Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
  H *
ANASAYFA ARŞİV GİRİŞ KAYIT

imamhatip.com > Kültürel ve Sanatsal Aktiviteler > Edebiyat > Nesir (Moderatör: Âmak-ı Hayal) > Senin gelmeyişine bir nesir denemesi (mustafa islamoğlu metinleri...)
Sayfa: [1] 2   Aşağı git
« önceki sonraki »
Favorilerime EkleYazdır
Gönderen Konu: Senin gelmeyişine bir nesir denemesi (mustafa islamoğlu metinleri...)  (Okunma Sayısı 2124 defa)
Lâmelif Senin gelmeyişine bir nesir denemesi (mustafa islamoğlu metinleri...) : 08 Mart 2006, 11:39:51
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2086


Deli Sofi


WWW
İşte Eylül de bitti. Ve sen hâlâ gelmedin. Yağmurlar damlayacaktı ıslak saçından, gözyaşından bir deniz getirecekti seni.
"Aah"ların şişirdiği yelkenleri yürek zarından yapılmış bir gemiyle gelecektin.

Ellerinde gözlerimi getirecektin; seni Yusuf bilip, Yakup gibi giderken ardınsıra yolladığım gözlerimi.

Bunca küf kokmayacaktı ayrılığımız. Kavlimiz böyle değildi.

Beni hacil bırakmayacaktın ele-güne, dosta-düşmana karşı.

Sevmek yüreğe saplanmış bir bıçaktı, biliyorum; fakat bunca firkatin adını da koyamıyorum.

Bilseydim, imrenir miydim hiç uçan kuşlara?

Bilseydim, aylardan Eylül'ü, vakitlerden akşamı, çiçeklerden zambağı, kuşlardan turnayı, leyleği koyar mıydım lugatlara?

Bak, kokun geldi burcu burcu toprak gibi, bir yoksulun ellerine düşmüş sıcak ekmek gibi, kan gibi, gözyaşı gibi, ter gibi, emek gibi; fakat sen gelmedin.

Acın geldi, sancın geldi.

"Derin bir nefret olmadan derin bir muhabbet nasıl olur?" demiştin ya, bak, kıtlıkta verilmiş bir sokum gibi yolladığın hıncın geldi.

Nemrud'un geldi, ateşin geldi.

Maskelere dönüşmüş yüzün ve binbir türlü sahte eşin geldi.

Yokluğun, güzün ve kışın geldi

Şarkıların, resimlerin, ağlayışın geldi; sen gelmedin.

Firavun'un geldi, Haman'ın geldi, Karun'un geldi, fakat Harun'un gelmedi.

Şeytan'ın geldi, Tufan'ın geldi, Kenan'ın geldi, tüm düşmanlarına taş çıkartır düşmanın geldi; ama sen gelmedin.

Bak, sevdanı süpürüyor Firavun'un çöpçüleri.

Hatıranı kundaklıyor kırılası elleri.

Ocağına tüneyen baykuşlar, mabedine put dikmek için Âzer'i çağırıyorlar.

Anaların rahimlerine bir yılan gibi süzülüyorlar; bu yüzden Neron gibi, Kaligula gibi, Şeddad gibi, Haccac gibi, Hülagu gibi, kanlı doğuyor yeni doğan bebelerin elleri.

Zavallılar!

Her biri bir yediveren olan milyonlarca sevdayı toprağa gömüyorlar.

Güneşe seni seviyor diye tutuklama emri çıkarıyorlar.

Senin rengin diye yeşilin her tonunu darağacına çektiler.

Senin mevsimin diye baharı gıyabında idama mahkum ediyorlar.

Senin insan kardeşlerine yerin üstünü zindan ettiler; fakat yerin altı imdada yetişti. Senin doğal kardeşlerin onlar, fakat bunu bilmiyorlar. Tıpkı Nuh'un yer-gök kardeşleri, İbrahim'in ateş kardeşi, Musa'nın asası gibi.

Onlar, senin uğruna çektiğimiz her "aah"ın bir fırtına, senin uğruna kaldırdığımız her elin bir dağ, senin uğruna döktüğümüz her damlanın bir atom bombası olduğunu yeni yeni öğreniyorlar... öğrenecekler.

Fakat sen, sen biliyorsun bir nice beklendiğini. Anaların göğsünde hamayıl gibi gezdiğini, her biri sana Meryem kesilen genç kızların başına tac olduğunu biliyorsun.

Ah, biliyorsun sırtlarında Firavun'un kamçısı şakladıkça, her birinin isyan kraliçesi birer Asiye kesileceğini.

Gürbüz çocukların, ağır sancılarla doğduğunu biliyorsun.

Biliyorum, bu yüzden gelişini erteliyorsun. Sevenlerini aşkına bileyliyorsun. Yokluğunun daha çok fark edilmesini bekliyorsun. Bak, diyorsun, ufka bak, karanlığın en koyu olduğu an, fecre en yakın zamandır.

Ey dünyaların en muhteşem gelini! Kim bilir, belki de sevdalılarından sana sadakatlerini ispatlamalarını bekliyorsun. Sahte aşıklarını deşifre ediyorsun.

Doğru ya; "mehir bedelini" ödemeden, hangi dünyalı seni görebilmiş ki?

Ama keffaretimiz, yokluğunun dehşetine buca zaman katlanmak olsun.

Bu acıyı mehre bedel kabul et.

Bilir misin "intizar, eşeddu mine'n-nar"dır?

Bekletme ki, bekleniyorsun.

