Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
  H *
ANASAYFA ARŞİV GİRİŞ KAYIT

imamhatip.com > İslâm > İslâmî Konular > Akâid (Moderatör: şakiroğlu) > Tanrı Bizi Aldatıyormu -1-
Sayfa: [1]   Aşağı git
« önceki sonraki »
Favorilerime EkleYazdır
Gönderen Konu: Tanrı Bizi Aldatıyormu -1-  (Okunma Sayısı 71 defa)
YALINKILIÇ Tanrı Bizi Aldatıyormu -1- : 20 Ekim 2008, 10:46:04
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 20


  Tanrı bizi aldatıyormu  -1-

Sığınıyorum allâh’a taşlanmış şeytandan

Adıyla allâh’ın, merhametiyle kuşatanın, gereğince merhamet edenin                                     

 İslâm târihinin nurlu dönemi salat ve selâm ona yüce allâh’ın elçisi muhammed ve arkadaşlarının yaşadığı dönemdi.  Sonra başlayan dîni saltanata kul eden , yeni din olan mezhepler dönemidir.  Ardından yeni  dîne dâir açıklamalar yapmayı engelleyip , uydurulmuş dîni allâh ve peygamber hükmü gibi tartışılmaz değiştirilmesi dâhi düşünülemez  hâle getirdiler. Bu işi  dine dinde olmayan ictihâdı sokup ,  ictihâd ile yeni dîni kurmak ve ardından , kendi açtıkları dinde  sahtekârlık kapısını , ictihad kapısını kapatarak yaptılar. Bu yeni câhiliyet dönemi bitti. Artık müslümanlar satanatın , egemen islam dışı yönetimlerin yönetimi dışında islâm hakkında araştırarak münâzara ediyorlar. Bu çabalar yeni nurlu dönemin müjdesi olmaya başladı. Ancak dinde ihtisas yapan , ihtisas yaptığı konuda münâzara yapanların , ihtisas konuları dışında fikir açıklamalarından ve hiç bir ihtisası olmadığı halde konuşanların olmasından oluşan pek çok yanlışlar dîne mal edilmektedir.
      Bu çağın iletişim imkânlarını kullanan , fikirlerini tercüme ederek dünyâya yayan pek çok kişi bu yayınları ile yanlışlarını tüm dünyâya yayıyorlar. Bilgi kirliliği gerçeği örtmeden , duru bilgi kaynakları oluşturulmalı. O zamana kadar bilen bildiği kadar yanlışlarla mücâdele ederek doğruları açıklamak zorunda. 
     Dünyâya tercümeler yapılarak yayılan yanlışların kaynaklarından birisi de , kur’ân mûcizeleri konusunda yaptıkları yayınları  bir kişiye mal ederek yayın yapan bilinen  bir gurup.  Bu sözde kişi ile temsil edilen gurubun yayınlarından alıntı yaparak  , mantık üzerine kurdukları iddiâlarının yanlışlarını mantık ve kur’ân âyetleri ile açıklamaya çalışacağım. Bu kişinin adını anmıyacağım . Çünkü hak ettikleri vasıflarla kendilerini vasıflandıranları hakâret ettikleri gerekçesiyle , kur’ân’ın tâğût ve şeytanın dostları olarak vasıflandırdığı islam dışı hükümlerle hükmedenlerin , kâfirlerin mahkemelerine havâle ediyorlar. 
    Ayrıca bilinmelidir ki, burada , bu ve benzeri yazılarda gâyem yanlışın yanlışlığını  açıklamak ve doğruyu ifâde etmektir. Yazılardaki , kâfir veyâ şeytân veyâ başka türlü vasıflandırmalarım kur’ân ve sünnete uygundur , en azından bu uygunluğa dikkat etmeye gayretim var. Düşmanlık olan bu tür vasıflandırmalarım, yanlışa ve aldanışa olan bir düşmanlıktır. Hakkında yazdığım kişiler  hatâ yapıyor olabilir, bilmeden yaptıkları hatâlarla suçlanamazlar. Bu durumda olmalarını ve yanlışlarını anlayıp tevbe etmelerini umarım. 
       Bu kişiler hakkındaki sözlerim , islâm düşmanlığı anlamına gelen yanlışları bilerek ve islam düşmanlığını kasdederek savunuyor olmaları durumunda kendileri için geçerlidir. 
       Bu yanlışları bilmeden yapanlar , doğruyu yanlışı ayırmaya , anlamaya gayret edip doğru olduğunu zannettiği halde bu yanlışları savunanlar ise “allâh’dan başka tanrı yok , muhammed allâh’ın elçisidir” sözünü kabul ettikleri ve bu sözün gereği olan inanç ve söylem ve eylem içinde bulundukları müddetçe dinde kardeşimdir. 

