklem yerlerinde, hareketsizliğin ve ölümün sembolü olarak gerilmiş kaç örümcek ağı varsa yırtılır. Vücut konağı, böylece konuğun, büyük konuğun gelmiş olduğunu bilmiş olur.

Oruç geldi, öyleyse oruca yiyecek taşımalı, su sunmalı, orucun lâmbasını yakmalı, örtüler atmalı üzerine ki, geldiğinden daha zengin gitsin. Verdiğinden daha çok alsın. Yanına gideceği eski oruçlara katacağı, söyleyeceği çok şeyler bulunsun. Çağımız Müslümanlarının portresini eski çağ müminlerinin portrelerinin yanına çizecek ya, bizim öyle bir portremizi çizsin ki, ilerde gün olur ki, o portreyi bize gösterirler, utanmayalım ondan o zaman
« Son Düzenleme: 09 Eylül 2008, 11:44:47 Gönderen: Âmak-ı Hayal » Logged
nazende Ynt: Samanyolunda Ziyafet : 09 Eylül 2008, 12:05:39
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1660


vuslat'a çeyrek kala ...


Alıntı sahibi: Âmak-ı Hayal üzerinde 05 Eylül 2008, 14:34:03
Evet, oruç da susar, oruç da acıkır. Orucun susadığı ve âb-ı hayat gibi kanamadığı su, Kur’an sesi, acıktığı namaz, örtündüğü merhamet, kuşandığı giyindiği, Allah’ın adının yükseltilmesi, yani cihattır. 

 ‘Bir pansiyoner olmaktan çık’ der bize! ‘Biraz daha yakın ol’



haberdar olmadığım bir kitaptı açıkçası ;geçenlerde trt1 de iftar öncesinde bir bölüm sunuldu kitaptan; ben de okumayı liste arasına sıkıştırmayı düşündüm  Masum
her zamanki gibi farklı bir üslup ....
Logged

-"böyle mi olacaktı mutluluğun son hâli
kahkahadan sorulur hıçkırığın vebâli"
Âmak-ı Hayal Ynt: Samanyolunda Ziyafet : 14 Eylül 2008, 17:12:13
Moderator
Ordinaryus
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3311


içimdeki putları kim kıracak İbrahim...


Düşüncenin sanatla atbaşı gittiği, birbirine geçip etkilediği, karşılıklı değer yarattığı, gelip geçen zaman içinde sürekli diri kalan hakikat ruhunu sezip yazıyla ölümsüzleştirdiği, fikrin kalıptan sıyrılıp büsbütün öz olduğu, insanı, inanmanın kutlu atmosferinde elinden tutup bir kılavuz gibi dolaştırdığı, duyuşun ve tefekkürün en yalın keskinlikle ifadesini bulduğu yazılar toplamıyla karşı karşıyayız.