( 1 Ekim 1999 )
« Son Düzenleme: 10 Eylül 2006, 23:35:01 Gönderen: ibrahim_ imran » Logged

Reklam

reklam
Senin gelmeyişine bir nesir denemesi (mustafa islamoğlu metinleri...)
« : 08 Mart 2006, 11:39:51 »

 Logged
Gıfarlı Ebuzer Ynt: Senin gelmeyişine bir nesir denemesi (mustafa islamoğlu metinleri...) : 10 Eylül 2006, 23:35:34
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2290


"Burası Türkiye ve tarih kaydediyor !"(yolcu/2)





Aşk ehli taşı gediğine koymuş:

Muhabbetten Muhammed oldu hasıl

Muhabbetsiz Muhammed'den ne hasıl?

Çölde açan bir güldü o. Rengi solmaz, kokusu tükenmez bir gül. Sevginin bedelini ödeyen Yakub gibi, uzaktaki Yusuf'u koklayan bir yürekle gözlerini takas edenler alabilirdi o gülün kokusunu.

Aşkı ve acıyı ondan öğrendik. Yaşamanın ve ölmenin, ölmeden önce ölüp öldükten sonra yaşamanın sırrını o öğretti bize. Göklerin sofrasını o açtı önümüze. Onun sayesinde tenezzül buyurdu Allah yüreklerimize.

Evet, aşkı ondan öğrendik: Sevdi ama sevdaya "kara" çalmadı. Sevdanın yüzünü karartmadan sevmeyi beceremeyenlere, "ak sevda"yı öğretti. Aşka istikamet açısı verdi. Sadece o açıyı takip edenler aşkın sırrına erdi.

Başkalarının öğrettiği aşk sahibini tutuklayan bir tutkuya dönüşüyordu. Onun aşk öğretisi ise sahibini özgür kıldı. O aşk çizgisini izleyenler sevdikçe özgürleştiler, özgürleştikçe sevdiler ve sonunda hayatı bir demet muhabbete dönüştürdüler; muhabbete, yani insanın harcadıkça çoğalan tek sermayesine...

İman etmedikçe cennete giremezsiniz" diyordu; fakat daha müthiş, insanı iliklerine kadar sarsan bir şey daha söylüyordu: "birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş sayılmazsınız!" Bu, imanı yetiştiren toprağın sevgi olduğunu ifade etmekti. Muhabbetin yürekte istikrar bulmuş hali olan iman, ancak sevgi toprağında boy verebilirdi.

Dahası "Mü'min, seven ve sevilen dost olan ve dostluk kurulandır, sevmeyen ve sevilmeyende, dost olmayan ve dostluk kurulmayanda hayır yoktur!" diyordu. Sadece demekle kalmıyor, bu sözün nasıl hayata dönüştürüleceğinin en güzel örneklerini de veriyordu.

Onun sevgisi, canlıları aşıp cansızları dahi kuşatıyordu. Uhud için diyordu ki; "Uhud, o bir dağ; ama o bizi sever, biz de onu severiz!"

Dağı seven ve dağ tarafından sevildiğini farkeden bir yürek nasıl bir yürektir? Bu insanı yürekten sarsan muhabbet dersinin, bizim özlemeyen, sızlamayan, yanmayan, inlemeyen, sevmeyen, duyarsız, taşlaşmış ve hatta taştan daha da katılaşmış yüreklerimizde yaptığı yankı nedir?

Modern birey anlayabilir mi bu tavrı? İçinde yürek yerine taş taşıyan modern insanda nasıl bir karşılık bulur bu davranış? Şairin "Şarkı görmez, garbı bilmez, görgüden yok vayesi/Bir utanmaz yüz yaşarmaz göz bütün sermayesi" dediği bedeviden bozma, köylülüğe müptela, varlıkla sınanınca lümpen kaprislerine, yoklukla sınanınca aşağılık komplekslerine kapılanlar, nasıl anlar ve anlatır, nasıl yaşar ve yaşatırlar bu muhabbeti/Muhammed'i?

Muhabbeti Muhammed'den öğrenenler ölmemenin sırrını da öğrenmiş oldular. İşte onlardan biri, bu sırrı şu dizelerle açığa vurdu:

Âşık öldü diye salâ verirler

Ölen hayvan imiş âşıklar ölmez

Âşıkların ölmeyeceğinin ondan güzel kanıtı olur mu? Muhabbetin merkezi olan gönülden yola çıkarak anlayın bunu: Birine "alçak" derseniz hakaret etmiş olursunuz, "alçak gönüllü" derseniz iltifat. Çünkü gönül öyle yüce bir makam ki, kendisine ilişen alçaklığı bile elinden tutup katına yüceltir, "alçak gönüllülük" bir yücelik olup çıkar.

Acıyı da "Ben hüzünlerin peygamberiyim!" itirafında bulunan o Ufuk İnsan'dan öğrendik: Saçları sevdiklerinin ölümüyle değil, Allah'la ilişkisini örselememek uğruna gösterdiği çabayla ağaran Yüce Önder, Kutlu Rehber'den. Çağların günahını yıkamak için gece yarıları saldığı gözyaşları, yattığı şilteyi ıslatıp Aişe'yi uyandıracak kadar sel olup çağlayan Ayaklı Kur'an'dan.

Bu soylu acı değil miydi, Hıra'da kendi ruhunu yeniden doğuracak bir sancıya ebelik eden? Buna insanın oluş sancısı da diyebilirsiniz. Baksanıza o okyanus misali kutlu sancıdan payına bir damlacık düşenler, yaşadıkları çağın, 'nükleer güç merkezlerinin' dahi yanında yaya kaldığı etkinlikte birer 'gül ve güç merkezi' oluyorlar!