 (kur’ân,  sûre  20 tâhâ , âyet 47)  “…ve  sağolsun  kim  uydu  (gerçeğe)  iletene.”







Bu yazı bir tekzîb yazısıdır.

Alıntı :

Maddenin ardındaki sır
Çevresini akıl ve vicdan yoluyla izleyen kişi evrendeki canlı-cansız herşeyin yaratılmış olduğunu fark eder. Peki tüm bunlar kim tarafından yaratılmıştır?
Açıktır ki, evrenin her noktasında kendini belli eden "yaratılmışlık", evrenin kendisinin bir ürünü olamaz. Örneğin bir böcek kendi kendisini var etmemiştir. Güneş sistemi, bitkiler, insanlar, bakteriler, alyuvarlar, kelebekler kendi kendilerini yaratmamışlardır. Tüm bunların "tesadüfen" oluşmaları gibi bir ihtimal de, kitabın önceki sayfalarında incelediğimiz gibi, söz konusu değildir.

İşte Allah'ın varlığını tanımayanların saptığı nokta da buradadır. Bu kişiler, Allah'ı gözleriyle görmedikleri sürece, o'nun varlığına iman etmemeye şartlandırmışlardır kendilerini. Ancak bu durumda, evrenin her yerinde apaçık görünen "yaratılmışlık" gerçeğini gizlemek, evrenin ve canlıların yaratılmamış olduğunu iddia etmek zorunda kalırlar. Bunu yapmak için yalanlara başvururlar. Evrim teorisi ve materyalist felsefe bu konuda başvurulan yalanların ve sonuçsuz çırpınışların en belirgin iki örneğidir.

İnkar edenlerin temel yanılgısı, aslında Allah'ın varlığını inkar etmeyen, ancak çarpık bir Allah inancına sahip olan pek çok kişi tarafından da paylaşılır. Toplumun çoğunluğunu oluşturan bu kişiler, yaratılışı reddetmezler, ancak Allah'ın "nerede" olduğuna dair ilginç batıl inançları vardır: çoğu, Allah'ın "gökte" olduğunu sanır. Bilinçaltlarındaki düşünceye göre, Allah çok uzaklardaki bir gezegenin arkasındadır ve çok nadiren "dünya işlerine" müdahale eder. Ya da hiç etmez; evreni yaratmış ve bırakmıştır, insanlar kendi kaderlerini çizerler...

Kimileri de kuran'ın Allah'ın "her yerde" olduğuna dair haberini duymuşlardır, fakat bunun anlamını tam olarak çözemezler. Bilinçaltlarındaki batıl düşünce; Allah'ın radyo dalgaları ya da görünmez, hissedilmez bir gaz gibi, maddeleri çevrelediği şeklindedir.

Oysa bu düşünce ve baştan beri saydığımız, Allah'ın "nerede" olduğunu bir türlü çözemeyen (belki de bu yüzden o'nu inkar eden) düşünceler, ortak bir yanlışa dayanmaktadırlar: hiçbir temeli olmayan bir ön yargıyı benimsemekte, ondan sonra da Allah ile ilgili olarak zanlara kapılmaktadırlar.
Nedir bu ön yargı?

Bu ön yargı maddenin varlığı ve niteliği ile ilgilidir. Maddenin var olduğu konusunda öyle şartlanmışızdır ki, acaba gerçekten var mıdır, yoksa sadece bir gölge varlık mıdır, hiç düşünmemişizdir. Oysa modern bilim, bu ön yargıyı da yıkarak, çok önemli ve etkileyici bir gerçeği ortaya koymaktadır. İlerleyen sayfalarda kuran'da da işaret edilen bu büyük gerçeği açıklamaya çalışacağız. 

Karşılık : 

Büyük yanlış bu mantıksız iddiâ , yazara göre gerçekte madde yoktur. Bu yazıda da bu mantık dışı , akıl ve bilim dışı ve din dışı sözü isbâta ve bu iddiâsının dine islâma âit bir gerçek , hikmet  olduğunu isbâta çalışacak. Tüm gerçekleri inkâr ederken kendi seçme saçmalarının gerçek olduğuna okuyucuyu inandırmaya çalışacak. 


