|
|
Epey zaman önceydi. Bir yerde oturuyorduk. Kaç kişiydik unuttum. Lakin içimizden bir şair birden yerinden kımıldadı. Evet, adeta olduğu yerde şöyle bir kımıldadı ve “çaysıdım” dedi. Canı çay çekmişti besbelli. O anda bu sözcük, isterseniz bu kelime deyin, çok hoşuma gitmişti. Böyle bir kelime var mıydı? Yoksa bu dalgın şair kendiliğinden mi bulmuştu bu kelimeyi? Sonrasında ya deyebildik ancak, çaysıdın demek? Evet dedi efkârlı bir ses tınısıyla, çaysıdım… Şiddetli şekilde çay içmek arzusu doğmuştu içinde anlaşılan. Bünye istiyordu ve buna şiddetli şekilde ihtiyacı vardı demek ki! Ali Çolak’ın “Gökyüzü dersine çalışalım” yazısını okurken de böyle oldu. Güzel güzel gökyüzünün harikalığından söz ederken yazının sonunda şöyle bir kısa cümle ile sözünü noktalamaya hazırlıyor. Diyor ki: “Yeryüzü kirlendikçe göksüyor insan.” 08 Kasım 2008, Cumartesi – Zaman Gazetesi. Yani gökyüzünü görmek istiyor. Gökyüzünü özlüyor, hasret çekiyor, görmek isteyip de göremeyince umudu azalıyor, yenilmiş gibi hissediyor kendini o kuşkulu ve tedirgin edici ortamda. Tabii bir insanlık halini ifade ederken yeni bir kelime ile ifade etmek bir şeyi özlemenin sonucunda aniden karşısında o şeyi bulmuş gibi oluyor. Görünmez olanı görünür kılan bir vesile gibi yeni heyecanlara götürüyor insanı. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’ünde bu iki kelimeyi bulamadım. Demek ki daha birer kelime teki olarak sözlükte yerlerini alamamışlar. Ya da daha bilinesi şeyler olamamışlar. Öksüz çocuklar gibi büyümeyi bekleyecekler. Siz bir hayli merak edip TDK sitesine girdiğinizde bu iki kelimeyi araştırdığınızda karşınıza aşağıdaki cevaplar çıkacaktır.
Çaysıdım: Aradığınız söz veya harf ile ilgili kayıt bulunamadı.
Göksüyor: Aradığınız söz veya harf ile ilgili kayıt bulunamadı.
İşte bu iki kelime daha dilimizde, yazı hayatımızda veya günlük konuşmalarımızda yetim bir çocuk gibi hüzünlü bir şekilde beklerken ve böylece etrafında olup bitenlere bakarken çok şeyin hayatta zor, karşılıksız olduğunu görecekler elbet. Varsayım olsa, neyse… İşin felsefesi yapılsa, hadi zamanla gelişir, anlaşılır diyeceksiniz. Lakin hiç öyle olmadığı çıkıyor karşımıza her gün yaşanan birçok hadise dolayısıyla. İnsana yakıştırılmayan yaptırımlar karşısında insan şaşakalıyor bocalıyor ister istemez. Sonra da belki farkına bile varmadan bu kadarı da olmaz yahu diye söylenmeye başlıyor. Önce kendine söylüyor, bakıyor ki olmuyor kuşlara, yıldızlara, yapraklara söylüyor içinde biriken bu yalnızlıkları. Neden temiz kalmıyor gökyüzü? Neden kapılar kapanıyor yüzüne insanların? Neden bu akıl almaz yasaklar kalkmıyor dünyamızdan?
Burada artık sözün gücüne güvenip söylemenin bir zorunluluk olduğunu, eğer söylenmezse hep öyle kalacağını ve baskıların, şiddetlerin giderek artacağını öğrenmiş oluyoruz. Yaşanabilir bir hayatı özlemenin suç değil ama suç unsurunu ortadan kaldırmanın sözün gücüne bağlı olduğunu biliyoruz. Sözlerimizin yanına daha güzel sözler katıp öylece ortaya çıkacağımızı ve etrafımız çiçeklensin diye çaba göstermek gerektiğini idrak ediyoruz. Yani kötü şeylerin ortadan kalkması için hasret çektiğimizi varlık sebebimizin Allaha kulluk etmek olduğunu, var olanın neden yok sayıldığını ve ısrarla üzerine gidildiğini üzüntüler içinde görünce iyi ve güzel şeyleri varsıyor insan… Ruhunun derinliklerinde varsıyor. Büyük özlemler çekerek, büyük beklemeler içinde bulunarak varsıyor insan. Çünkü var olan bir şeyin yoksanması mümkün görülmüyor. Er veya geç hayatımızda asli olarak var olanın yeniden var olarak yerine geçeceğini büyük bir azimle varsıyor insan…
İnsan ki sabredince kazanacaktır, söylemeyi özledim… Nurettin Durman/Milli Gazete
|