Çağın Ebu Cehillerinin onu anlamasını, onu sevmesini kimse beklemesin. Değil mi ki o, atası İbrahim gibi insanlığa şeytanı, şeytanları taşlamayı öğretti. Şeytan ve dostları da o gülü ve onun gül yüzlü dostlarını taşlayacaklardır.

Ben modern Ebu Cehillerin yaptığından daha çok, ona ümmet olduğunu söyleyenlerin yaptıklarının onu üzdüğünü düşünüyorum. Onun mirasına sahip çıkması gerekenler, sadece sakalına ve hırkasına sahip çıkıp onun öğretisini çağın dışına atmakla onu daha fazla üzüyor olsalar gerek.

Allah'ın bize gönderdiği Hz. Muhammed (sonsuz sayıda selam, hürmet ve muhabbet ona olsun) bir tek Muhammed idi. Fakat, geleneğimiz en az üç Muhammed ortaya çıkardı: 1. Göklere çıkartılan insanüstü Muhammed 2. Ara kablosu, postacı muamelesine maruz bırakılarak aşağılanan Muhammed 3. Kur'an'ın tanıttığı muhteşem bir ahlaka sahip olan örnek insan Muhammed.

Bir de muhaddislerin ömrü boyunca hep konuşan ve hiç iş yapmayan Muhammed'i, sûfilerin ömrü boyunca içiyle uğraşıp dış dünyaya sırt dönen Muhammed'i ve fakihlerin işi-gücü Kur'an'ı kodifike edip ondan formel hükümler devşirmek olan Muhammed'i var.

bu satırları bitirmeden, o insan güzeline bir maruzatım var:

Seni çok özledik, bizi bu çağa karşı dik tutan senin kokundur:

Yel essin Ya RasullAllah...

Kokun gelsin!

Mustafa İslamoğlu

sene'ye teşekkürler...
Logged

vesSELAM
Gıfarlı Ebuzer Ynt: Senin gelmeyişine bir nesir denemesi (mustafa islamoğlu metinleri...) : 14 Eylül 2006, 20:32:06
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2290


"Burası Türkiye ve tarih kaydediyor !"(yolcu/2)


YOLNAME

güneşe bak,toprağa bak,suya bak,buluta bak, fakat arkana bakma!
kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de... unutma,yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez...
abdullah bin mesud'un dediğini de unutma; "el cemaatü alel hakk velev kane vahded". cemaat hak üzere olandır, isterse tek olsun...

yolcuya bakıp yolu tanıma. yola bak, yolcuyu tanı. yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.
vahim olan yolun yolcusuz olması değil, yolcunun yolsuz olmasıdır. yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal...

en doğru yol en dikensiz yoldur diyenler seni aldatıyorlar. onlar karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
aldırma!.. ayağına batan dikenler aradığın gülün habercisidir. dikenine katlanmaktan sözedenler, "aşıkmış gibi" davrananlardır. gerçek aşıklarsa dikeni de severler...

dostum, yollar yürümek içindir. fakat şu gerçeği de hiç unutma: yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
yol boyunca yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup gelen geçenin ayağına çelme takanları, yolda metafizik uyuşturucularla keyif çatanları,
telörgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 mt. koşucusu gibi girip 50. metrede yola yatanları,
yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce yolculuk üzerine zar atanları,yürümeyi bırakıp yol,yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları,
ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtabları,
yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin...

aldırma, yürü! göğsüne yüreğinden başka muska takma. vahiy haritan, nebi kılavuzun, akıl pusulan, iman sermayen, amel azığın, sevgi yakıtın, ahlak karakterin,
edep aksesuarın,merhamet sıfatın, şeref ve izzet adın olsun.
doğru yol insanların çoğunun gittiği yol değil, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur...

yolda vereceğin her molayı özeleştiri durağında vermelisin. unutma, tevbe özeleştiridir. kendini hesaba çeken,başkalarınca hesaba çekilmekten kurtulur.
her molada yolda olup olmadığını,yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen,pişman olmaman için elzemdir.
yön tayini sık sık gerekli olabilir.haritayı saklayabileceğin en güvenilir yer yürağindir.

bir şey daha: pusulanı sahte manyetik alanlardan, paraziter nesnelerden uzak tut. ibreyi saptırırlar da haberin olmaz.

yol emniyetin için gerekli olan şartların başında bilinç gelir. bilincini tahrif edebilecek her türlü uyuşturucudan uzak durmalısın.
hobilerinin, fobilerinin, korkularının bilincin üzerindeki saptırıcı etkisini iyi hesaplamalısın. O'ndan başkasından korkarsan, korktuğunun başına musallat edileceğini kesinlikle bilmelisin.
yolda düşeceğin en büyük tuzak, yersiz korkularının tuzağıdır. yani kendi benliğinin sana kazdığı tuzak...

HAYIRLI YOLCULUKLAR DOSTUM...

Mustafa islamoğlu

gülbera'ya teşekkürler...
Logged

vesSELAM
Gıfarlı Ebuzer Ynt: Senin gelmeyişine bir nesir denemesi (mustafa islamoğlu metinleri...) : 20 Eylül 2006, 20:49:42
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2290


"Burası Türkiye ve tarih kaydediyor !"(yolcu/2)


Sair ne güzel söylemis:
Muhammedun beserun, la ke'l-beser,
Bel huve, ke'l-yakûti beyne'l-hacer

" Muhammed bir insandir, siradan bir insan degildir amma,
Taslar arasinda mücevher neyse, odur onun konumu da.."