Alıntı :
Elektrik sinyallerinden oluşan evren
Yaşadığımız dünya ile ilgili tüm bilgilerimiz bize beş duyumuz aracılığı ile gelir. Yani biz gözümüzün gördüğü, elimizin dokunduğu, burnumuzun kokladığı, dilimizin tattığı, kulağımızın duyduğu bir dünyayı tanırız. Doğumumuzdan itibaren bu duyulara bağlı olduğumuz için "dış dünya"nın, duyularımızın bize tanıttığından farklı olabileceğini hiç düşünmemişizdir.

Karşılık :
 Algıladığımızdan farklı olabileceğini düşünmemiz akılsızlık olurdu , algıladığımız şekilde olduğuna tanık olan milyarlarca insan ve tirilyonlarca akıllı canlı  varken , ve kur’ân bildirirken.

Alıntı : 

Oysa, bugün birçok bilim dalında yapılan araştırmalar son derece farklı bir anlayışı beraberinde getirmiş, algılarımız ve algıladığımız dünya ile ilgili ciddi şüphelerin oluşmasına neden olmuştur.

Bu yeni anlayışın çıkış noktası ise şudur: bizim "dış dünya" olarak algıladıklarımız, yalnızca elektrik sinyallerinin beyinde yarattığı etkilerdir. Elmanın kırmızılığı, tahtanın sertliği, dahası anneniz, babanız, aileniz, sahibi olduğunuz bütün mallar, eviniz, işiniz ve bu kitabın satırları yalnızca ve yalnızca beyninizdeki elektrik sinyallerinden ibarettir.


Karşılık : 

Bu ne yaman çelişki , beynimizdeki elektirik sinyallerinin varlığını iddiâ edip var olan her şeyi inkâr. Ayrıca eğer bizler yoksak bu salak kime neyi isbâta çalışıyor. 

Alıntı :

Frederick vester bilimin bu konuda ulaştığı noktayı şöyle ifade eder:
Bazı düşünürlerin, 'insan bir hayaldir, aslında bütün yaşananlar geçici ve aldatıcıdır, bu evren bir gölgedir' şeklindeki sözleri günümüzde bilimsel olarak kanıtlanıyor gibidir.
Karşılık : 
Bu yazıda bilimsel yada bilimsel olmayan bir isbat yok. “insan bir hayaldir” yada “evren bir gölgedir” bu sözler acabâ “insan tanrının gölgesidir” sözünü  kabul ettirmek içinmi  yazılmış.

Alıntı :

Ünlü filozof george berkeley'in, bu şaşırtıcı gerçek ile ilgili açıklaması ise şöyledir:
Kendilerini gördüğümüz ve dokunduğumuz için, bize algılarımızı verdikleri için nesnelerin varlığına inanırız. Oysa algılarımız sadece zihnimizde var olan fikirlerdir. Şu halde algılar aracılığıyla ulaştığımız nesneler fikirlerden başka bir şey değildirler ve bu fikirler, zihnimizden başka yerde bulunmazlar zorunlu olarak… bütün bunlar madem ki sadece zihinde var olan şeylerdir, öyleyse evreni ve şeyleri zihnin dışında varlıklar olarak hayal ettiğimizde, yanılmaların içine düşmüş oluyoruz demektir… öyleyse bizi çevreleyen şeylerin hiçbirinin bizim zihnimizin dışında bir varlığı yoktur..
Karşılık :   

Gerçeğin yalanlanması yalanı savunanların tek çâresidir. Gerçeğin kabul ve isbâtı ise gerçeği savunanların yoludur. Gerçeğin düşmanı şeytandır. Yalanın düşmanı allâh ve elçileri ve müslümanlardır. Müslüman gerçeği doğrular , yalanı yalanlar. Kâfir ise gerçeği yalanlar , yalanı doğrular. 
       Bu bölüm tam olarak ,  iddiâ edilen yalanın doğruluğunu isbât gayretinin merkez bölümü. 

Demiş:
 Kendilerini gördüğümüz ve dokunduğumuz için, bize algılarımızı verdikleri için nesnelerin varlığına inanırız. Oysa algılarımız sadece zihnimizde var olan fikirlerdir.


Dedim: 
Algılanan şeyler inanılan şeyler değildir. Algılanan şeyler var olduğu şüphesiz bilinen şeylerdir.