Sezai Karakoç, kırk küsur yıllık fikir ve sanat hayatı boyunca, sürekli diri kalabilmiş ender bir fikir ve sanat eridir. Bugün bir Sezai Karakoç külliyatından söz edebiliyorsak ve bu külliyatın görünür görünmez tesirlerini zamanın yüzünden gururla okuyabiliyorsak, gelecek için umuttan söz açabiliriz. O umudun anahtarı, “Samanyolunda Ziyafet” kitabının satırları arasında bütün mütevazılığıyla ışıyıp duruyor. Kulak vermek ve gönlün istikametini ona yöneltmek yeterlidir. Bir şiirinde “bir insanı al, onu çöz çöz çocuk olsun” demişti. Aynı duyarlılığın keskinliğiyle, orucun, çocuk ruhunda açtığı derin etkiyi, insanın en saf çağıyla yorumlamanın yanında, buluğ çağına atıfta bulunur ve benzeri görülmeyen keskinlikte bir görüş geliştirir. Ona göre “oruç ve namaz; buluğ çağından çıkarken, çocukluktaki babadan, normal babaya geçişi, “metafizik” bir planda tutarak, çocuğun büyük bir sarsıntı geçirmesini önler. Çocuk, gelecekte kurulacak toplum sitesinin sağlam ve sağlıklı bireyi olmanın moral eğitimini böylece almış da olur. Kitapta şahsi tecrübenin izleriyle zenginleşmiş derinlikli açılımlarla beraber, asıl olarak düşünce tarihimizin en orijinal tanımlarından birisini de yapar kitaptaki yazılardan birinde. “Oruç da Acıkır” başlıklı o enfes yazıda, manevi ve soyut bir dinamiği yaratıcı bir bakışla özneleştirmiştir Sezai Karakoç. Bu orijinallik, sağlam bir inanca dayanmakla birlikte, sanatçı ruhun öznelliğidir de. Kavramları kendi kabuklarının tabiatında zaten var olagelen görüntülerinin ötesine çıkararak, onu yeniden dönüştürmek ve çağına armağan etmek böylesi has kalemlere özgü bir tutum olabilir. Öte yandan orucu “ibadetlerin yatağı” olarak değerlendirirken insanın ve toplumun manevi yoğunlaşmasına ve bu yoğunlaşmanın beraberinde getirdiği yenilenme bilincine ışık tutulmakta, tabiata paralel olarak, ortalama insan ömrü süresince, her mevsim orucun yaşanmasına vurgu yapılmakta ve zaman ve tabiatla sağlanan metafizik bütünleşmeden bahsedilmektedir. Bu, oruç yoluyla bir tür eğitilme ve olgunlaşma hamlesidir. Yazar bunun üzerine hep düşünmeye çağırır bizi. Bu kadarla değil elbet, oruç onun gözünde “düşünce, edebiyat, politika, hayat tarzı, dünya ve ölüme bakış açısı, yoksulluktan kurtuluş alanında, kısacası bütün alanlarda, kendi medeniyetimizin cevabını arayacak ve bulacak şahsiyetten haber getiren ilk tarih saati, hesap saati, kitap saati”dir. Böylelikle oruç, bedenin ve ruhun bir pasiflik dönemi olmaktan sıyrılıp hepten bütün yücelme imkanlarına kavuştuğu ve ferdin kendisinden çıkarak insana ve topluma yöneldiği yeni bir diriliş kapısıdır. Oruca, milletimizin zaman içinde kazandırdığı aktüalite zenginliği yeniden hatırlanır. Bu takdirle yad edilir. Öte yandan, Kadir Gecesi, orucun gidişi, bayram gibi kavramlar Sezai Karakoç’un üzerine sürekli düşündüğü meseleler olmuştur. Nitekim, kitaptaki yazıları kronolojik sırayla okuduğumuzda hissedeceğimiz ortak bir şuurdan bahsedilebilir. Yazar bize kendi tecrübelerini de aynı şuurun ekseninden aktarır. Yazıyı yazarken bizzat onu yaşar. Dışarıda seyirci değil, iftara uzanan el, Kur’an sayfalarını takip eden göz, saf tutmuş mümin, yol gösteren önder konumundadır. Bu yüzden kitabı, geliştirilen yorumlarla aydınlanma, okuma zevkiyle gönenme, çağdaş bir entelektüelin perspektifinden kavramları özgün yönleriyle yeniden algılama, şükredip silkinme, inancı ve değerlerini sevip sahiplenme yanında, Peygamber’den gelen manevi halkaya katılmış bir mümin olmanın huzuruyla da okumalı. Bunu hissetmeli, hissedebilmeli. ‘Samanyolunda Ziyafet’ kitabını okurken diri düşünce yanında oruçla yumuşamış bir gönül huzuru ve tutarlılığını da bulacak okur.

Ömer Erdem
zaman.com.tr
Logged
Âmak-ı Hayal Ynt: Samanyolunda Ziyafet : 16 Eylül 2008, 10:44:36
Moderator
Ordinaryus
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3311


içimdeki putları kim kıracak İbrahim...


Geldi, evlerimizi, şehirlerimizi, soframızı, gönüllerimizi bir ay boyunca olanca zenginliği ve cömertliğiyle donattı ve işte gidiyor. Yürekte ister istemez bir sızı var. Ayrılış sızısı.

Madem ki, ayrılış saati çaldı ve buna elde çare yok, öyleyse bütün iş onu unutmamakta. Giderken, bizden, dünyamızdan hangi haberi ve ne götürüyor; geldi ve bize ne bıraktı, bunu düşünmeli, bunun hesabını yapmalı. Ve bir yıl sonra tekrar dönünce bizi nasıl bulacak, bunun şimdiden hazırlığına girişmeli.

İşte oruç giderken bizi her bakımdan bir nefs muhasebesine çağırarak gidiyor. Bunu yapmadıkça tuttuğumuz orucun eserinin gönlümüzde kalacağını ummak doğru olmaz, işte bunu bilmeli."

Gören gözler için, oruç, ne muhteşem bir melekler ordugahıdır. Kalblerimizi dolduran meleklerin saldığı gümüşsü ışık, kınından sıyrılmış orucun diriltici kılıcıdır. Ruhlarımızın kendi içine günahların blok taşlarıyla kapanarak bir kabir halini aldığı günde, Ramazan, yeşil bayraklarıyla ufukta beliren bir melekler ordusuyla birlikte çıkagelir. Gelir ve kurtarır ruhu. Taşlaşmış günahlarımızı ve ona bulaşan, onlarla deri ve et kemik gibi kaynaşan ölü ruh parçacıklarını nasıl da aşağılara, ta aşağılara yuvarlar. Gören gözler için, oruç ayı bir mahşerdir. Ruhların kabirleri açılıyor onda, kardeşlerim, ruhların kabirleri...