Muhammed, muhabbetin müebbet timsalidir. Ona ümmet olma onuru, tüm diger beseri mensubiyetlerin verecegi onurdan kat kat üstündür. Fakat bu onuru tasiyanlar, onu kutsayip göklere çikararak ya da yoksayip yerin altina kapatarak hayattan dislayanlar degil, Onun isigini izleyerek hayati yolculuk, dünyayi yol, insani yolcu, imani yol azigi bilip gösterdigi istikamette yola revan olanlardir. Muhammed muhabbettir, muhabbet müebbettir. Ask ehli tasi gedigine koymus:

"Muhabbetten Muhammed oldu hasil
Muhabbetsiz Muhammed'den ne hasil?"

Çölde açan bir güldü o. Rengi solmaz, kokusu tükenmez bir gül. Sevginin bedelini ödeyen Yakub gibi, Uzaktaki Yusuf'u koklayan bir yürekle gözlerini takas edenler alabilirdi O gülün kokusunu&

Aski ve aciyi ondan ögrendik. Yasamanin ve ölmenin, ölmeden önce ölüp, öldükten sonra yasamanin sirrini O ögretti bize. Göklerin sofrasini o açti önümüze. Onun sayesinde tenezzül buyurdu Allah yüreklerimize.

Evet, aski ondan ögrendik: Sevdi ama sevdaya "kara" çalmadi. Sevdanin yüzünü karartmadan sevmeyi beceremeyenlere, "Ak sevda"yi ögretti. Aska istikamet açisi verdi. Sadece o açiyi takip edenler askin sirrina erdi.

Baskalarinin ögrettigi ask, sahibini tutuklayan bir tutkuya dönüsüyordu. Onun ask ögretisi ise, sahibini özgür kildi. O ask çizgisini izleyenler sevdikçe özgürlestiler, Özgürlestikçe sevdiler Ve Sonunda hayati bir demet muhabbete dönüstürdüler; Muhabbete, Yani insanin harcadikça çogalan tek sermayesine...

Iman etmedikçe cennete giremezsiniz" diyordu; Fakat daha müthis, insani iliklerine kadar sarsan bir sey daha söylüyordu: "Birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmis sayilmazsiniz!" Bu, imani yetistiren topragin sevgi oldugunu ifade etmekti. Muhabbetin yürekte istikrar bulmus hali olan iman, ancak sevgi topraginda boy verebilirdi.

Dahasi; "Mü'min, seven ve sevilen dost olan ve dostluk kurulandir, sevmeyen ve sevilmeyende, dost olmayan ve dostluk kurulmayanda hayir yoktur!" diyordu. Sadece demekle kalmiyor, bu sözün nasil hayata dönüstürüleceginin en güzel örneklerini de veriyordu.

Onun sevgisi, canlilari asip cansizlari dahi kusatiyordu. Uhud için diyordu ki; "Uhud, o bir dag; ama o bizi sever, biz de onu severiz!"

Dagla sevisen, dagi seven ve dag tarafindan sevildigini farkeden bir yürek nasil bir yürektir? Bu insani yürekten sarsan muhabbet dersinin, bizim özlemeyen, sizlamayan, yanmayan, inlemeyen, sevmeyen, duyarsiz, taslasmis ve hatta tastan daha da katilasmis yüreklerimizde yaptigi yanki nedir?

Modern birey anlayabilir mi bu tavri? Içinde yürek yerine tas tasiyan modern insanda nasil bir karsilik bulur bu davranis? Sairin:

"Sarki görmez, garbi bilmez, görgüden yok vayesi
Bir utanmaz yüz yasarmaz göz bütün sermayesi"

dedigi bedeviden bozma, köylülüge müptela, varlikla sinaninca lümpen kaprislerine, yoklukla sinaninca asagilik komplekslerine kapilanlar, Nasil anlar ve anlatir, Nasil yasar ve yasatirlar bu muhabbeti/Muhammed'i?

Muhabbeti Muhammed'den ögrenenler, Ölmemenin sirrini da ögrenmis oldular. Iste onlardan biri, bu sirri su dizelerle açiga vurdu:

Âsik öldü diye salâ verirler
Ölen hayvan imis âsiklar ölmez

Âsiklarin ölmeyeceginin ondan güzel ispati olur mu? Muhabbetin merkezi olan gönülden yola çikarak anlayin bunu: Birine "alçak" derseniz hakaret etmis olursunuz, "Alçak gönüllü" derseniz iltifat. Çünkü gönül öyle yüce bir makam ki, kendisine ilisen alçakligi bile elinden tutup katina yüceltir, "Alçak gönüllülük" bir yücelik olup çikar. Aciyi da, "Ben hüzünlerin peygamberiyim!" itirafinda bulunan o Ufuk Insan'dan ögrendik: Saçlari sevdiklerinin ölümüyle degil, Allah'la iliskisini örselememek ugruna gösterdigi çabayla agaran Yüce Önder, Kutlu Rehber'den. Çaglarin günahini yikamak için gece yarilari saldigi gözyaslari, yattigi silteyi islatip Aise'yi uyandiracak kadar sel olup çaglayan Ayakli Kur'an'dan...

Bu soylu aci degil miydi, Hira'da kendi ruhunu yeniden doguracak bir sanciya ebelik eden? Buna insanin olus sancisi da diyebilirsiniz. Baksaniza, O okyanus misali kutlu sancidan payina bir damlacik düsenler, yasadiklari çagin, "nükleer güç merkezlerinin" dahi yaninda yaya kaldigi etkinlikte birer 'gül ve güç merkezi' oluyorlar!