Örnek: bu yazı algıladığımız bir şeydir. Öyleyse bu yazı vardır. Varlığını algıladığımız  bu yazının varlığına  , delilsiz  , aslında var olmayan bir şeye inanır gibi  inandığımız iddiâsı , mantık dışı , akıl dışı , deli zırvası bir söz olur. Aksine bu yazıyı algıladığımıza göre bu yazının var olduğunu biliriz, bu yazının var olduğunu  bilmek , bu yazının var olduğu isbat edilmemiş olmasına rağmen varlığına inanmak değildir.
    Burada bilmek ve bildiğinin varlığına inanmak  ile isbatsız yanlış  bir inancın aynı şey olduğuna iknâ edecek şeytan işi bir saptırma yapılmış. 
     Hangi akıl var olduğunu bilerek , var olduğuna inandığı şeyi inkâr edebilir ve bile bile var olduğunu inkâr edebilir. 
Ancak bir şeytan yada bir kâfir var olduğu açıkça belli bir şeyi inkâr eder.   

 Gerçeği yalanlarken yalanladığı gerçeğin varlığını kabul etmek zorunda olduğunu ise göz ardı ediyor. Algıladığımız şeyi algılamamızın , algıladığımız şeyi görmemiz ve ona dokunmamız olduğunu söylerken algılanan bir şeyin varlığını kabul ediyor, gerçeği itiraf ediyor , ardından da varlığını itiraf etmek zorunda olduğu şeyi inkâr için , o şeyin varlığını bilmediğimiz , var olduğuna inandığımız sapıklığını ileri sürüyor. Bu kadarı yetersiz kaldığı , yalanını desteklemesi gerektiğini düşündüğü için , ikinci bir saptırma kademesine geçerek devâm etmiş.

Demiş :
Oysa algılarımız sadece zihnimizde var olan fikirlerdir.

Dedim : 
Algılarımızın nerede olabilir ki. Doğal olarak algılarımız zihnimizdedir. Neden böyle diyor. Çok doğal olan  bu gerçeği özel bir durummuş gibi , bu çok hikmetli konuya neden dâhil etmiş. Galiba bu büyük şeytanlığını ifâde etmek için bir geçiş cümlesi. Varlığını itiraf ettiği halde , açık bir söyleyişle de varlığını yalanladığı nesnenin ,  algılarımızın zihnimizde olmasıyla ne ilgisi olabilir. Burada diğer bir sokuşturma daha var. Algılarımız fikirler imiş. Ya türkçe bilmiyor ya sözlüğe bakmamış yada aklından zoru olmalı.  Gördüğü manzaraya bu ne güzel manzara diyen olurda bu ne güzel fikir diyen olabilirmi. Şeytanın işi ne. Her şeyi olduğundan farklı göstermeden yanlışın doğruluğunu kabul ettiremeyeceği için bu uydurmalar. Bu arada bahsedilen nesnenin aslında var olmayan , sadece bir algı, algıdanda öte bir değersiz fikir olduğuna dâir ciddî bir zan oluşturuyor okuyucuda.

Demiş :
. Şu halde algılar aracılığıyla ulaştığımız nesneler fikirlerden başka bir şey değildirler ve bu fikirler, zihnimizden başka yerde bulunmazlar zorunlu olarak… 

Dedim : 
Şimdide nesneleri algılamış oluşumuzu tersine çevirerek yeni bir saptırma daha oluşturuyor. Algılar nesnelerden bize ulaşan bilgiler olduğu halde , algıları algı araçları olan duyu organları yerine göz, kulak, dil yerine koyarak , nesnelere onlarla ulaştığımızı iddia ediyor. 
Ve burada şeytanlığını açıklayarak söylemek  istediği sapık inanışı açıklıyor. Kısa bir yazıda bir kaç saptırma dönemecinden sonra istediği büyük sapıklık konumuna vardırabiliyor konuyu.
    Nesneler fikirlerden başka bir şey değildirler. Müthiş salaklık. İnsanın bu kadar salak olabilmesi için bu işi yüksek okulda , üniversitede okumuş olması gerekir. Salaklık üniversitesi şeytani ilimler fakültesindenmi mezun oldun ey salak oğlu salak denir böylesine. 
     Dahasıda var nesneleri  fikirlere dönüştürmekle de hızını alamayıp saptırma dönemeçlerine bir saptırma daha ekliyor ,  nesneler hem fikir hemde bu fikirler yani  nesneler zihnimizde imiş.
     Ne demek bu. Yani demek istiyorki , meselâ , bir oduna bakıyor olsam o odunu zihnimde algılarım , öyleyse  o odun aslında var değildir yoktur ve ben o odunun var olduğuna algıladığımiçin  inanırım. Oysa benim algım zihnimdedir. Algım zihnimdeki  bir fikirdir . Şu halde algıladığım , duyu organlarımla gözümle ulaştığım  o odun bir fikirdir. Ve bu fikir (odun) zihnimden  (beynimden) başka bir yerde bulunmaz. Diyor.
    Kısaca eğer bir oduna bakıyorsam , ben bir odun kafalıyım  demek istiyor. Kafasının içinde beyin yerine bir odun var bu adamın. 