Ve bir gün tam dirilecekse, bu da, yine bir ramazanda başlayacaktır, ramazanlarla başlayacaktır."

"Bayram ki, taştan değil, rüzgar çizgilerinden değil, yaprak hışırtısından değil, bir medeniyet esintisinden, bir tarih ilhamından, müslümanların aydınlık gönüllerinden gelen bir şuur hafifliğidir, geliyor ve bizi ak çeşmelerin ışığıyla dolduruyor.

Bakıyorsunuz, sabahleyin ufkun doğu kesimi kızarırken bütün müslümanlar camileri doldurmuş, güneşin doğuşunu bekliyorlar. Sonra güneş bir mızrak gibi çıkıyor ve zamanın kalbine bayram nişanını, işaretliyor. Toplar atılıyor ve namaz sarıyor vücutları ve ruhları.

(...) İşte o ulu geçmişten elimizde bir bu bayramlar kaldı. Onlara sıkı sarılalım da hiç olmazsa bu son peygamber armağanını olsun elden kaçırmayalım.

Bu şuur içinde kutlu olsun bayramlarınız müslümanlar!"


Logged
Âmak-ı Hayal Ynt: Samanyolunda Ziyafet : 16 Eylül 2008, 10:52:39
Moderator
Ordinaryus
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3311


içimdeki putları kim kıracak İbrahim...


Oruçtur ;
Bir kuşluk gibi, ağaçların arasından, kuş seslerinin marul içi tazeliğindeki bebeksi sevinçlerin içinden güneş neşesinin yürüyerek insanları kuşatası gibi gelen Oruçtur.

Yüzünde nur, elinde Kur'an, dudaklarında salavat, yüreğinde Yaradan sevgisi ve korkusu, hayalinde ideal İslam yurdu, kafasında gerçekçi gurursuz akıl, ruhunda ve vücudunda namaz, mü'min ve Müslüman aydır bu gelen; Oruç ayı.

Oruçladır ;
Dini yaşayışın en konkre hali Oruçladır. Deniz balık için ne kadar canlı ve kaçınılmazsa ve onu ne kadar içine almış kuşatmışsa, dinin insanı zaptetmesi, insanın tabiatüstüyle reel bağlantı kurması onunladır. Hayvandan meleğe doğru, yolculuk; içteki karanlıkların eriyişi, yerini metafizik ışıkların alması Oruçla... Gerçek gün doğuşu, gerçek kuşluk; gerçek öğle; gerçek ikindi; gerçek akşamk ve gün batışı, gerçek gece ve yatsı, Oruçla. Gerçek zaman oruçladır
Orucu, Oruca, Oruçta ve Oruçtandır. Küfrün sığınacak delik araması oruçtansa, mü'minin, dalgaların med günü kıyılara koşuşu gibi koşuşu Orucadır.Güneş bir dağın yarığından çıkarken, bir gül açılırken, bir çocuk, okula başladığı an; bir insan şehit olduğu vakit; su kaynağından çıkarken neyse mü'min de Oruçta o. O, Ramazan'ın birinci günü Orucu içine ekmiştir. Üçüncü gün Oruç yeryüzüne çıkar, onuncu gün kök ve göğdelidir. O beşinci gün dallar sürer, yirminci gün yapraklar açar; yirmi beşinci gün çiçek, çiçek, çiçek... Son gün: dalları bastı kiraz. Ulu ve yüce bir ağaçtır artık inanç insanda. Kök en derinde; yemiş, nur olarak yüzdedir. İşte bunun için müslümanı ilk bakışta tanırsınız. Oruç, öyle bir ruh kalıbıdır ki, her gün, ortalığın ilk ağardığı vakitten bir karardığı vakte kadar, içimizi oraya yerleştiririz; orada ruh bir biçim alacak; bir öz kazanacak, billurlaşacak; yıkanacak, canlanacaktır. Gece dinlenecek; bir gün sonra yine aynı çerçeveye girecek; böyle böyle; bir ay sonunda yepyeni ve taptaze bir insan yüreği, ruhu ve vücudu olacaktır mü'minin yüreği, ruhu ve vücudu. Oruç, insanın katıldığı, her yıl bir ay katıldığı bir ruh şölenidir. Üstün insanların davetlisi olduğu bir tabiatüstü bir gök sofrasıdır.

Yani, Samanyolu'nda Ziyafet. 
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Favorilerime EkleYazdır
« önceki sonraki »
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Şafak FM - Çağrı FM - Furkan Radyo - Lalegül FM - Kuran Dinle


Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
Bu Sayfa 0.351 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu
Yükleniyor...