Çagin Ebu Cehillerinin onu anlamasini, onu sevmesini kimse beklemesin. Degil mi ki o, Atasi Ibrahim gibi, insanliga seytani, seytanlari taslamayi ögretti. Seytan ve dostlari da O gülü ve onun gül yüzlü dostlarini taslayacaklardir. Ben, modern Ebu Cehillerin yaptigindan daha çok, ona ümmet oldugunu söyleyenlerin yaptiklarinin, Onu üzdügünü düsünüyorum... Onun mirasina sahip çikmasi gerekenler, sadece sakalina ve hirkasina sahip çikip onun ögretisini çagin disina atmakla, Onu daha fazla üzüyor olsalar gerek. Bu satirlari bitirmeden, o insan güzeline bir maruzatim var: Seni çok özledik, Bizi bu çaga karsi dik tutan senin kokundur:

Yel essin Ya RasûllAllah...

Kokun gelsin!

MUSTAFA ISLAMOGLU



gul_pembe'ye teşekkürler...
Logged

vesSELAM
Gıfarlı Ebuzer Ynt: Senin gelmeyişine bir nesir denemesi (mustafa islamoğlu metinleri...) : 26 Eylül 2006, 18:30:50
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2290


"Burası Türkiye ve tarih kaydediyor !"(yolcu/2)



EFENDİME

Yoklugunda seni özledik.Sana degen rüzgari, seni örten bulutu özledik. Özlemeyi, özlenilmeyi, sevmeyi, sevilmeyi, sevindirmeyi, sevindirilmeyi özledik Efendim.Aski, gözyasini, müsamahayi, ahlaki, adabi, ihsani, irfani, iz'ani, feraseti, basireti, secaati, celadeti, adaleti, meveddeti, muhabbeti özledik. .
Izzeti, hikmeti, fitrati, sefkati, hürmeti, devleti özledik. Senden sonra tefrika mesrebimiz, taklit mezhebimiz, cehalet mektebimiz, atalet fitratimiz, hamakat söhretimiz, ihanet sifatimiz, küffar velinimetimiz oldu.

Efendim,Sen kendini 'abduhu ve rasuluhu: O'nun kulu ve elçisi' olarak takdim etmistin. Sana iman eden bazilari sana hürmet adi altinda seni kulluktan 'kurtarip' meleklestirerek hayattan disladilar. Bu ifrata karsi baska bazilari da tefrite sapip seni 'güzel örnek' olmaktan çikarip bir 'postaci', bir 'ara kablosu' seviyesinde görerek hayattan disladilar.
Bunlarin hepsi sana iman ediyordu. Ama seni hayatimizdan çikarmanin izdirabini çektirdiler bize. Bu isi, göge çekerek ya da yere sokarak yapmalari sonuçta hiçbir seyi degistirmedi.

Allah seni 'güzel örnek' olarak gösterdi. Sen, Kur'an'in konusani, yürüyeni, hareket edeniydin. Tipki bir annede spermin insana, bir agaçta suyun meyvaya, bir arida tozun bala, bir tavukta darinin yumurtaya, bir koyunda samanin süte dönüsmesi gibi, ayetler sende hayata dönüsüyordu.
Allah israrla seni örnek gösterirken, birileri israrla 'kitab'i, kitaplari örnek göstermekte direndiler. Öylesi islerine geliyordu, cansiz bir nesneyi örnek edinmekle, canli bir insani örnek edinmek ayni olur muydu?

Efendim ,Kitapsizliktan degil, 'peygambersizlikten' kirildik. Yoklugumuz peygamber yoklugu. Seni hatirlatan, seni andiran insanlarin hasretim çekiyoruz. Çocuklarimiz peygamberi sorunca 'evladim onun ahlaki tipki falancanin ahlaki gibiydi' diyecegimiz insanlar yok denecek kadar az .
Insanlik destaniyla yasit olan vahiy sürecinde birçok kitapsiz peygamber gelmisti de, bir tek 'peygambersiz kitap' gelmemisti. Sayemizde yasli dünya ona da sahid oldu efendim. Peygambersiz Kitab'a, Muhammed aleyhisselamsiz Kur'an'a da sahid oldu. Simdi Kur'an mahzun efendim , Kur'an öksüz. Seninle Kur'an'in arasini ayirdik, etle tirnagin, toprakla tohumun, anayla evladin arasini ayirir gibi.
Gel de bir bak Efendim, bu mazlum ümmetin hali pür melaline. Biraktigin din taninmaz hale geldi. Biraktigin sitenin harabelerinde baykuslar tünedi.

Gün geçmez ki ümmetin cografyasindan feryat yükselmesin, oluk oluk kan akmasin.Bir olarak biraktigin ümmetin kaç parçaya ayrildiginin sayisini onu parçalayanlar dahi unuttu. Biraktigin kutlu mirasi hovarda mirasyediler gibi parçalayarak paylaştık Efendim . Nebevi mirasin irfani ve ahlaki boyutuna bir hizip, ilmi ve fikrî Boyutuna bir baska hizip, siyasî ve hareketi boyutuna ise daha baska bir hizip sahip çikti. Yüzyillardir tüm bu hizipler ellerindeki parçanin 'bütünün kendisi' oldugunu iddia etmekle ömür tükettiler. 'Her hizip ellerindeki parçayla övünüp durdu.' Hepimiz hakikatin merkezine kendimizi oturtup 'hak benim' dedik.
Oysa ki Efendim, bazen parçalanan hakikat hakikat olmaktan çikar. Ait oldugu bütün içerisinde anlamli olan bir parça o bütünden ayrilinca anlamsizlasabilir. Bunu farkedemedik Efendim .