Demiş : 
Bütün bunlar madem ki sadece zihinde var olan şeylerdir, öyleyse evreni ve şeyleri zihnin dışında varlıklar olarak hayal ettiğimizde, yanılmaların içine düşmüş oluyoruz demektir…

Dedim : yüce  allâh tevbe nasip ede. Saptırmalarına ve saçmalarına devamla gördüğümüz hiç bir şeyin zihnimizin dışında olmadığını, hiç bir şeyin var olmadığını iddia ederek tüm yaratılışı ve Allahın fiilerinin sonucu olan tüm varlıkları ve Allahın tüm fiillerini inkar ediyor. Tüm bunların fikir bile değil bir takım hayaller olduğunu iddia ederek dahada aşağılıyor. Ayrıca varlıkların var olduğunu zannetmemizin bir aldanış olduğunu ileri sürüyor. Demek istiyorki bizi bu şekilde donatan  , var eden ,  yaratan bizi aldatmaya çalışıyor ama , biz uyanıklar aldanmayız . Bu iddialar tam olarak yüce allâhın bizi aldattığını iddia etmektir. Çünkü bizi  bu yapıda yaratan odur. Bu yaratışı ile Allah kullarına doğruyu göstermeyi değilde kullarını aldatmayı kasdetti diyor. Öyleyse Allah gerçeğe çağırmıyormu. Yalanamı çağırıyor. Kur’ân âyetleri bize ,
  Görmüyormusunuz âyetleri , gördüğünüz âyetlere inanın ,  gerğini yapın ,  Allaha uyun derken yalanmı söylüyor. Yoksa yalancı bu yazarmı.
     Tüm varlık âlemi allâh’ın âyetleridir. Varlığı inkar âyetleri inkârdır. Varlığı inkâr o varlığı kendi varlığının âyeti yapan allâh’ı inkârdır. Yüce allâh’ı  , kulları aldatan  şetanın vasfıyla vasıflandırmak , şeytanın işinden başka kimin işi olabilir.

Demiş :
… öyleyse bizi çevreleyen şeylerin hiçbirinin bizim zihnimizin dışında bir varlığı yoktur..
 Dedim : 
Aynı sözün tekrarı , hiç bir şey yoktur deyişinin tekrarı. Aslında bu söz ile  söylediği bir şey daha var hiç bir şey yok benim zihnim var , hiç bir şey yok ben varım . Bu ne büyük bir bencillik ,  tüm varlıkları ve tanrıyı  tamâmen     inkar ve tek tanrının nefsi ,  kendisi olduğunu iddia etmek.
Bu kişinin târif ettiği sahneyi bir düşünün , gözlemci olduğumuzu düşünelim. Bir kişi bir nesneye mesela bir ağaca  bakıyor ve onu bu iddiacının iddia ettiği gibi zihninde algılıyor. Ve şöyle diyor , bu sadece bir yalan , aslında burada bir ağaç yok. Halbuki biz gözlemciler o kişiyi ve yalanladığı ağacı görüyoruz. Cevap hazırdır, sizin gördüklerinizde yokki, sizde hayal görüyorsunuz. Fakat o kişi kendi varlığının gerçek olduğunu iddia ediyor. Tüm gördüklerini ise inkar ediyor. Halbuki onun yanlış mantığına göre , kendi varlığını kendisinin kabul ettiği gibi , kendi varlığını kabul eden , dolayısıyla varlığı kabul edilmesi gerken bir çok varlık var. Halbuki o kendi dışındaki hiç bir varlığın varlığını kabul etmiyor. Bu taktirde her var oluş  iddiasında olan varlık da onun varlığını inkar etmelidir. Öyleyse her varlık kendi varlığını kabulde yalnız kalır. Halbuki varlığının  inkar edilmesi konusunda tüm varlıklar adedince tanık oluşur. Öyleyse bu durumda kendi varlığına inanmakta haklı olduğunu iddia edişine delil olabilecek tek tanığı olan kendisine karşı ,  varlıklar adedince ,  var olmadığına inanması gerektiğine dair tanıklar olması sebebi ile ,  kendi varlığının var olduğuna inanmaması daha mantıklı olacaktır. Kendi mantığına göre var olmadığı kanıtlanan bu zavallının sözleri ve iddiaları ise kendi var olmadığı için bir değer  değil,  bir hayalin gölgesi kadar bile değerli değildir.
Hal bu ki yüce allâh kur’ân’da görülen şeylerin gerçek olduğunu bildiriyor.