Efendim ,Israilogullari, peygamberlerini katlediyorlardi. Biz de senin güzel hatiratini, emanetini, adini ve sünnetini katlettik. Seni katlettik Efendim .
Kimilerimiz için sen hiç ölmedin, o ender bahtiyarlar seni hep içlerinde, islerinde, hayatlarinda, düsüncelerinde, duygularinda, eylemlerinde, evlerinde yasattilar.
Kimilerimiz içinde sen hiç dogmadin. Onlar hep senden mahrum yasadilar. Sol mahiler ki derya içreydiler, deryayi bilmediler.
Varliginin kaç bahara bedel oldugunu bilmeyenler yoklugunun istirabini nasil duysunlar Efendim ?
Seni çok seviyoruz, seni çok özlüyoruz.
Bize kirgin misin Efendim

-Mustafa İslamoğlu-Dağarcık-1


gul_pembe'ye teşekkürler...
Logged

vesSELAM
zinnureyn Elde Var Aşk : 05 Şubat 2007, 15:55:03
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1615


Rûzgârlara ezberlettim türkülerimi...


Ne yaparsak yapalım içine aşkı kattığımızda o işe Cenabı Hakk'ın sonsuz sevgisinden bir parçayı katmış oluyoruz.

O Vedud dur. hem seven hem sevilmek isteyendir.rızık verir, rızık istemez merhamet eder merhamet istemez vs.., fakat sevgi verir sevilmek ister.
’’O onları sever ,O da onları sever.’’

Aşk acıyı bala dönüştüren iksirdir.bu iksiri bulanların en büyüğü de hüzünlerin peygamberidir.bin sevincin veremediğini bir acı verebilir.

Acını Aşk santralinde bitimsiz bir enerjiye dönüştürmeye bak.hatırla ki kalp nükleer güç merkezidir.umuttan sözettiğin herdem Aşk dan söz ediyorsundur.çünkü umut aşkın çocuğudur.

peki Aşk tükenir mi ?o zaman umudum tükendi deme.çünkü umut aşk tandır.ve gerçekten seviyorsan muhabbet tükenmez çünkü muhabbet ırmağının kökü Allah (c.c) dan çağlar.Eğer tükeniyorsa onun adına aşk değil tutku denir.Tutku tutuklar aşk özgür kılar.

Bir duygunun aşk mı tutku mu olduğunu anlamak istersen rengine bak. Karasevda mı, ak sevda mı?sevdanın karası körleştirir akı özgür kılar.özgür kılan aşka Kuran lisanında muhabbet denir.muhabbet yüreğe düşmüş tohumdur.muhabbet tohumu yürek toprağında bire yediyüz verir.insanın harcadıkça çoğalan tek sermayesidir.o yüzden sevgiyi vermekten korkmayın.

üzerine gelen kara yüzleri ancak muhabbetin siperine sığınarak savuşturabilirsin.sen kazanırsın çünkü sen aşkın ,muhabbetin cephesinde yer aldın.bu yolda ayağına diken batmışları,kalbini kanatmışları,taşın altına kalplerini koyanları unutma.taşın altına koyacak yüreğin yoksa bari elini koy.hiç bir şey koyamıyorsan koyanlara saygı duy.

istanbu'lun, mekke'nin kahire'nin kardeşleri olduğunu unutma.yeryüzünde acı çeken kardeşlerin olduğunu yüreğinin Asya Avrupa Amerika tarafları olduğunu unutma.Hesabını yaparken aklında bir şey olmalı,bir unsuru hiç aklından çıkarma!

’’Elde var aşk’’ eğer aşkın muhabbetin sancın varsa gerisi sıfır olsa ne yazar??

"Eğer elde aşk kalmışsa herşey sana kalmıştır."

Mustafa İslamoğlu
Logged

Düşmanlarım Bana Ne Yapabilir? Hapsedilmem Halvet, Sürülmem Hicret, Öldürülmem ise ŞEHADETTİR!
Sêne Takdim : 13 Şubat 2007, 20:22:19
Global Moderator
Ordinaryus
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3378





Özlemekten yorulmuşum, kapında durdur beni
Ucu sana dek ulaşan bir zincire vur beni

Beni çöllerden sorma, ki sonra Mecnûn yerinir
Aşksızlıktan taş kesilmiş şehirlere sor beni

Karanlık yerlerimi bir bir soyundum asfaltlara
Şimdi yüreğim üşüyor, giyindir ey nûr beni

Ben Leyla'ma gidiyorum, çekil önümden Leyla
Gayri, cennet olsan durmam, bak çağırıyor beni

Toprağımın gözlerinden çöllerin yanağına
Süzülen bir damlayım yâr, kabul buyur beni

Hangi denize attımsa tutuştu saçlarından
Bir kez bak, yoksa bu yürek yarı yolda kor beni

Medine - 1990
Mustafa İslamoğlu 
Logged
zinnureyn Gölge et, ama ne olur gölge olma! : 05 Mayıs 2007, 12:40:09
Prof. Üye
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1615


Rûzgârlara ezberlettim türkülerimi...


Sinoplu Diyojen yanlış söylemiş. "Gölge etme" diyeceğine,
keşke "gölge olma başka ihsan istemem"deseydi hatırını soran Makedonyalı İskender'e.
Siz, hesap yaparken, bir şeyin gölgesini hesaba katar mısınız?
Ben katmam. Çünkü gölgeler solda sıfır gibidirler; bin tane gölge bir 'şahsiyet' etmez,
tıpkı soldaki bin tane sıfırın toplam değerinin yine sıfır olduğu gibi.


İnsanlar ya gölgedirler, ya da şahsiyet. Gölge iseler, gölgesi oldukları
biri vardır; yani kölesi oldukları biri. O birine, siz 'gölgeci' de
diyebilirsiniz. Gölgeci, insanları kendisinin gölgesi olarak görmekten zevk
duyar. Ve hiçbir gölge iradeli hareket edemez.