(6 en’âm 25)  “ve onlardan kimi ,  dinlemeye devâm eder seni ve yaptık üzerine kalplerinin (onların) kaplamalar anlamalarına onu ve kulaklarında (onların) duymayı ağırlaştırıcı ve  hepsini belirtinin (âyetin) gördülerse güvenmiyorlar (îmân etmiyorlar) ona ,  o âna kadar (ki) geldiler sana mücâdele ederler seninle , der (onlar) ki küfrettiler (kâfir oldular) bu ancak hikâyeleridir öncekilerin”.

(14 ibrâhîm 19)  “görmedinmi elbette allâh yarattı gökler ve yeri gerçek olan ile  (hak ile)  dilerse giderir sizi ve gelir yaratılışın yenisiyle”. 
(20 tâhâ 56)  “ve elbet muhakkak gösterdik ona belirtilerimizi (âyetlerimizi)  hepsini onun böyle iken  yalanladı ve beğenmedi”.

(34 sebe 6)  “ve görür (onlar) ki getirildiler bilgiye  (ilme) ki indirildi sana düzenleyeninden (rabbinden) o gerçek (hak) ve iletir yoluna azîzin hamîdin”.

(41 fussılet 53)  “göstereceğiz onlara belirtilerimizi (âyetlerimizi) ufuklarda  ve kendilerinde  tâki tamâmen açığa çıkar onlara elbette o gerçek(tir) (haktır) , yeterli olmadımı düzenleyenine (rabbine) elbette o üzerine her şeyin çok iyi tanık”. 

(53 necm 18)  “elbet muhakkak gördü belirtilerinden (âyetlerinden) düzenleyeninin (rabbinin) en büyük olanı”. 

(79 nâziât 19)  “ve iletirim seni (hidâyet ederim seni) düzenleyenine (rabbine) böylece ürperirsin”.
(79 nâziât 20)  “böylece gösterdi ona belirtinin (âyetin) en büyüğünü”.
(79 nâziât 21)  “böylece yalanladı ve isyân etti”.
(79 nâziât 22)  “sonra ardını döndü çabalıyor”.
(79 nâziât 23)  “böylece (bir alana) topladı ve seslendi”.
(79 nâziât 24)  “böylece dedi ben düzenleyeniniz (rabbiniz) en yüce olanım”.
                               


  Âyet :  (17 isrâ 36)    “ve  ardına  takılma  neyin  (ki)  (var)  değil  senin  için  onunla  (ilgili)  bilgi,  elbette   işitme  ve  görme  ve  gönül,  hepsi  işte  (onlar)ın   oldu   ondan  mes’ûl”.
 Âyet : (24 nûr  31)    “…ve  (hatâdan)  dönün  allâh’a   toptan  ey  güvenenler  (îmân  edenler)  olurki  siz  kurtulursunuz”.
 Âyet : (20  tâhâ 47)  “…ve  sağ  olsun  kim  uydu  (gerçeğe)  iletene”.

 Âyet : (1fatiha 1)  “övgü  allâh’a  düzenleyeni  evrenlerin”.   



Yazının telif hakkı yazar adı ve web sayfasının yayınlanmasından ibarettir.
  Alıntı : yazar, ali kenan aydın
   Sayfa,   www.enbuyuk1.tr.gg   
Logged
Reklam

reklam
Tanrı Bizi Aldatıyormu -1-
« : 20 Ekim 2008, 10:46:04 »

 Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Favorilerime EkleYazdır
« önceki sonraki »
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Şafak FM - Çağrı FM - Furkan Radyo - Lalegül FM - Kuran Dinle


Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
Bu Sayfa 0.432 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu
Yükleniyor...