Gölgelerin ne sevgileri gerçek sevgidir, ne de nefretleri sahici nefret.
Onlar, kendisinin patlıcanın değil padişahın dalkavuğu olduğunu söyleyen
muzip gibidirler; sevgi ve nefretleri gölgecininkine ayarlıdır. Emirle
severler, emirle nefret ederler.

Oysaki şahsiyetler, kendilerine ait bir kafa ve kendilerine ait bir yürek
taşıdığının bilincinde olan insanlardır. O kafayı düşünmek, analiz yapmak,
yerinde onaylamak ve yerinde reddetmek için; o yüreği de duymak, sevgiye
değer olanı sevmek, inanmaya değer olana inanmak, nefreti ve inkarı gerekli
olandan da nefret etmek ve reddetmek için kullanırlar.

Gölgenin "ben idraki" olmaz; dolayısıyla "omurgası" da olmaz. Bu nedenle,
hiç bir gölge hiç bir zaman "bir başkası olmaktan” kurtulup "kendisi"
olamayacaktır. Ve omurgası olmayan hiç bir gölge, hiç bir zaman dik
duramayacaktır.

Gölgelerle yapılan siyasetin içerisinde "şahsiyeti" aramak da beyhude bir
uğraştır elbet. Gölgelerin yaptığı siyasetin omurgalı olmasını beklemek
abesle iştigaldir. Dik durulması gereken yerde, dik durmasını
bekledikleriniz yerlerde sürünüyorlarsa, gerçek nedeni işte budur.

Tarihi bir tecrübedir: Kadrolar şuurlandırılır,  kitleler şartlandırılır.
Peki bizde nasıl yürür bu işler: Kadrolar şartlandırılır, kitleler
şuurlandırılmaya çalışılır. Bu ikincisi olmayacak iş.

Gelelim kadrolara… Evet, kadrolar şartlandırılır, çünkü şuurlandırılırsa,
başlarında buldukları demirbaşların konumunu sorgulamaya, onların oraya
hangi çaba, liyakat ve vasıfla çıktıklarının hesabını istemeye başlarlar.

Onun için de, gölgeci liderler şu ezeli taktiği uygularlar: Dama çık,
merdiveni çek.
Merdiveni çek ki, senden sonra kimse senin çıktığın yere
çıkamasın. Ondan sonrası kolay: Bir yandan "Hadi aslanlarım, koşun, geride
kalanı elerim!"
salvoları, bir yandan da "O kadar da değil, beni geçeni
vururum!"
tehditleri.

Tüm sorunumuz, insan kumaşının kalitesinde düğümleniyor. Kumaşı kaliteli
insanları siyasete taşırsanız, kaliteli siyaset üretirler; ticarete
taşırsanız, kaliteli ticaret. Tersi de geçerli. O halde, en akıllıca
yatırım, siyasetten de, ticaretten de önce, insan unsuruna olan yatırım.

Tabi ki, hayatın alanları, birbiriyle bıçak sırtı gibi ayrılan şeyler
değildir. Ne ki, "Ne yapmalı?" sorusunun doğru cevabı da "Nereden
başlamalı?" sorusundan bağımsız bulunamaz. Geleceğin inşası için harekete
geçen bir kitlenin, politikaya yatırımının insan unsuruna olan yatırımına
oranı, bir buz dağının su üstündeki kısmının su altındaki kısmına oranı
kadar olmalıdır. Yalnızca böyle yapan bir hareket, toplumsal dönüşümün
lokomotifi olmayı hak eder ve yaşadığı zamanın aktif öznesi olur. Değilse,
kendisine umut bağlayan kitlelerin umutlarını yad ve yabancı lokomotiflerin
hoyrat emellerine peşkeş çeken birer vagon olurlar ki, bu tam da yaşadığı
zamanın "pasif nesnesi" olmaya tekabül eder.

Bütün bunları bana hatırlatan, Rasulullah'ın Buhari tarafından aktarılan
bir hadisi oldu. Burada aktarayım, bakalım size neler hatırlatacak:
"İnsanlar da develer gibidir: Bazen yüz tanesi bir arada bulunur da,
içlerinden, binmek için bir tane bile bulamayabilirsin."
[/center]

Mustafa İslamoğlu
Logged

Düşmanlarım Bana Ne Yapabilir? Hapsedilmem Halvet, Sürülmem Hicret, Öldürülmem ise ŞEHADETTİR!
Lady Hz Musa'yı gördüm:Terk edilmiş bir tankın üzerinde tekbir getiriyordu: Allahuekber! : 07 Eylül 2007, 11:18:55
Deneyimli Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 199


Kalbim son kez atsın secde yerinde..


"Hayber, hayber ya Yehud!
Cundu Muhammed seyeud!"

Döndüler, Güney'in Çocukları.
Berikiler, geldikleri gibi gittiler.
Duyuyor musun ey Güney'in Gelini!
Tekbir seslerini duyuyor musun ey 17'sinde, hayatının baharında terk-i diyar eden Filistinli kız Sena Haydali?

İşte şimdi şad oldu ruhun; Güney'in sokaklarında dolaşan ruhun.
Benim gördüklerimi ve görmediklerimi gören ruhun!

Mercuyun'da, Fatıma Kapısı'na bir kurşunluk mesafede Allah'ın peygamberi Musa'yı gördüm.

Terkedilmiş bir tankın üzerindeydi.

Bir yandan ayağının altındaki Siyon Yıldızı'nı tekmeliyor, bir yandan da tekbir getiriyordu: "Allahuekber!"

Ben ağlıyordum, o gülümsüyordu.

Beni gördü, yanıma geldi ve sordu: "Niçin ağlıyorsun?"

"Sevinçten" dedim ve ekledim:
"Hüzün mevsimi o kadar uzun sürdü ki, çok ağladık, sevinince nasıl tepki vereceğimizi bilemez olduk."

Elini çıkardı koynundan, yine bir nurdu. İlk kez akıl ettim bakmayı; diğer elinde de asası vardı:

Nur eliyle gözümü sildi: Gözüm aydınlandı, gözyaşım aydınlandı.
İlk defa içi gülen gözlerine bakma cesaretini gösterdim. Omzundaki heybe çekti dikkatimi.

"Onda ne var?" diye sordum.

"Firavun'un katlettiği sihirbazların yürekleri" dedi.

"Ne yapacaksın?" dedim.

"Güney'in çocuklarının göğsüne madalya diye takacağım" dedi.

"Güneyin çocukları?" dedim, bilmezden gelerek.

"Çocuklarım!" dedi.

"Ya israiloğulları?" dedim

"Onlar Yahudileştiler, şimdi Firavun'un rolünü oynuyorlar: Müslüman İsrailoğulları'nın tarihi rolünü ise Güneyin Çocukları üstlendi" dedi; "üstelik İsrailoğulları'ndan daha şanslılar."

"Aksine, Musa'ları eksik" diyecek oldum.
Sözümü kesti: "Hayır" dedi, "Herbiri bir Musa onların; çünkü onlar Muhammed'in ordusu!"

Hızır'ı sordum; "Nerede?" dedim.

Güney'in yağız, doğurgan, anaç gelinlerini gösterdi; 22 yıl sonra yuvalarına kavuşmayı zılgıt çekerek kutlayan gelinlerini: "İşte!" dedi, "Bunların hepsi Hızır"

"Ben erkek sanırdım" dedim.

Birden celallendi, korktum, fakat belli etmemeye çalışarak kulak verdim:

"-İmanın ve ruhun cinsiyeti olmaz, daha öğrenemedin mi?"

Ben, "EyvAllah Efendim!" diyebildim.

Ayrılmadan eline sarılıp "Bize dua eder misin?" diyecektim.
Sanki içimi okudu; bana öyle geldi: Kulaklarımda çınlayan şu sözü soramadığım tüm sorulara cevap olarak verdi sanki:

"-Rüya görmeye devam edin; bir gün nasıl olsa gerçekleşir!"

Ben hâlâ ağlıyordum.

O gülümsüyordu.


MUSTAFA İSLAMOĞLU
Logged

Ve sen İstanbul! Âh sen değil misin dolunay denen çiçeği sabırla ekip yeşerttiğim o billur saksı ?!...
ZidYaR Ynt: Hz Musa'yı gördüm:Terk edilmiş bir tankın üzerinde tekbir getiriyordu: Allahuekber! : 07 Eylül 2007, 17:00:36
Ordinaryus
*******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5847


''Kun Feyekun''


ufff..çok  güzelmiş.... Şaşırmış
Logged

...
AslanGibi Ynt: Hz Musa'yı gördüm:Terk edilmiş bir tankın üzerinde tekbir getiriyordu: Allahuekber! : 07 Eylül 2007, 18:51:08
Doç. Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 906

dilini kana bulama..sus ta öldür beni ne olur...


müthiş bi paylaşım sağol... Göz kırpan
Logged

ömrümün varı...gönlümün narı..gözümün nuru benim...
sen olmasan viran olur her anım, her günüm...beşinci mevsimim..mutlaka geleceksin biliyorum...
kitapgibisessiz Ynt: Hz Musa'yı gördüm:Terk edilmiş bir tankın üzerinde tekbir getiriyordu: Allahuekber! : 07 Eylül 2007, 19:11:19
Uzman Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 719



WWW
Allah razı olsun,güzelmiş..
Logged

...İnternetten Para Kazan...
saika Ynt: Hz Musa'yı gördüm:Terk edilmiş bir tankın üzerinde tekbir getiriyordu: Alla : 10 Eylül 2007, 21:42:36
Doç. Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 840



WWW
Yazı bir bölümü hariç gerçekten çok güzel. Mustafa İslamoğlu'nun sitesinde bulamadaım. Hangi siteden aldınız siz acaba, öğrenebilir miyim?
Logged

Olaylara lokal gözle bakanlar, hadiselerin iç yüzünü hiçbir zaman göremezler.
Lady Ynt: Hz Musa'yı gördüm:Terk edilmiş bir tankın üzerinde tekbir getiriyordu: Allahuekber! : 11 Eylül 2007, 15:39:46
Deneyimli Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 199


Kalbim son kez atsın secde yerinde..


ben teşekkür ederim ne demek  Gülümseme

bilgisayarım da mevcuttu,nerden almışım hatırlamıyorum malesef çok önce almıştım çünkü,üzgünüm Utandım
Logged

Ve sen İstanbul! Âh sen değil misin dolunay denen çiçeği sabırla ekip yeşerttiğim o billur saksı ?!...
siyahzambak Ynt: Hz Musa'yı gördüm:Terk edilmiş bir tankın üzerinde tekbir getiriyordu: Allahuekber! : 11 Eylül 2007, 16:17:08
Uzman Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 388


Uçan Balonlarım Var ve Birde Hâlâ Uğur Böceklerim


Güzelden öte birşeyler .. Ağlayan
Logged

SÖZLERİ GÖZLERİNDEN BELLİ OLAN ÇOCUK, BAKIŞLARIN RAHATIMIZI BOZUYOR..
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
Favorilerime EkleYazdır
« önceki sonraki »
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Şafak FM - Çağrı FM - Furkan Radyo - Lalegül FM - Kuran Dinle


Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
Bu Sayfa 0.432 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu
Yükleniyor...